SARIBABA’DA MEDFUN BİR GÂZÎ ŞAHSİYET

Ş.oğuzBazı yazılarını 1930’ların gazetelerinde okumuştum. Onun memuriyet dolayısıyla Çankırı’ya gelmiş kişilerden biri olduğunu sanıyordum. Bazı yazılarına ‘kültür işyarı’ gibi manası pek anlaşılmayan bir unvan eklenmişti. Günümüzdeki ‘milli eğitim çalışanı’ anlamına gelebilecek bir ifade. Balkan savaşıyla başlayan macerası, cepheden cepheye koşarak Hatay’ın kurtuluş mücadelesine kadar sürmüş. Silahıyla iyi vuruşan bir zabit ve çeteci olduğu kadar kalemiyle de etkili bir yazar olarak görüyoruz kendisini. Bugün Cumhuriyet Bayramı. Altta kısmen görülen yazıyı, kahrama3afHnımız Cumhuriyet’in 14. yıldönümünde bir Çankırı gazetesinde yayınlamıştır.

Memleketi Antakya’dan İstanbul’a tahsil için gelmiştir. Vefâ idadisini bitirdikten sonra hukuk öğrenimine başlar. 18-19 yaşlarındadır. Balkan Savaşı çıkınca okulu bırakmış, gönüllü olarak cepheye koşmuştur. Esir düşmüş, Rusçuk’ta 9 ay esaret hayatı çekmiştir..

-Balkan savaşında(gönüllü)
-Çanakkale savaşlarının değişik cephelerinde
-Galiçya’da
-Kafkasya’da
-Suriye-Hayfa’da (Yıldırım Orduları) savaşlara iştirak etmiştir. Mütareke sonrası önyüzbaşı olarak terhis edilir.

Millî Mücadele öncesi İzmir’in işgaline şahit olur. Kendisi gibi bazı subay arkadaşlarıyla direniş örgütlemeye karar verirler. Ege’de efelerle birlikte Yunan ordusuna karşı çete faaliyetini başlatanların başında gelmektedir. Yörük Ali Efe’yi Millî Mücadele’ye katılmaya iknâ eder, efenin kızanlarıyla birlikte sayısız baskına katılır ve Yunan ordusuna büyük zayiat verdirirler.

MÜKÂFAT YERİNE CEZÂ

Kimse sanmasın ki, kahramansın dürüstsün diye her zaman mükafatlar kazanılacak. Çoğu kez yiğit ve dürüst olanlar mağduriyetlere maruz kalır. Millî Mücadele sırasında askerin iaşesini çalan zabitlerden oluşan bir şebekenin hırsızlıklarını ortaya çıkarmasının ardından kahramanımız,onların iftira ve tertibiyle tutuklanır. Divan-ı harpte yargılanır, kurşuna dizilmekten son anda kurtulur.

ÇANKIRI’YA GELİŞİ

Millî Mücadele sonrası Adana’ya yerleşip gazetecilik yapmaya başlar. Hatay’ın anavatana katılması için çabalarını sürdürmektedir. Yazdığı yazılardan rahatsız olanlar tarafından mahkemeye verilir. İstiklal mahkemesinde yargılanır. Kılıç Ali’ye sert cevap verdiği için haksız yere mahkum edilir. Verilen üç yıllık kalebentlik cezasını çekmek üzere Çankırı’ya gönderilir. Bir yıl kadar sonra serbest kalır. Burada tanıştığı Çankırılı dava vekili Ömer Efendi’nin yanında çalışmaya başlar. Ömer Efendi’nin 14 yaşındaki kızı ile evlenir. Dört çocukları dünyaya gelir. Hepsine tahsil yaptırır. İlk çocukları Sevim hanım, Çankırı Lisesinde okuyanların derin bir saygı ile hatırladıkları kimya öğretmeni Sevim Alpkaya’dır. Yazımıza konu olan zatın saygıdeğer hocamız Sevim Alpkaya’nın babası olduğunu kıymetli arkadaşım Fikri Demirok söyledi. O söylemese -Hatay davasını konu alan yazıları dışında- ilgimi çekmesi söz konusu olmazdı.

Hakkında bir şeyler yazma gereği duymam sebebiyle yıllardır görmediğim Sevim Alpkaya hocamıza Kurban bayramında telefonla ulaştım. Babası hakkında bazı bilgileri kendilerinden aldım. Çankırı’da Sarıbaba mezarlığında medfun bu kahraman gazimizin adı ŞÜKRÜ OĞUZ ALPKAYA’dır. Resmî kayıtlara göre, 1893 yılında Antakya’da doğmuş, 6 Ocak 1966’da Çankırı’da vefat etmiştir. Sonraki yazılarımızda onun hakkında-inşallah-başka bilgiler sunmaya çalışacağız.
Ş.Oğuz ve F.Alpkaya
-Şükrü Oğuz Bey ve eşi Fatma Alpkaya’nın Sarıbaba’daki kabirleri-

Cumhuriyetimizin 90.yılındayız. Ülkemize ve milletimize kutlu olmasını temenni ederim
-devam edecek-

Yazar: Hakkı DURAN

Avatar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir