2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Hakkı DURAN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - ŞEKERCİLİK ZANAATI VE ÇANKIRILILAR
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumŞEKERCİLİK ZANAATI VE ÇANKIRILILAR

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesajın Direkt Linki Konu: ŞEKERCİLİK ZANAATI VE ÇANKIRILILAR
    Gönderim Zamanı: 22.10.2006 Saat 02:07

ŞEKERCİLİK ZANAATI VE ÇANKIRILILAR

 

               
                                Hakkı Duran

 

 

            Şekercilik, İstanbul’un köklü zanaatlarından biri olup, bir zamanlar Türk şekerlemeleri batı ülkelerinde bile ün salmıştı.

             1930’larda yayınlanmış bir broşürde yer alan bir yazıda, İstanbul’da bu köklü zanaatın başlıca ustalarının Çankırılılar olduğu belirtilmekte ve şeker çeşitleri hakkında bilgi verilmektedir. Bayram münasebetiyle Çankırılıların kendini gösterdiği bu zanaat hakkında bir yazının Ramazan Bayramı için uygun düşeceğini düşünüyorum. Benim doğum yerim olan Orta ilçesi, Kalfat Beldesinde de bu zanaatın izleri kuvvetli bir şekilde mevcuttur. Batı kültürel normları, bütün kurumlarımız ve geleneksel değerlerimizi etkisi altına aldığı gibi, şekerciliğimizi de Avrupaîleştirmiştir. Şimdi pastacılık alanında çok sayıda Kalfatlı ve Ortalının var olması bu gelenekten kaynaklanmaktadır. Kuruyemişçilik alanında İstanbul’da ağırlığını hissettiren hemşehrilerimizin çoğunluğu da Orta’nın belirli köylerinden giden Çankırılılardır. Rahmetli babam İstanbul’dan teneke kutu içinde reçeller getirmiş, bunları İstanbul’da çok yıllar önce gitmiş ve şekercilik yapan aslen Kalfatlı Reçelci Ahmet’in hediyesi olduğunu söylemişti. Yine küçüklüğümde köyümüzde Ethem Kalfa diye anılan yaşlı bir kişi vardı. İstanbul’da uzun yıllar şekerci ustası olarak çalışmış, (kalfalık ünvanı da muhtemelen oradan geliyordu) yaşlılık döneminde köyüne dönmüştü. Babam, Ethem Kalfa’yı güçlükle ikna ederek gül reçeli yaptırmayı başarmıştı. O gül reçelinin tadını bir daha yakalama şansım olmadı. Kalfat’ta Ömer Kalfagil, Şekercigil ve Ali Kalfagil gibi sülâleler İstanbul’da bu zanaatı icra etmişlerdir.

 

                         BAZI ŞEKER ADLARI

             Uzun bir zamandan beri İstanbul’a tat veren bu zenaat; biçim, tür ve lezzet itibariyle oldukça bol çeşitler meydana getirmiştir. İstanbul şekerleri arasında LÂTİLOKUMLAR başta gelmektedir. Bunların misk gibi kokan sakızlıları, fındıklıları, Şam fıstıklıları ve kırmızı renge boyalı gül kokuluları vardı ve hala da mevcuttur.
                                                                                              

   

 

 

 
                                                       
 
 
 
 
 
                  
 
...............................Lokum...............................................Akide..............................................................Ezme...........

                                                (www.hacibekir.com.tr'den)

 

                    AKİDELER
 
        Akidelerin çeşidi çoktur. Bunlar içinde tarçınlı, kahveli, güllü, fındıklı, limonlu, rendelenmiş portakallı ve menekşelileri en evvel hatıra gelenlerdir. Âkidelerin koku ve lezzetlerine göre biçimleri de değişirmiş. Mesela tarçınlılar sivri köşeli, fındıklılar gelişi güzel yuvarlakmış. Bunların şekercinin mührü ile mühürlenmiş eski çeyrek şeklinde olanları da mevcutmuş.
 

             AKÎDE deyince onlarla beraber sıralanan BERGAMOD’ları unutmamak lâzımdır. Parlak beyaz renkli bergamodların pembe renkli ve sakızlı türü mevcutmuş ve sakızlı olan daha sert oluyormuş.

             Şekerci dükkanlarını süsleyen ve şekerciliğimizin en üstün eseri olan Keşkülü fukaranın camekânlarında murassa bir tepsi gibi heybetli kuruluşunu kim bilmez?” diyorl yazarımız. Bilen varsa beri gelsin. Hindistan cevizi ile fındık ve Şam fıstığından yapılan bu nefis şekerlememizin yanında yer alan ARMUT, KAYISI, PORTAKAL kabuğu ve yeşil İNCİR şekerlemeleri ile BADEM şekerlerimiz ve hele ağızlarda dağılan yuvarlak ve silindirik yahut baklava biçimi BADEM EZMELERİ’miz millî şekercilik zenaatimizin birer üstün şaheserleridir.

             Şeker çeşitlerimiz bu kadarla kalmamıştır. Çocuklar için LEBLEBİ, FİTİL PORTAKAL, KİŞNİŞ şekerleri yaptığı gibi, lohusalar için baklava biçimi kesilmiş karanfilli kırmızı ŞERBET şekeri, hastalar için de NÖBET şekeri imal edilmiştir.

Sakız gibi çiğnenen ÇİFTE KAVRULMUŞLAR, küçücük kesilmiş parlak NANE şekerleri, halk tarafından sevilen yumuşak PEYNİR şekerleri de imal edilen türler arasında idi.

          Şekercilerimiz bunlardan başka; pek bol çeşitli nefis REÇELLER, ŞURUPLAR, MACUNLAR ve MURABBALAR da imal ederlermiş.

            
Özetle , hayali bile ağız sulandıran, hilesiz ve bize özgü nefis ürünleriyle başlı başına ve temelli bir zenaat olarak İstanbul’da kökleşen şekerciliğimiz, asırlarca memlekete tat vermeye çalışmış ve çikolatalarla Avrupa şekerlemelerinin yurtta revaç bulmaya başladığı senelere kadar oldukça kazançlı ve gözde bir sektör olmuştur
.

 
 

      ŞEKERCİ ÇANKIRILI MEHMET AĞA İLE SÖYLEŞİ

            
Sözkonusu broşürde İstanbul’da şekercilik sektöründe iş yapan Çankırılı Mehmet Ağa ile yapılmış bir söyleşi yer almaktadır. İstanbul’da Şekercilik konusunda Çankırılıların ağırlıklı olduğunu öğrendiğimiz bu söyleşi, 1936 yılında aslen Gaziantepli olan araştırmacı Hikmet Turhan Dağlı tarafından kaleme alınmıştır.

             Hekimoğlu Ali Paşa mahallesinde şekercilik yapan Mehmet Ağa, 1870 yılından beri İstanbul’da bu işle uğraşmaktadır. Bu tarihte İstanbul’a geldiği vakit on dört yaşındadır ve gelir gelmez bu işe çırak olarak girmiştir. Şekercilik mesleğinin örgütlenme şekli de söyleşinin satır aralarında yer almıştır.

             Mehmet Ağa diyor ki; “O zamanlar şekercilerin en çok bulunduğu semt Bahçekapı tarafı idi. Şekercilerin asma altında bir odaları, bir de kâhyaları vardı. Her şekerci odaya senede bir altın verirdi.

 
            AHİLİK İLKELERİ 
 

          İstanbul şekercilerinin pek çoğu Çankırılı idi. Bu Çankırılı şekerciler her sene memleketlerinden çırak getirirler, onları sırasıyla kalfa ve usta yaparlardı.           

          Destur almadan kimse dükkan açamazdı. Bunun hususi merasimi vardı. Baharda Kağıthane’ye gidilir, orada ziyafetler verilir ve peştamal kuşatılırdı. İpekten mamul olan ve Bursa malı olmasına dikkat edilen bu peştamal, kuşatılmadan evvel yemekler yenir, dualar edilirdi. Merasimde kahya ile yiğitbaşı bulunurdu. Yiğitbaşının vazifesi davetlileri idare etmekti.


             1870 tarihlerinde İstanbul’da şekerci dükkanlarının sayısı yetmiş kadardı. Bu gün(1930’lar) ise, alafranga ve alaturka işleyenlerle beraber beş yüz kadar tahmin edilmektedir.

             Şekercilik zenaatı, 1910 senesine kadar fazlaca kazanç bırakan işlerdendi. Fakat Avrupa şekerlemeleriyle çikolataları bu kazancın talihini değiştirdi.”

            Çankırılı Mehmet Ağa’nın dedikleri, bütün yerli zanaatlarımızın başına geleni özetliyor. Avrupa sanayii ve beraberinde getirdiği yaşama tarzı, yerli ve milli olanın işini bitirmiştir.

             Yazarımız son söz olarak şeker zanaatımızın temiz, hilesiz ve orijinal şekliyle ihyasını yine Çankırılı ustalardan bekliyor.

             “Bu gün inhitata yüz tutmuş olan milli şekercilik zanaatimiz, anlaşılıyor ki biraz kalkınma istiyor. Yani, bu hilesiz ve nefis metaımız ihyâkar bir kudrete muhtaçtır.

             Eski İstanbul şekercileri, tabiidir ki şekerlerini pîrleri olan Abdullah bin Mesud zamanındaki gibi işlememişler, onu terakki ettirmişlerdi. Bu günün icabları da daha başka şeyler bekliyor. Haydi Çankırılı ustalar iş başına…”

 

              ŞEKERCİ MEHMET AĞA KİMDİR?

 

             H. Turhan Dağlı, 1936’da yayınladığı  Çankırılı Mehmet Ağa ile söyleşiyi, 1933 yılında yapmıştır. 1870 yılında İstanbul’a gelen ve o zaman 14 yaşında olan Mehmet Ağa, bu tarihte 87 yaşında olmalıdır.

             Dağlı, şekercilik ve şekercilerle ilgili bilgileri , Çankırılı Mehmet Ağa’dan almıştır. Onun ustası da Hicaz’da vefat etmiş olan yine Çankırılı Osman Ağa’dır. Meşhur şekerci Hacı Bekir, o tarihten 80 sene önce ölmüştür. Mehmet Ağa, Hacı Bekir’in Oğlu Hacı Ahmet, torunu Muhiddin ve damadı Osman Efendi hakkında da bilgiler vermiştir. Çıraklıktan ustalığa giden süreci , ahilik geleneğinden kaynaklanan ŞED (peştemal) kuşanma törenlerini de anlatmıştır. 1870’lerde İstanbul’un Şekerciler Kahyası Enderun ( Topkapı sarayında bulunan okul)’dan yetişme İbrahim Efendi’dir.

             Balkan Harbi’ne (1912) kadar şekercilik, hayli kârlı bir sektördür ki, Çankırılı Mehmet Ağa’nın yanında 18 kalfanın çalıştığı zamanlar olmuştur. Şüphesiz, hepsi de Çankırı’dan çırak olarak getirilip yetiştirilen kimselerdir.

          Mehmet Ağa’nın 1933’lerde Hekimoğlu Ali Paşa’da olan şekerci dükkanının akibeti ne olmuştur? Bilen varsa haber versin.

                                   

          

  ŞEKERCİLİKTE BİR MARKA: HACI BEKİR

                                                     "Şâm’ın şekeri ister isen Hâcı Bekir var
                                                                      Rûy-ı Arabı bizlere gösterme İlâhî…."
(Lâ-edri)



             Meşhur şekerci Hacı Bekir, aslen Kastamonu İli, Araç ilçesindendir. Medrese öğrenimi için geldiği İstanbu’da tahsil hayatından vazgeçerek şekerci çırağı olur. Kısa zamanda ilerleyerek kalfa ve ustalığa yükselir. Yaklaşık 1777 yılı civarında Şekercilerin merkezi Bahçekapı’da ilk dükkanını açar. Dükkanın üst katı da Araç’tan getirdiği çırak ve kalfaların yatakhanesi olarak işlev görür. Önceleri Araçlı Şekerci Bekir olan ünvanı, 1820’de hacdan döndükten sonra yalnızca HACI BEKİR olarak anılır.

             Şöhreti saraya ulaşan Hacı Bekir’e Padişah II.Mahmut tarafından Şekercibaşılık ünvanı verilir. Hacı Bekir müessesi bu gün de yaşamaktadır. Şekecibaşılık daha sonra Hacı Bekir’in oğlu Mehmet Muhiddin ve torunu Ali Muhiddin Hacı Bekir’e geçmiş; müessese de gerçek manada uluslararası marka olmuştur. Çalışanlarının içinde Araçlılar, yine çoğunluğu teşkil etmektedir. Geleneksel ürünlerin imal edilmeye devam etmesi de sevindiricidir.

             Torunları Bahçekapı’da açtığı ilk dükkanı aslına uygun olarak restore ettirmişler, Anıtlar Kurulu tarafından da tescil edilmiştir. Günümüzde de hizmet vermeye devam etmektedir. (Esma Parmaksız, Eyüp sempozyumu Bildirileri, s.372, İstanbul, 2002.)  

 

                 RAMAZAN BAYRAMI VE ŞEKER


             Balkan Harbi'ne kadar iyi durumda olan ve kendine özgü ürünler imal eden şekercilik zanaatımız, Avrupa ürünleri karşısında rekabet gücünü kaybetmeye başlamıştır. Ahilik ilkeleri doğrultusunda ŞED bağlanılarak kalfa ve usta olunan bu zanaatte Çankırı kökenlilerin ağırlığı birinci derecededir. Yazı yazıldıktan bu yana geleneksel şekerlemelerimizin yeniden üretildiğine dair bilgiler elde ettik. Ancak Çankırılı şekercilerin torunlarından henüz bir tepki almadık.

             Ramazan Bayramı'na "şeker bayramı" demiyoruz, fakat tarih boyunca şekerle bir hayli ilgili olduğu da su götürmez .

             Kendisi Gaziantepli olan halk bilimi araştırmacısı H. Turhan Dağlı'nın şu temennisine kim katılmaz:

          “Bu gün inhitata yüz tutmuş olan milli şekercilik zenaatimiz, anlaşılıyor ki biraz kalkınma istiyor. Yani, bu hilesiz ve nefis metaımız ihyâkar bir kudrete muhtaçtır.

        Eski İstanbul şekercileri, tabiidir ki şekerlerini pîrleri olan Abdullah bin Mesud zamanındaki gibi işlememişler, onu terakki ettirmişlerdi. Bu günün icabları da daha başka şeyler bekliyor. Haydi Çankırılı ustalar iş başına…”

            
Dağlı, bu bilgileri Çankırılı Mehmed Ağa'dan almıştır. Onun ustası da Çankırılı Osman Ağa imiş. Yanlarında çalışanlar da hep Çankırı'dan gidenler olduğuna göre torunlarından bu işi devam ettirenleri bulmak ve konuşmak lazım. H. Turhan Dağlı, şeker zenaatımızın temiz, hilesiz ve orijinal şekliyle ihyasını yine Çankırılı ustalardan bekliyor.

       Abdülhak Şinasi Hisar; "Atalarımız belki milliyetçi değildiler, ama millî idiler." diye yazar. Bir atasözümüz var: "Ne Şam'ın şekeri, ne Arab'ın yüzü..". Atalarımız bu zanaatları başkasından alsa bile geliştirmiş ve millîleştirmiştir. O zamanların adı unutulmuş şairi,

     "
Şâm’ın şekeri ister isen Hâcı Bekir var
      Rûy-ı Arabı bizlere gösterme İlâhî…."


diyerek Hacı Bekir'in bizi Şam'ın şekeri ve Arabın yüzüne muhtaç kılmadığını söylemiş. Alafranga(Frenk usulü) bütün nesneler için de bunu söyleyebilsek keşke...

        Ramazan Bayramı, şeker çağrışımını eminim ki bu zengin şekerleme kültüründen almıştır. Bu alanda kendisini Dersaadet’te kabul ettirmiş Çankırılı şeker ustalarını rahmetle anıyorum. Yaşayanlara bu lezzetlerimizin yaşatılması hususunda başarılar diliyorum.

         Yemek (tatlılar, şekerleme, içecekler vb.)kültürü de millî kültürü meydana getiren ana kollardan biridir. Kendimize özgü, Dağlı’nın deyişiyle “bu hilesiz ve nefis metâımız” , diğer değerlerimiz gibi Batı özentisi çoğu kanserojen, insanı kâra feda eden nesnelere mağlup olmuştur. Tıpkı millî musikimiz, divan şiirimiz, plastik sanatlarımız gibi. Bu bayram, bazı evlerde ezmelerin(badem, fıstık) çikolataya tercih edilmesinden millî kültür adına memnuniyet duydum. Bunları aslına uygun olarak ihya ettiğimiz taktirde hem kültürel etkinliğimiz artacak, hem dünya pazarlarına sunacağımız kaliteli ve özgün ürünlerimiz sayesinde kazanç elde edebileceğiz.

 

         [   Bu bayramlar;  tarih boyunca, ülkemiz insanlarının kardeşliğini pekiştirmeye, birbirine muhabbetlerini geliştirmeye ve gönüllerini birleştirmeye  vesile oldu…Bölücülük fitnesine yol vermedi… İnşallah, böyle olmaya devam edecek, bu bayramlar. Ağız tadıyla kutlanan ve bayram sevincinin gönüllerimize uğradığı nice Ramazan Bayramlarına erişmenizi dilerim.]



Düzenleyen Hakkı Duran - 10.09.2009 Saat 17:36
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.10.2006 Saat 00:58

 

Bu yazı ilk yayınlandığı zaman iki değerli arkadaşımızın bu konuya katkıda bulunan yazılarını önemlerine binaen buraya ekliyorum. Kendilerine tekrar teşekkür ederim. (Hakkı Duran)

      

              ATKARACALAR'DAKİ BADEM ŞEKERCİSİ..


      

    Yaklaşık 40 yıl önce Karabük'e giderken unutamadığım tadı, anıyı sizlerle paylaşmak istedim.

 

       Çankırı istikametinden 

Atkaracalara  girerken,

yokuşun sonuna doğru, solda Badem Şekeri imalathanesini dün gibi hatırlıyorum. Rahmetli Av.Fahrettin OK (Babası da şekerciydi malumunuz)ve rahmetli babamla alınan birkaç kilo Badem Şekeri ve çıtır çıtır lezzeti hep aklımda.


              40 yıl önce Atkaracalar’daki bu Badem Şekeri imalathanesi hakkında bilgisi olan Atkaracalarlı hemşerilerimizin yazmalarını rica ederim.
             RAMAZAN BAYRAMINIZI KUTLAR, AĞIZLARINIZDA HEP BADEM ŞEKERİ TADI OLMASINI DİLERİM...
                   

 
 
 İbrahim Zencirci

 

            

 
 
 
 
                       
                                             DAMAT DEDE

 

             Çocukluğumdan hafızamda kalan en güzel anılardan bir tanesidir. Sayın Zencirci’nin bahsettiği şekerci dükkanı; hemen her çocuk gibi bizlerin de uğrak yeriydi. Elimize geçen her kuruşu bahsedilen dükkandaki renk renk akide şekerlerine, nane şekerlerine, bir de çok iyi hatırladığım sigara şeklinde imal edilmiş yine naneli şekerlere yatırırdık. Ne yazık ki bugün yapılan şekerlerde o damak tadını bulamıyorum. O şekerlerin farklı bir tat vardı sanki.

 

             Bu imalathane; Şekerci Aligil denilen bir sülaleye mensup Damat dede lakabıyla anılan kişi tarafından 1970’li yıllara kadar faaliyetini sürdürdü. Zaten şekerci Ali de şekerciliği İstanbul’da öğrenmiş yıllarca orada faaliyet göstermiş bir kişi. Damat dede de onun yanında yetişmiş daha sonra da şekercilik mesleğine Atkaracalar’da devam etmiştir. Hatırladığım kadarıyla Damat dede, biraz asabi adamdı. Sebebini tam olarak bilemiyorum, ama son zamanlarında bayağı sıkıntılı bir yaşam sürdü. Sinir boşalması gibi biraz rahatsızlığı vardı. Yokuş aşağı inişlerde kendine hakim olamaz olanca hızıyla koşmaya başlardı. Bu koşmaların çoğu da bir yerlere çarparak son bulurdu. Bu yüzden de eli yüzü hep yara bere içindeydi.

        Ne yazık ki; Damat dedenin ölümünden sonra bu mesleğe gönül veren birilerinin olmaması yüzünden Atkaracalar’daki                                             -DAMAT DEDE-        şekerci dükkanı da, şekercilik dönemi de kapandı.

                             

                                                     İbrahim BAYRAKTAR

                         

    NOT: Şekerci Atkaracalarlı Damat Dede'nin hikayesini değerli arkadaşımız İbrahim Bayraktar kaleme almıştı. İbrahim Bayraktar, Damat Dede'nin fotoğrafını göndermiş. İbrahim Bey'e teşekkürlerimizi, Damat Dede'ye rahmet dileklerimizi sunarız.



Düzenleyen Hakkı Duran - 13.05.2009 Saat 22:38
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
dogrucu_davut Açılır Kutu Gör
Okur
Okur


Kayıt Tarihi: 07.06.2006
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 32
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.10.2006 Saat 05:20

....Sn.Hakkı DURAN,

       Çocukluğumuzda İmarette Kurşunlulu şekerci Hasan ÖĞÜT ve Süleyman usta vardı.Yine İmarette Şekerci Latif usta vardı.Her ikisinin de şeker imalathanesi vardı.Ayrıca Şarkikaraağaçlı helvacı Asım usta ve damadı İbrahim usta vardı.Bu değerli ustaları günümüzde bilenler şimdi çoktur.Ama aradan seneler geçince hatırlayan kalmayacak.Şimdiden haklarında bilgi toplayıp kayda alınırsa gelecek kuşaklara güzel bir hatıra,araştırmacılara da kaynak olur.

      Çankırı tarihine ışık tutan değerli çalışmalarınızdan dolayı içten teşekkürlerimi sunar,zevk-i vicdani yöntemiyle bilgilenmemize yardımcı olan yazılarınızın devamını dilerim.

davutdogrucu
Yukarı Dön
tozvar Açılır Kutu Gör
Okur
Okur
Simge

Kayıt Tarihi: 11.02.2006
Status: Aktif Değil
Points: 32
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.10.2006 Saat 11:15

Sayın Hakkı Duran

Şekercilikten bahseden yazınızı zevkle okudum.Oldukçada mutlu oldum.Bende bir şekerci oğluyum.Babam rahmetli Süleyman ÖZVAR (1920-1986) Çankırıda Nurettin Ok beyin babasının yanında çırak olarak çalışmış daha sonra Kurşunluda KANAAT ŞEKERCİSİ adı altında imalathanesini açmış.Yıllarca Kurşunluda Akide şekeri,Kaba şeker,Ezme,Lokum,leblebi şekeri,pişmaniye,Gül reçeli,Tulumba tatlısı,Yaz helvası ve Kuru pasta imalatı yapıldı.Bende az bir dönemde olsa bu imalatlarda bulundum.

O yıllarda lokantalar Kurşunluda az yada fiyatları yüksek olsa gerek köyden gelen hemşehrilerimiz bizim dükkanın arka bölümünde gül reçeli ve ekmek yerlerdi.

Ramazan ayı boyunca sürekli şeker imalatı yapar,onları naylon poşetlerde muhtelif kilolarda stoklardık.Bayram öncesi son salı günü(Kurşunlu pazarı) bütün şekerleri bitirirdik.

Yine ramazan ayı boyunca öğleden sonra tulumba imalatına başlanır taze tulumbalar iftar vakti gelmeden tükenir,pek çok kişi yetişemezdi.Nar gibi kızarmış şerbeti hafif o tulumbaların tadını hala unutamam.

Yıllar pek çok şeyi alıp götürdü.Çukulata çıktı şekercilik yok olmak üzere,Kurşunluda imalat yapan sanırım yok.

Şekercilikten bize Kurşunludaki evimizin altında iki bakır şeker kazanı kaldı.

Selam ve sevgilerimle şeker bayramınız kutlu olsun.

Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 03.11.2006 Saat 21:01

                                    YENİ USTALAR

 

                Bakın yazımıza yeni şekerci ustası isimleri eklendi. Hasan Öğüt, Süleyman Usta, Latif usta gibi. Doğrucu Davut’a katkısı için teşekkürler.

 

             Sitemizin aktif üyelerinden Tuncer Özvar’ın aynı zamanda Şekercilik zanaatı ile fiilen uğraşmış olduğunu öğrenmekten memnun oldum. Babası merhum Süleyman Usta, şekerciliği Kurşunlu’da layıkıyla yapmış. Kendisi de kalfa olmadıysa bile çıraklıkta da kalmamış sayılır.  Tuncer Özvar’a birinci elden bu bilgileri aktardığı için teşekkürler. Eminim, ilerde başka ustaların ve şekercilerin varlığı da ortaya çıkacaktır.

 

             Bir zamanlar İmparatorluğun merkezi İstanbul’da Şekercilikte ön safta olan Çankırılardan hiç değilse birkaç tanesi ayakta kalıp; bu yerli ve millî üretimimizi devam ettirip marka olabilseydi. Hacı Bekir gibi dünya çapında birkaç değerli markamız daha  olurdu. Çikolata karşısında bunca değişik tadın mağlup olması mümkün değildir. Bu durum geçicidir. Sebat edilirse bu ürün çeşitliliği, tüketiciyi yeniden cezbedebilir diye düşünüyorum.

 

              Şekerlemelerimiz tadında günler dileği ile....

Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.09.2008 Saat 07:19
                         ÇANKIRILI ŞEKERCİLER
 
              Çok sayıda Çankırılı'nın Osmanlı dönemi İstanbul’unda şekercilik sektörünü elde tuttukları kesindir. Yukarıda Hikmet Turhan Dağlı’nın bahsettiği Çankırılı Mehmed Ağa, onun ustası Hicâz’da vefat eden Çankırılı Osman Ağa şekercilerin pîrlerinden idi..
                 ÖZEMRE'NİN KAYDETTİKLERİ
 
              25 Haziran 2008’de ebedî âleme göçen, merhum ilim adamı, yazar Ahmet Yüksel Özemre, “ÜSKÜDAR'IN KAYBOLAN LEZZETLERİ” başlıklı makalesinde şekercilerden de bahsetmektedir. Üsküdar’daki şekercileri değerlendiririken, “lezzet ve nefâset bakımından Bahçekapı'daki Şekerci Hacı Bekir'inkilerini de Hacı Mustafa'nınkileri de aratmazdı.”ifadesini kullanıyor. 1935 doğumlu Özemre’nin küçüklüğünü denilince 1940’lı ve 50’li yılları göz önüne almamız gerekiyor.
 

            Burada Hacı Bekir’den sonra adı geçen Hacı Mustafa’nın Çankırı’lı olduğunu tespit ettim. Bilgilere ulaşmaktaki bazı güçlükler sebebiyle yazmam gecikti. Mevcut bilgiler çerçevesinde-bu yazı uzadığı için- ayrı bir başlıkta ele almaya gayret edeceğim.

 
                    KUTLU BAYRAMLAR
             

        Üstteki bir hayli uzun yazımızda şöyle demişiz: "Ramazan Bayramı'na "şeker bayramı" demiyoruz, fakat tarih boyunca şekerle bir hayli ilgili olduğu da su götürmez . Ramazan Bayramı, şeker çağrışımını eminim ki bu zengin şekerleme kültüründen almıştır."

 

             Bu bayramlar;  tarih boyunca, ülkemiz insanlarının kardeşliğini pekiştirmeye, birbirine muhabbetlerini geliştirmeye ve gönüllerini birleştirmeye  vesile oldu…Bölücülük fitnesine yol vermedi… İnşallah, böyle olmaya devam edecek, bu bayramlar. Ağız tadıyla kutlanan ve bayram sevincinin gönüllerimize uğradığı nice Ramazan Bayramlarına erişmenizi dilerim.



Düzenleyen Hakkı Duran - 27.09.2008 Saat 07:35
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 10.09.2009 Saat 16:31
 
 

   LOKUMDA DÜNYA MARKASI OLMAYA   ÇALIŞAN BİR HEMŞEHRİMİZ

 

        Bazı gazete haberlerinde dikkat çeken, İstanbul’da lokum ve ezme imalatı yapan aktif bir girişimcinin hemşehrimiz olduğunu öğrenmekten büyük mutluluk duydum. Mustafa Dede, Orta İlçesi, Yaylakent beldesinden… Mamüllerini farklı bir tarzda “Dedezade Türk lokumlarını‎ size özel olarak, size özel kutularda, size özel çeş‏itlerde, üzerinde sizin isminiz ve logonuzla, çok özel tat ve kalitede sizin için üretiyoruz.” şeklinde sunduklarını belirtiyor.

 
        El yapımı ahşaptan mamûl bir kutunun üzerinde gideceği kişi veya kurumun ismi yazılı. Mustafa Bey, tanıtım için değişik, aktif ve yoğun gayretler sarf ediyor. Ankara’da ziyaretime geldi. Üstteki yazıyı da okumuş. Mamulleri, gayretleri ve hedefleri üzerine epeyce sohbet ettik.

         Basında Dedezade Lokumları hakkında 2008’de yer almış bazı yazı ve haberler şöyle:

 

TÜRK LOKUMUNDAN EN AZ BİR DÜNYA MARKASI ÇIKARMALIYIZ

      “Lokumdan söz açılmışken, DEDEZADE Lokumları`nın sahibi Mustafa Dede, el yapımı şık bir tahta kutuda satışa sunduğu o çok lezzetli lokumlarıyla ziyaretime geldi. Üretimde eşiyle birlikte çalıştığını, kardeşinin kutular üzerindeki kaligrafiyi yaptığını ve dükkanı olmadan bire bir ilişkilerle lokumlarının yok sattığını anlattı……..Bu cesur girişimcinin işi kurgulayış biçimine hayran olmamak mümkün değil….. Bu ziyaretten sonra da, `Türkiye`den dünya markası çıkacaktır` inancına bir kez daha kapıldım. Eminim bu marka da, öncelikle dünyaca bilinen lezzetlerimizden biri olacak. Peki, bu neden lokum olmasın?

( 05 Mayıs 2008- Günseli Özen Ocakoğlu-Zaman)

 

             MİLLİ TAKIMA ÖZEL LOKUM GÖNDERİLDİ

 


       "Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçında Hırvatistan ile mücadele edecek A Milli Futbol takımına maç öncesi özel lokum gönderildi. Lokumu gönderen Mustafa Dede, milli futbolcuların artı bir güç kazanacağını belirterek, maçın 2-1'lik skorla milli takımın zaferiyle sonuçlanacağını ifade etti.

 
                İSME ÖZEL KUTULARA KONULDU
 

       Avrupa Futbol Şampiyonası'nda grup elemelerindeki başarılarıyla Türkiye'yi sevince boğan Milli Takım bugün çeyrek final maçında Hırvatistan ile mücadele edecek. Bu maçta Milli Takım'ın biraz daha fazla enerjiye ihtiyacı olduğunu düşünen Dedezade Lokumları'nın sahibi Mustafa Dede hemen harekete geçti. Sipariş usulü lokum üreten Dede, Hırvatistan maçı öncesi futbolcular için özel lokum yaptı ve Viyana'ya gönderdi. Futbolculardan, teknik direktör ve yöneticisine kadar toplam 29 adet hazırlanan isme özel kutulardaki lokumlarla Atatürk Havalimanı VİP salonunundan geçen Mustafa Dede maç için umutlu konuştu.... 

         Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçlarından Yunanistan karşılaşması öncesinde de Milli Takım'a lokum ikram ettiğini belirten Dede, "O maçı seçmemin nedeni Türk lokumuna sahip çıkmamızdan dolayıdır. O zamanlar Yunanistan, Türk lokumuna sahip çıkmaya çalışıyordu. Biz de buna tepki olsun diye, futbolcu ve protokole lokum ikram ettik." dedi.

Geçtiğimiz hafta milli takımın yaşattığı sevinçten dolayı futbolculara ve teknik heyete isme özel ahşap kutularda çok özel lokum hazırladıklarını anlatan Dede, "Lokumu yiyecekler. Artı bir güç kazanıp, maçı yenecekler. Yani lokumu yiyip, maçı yenecekler" ifadelerini kullandı. .......

 
Lokumlar, Viyana uçağıyla, milli futbolculara ulaştırılmak üzere gönderildi.

(20.06.2008-yenisafak.com.tr)

 

GELENEKSEL LOKUMLAR DA ÇİKOLATAYLA KAPLANDI

 
       " Dedezade Lokumları’nın sahibi Mustafa Dede ise, özellikle 1980`li yıllara kadar bayramlarda şekerlerin yanı sıra sade, güllü, meyveli, fındıklı ve fıstıklı lokumların da vatandaşlar tarafından ikram edilen ürünler arasında yer aldığını hatırlatarak, başta çocuklar olmak üzere tüketicilerde yaşanan tercih değişiminin lokum sektörünü de etkilediğini belirtti.

      Tüketicilerin değişen damak tatlarını dikkate aldıklarını vurgulayan Dede, şöyle devam etti:

     ``Kültürümüzün bir parçası olan lokumlar bayramlarda çok ilgi görüyor, özel misafirlere lokum ikram ediliyordu. Fakat son yıllarda çikolatanın ön plana çıkması nedeniyle biz de lokumları çikolata kaplayarak satışa sunmaya başladık.``

          (24.09.2008 /Yeni Şafak)

 
                      MUSTAFA DEDE'YE BAŞARILAR
 
          Türk şekerciliğinin tarihinde etkin rollerini ortaya koymaya çalıştığımız Çankırılıların günümüzde de kültürümüz ve ekonomimize iftihar edilecek katkılar yapması en içten temennimizdir. Bu anlamda Mustafa Dede, ümit verici bir örnektir. Lokuma Yunanlıların sahiplenmesinden rahatsızlık duyması çok olumlu bir tavırdır.
           Kendisini kutluyor, bu sektörde bir dünya markası olmasını diliyoruz.


Düzenleyen Hakkı Duran - 10.09.2009 Saat 16:48
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek