2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumÇankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  12>
Yazar
 Rating: Topic Rating: 1 Oylar, Average 5,00  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi
    Gönderim Zamanı: 26.12.2005 Saat 21:51
İlk Yayın: 29.05.2003

ŞEYH ASTARLIZADE MEHMED HİLMİ EFENDİ
(KADDESALLAHÜ SIRRAHU)
(1876 – 1962)


1. BAŞLARKEN

Peygamberler Cenab-ı Allah’ın özel olarak seçip bize gönderdiği kutlu kimselerdir. Cenab-ı Allah, Peygamberleri aracılığı ile emir ve yasaklarını insanlara duyurur. Peygamberlerden sonra dinin nurunu alimler devam ettirirler. Peygamber (s.a.v.)’in kalp ilminden nasibdar olup insanları irşad için Çankırı’da yetişmiş mürşid-i kamillerden biri de Nakşibendiyye Tarikatı’nın Halidiyye kolu şeyhlerinden astarlızade Mehmed Hilmi Efendi’dir.

2. DO?UMU VE ÇOCUKLU?U

1876 senesinde Çankırı’da dünyaya geldi. Babasının adı İsmail, annesinin adı Sıddıka’dır. Bilhassa annesi çok müttaki olup, Mehmed Hilmi Efendi Hz.’lerine hamile kaldıklarında bir rüya görüyorlar: “rüyada ay yere iniyor.” Bu rüyanın tabirini Yozgatlı bir alime sorduklarında “doğacak çocuğun alim ve evliyadan bir zat olacağını “ söylüyor. Sıddıka hanım bu çocuğa hamile kaldığı süre zarfında evden dışarı çıkmazmış ve hiçbir namahremle görüşmemiştir.

Henüz bebekken gündüzleri annesini emmeyerek oruç tutarlarmış. Üç yaşında namaza başlamış, beş yaşında Kur’an’ı usulüne göre okumayı öğrenmiş, yedi yaşında oruca başlamış, oniki yaşında Kur’an’ı ezberlemiştir. Üç yaşındayken annesi O’nu sabah namazı camiye bırakır, namaz bitiminde alırmış. Kendileri çok güzel Kur’an okurlarmış. Nazar değer endişesiyle ailesi dışarıda Kur’an okutmamış ve Kur’an’ı evde ezberlemişlerdir.

Çocukluklarında diğer yaşıtları gibi oyunlar oynamayarak, kendisinden beklenmeyecek bir olgunlukla hareket ederlermiş. O’nun bu hali annesinin özel ilgi ve ihtimamına sebep olmuş. Annesinin de yardımıyla büyük bir gayretle ders çalışırlarmış.

3. E?İTİMİ

Babasının manifaturacı dükkanında çalışmakla birlikte babasından gizli olarak sarf ve nahiv ilimlerini öğrenmeye başlamış. Ticaretten çok irfana meraklılarmış. Annesinin de kollamalarıyla

Büyük Cami etrafındaki medreselerle Mecbur Efendi Medresesi’ne devam etmiştir. Okuduğu ilimler O’nda mevcut olan boşluğu dolduramamış. Çok sevdiği, evliyaullahtan olan zatların türbelerini ziyaret eder, ruhani bir eğitim almaya çalışırmış. Seydi Köyü’ndeki Hacı Murad-ı Veli Hz’lerinin türbesine her gün giderlermiş. Bu sırada Delail-i Hayrat ve bazı dua ve zikirler için icazet almış.

Babası ile birlikte İstanbul’a mal almaya gittiklerinde orada tahsil yapma imkanı bulmuş. İstanbul’da iki sene tıp tahsili yaparak icazet almıştır. Bundan başka devrin medreselerinde okutulan Astronomi, Matematik ve Hukuk gibi ilimleri öğrenmiş. Tıp tahsilini ilerletirken lisan eğitimine önem vererek Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce gibi dilleri öğrenmiştir. Mehmed Hilmi Efendi’nin torunu şu hatırasını anlatır: “ortaokulda iken İngilizce veya Fransızca dillerinden birini seçmek mecburi imiş. Torunu da devrin en yaygın dili olan Fransızca’yı değil de İngilizce’yi seçmiş. Üzgün olarak eve geldiğinde dedesi onu teselli ederek İngilizce’nin gelecekte önemli bir dil olacağını söyleyerek ilk dilbilgisi kurallarını da bizzat kendisi öğretmiştir.” Mehmed Hilmi Efendi medrese eğitiminin yanında sohbetlere de katılarak ilmini artırmıştır. Ayrıca kendisi bir hattat olup güzel yazı yazarlardı.

4. GÖNÜL KİLİDİNİN AÇILMASI

İlim öğrendikçe olgunluğu günden güne artar. O zaman kendisinde okuduğu ilimlerle çözülemeyecek bir takım düğümler sezer. Fakat gönül kilidinin açılma zamanı henüz gelmemiştir. Bu gönül yangınına bir de sıla özlemi eklenince Çankırı’ya döner. Bir müddet Mecbur Efendi Medresesi’ne devam ederek akli ve nakli ilimlerdeki bilgisini artırıp icazet alır. Zaman zaman eğitim aldığı medreselerde dersler verir. Bir yandan da manevi hayatını zenginleştirmek için azimetten ayrılmayarak çeşitli dua ve zikirlerle ruhunu gıdalandırır. Gönlündeki volkanı bir nur seli halinde akıtacak, kendisine ledünn ilminin anahtarlarını verecek bir mürşid-i kamil eli beklemektedir.

Bu arada Nakşi Şeyhi Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’den el almış, Seyyid Muhammed bin Ali Dergahı’na teslim olmuştur. Gönül kilidi burada açılır. Zahiri ummanla batıni umman birbirine karışır ve Astarlızade Hilmi Efendi hakikat okyanusu olur. Hilmi Efendi bu dergahta seyr-i sülukunu tamamlar, aynı zamanda şeyhinden hadis ilmini öğrenerek icazet alır. Şeyhi O’na; “benim gözüm senin gözün, benim dilim senin dilin, benim elim senin elin… bir posta iki aslan sığmaz. Ben Cidde’ye giderek mekan tutayım. Sen burada irşada başla.” Der ve Cidde’ye doğru hareket eder. Şeyhinin bu hac sırasında ruhunu Halık’ına teslim etmesiyle birlikte dergahını Çankırı’ya Büyük Cami!nin yanına taşır ve burada irşada devam eder.

5. ŞEMAİLİ

Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi’nin görünüşü heybetli, orta boylu, zayıf vücutlu, göğsü genişçe, sakalı uzunca, yüzü buğday renginde, nurlu, alnı geniş, kaşları yay gibi, sesi yüksek, endamı güzel, kadri ali idi.

6. ÇANKIRI’DAKİ DERGAH

Dergah üç kattan oluşup, en alt katta post vardır. Bu postta devamlı iki diz üzerinde otururlardı. Orta katta mescid ve odalar, üst katta ise erzak deposu vardır. Üç katlı olan bu bina bir bahçe içerisinde olup Büyük Cami’nin doğu kapısı tarafındadır.

Dergahın gelirleri; Paşa Köyü’ndeki tarla ve ağaçlardan, Çankırı’daki bir manifaturacı dükkanından ve kiraya verilen bir evden ibaretti. Ailesi ve özellikle gelini Paşa Köyü’nde ziraat, hayvancılık, arıcılık ve elma ağacı yetiştirmekle meşgul olurlardı. Kendisi halkın yoğun ziyaretlerinde köydeki bağ evine çekilir, zamanın bir bölümünü de elma ağaçlarıyla uğraşarak geçirirdi. Yetiştirdiği bu elma bahçesi çevre köylere örnek olmuş, onların kalkınmalarına yardımcı olmuştur. Kendisi marangozluk, ayakkabı tamiri, çiftçilik vb. birçok zanaatlerden anlayıp tutumlu bir şekilde dergahın faaliyetlerine devam etmesini sağlamıştır.

Kendisini ziyarete gelenlere hayır dualarda bulunurlardı. Gelenleri hoşsohbetlerinden faydalandırarak irşada susamışlara irfan pınarından içirmekle meşgul olurlardı. Kendisine hediye olarak verilen herşeyi ihtiyaç sahiplerine dağıtmışlardır.


7. ASKERLİ?İ

Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’ya çağrılarak duaları istenmiştir. Askerliğini manevi destek olarak tamamladıktan sonra kendisine hizmet için Çankırı’lı askerlerden Bekir Usta ve Hacı Ali görevlendirilerek taltif edilmiştir.


8. AİLE HAYATI

Kırkbeş yaşındayken kendisinden yirmibeş yaş küçük bir hanımla evlenirler. Esasen dergahın işleri için bir hanıma da ihtiyaç vardı. Dergaha kadın ziyaretçiler de gelirlerdi. Adeviye isimli bu hanımla evlenmekle muhtemel dedikoduların da önü alınmıştır. Muhittin ve Fatma adında iki çocukları dünyaya gelmiştir. Ayrıca dergahın kapısına bırakıldıktan sonra büyüttüğü manevi evlatları da vardır.


9. ASTARLIZADE SOYADI

Kanuni Sultan Süleyman İran seferine (1552) giderken Çankırı’ya uğrar. Herkes bu ziyaretten memnun olarak padişahı ziyarete gelir. Padişah; “beni ziyaret etmeyen kaldı mı?” diye sorar. hacı Ömer isimli bir zatın halvette olduğu için gelmediği söylenir. Padişah; “o zaman biz onu ziyaret edelim.” der. O vakitler Hacı Ömer Efendi bu günkü dergahın bulunduğu yerde küçük bir kulübede tefekkür ile meşguldür. Padişah onun huzurunu bozmak istemez. Zatın yüzü ve bedeni beyaz bir astar ile örtülüdür. Padişah bu astarlı zatın huzurunu bozmayalım diyerek oraya cami, medrese ve hamam yapılmasını emreder. İşte Ömer Efendi, Mehmed Hilmi Efendi’nin 450 sene önceki dedesidir. Astarlızade lakabı ve soyadı ondan yadigardır.

10. ŞEYH ASTARLIZADE MEHMED HİLMİ EFENDİ (K.S.)

Kendisi sünnet-i seniyyeye tamamı ile bağlı, kemalin en yüksek derecesinde bir edep kandili idi. Nakşibendi şeyhlerinden olup Hanefi idi.

Hiçbir zaman tarikat propagandası yapmamışlar ve hiç kimsenin ayağına gitmemişlerdir. Buna rağmen dergah hergün ziyaretçilerle dolup taşmıştır. Huzuruna her seviyeden insanlar, hatta çok yüksek düzeyde devlet yetkilileri gelmiştir. Onlara sevgiyi, hoşgörüyü, insanlığı tavsiye ederek başta namaz olmak üzere dini vecibelerini yapmalarını ve Kur’an’a tamamıyla uymalarını istemiştir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi bir insandı. Yunus Emre ve Muhyiddin-i Arabi en sevdiği evliyalardı. Hatta bu yüzden oğlunun adını “Muhittin” koymuştur. Kendileri her an zikirle ve tefekkürle meşgul olurlardı. Zikri de genellikle kalben yaparlardı. Dergahın alt katında bulunan postunda dizüstü otururlardı. Bir gün gelini ile orada bulundukları sırada gelini odada kimsenin bulunmadığını ve ayağını uzatabileceğini söyler. O ise hiç kimse olmasa bileAllah’ın kendilerini daima gözlediğini söyler…

Vakit namazlarını dergahta kendisi kıldırırdı. Cuma namazlarını Büyük Cami’de kılardı. Namaz bitiminde halkın elini öpmelerine izin verirdi. Yetimler ve yoksullar en çok ilgilendiği kişilerdi. Cuma günü dergaha dönüşte dergah avlusunda metfun anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederek dua ederdi. Bilhassa çocukluğunda kendisine büyük yardımları dokunmuş olan annesine çok hayır dualarda bulunurdu.

Şifa arayan bir çok kimse dergahına gelirdi. Samimi bir kalple gelenlerin çok defa iyileştiği canlı şahitlerle sabittir. Dergaha dışarıdan yardım kabul etmez, kendisine intisab eden müridlerini giydirir, yedirir ve bir iş verirdi. Kendileri çok az yemekle yetinirlerdi. En çok sevdiği şeyler çay ve elma idi. Besinler konusunda şöyle derdi:

Koyun eti kimya,
Bal binbir derde deva,
Limon küçük eczane,
Elma kana deva.


11. ESERLERİ

Tespit edildiği kadarıyla biri yarım defter olmak üzere değişik boyutlarda, te’lif ya da tercüme ; Arapça, Farsça ve Osmanlıca eserleri yanında bir de on ciltlik defter halinde el yazması eseri vardır. Bir kısmının üzerine etiketle latin harfleriyle isimleri yazılmıştır: “İnsan-ı Kamil Tercümesi”, “Mevlüt”, “Münacaat”, “Her Şeyin Özeti”. Ayrıca çeşitli dua kitaplarının arasında ve sayfa kenarlarında yazılmış şerhler (açıklamalar) da mevcuttur.


12. VEFATI

Vefatından iki ay öncesinden itibaren bir şey yemeyerek içerisinde bir dünya nimeti bırakmamak gayesiyle bir deri bir kemik haline gelecek şekilde kendisini hazırlıyor. Halsiz ve yorgun düşüyor. Bir şey yemediğinden yaşamasının bir mucize olduğu doktorlar tarafından söyleniyor. Ancak bir gün yüzü örtülü ve gözleri kapalı olduğu halde ağzını oynattığı görülüyor. Hizmetinde bulunan gelini Sabiha Hanım, ağzının arasından bakıyor ve görüyor ki ağzında bal var. Kendilerine hiçbir gıda verilmediğini bildiği için gözlerini açtıklarında soruyor ve manevi alemce beslendiği müşahade ediliyor. Hastalığı ve halsizliği arttıkça kendisine yerini kimin alacağı soruluyor. O da kendisinin bu halkanın sonu olduğunu, hayatlarıyla mematları (ölümleri) arasında fark olmayacağını söylüyor. Ruhaniyetlerinin her an tasarruf halinde olacağını hatta hayattakinden daha çok tasarruf edeceğini ifade buyuruyorlar.

Vefatlarına sebep olan hastalık sebebiyle beş gün ihvanının yanına çıkamadılar. Nihayet güzel bir ölümle ecel şerbetini içtiklerinde tarih 17 Şubat 1962 idi. Ertesi gün vefat haberi duyulduğunda yer yerinden oynadı. Çankırı nüfusu bir anda katmer katmer arttı. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar akın akın Çankırı’ya geldi. Askeri erkan da cenaze törenine üst düzeyde katıldı.

Merhumun cenaze namazı o güne kadar görülmemiş bir kalabalıkla Büyük Cami avlusunda kılındı ve Sarıbaba Mezarlığı’na (Fatih Camii karşısına) defnedildi. Kabirleri hergün çok sayıda ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir.

Mezar taşında emekli bir hakimin şu mısraları vardır:
Ta rahm-i maderde mahremiyete,
İtina ederdi, bakın hilkate,
Doğunca dünyaya bu pak-i tıynet,
İlimle kemalden aldı hüviyet,
Mürşid-i Kamilin müridi oldu,
Mürşidinden sonra irşada daldı,
Nakşi Tarikatını eyleyen ibka,
“Mehmed Hilmi” bu zat-ı vala,
Bin iki yüz doksan ikide doğdu,
Nefs-i emmareyi temelden kovdu,
Seksen altı sene muammer oldu,
Zevk ile safayı irşadda buldu,
Bu huruf-u tarih-i anı vefatın,
Fatiha ruhuna bu ali zatın.


13. BU GÜN

Hayatı boyunca hizmetinde bulunan oğlu, gelini ve torunları tarafından dergah işletilmiştir. Özellikle Hilmi Efendi’nin vefatından on yıl sonrasına kadar büyük zorluklarla karşılaşıldı. Paşa Köyü’ndeki tarlalar satılmak pahasına kimseden yardım istenmeden bu günlere gelinmiştir. Oğlu Muhittin Astarlı’nın vefatından sonra bütün yük gelini Sabiha Hanıma kalmıştır.

(Not: bu metnin yazarını bilmiyoruz. Elimizde uzun zamandır mevcut olan bir el yazısı dökümandan yayınladık)



Düzenleyen ahmetgulsen - 21.02.2006 Saat 10:31
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.12.2005 Saat 22:11

Bize de Yâd Düştü

17 Şubat 1962'de Osmanlı ve tasavvuf geleneğinin son temsilcilerinden biri daha aramızdan ayrıldı. Neslimiz üzerinde çok duaları ve himmetleri olan bu güzide insanla çağdaş olma şerefine erişemeyen bizlere de yâd düştü.

Rahmetli Hilmi Efendi birçok insan yetiştirdi, herşeyden öte kurtuluş savaşında yer aldı, yeni toplumun teşekkülünde gayret gösterdi. Ancak bu kadar değerli bir insan bugün Çankırı'da hakettiği gibi anılmıyor. Öyle olmalı ki her yıl 17 Şubat O'na dair sözlerin söylendiği, O'nu tanımakla şereflenmiş kişilerin hatıralardan bahsettiği, O'nun hayatı yaşama uslübunun esaslarının bir bir irdelendiği, konferanslar, mevlidler, kabir ziyaretlerinin yapıldığı, radyo programlarının düzenlendiği, gazetelerde sayfa sayfa ondan bahsedildiği, her evde ruhuna hatimler indirildiği bir gün olmalı.

Tüm gönül dostalarına memleket sevdalılarına çağrımız; lütfen bu yıl geç kalmayalım.

Siz değerli site üyelerine çağrımız bugün O'na dair söyleyecek güzel sözleri bulunanların, O'nu tanıyanların, O'nunla yaşayanların yada O'nunla ortak paydada buluşanların düne ve bugüne dair terennümlerini bizlerle paylaşmalarıdır. Doğal ve doğru kaynaklardan, ilk ağızdan bilgilerle geniş katılımlı bilgi birikimi sağlarsak, gündemde tutarsak  17 Şubatta Çankırı'da bir güzel program düzenlenmesine adım atmış oluruz.

Hemen şimdi O'na dair ne varsa hatıranızda, bilgi dağarcığınızda yazın.



Düzenleyen ahmetgulsen - 26.12.2005 Saat 22:37
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
aygül Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.12.2005
Şehir: çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 5
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı aygül Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.12.2005 Saat 10:10

Doç. Dr. Mustafa Aşkar tarafından Şeyh Astarlızade Mehmet Hilmi Efendi'nin hayatını anlatan bir kitap yayınlanmıştır.

Yukarı Dön
aygül Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.12.2005
Şehir: çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 5
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı aygül Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.12.2005 Saat 09:09

Kitabı Tanıtıcı bilgilerden bir parça (İnternetten alınmıştır)

Hamd, alemleri yaratan, insana kalemle yazı yazmayı öğreten ve kendi ilim sıfatından insana da veren Cenab-ı Hak Teala Hazretlerine, salat u selam da insanlığın efendisi, vahiyle gönderilen Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimize, onun kutlu ailesine ve seçkin ashabına…

Bir milletin geleceğinden emin olabilmesi, ilim ve fikri yönden gelişmesi, geçmişteki kültür mirasını çok iyi bilmesine ve benimsemesine bağlıdır. Bu kültür mirasının temel taşları da  yetiştirdiği büyük şahsiyetlerdir. Biz, bu tarihe mal olmuş büyük insanları takdir etmeyip, yeni kuşaklara aktarmadığımız takdirde, onlar kendilerine başka kültürlerin ürünü olan şahsiyetleri örnek alacaklar, dolayısıyla bir tür kültürel yozlaşma ortaya çıkacaktır. Bu sebeple İslam Alemi, yetiştirdiği bu Allah dostu insanları iyi tanımak ve onların kristalleşmiş fikir ve davranışlarını örnek almak durumundadır.

Çalışmamızı üç bölümde ele aldık.

Birinci bölümde, Mehmed Hilmi Efendi'nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri ana başlıklarını inceledik. İkinci bölümde ise, Tarîkatı, Silsilesi, Yetiştirdiği İnsanlar ve Dergâhını;

Üçüncü bölümde ise, Tasavvuf Anlayışı, Duaları, Hatıraları ve Mektupları'nı ele aldık. Kaynak olarak daha çok Hazretin kütüphanesinde kendi eserlerinden ve eserlerin kenarına düştüğü notlardan yararlandık. Kullandığımız her bilgi ve belgeyi ekler bölümünde verdik. (ÖNSÖZ)

Mehmed Hilmi Efendi'nin 1876 yılında doğduğu ve 1962 yılında vefat ettiği göz önüne alınırsa, Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş döneminin tam içinde yaşamış olduğunu görürüz. Bu dönem Türk Milletinin iki büyük savaş yaptığı ve daha da önemlisi birtakım inkılaplarla medeniyet ve uygarlık yarışında yerini almaya çalıştığı, yeni sistemin yerleşmeye başladığı bir zaman dilimine tekabül etmektedir. Her şeyden önemlisi o, bir mutasavvıf olarak Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına (1925) şahit olmuş ve bu sürecin içinde yaşamıştır. Yine ülkenin uzun süre tek partiyle yönetildiği ve siyasi-idari anlamda sıkıntıların yaşandığı bir dönemin ortasında hayatını sürdürmüştür. Bu geçiş dönemindeki sıkıntılar, tabii olarak Mehmed Hilmi Efendi'nin hayatına da yansımıştır. Ancak hayatı okunduğu zaman görülecek ki, o bütün bu sıkıntılı dönemlerde, hiçbir zaman vatan, millet, devlet sevgisinden taviz vermemiş, bilakis günün devlet erkanı tarafından takdirle ve saygıyla karşılanmıştır. Bunda onun geniş ufuklu tasavvuf anlayışı kadar, dini ve dünyevi ilimlerde uzman bir münevvir olmasınında etkisi vardır. O dönemin zuhuratlarını yaşamış benzerleri gibi sükut etmiş ve Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler teslimiyeti göstermiştir.

Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.12.2005 Saat 20:36

Doç. Dr Mustafa AŞKAR'ın yayınlanan kitabının internette satışı mevcuttur. Sayfanın altında kitabın resmi yer almakta olup, üzerine tıklayarak detaylara ulaşabilirsiniz.

kitaba ulaşmanın en kolay yolu
kitaba ulaşmanın en kolay yolu
Çankırılı Astarlızade
Mehmet Hilmi Efendi

Doç. Dr. Mustafa AŞKAR
Çalışmamızı üç bölümde ele aldık.
Birinci bölümde, Mehmed Hilmi Efendi'nin Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri ana başlıklarını inceledik. İkinci bölümde ise, Tarîkatı, Silsilesi, Yetiştirdiği İnsanlar ve Dergâhını; Üçüncü bölümde ise, Tasavvuf Anlayışı, Duaları, Hatıraları ve Mektupları'nı ele aldık. Kaynak olarak daha çok Hazretin kütüphanesinde kendi eserlerinden ve eserlerin kenarına düştüğü notlardan yararlandık. Kullandığımız her bilgi ve belgeyi ekler bölümünde verdik.



Düzenleyen ahmetgulsen - 29.12.2005 Saat 12:11
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15.01.2006 Saat 20:32

Bir alıntı bir öneri

 

Son devrin önemli ilim adamlarından rahmetli Hilmi Efendinin nadide eserlerden oluşan kütüphanesini bu yeni kitapla öğrenmiş bulunuyoruz. Kitapta kütüphanedeki eserlerin bir listesi de mevcut. Listeyi incelediğimizde ise dikkatimi çeken Ahmet Mecbur Efendinin yazma eserleridir. Bugün Çankırı sevdalısı ve kültür aşığı ilim adamlarımızın acilen bu eserleri değerlendirmesini ve gün yüzüne çıkarmasını bekliyoruz. Astarlızâde ailesinden de bu eserlerin kurumsal bir çatı altında, gerekli teknik ve ilmi alt yapıya sahip ortamlarda muhafaza etmesini tavsiye ediyoruz.

 

Hilmi Efendinin Kütüphanesinde bulunan eserler

Kaynak: Doç. Dr. Mustafa A?KAR Çankırılı Astarlızade Mehmet Hilmi Efendi

 

M

ehmet Hilmi Efendi’nin kütüphanesi, anlaşıldığı kadarıyla Çerkeş’teki  şeyhinin dergahından gelen eserler ve kendi gayretleriyle biriktirdiği kitaplardan oluşmaktadır. Bu eserlerin yaklaşık elli kadarı el yazmasıdır. Günümüz harfleriyle basılmış kitap hemen hemen yok gibidir. Osmanlı medrese sisteminde okutulan tüm fıkıh ve alet ilmi kitaplarının en iyi baskıları mevcuttur.  Genellikle dini eserlerin çoğunluğunu oluşturduğu kütüphanesinde tasavvufi kaynaklar başta olmak üzere, şu alanlarda kitaplar yer almaktadır: Tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü, tasavvuf, kelam, mantık, tıp, genel kültür. Hilmi Efendi’nin kütüphanesinde tespit edebildiğimiz kadarıyla 417 farklı eser ve 449 cilt kitap yer almaktadır.

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
Erhan METİN Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge
Tarihçi

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 118
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Erhan METİN Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 07.02.2006 Saat 19:51

Çankırı'nın Astarlızade Hilmi Efendi gibi yıldızları oldukça bütün gönüller bu pınarlardan ilelebet nasibini arayacak ve bulacaktır. Çankırı’nın gönül mimarlarını, kutup yıldızlarını genç nesillere taşıyan herkese teşekkür etmeyi bir vefa borcu biliyorum. Çankırı'nın gönül fatihleri olan bu şahsiyetler  kesinlikle unutulmamalıdır. Ayrıca Hilmi Efendi hakkında Doç.Dr. Mustafa Aşkar hocamın kaleme aldığı kitabı aldım ve Hilmi efendinin adına yakışır bir kitap olduğunu gördüm. Bu beni daha  da sevindirdi.

Saygı ve Muhabbetlerimle

Vesselam.  



Düzenleyen Erhan METİN - 07.02.2006 Saat 21:09
"Söz Ola kese savaşı, Söz ola Kestire Başı. Söz Ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz." (Yunus Emre)
Yukarı Dön
turgut_reis Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 26.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 393
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı turgut_reis Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 20.02.2006 Saat 08:25

Astarlı Zade M.Hilmi Efendiyi anma törenleri 17 Şubat  2006 günü Cuma namazını müteakip Kabrini ziyaretle başladı. Kabir ziyaretinde bir çok Çankırılının bulunduğu gözlendi. Kabirde hatim duası yapılarak Astarlı Zade M.Hilmi Efendi hakkında kısaca bilgi verildi İkindi namazından önce Sultan Süleyman Camiinde (Büyük Cami) okutulacak olan Mevlit-i Şerfi dinlenilmek üzere topluca camiye gidildi. Okunan Mevlit-i Şerif huşuu içinde dinlenildi.

Akşam proğramı ise saat 19.00 da Atatürk Kültür Merkezinde yapıldı. Programa Çankırılının ilgisi çok fazla olduğu gözlendi. Kültür Merkezinde oturacak yer kalmadığı gibi insanların ayaktada duracak yerleri olmadığı gözlendi. Yıllar sonra yapılan böyle bir etkinliğe teveccü gösteren Çankırılın Astarlı Zade M.Hilmi Efendiye sahip çıktığı onun için sarf edilecek her sözü duymak istediği görüldü. Konferans protol konuşmaları ile başladı. Daha sonra bir birinden güzel ilahiler neyzenler tarafından icra edilerek manevi bir ortam yaratıldı.

Konferansın son bölümünde Doç.Dr. Mustafa AŞKAR hoca Rahmet Astarlı Zade M.Hilmi Efendinin hayatı hakkında yukarıda sayın Ahmet Gülşen beyin yazmış olduğu gibi  daha geniş ve detaylı olarak bilgi verdi ve onun hayatında kesitler anlattı. AŞKAR hoca Astarlı Zade M.Hilmi Efendinin Çankırı için büyük değer olduğunu ve sahip çıkılması gerektiği belirterek konferansı sona erdirdi.

Daha sonra Doç.Dr. Mustafa AŞKAR hoca tarafından Rahmetli Astarlı Zade M.Hilmi Efendi hakkında yazmış olduğu kitabını çıkışta imzaladı. Kitaba da teveccünün çok fazla olduğu ve imzalatıra bilmek için insanların sıraya girdiği görüldü.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene...
Yukarı Dön
aygül Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.12.2005
Şehir: çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 5
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı aygül Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 20.02.2006 Saat 09:27

Hayırlı Günler,

Şeyh Astarlızade Mehmet Hilmi Efendi’nin Anma Programını izlemeyi Cenab-ı Allah nasip etti. Ahmet Gülşen Bey programa katılmamdan dolayı program hakkında yazmamı rica etmişler. Ben de dilimin döndüğü, elimin yazabildiğince bir şeyler yazmak istedim. Tabii ki bazı şeyler okunduğunda yaşandığı zaman ki güzelliği, maneviyatı veremiyor ama katılamayan arkadaşlar için biraz bahsetmek istedim.

Ney gösterimi başlarken programa katılabildiğim için o kısımdan başlayacağım.

Ney gösteriminin olması programa acayip bir içtenlik kattı. İnsan kendini farklı bir alemde hissediyor.Gerçekten neyzen arkadaşlar ilk defa kalabalık bir ortamda çalmalarına rağmen gayet başarılıydılar. Ayrıca Hilmi Efendinin bir neyzen olduğunu da bu sayede öğrenmiş olduk.

Doç. Dr. Mustafa Aşkar Beyefendi Hilmi Efendi ve onun gibi mübarek insanlardan örnekler vererek bizlerin bilgilenmesine ve bildiğimiz konular üzerinde bir kez daha düşünmemiz ona göre hareket etmemiz gerektiğini hatırlattı.

Gecede Doç. Dr. Mustafa Aşkar Beyin üzerine durduğu konular kısaca;

-         Hilmi Efendiye Astarlızade soyadının nereden geldiği ,

-         Hilmi Efendinin çocukluğu ve annesi tarafından yetiştirilirken gösterilen özen,

-         Hilmi Efendinin aldığı eğitimler, (tıp, astrononi,hukuk, hat sanatı, fıkıh, tefsir vb…)

-         Hilmi Efendinin belki de bir çok kişinin arabalarla bile gidip ziyaret etmediği, Seydi Köyü’nde bulunan Hacı Muradı Veli Hazretlerinin türbesine her gün yürüyerek gittiği,

-         Hilmi Efendi için çalışmanın önemli olduğunu her zaman çalışmayı, boş durmamayı tavsiye ettiği,

-         Askerlik dönemi; Komutanının onun mübarek bir zat olduğunu fark etmesi ve Hilmi Efendinin kendilerine dua ederek Yüce bir gücün arkalarında olduğunu hissettirmesini istedikleri, adeta Manevi Destek Komutanı olarak askerliğini yaptığı,

-         Hilmi Efendinin evlenmesi, evlilik hayatı, çocukları,

-         Hilmi Efendinin Kore Savaşı sırasında dualarını eksik etmediği; Evde otururken gömleğinde kan lekesi görülmesi ve gömleğin halen Büyük Camii yanında bulunan dünya hanesinde bulunduğu,

-         Ziyaretine giden hastaların iyileşerek dergahından ayrıldığı,

-         Koyun Eti, Bal , Limon ve Elma yemeyi tavsiye ettiği.

-         Yazdığı eserleri,

-         Vefatından 2 ay önce yemeği bıraktığı dünya nimetlerini yanında götürmek istemediği, doktorların bu kadar süre aç kalmanın mümkün olmadığı, fakat kendilerinin manevi olarak beslendiği,

-         Vefatı ve vefatının duyulması üzerine Çankırı nüfusunun kat kat arttığı, cenaze namazı ve defnedildiği yer konusunda anlatımlarla güzel bir gece yaşandı.

-         Bunun yanında Mevlana Celaleddini Rumi, Ebu Hanife vb. mübarek zatlardan da örnekler verilerek yad edilmişlerdir.

 

Aslında bu gecede Hilmi Efendini anılmasıyla birlikte şunu öğrendik, hatırladık.

Yaşamanın ne kadar önemli olduğunu ama nasıl yaşadığının daha da önemli olduğu 44 yıl sonra bir insanın unutulmadığı,

Bedenden çok yaptığın işlerin, davranışların, konuştuğun sözlerin yaşadığı…

 

Ve bundan sonra Hilmi Efendinin anma töreniyle, yazılan kitapla bırakılmayacağı farklı projelerin de olduğu hakkında bilgi verildi. Bunlar;

-         Hilmi Efendiyle ilgili bir belgesel planlandığı önümüzdeki aylarda ekranlarda olacağı,

-         Hilmi Efendinin Kütüphanesinin korunması için çalışma yapıldığı,

-         Hilmi Efendinin kitaplığında bulunan bilgilerle ilgili öğrencilere yüksek lisans ödevi verildiği,

-         Çankırı ve civarında bulunan Hilmi Efendi gibi mübarek zatlarında unutulmaması gerektiği,

-         Taş Mescidin yanında eskiden bir mevlevihane olduğu ve tekrar yapımı ile ilgili proje çalışmalarının olduğu bildirildi.

Ayrıca Doç. Dr. Mustafa Aşkar Bey Hilmi Efendinin isminin bir cadde veya sokağa verilmesini istedi.

Programın bitiminde programa katılanlara kandil simidi dağıtıldı. Doç Dr. Mustafa Aşkar Bey; Şeyh Astarlızade Mehmet Hilmi Efendinin hayatını anlatan kitabını imzaladı.

Hilmi Efendinin fotoğrafları küçük bir sergi halinde mevcuttu.

Şeyh Astarlızade Mehmet Hilmi Efendiye Cenab-ı Allah’tan tekrar Rahmet diliyorum. İnşallah manevi güçleriyle her zaman yanımızda olurlar.

 

Saygılar sunar,  iyi günler dilerim.

Aygül

 

Programda bu söz geçti fakat Hilmi Efendi mi veya başka bir zat mı söylemişti hatırlayamadım.

İki Şeyi Unut : Yaptığın iyiliği, Yapılan kötülüğü

İki Şeyi Unutma : Allahı ve Ölümü

 

 

Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 31.01.2007 Saat 21:29

BİR MUTASAVVIF ve ÂLİM OLARAK

ÇANKIRILI ASTARLIZÂDE MEHMED HİLMİ EFENDİ

 

Doç. Dr. Mustafa AŞKAR*

 

GİRİŞ

Çankırı Valiliği III. Çankırı Kültürü Bilgi Şöleninde Sunulan Tebliğ 28-29/09/2005

Mehmed Hilmi Efendi’nin 1876 yılında doğduğu ve 1962 yılında vefat ettiği göz önüne alınırsa, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş döneminin tam ortasında yaşamış olduğunu görürüz. Bu dönem Türk milletinin iki büyük savaş yaptığı ve daha da önemlisi bir takım inkılâplarla medeniyet ve uygarlık yarışında yerini almaya çalıştığı, yeni sistemin yerleşmeye başladığı bir zaman dilimine tekabül etmektedir. Her şeyden önemlisi o, bir mutasavvıf olarak Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına (1925) şahit olmuş ve bu sürecin içinde yaşamıştır. Yine ülkenin uzun süre tek partiyle yönetildiği ve siyasî-idarî anlamda sıkıntıların yaşandığı bir dönemin ortasında hayatını sürdürmüştür. Bu geçiş dönemindeki sıkıntılar, tabii olarak Mehmed Hilmi Efendi’nin hayatına da yansımıştır. Ancak hayatı okunduğu zaman görülecek ki, o bütün bu sıkıntılı dönemlerde, hiçbir zaman vatan, millet, devlet sevgisinden taviz vermemiş, bilakis günün devlet erkânı tarafından takdirle ve saygıyla karşılanmıştır. Bunda onun geniş ufuklu tasavvuf anlayışı kadar, dinî ve dünyevî ilimlerde uzman bir münevver olmasının da etkisi vardır. O dönemin zuhuratlarını yaşamış benzerleri gibi, sükût etmiş ve “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler” teslimiyeti göstermiştir.

Mehmed Hilmi Efendi gibi kendi döneminde bulunduğu topluma ve ülkeye yön vermiş nadir bir şahsiyet hakkında bu çalışma ilk olma özelliğine sahiptir[1]. Ümidimiz odur ki, böyle örnek şahsiyetler tarihin tozlu sayfaları arasından çıkarılır ve insanımızın istifadesi ve bilgisine sunulur.

I-HAYATI                                                                    

A-Doğum Yeri ve Çocukluğu

Son dönem mutasavvıflarından Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi, 1296/1876 yılında Çankırı’da dünyaya geldi. Medreseden aldığı icâzetnâmesinde künyesi, “Mehmed Hilmî bin İsmâil el-Müştehir bi Astarlızâde el-Kangırî” şeklinde kaydedilmiştir[2]. Yani bu icâzetin sahibi: Çankırılı Astarlızâde İsmail oğlu Mehmed Hilmi Efendi demektir. Çankırı ve civarında gerek sevenleri gerekse hâne halkı tarafından kendisine “Hacı Baba” veya “Efendi Baba” diye hitabedilirdi.

Astarlı lakabı ve soyadının, anlatıldığına göre Mehmed Hilmi Efendi’nin dedelerinden Hacı Ömer Efendiyle ilgili şu olaydan geldiği rivayet edilir:

Kanûnî Sultan Süleyman, 1552 senesinde İran Seferine giderken Çankırı’ya uğrar. Herkes bu ziyâretten memnun olur ve padişahı ziyârete gelir. Padişah: “Bizi ziyârete gelmeyen oldu mu?” diye sorar. Cevap olarak: Hacı Ömer Efendi diye bir zât halvette olduğu için gelmedi” derler. Bunu duyan pâdişah: “O halde biz onu ziyarete gidelim” der. O zamanlar bugün ki dergâhın yerinde küçük bir kulübede Hacı Ömer Efendi tefekkür ve tezekkürle meşguldur. Bu durumu gören padişah onun o ibâdet hâlini bozmak istemez ve bir müddet ayakta bekler. O esnada Hacı Ömer Efendi’nin başında beyaz bir örtü, yani astar bulunmaktadır. O arada padişah: “Bu astarlı şeyh çok büyük bir zât, onun huzurunu bozmayalım” der. Bu olay üzerine padişah bu kulübenin yanına bir cami, bir medrese ve bir de hamam yapılsın diye emir buyurur. Bunun üzerine Kanunî yanında beraber götürdüğü, Mimar Sinan’ın kalfalarından Mustafa Ağa’yı bu işe memur eder. Külliyenin planı Mimar Sinan tarafından çizilmiş ve kalfasının nezaretinde tamamlanmıştır[3].

İşte astarlı lâkabının bu olaydan geldiği anlatılır. Çankırı Aile Lakapları adlı derlemede de, Astarlıoğlu şeklinde bu aileden bahsedilir[4]. Gerçekten bugün ki, Çankırı Büyük Câmii, Kanûnî Dönemi eserlerindendir. Kaynaklara göre Büyük Camii 1552 yılında yapılmaya başlanmış 1558 yılında yapımı tamamlanmıştır[5]. Camiinin arka kapısındaki kitabede şu tarih beyti yazılıdır:

                          Bunu Sultan Süleyman tâliu’l-hayr

                          Dedi tarihini yâ câmia’l-hayr

Mehmed Hilmi Efendi’nin babasının adı İsmâil, annesinin adı Sıddıka Hanım’dır. İsmâil Efendi 1857 yılında doğmuş, 1918 yılında vefat etmiştir. Vâlidesi Sıddıka Hanımefendi, 1857 yılında doğmuş, 1914 yılında vefat etmiştir. Astarlı İsmâil Efendi’nin üç oğlu, iki kızı vardır. Yani Mehmed Hilmi Efendi’nin dört kardeşi vardır. Büyük kardeşi Ömer Efendi, 1878 yılında doğmuş, 1959 yılında vefat etmiştir. Mehmed Hilmi Efendi, ailede ikinci çocuktur. Küçük biraderi, Mustafa Efendi, 1884 yılında doğmuş, 1962 yılında vefat etmiştir. Ailenin büyük kızı, Adeviye hanımdır. En küçük kardeşleri Hûriye Hanım, 1896 yılında doğmuştur. Anneleri Sıddıka Hanım, muttakî ve saliha bir hanımefendidir.

Babası Astarlızâde İsmâil Efendi, esnaf olup manifaturacılık yapardı. Mehmed Hilmi Efendi, çocukluk döneminde babasına dükkan işlerinde yardım eder,  bu arada babasından gizli olarak ta sarf ve nahiv ilimlerini öğrenirlerdi. Yaratılış icâbı ticaretten çok ilme yatkın idi. Validesinin onu kollayıp, desteklemesiyle Çankırı Büyük Camii’nin etrafındaki Mecbûr Efendi Medresesine devam etmiştir. Okuduğu zahirî ilimler, içindeki asıl boşluğu doldurmadığı için çok hürmet ettiği velîlerin türbelerini sık sık ziyaret ederdi. Anlatıldığına göre Seydi Köyündeki Hacı Murad-ı Velî hazretlerinin türbesine yürüyerek gider, gelirdi[6]. Yaratılıştan maneviyata istidâtlı olduğu ve tasavvufî yönünün ağır bastığı anlaşılmaktadır.

B-Eğitimi

Mehmed Hilmi Efendi’nin, ilk öğrenimini Çankırı Tevfîkiye İbtidâisinde 13 Temmuz 1307/1889 yılında, yaklaşık oniki yaşında iken tamamladığını elimizdeki diplomasından öğreniyoruz. Hilmi Efendi’nin 1876 yılında doğduğu ve İbtidâiyye’yi 1889 yılında tamamladığı gözönüne alınırsa, bu bilgi doğru olmaktadır. Osmanlılarda o dönemde çocuklar İlköğretime altı yaşında başlarlar ve dört ilâ altı yıl devam ederlerdi[7]. Bugünkü anlamda pekiyi derece ile aldığı diplomanın günümüz harfleriyle içeriği şöyledir:

                         Mekâtib-i İbtidâiyye Şehâdetnâmesi

                         Kur’ân-ı Kerîm-Tecvid ………………………                  10

                         İlm-i Hâ l………………………………………              10

                         Kısas-ı Enbiyâ-Muhtasar Târih-i Osmânî ……                10

                         Muhtasar Coğrafya ……………………………           10          

                         Kavâid-i Türkiye……………………………….              10          

                         İmlâ ……………………………………………              10          

                         Hat ……………………………………………               10

                         Hisab …………………………………………                  9

                                                                                              Yekün                    79

Kastamonu Vilâyeti celîlesi dâhilinde Kangırı Tevfîkiye İbtidâisi şâkirdânından İsmail Efendizâde Hilmi Efendi, mekâtib-i ibtidâiyyede tahsîl-i meşrût olan ulûm-ı ibtidâiyyeyi görerek icrâ edilen imtihanda kazandığı numaralar mecmûu, bervech-i bâlâ yetmiş dokuz adede bâliğ olmuş ve kendisi mekâtib-i ibtidâiyye’nin fevkinde bulunan mekâtib-i rüştiyyenin her kangısını isterse bilâ imtihan duhûla kesb-i istihkâk ve liyâkât eylemiş olduğunu mübeyyen iş bu şehâdetnâme i’tâ kılındı. 13 Temmuz 1307 (1889).

 (İmtihan heyetindeki muallimlerin mühürleri)

İmtihâna me’mûr mümeyyiz efendilerin efendi-yi mûmâ ileyh hakkında ki şehâdetleri tarafımdan tasdik olunur. Efendi mumâ ileyh kazanmış olduğu numaraya nazaran mektebce ale’l-a’lâ i’tibâr olunmuştur[8].                              

O dönemde Mehmed Hilmi Efendi, İdâdî’yi bitirdikten sonra, babasının manifaturacı esnafı olması sebebiyle, babasıyla birlikte mal almak için İstanbul’a giderlerdi. Bu vesileyle İstanbul’da kalmış ve iki sene tıp tahsili yapma imkânı bulmuştur. Kütüphânesindeki eserleri incelerken, kitapları arasında tabâbetle ilgili kitapların bulunması, onun tıp ilmiyle meşgul olduğunu göstermesi açısından mühimdir. 1876 yılında doğduğunu bildiğimiz Mehmed Hilmi Efendinin, bu esnada yüksek tahsil döneminde olduğu göz önüne alınırsa, 20-25 yaşları arasında olduğunu ve bu tahsilin 1896 yılından sonraki yıllarda gerçekleşmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Bundan başka dönemin medreselerinde okutulan astronomi, matematik ve hukuk ilimlerini öğrenmiştir.  İstanbul’daki Tıp tahsilinin yanında, lisan eğitimine de ağırlık vererek Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrenmişlerdir. Kendisine Fransızca seviyesinden dolayı, Fransız Büyükelçiliği tarafından takdir belgesi verildiği belirtilmektedir[9].

C-Evliliği ve Çocukları

Mehmed Hilmi Efendi, kırk beş yaşında iken, kendisinden yaşca hayli küçük olan Adeviye Hanımla evlenmişlerdir. Esasen o dönemde dergâh’ın hizmetleri için de bir hanıma ihtiyaç vardı. Hilmi Efendi, bekârken endamlı ve yakışıklı olduğu için pek çok aile kızını vermek istemiş ancak o kabul etmemişti. Evlendikleri Adeviye Hanım çok genç ve güzel bir hanım idi. Adeviye Hanımın babasının adı İsmail, annesinin adı Şerife Hanımdır. Hilmi Efendi bu evliliği ile hem sünneti yerine getirmiş hem de çevresindeki muhtemel dedi-kodulardan kendini muhafaza etmiş olur. Çünkü dergâh’a çok sayıda hanım geliyordu. Mehmed Hilmi Efendi’nin bu evlilikten, Muhittin ve Fâtımâ Tüzzehrâ adlı iki çocuğu dünyaya geldi. Hilmi Efendi, Muhyiddîn İbnü’l-Arabî (v. 638/1240) hazretlerini çok sevdiği için oğluna onun adını vermiştir. Adeviyye Hanım, 13 Aralık 1976 tarihinde vefat etmiş olup, kabri, Sarıbaba Kabristanlığında Mehmed Hilmi Efendi’nin yanındadır. Ayrıca dergâh’ın kapısına bırakılıp, aile içinde yani dergâhta büyütülen çocuklardan da bahsedilmektedir.

Çocuklarına gelince:

1-Muhittin Astarlı: Muhittin Efendi, ailenin küçük çocuğu olup, 1339/1920 yılında doğmuştur. Kendisi esnaf olup, manifaturacılıkla uğraşırdı. Sabiha Hanımefendi ile evlenmiş ve ondan Hilmi ve İsmail adında iki oğlu olmuştur. Muhittin Bey, 5 Ağustos 1989 tarihinde 63 yaşındayken vefat etmiştir. Kabri, Sarı Baba’da, Hilmi Efendi’nin yanında, aile mezarlığındadır.

2-Fatımâ Tüzzehrâ Hanım (Özcenk): Fâtıma Hanım, 1337/1918 yılında Çankırı’da dünyaya gelmiştir[10]. Kız Meslek Lisesi mezunudur. İstanbul-Beşiktaş’da oturmaktadır. Kurmay Albay Kemal Özcenk’le evlenmiş, ondan Güneş, Yıldız, Sema isminde üç kızı dünya’ya gelmiştir.

D-Manevî Hayata İntisâbı

Yaratılıştan maneviyata meyilli olan Mehmed Hilmi Efendi, döneminin dinî ilimlerini en üst düzeyde öğrenmiş ancak ne var ki, bunlar onun ruhunu tatmin etmemiştir.

İstanbul’daki tahsilini tamamladıktan sonra bir müddet Çankırı’daki Mecbûr Efendi Medresesinde aklî ve naklî ilimleri okuyarak icâzet alır. Medreseden aldığı bu icâzet hâlen kütüphanesinde mevcuttur. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra aynı medresede bir müddet dersler verir. Bir yandan da manevî hayatını geliştirmek için azîmetten ayrılmayarak, zikir ve dualarla ruhundaki açlığı gidermeye çalışır. Tasavvuf tarihinde birçok sûfî’nin hayatında olduğu gibi, o da kendini irşad edecek bir mürşid-i kâmil’i arama macerasına girer.

Bu arada Nakşî şeyhi Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’nin halifesi Seyyid Mehmed Hilmi bin Ali’ye intisap eder. Hilmi Efendi, Çerkeş’te bulunan bu dergâhta seyr u sülûkünü tamamlar. Mehmed Hilmi Efendi, şeyhine yürüyerek gidip geldiği için o sıralarda üşütmeye bağlı olarak bronşit hastalığına yakalanır. Bu durumu, “Bu hastalık şeyh efendi hazretlerinin bize hatırası” diyerek halinden şikayet etmezdi.  Aynı zamanda şeyhinden hadîs ilmi okuyarak icâzet alır.

Manevî gelişimini tamamladıktan sonra, Şeyhi ona: “Benim elim senin elin, benim dilim senin dilin, benim gözüm senin gözün. Bir posta iki aslan sığmaz. Ben Cidde’ye giderek mekan tutayım, sen burada irşada devam et” der. Hac için Hicaz’a oradan da Hac sonrası Cidde’ye doğru yola çıkan şeyhi, yolda vefat eder. Onun yerine posta oturan Mehmed Hilmi Efendi, bundan sonra dergâhı Çankırı’da Büyük Camii’nin yanına taşır. Kütüphânesinde bulunan Şeyhi’ne ait yazma eserlerden onun Çerkeş’teki dergâh’tan bazı eserleri de beraber getirdiği anlaşılmaktadır[11]. Eserleri kısmında da anlatılacağı gibi şeyhinin bazı eserlerini şeyhi tercüme etmiş, Hilmi Efendi kaleme almıştır.

E-Askerliği

Mehmed Hilmi Efendi’nin hayatında dikkat çeken noktalardan biri de onun orduya olan sevgisi ve bağlılığıdır. Bu çerçevede askerliği de ilginçtir. 1876 yılında doğan Mehmed Hilmi Efendi, Kurtuluş Savaşının başlangıcını 19 Mayıs 1919 kabul edersek, kırk yaşlarında olur. Gençlerin Balkan ve Çanakkale Savaşlarında şehit oldukları düşünülürse onun da bu yaşta orduya katılmış olması makul kabul edilebilir.

Hilmi Efendi, zamanı gelince herkes gibi gönüllü olarak orduya katılmış, Osman Şevket Paşa zamanında seferberlikte ihtiyat askerliği yapmıştır. Savaşa katılmak için diğer gönüllülerle birlikte sıraya girdiği vakit, dönemin komutanı Osman Şevket Paşa’nın dikkatini çeker. Paşa yanına gelerek elini öper ve ondan askerliğini manevî destek olarak yapmasını ister.

Askerliğini bu şekilde tamamladıktan sonra kendisine ordu tarafından kendisine hizmet için Çankırılı askerlerden Bekir Usta ve Hacı Ali görevlendirilerek taltif edilmiştir.

Hâtıraları kısmında anlatılan Kore’de görülme hadisesinden sonra ordu tarafından sevilen bir kişi haline gelir. Hatta Piyâde Okulu öğrencilerinin de katıldığı bir Mevlit töreninde kendisinden duâ etmesi istirham olunur. O da yaklaşık bir saat kadar uzunca bir duâ yapar. Bazı zamanlar Mehmed Hilmi Efendi, Fetih Sûresini okur ve ordunun muzafferiyeti için özellikle duâ ederlerdi.

F-Hocaları

Mehmed Hilmi Efendi’nin yetişmesinde bazı âlimlerin emeği olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tespitlerimize göre Çankırı’da iken medrese hayatında Çankırılı Ahmed Mecbûr Efendi (ö. 1919)’den ilim öğrenmiştir.

Ahmed Mecbûr Efendi, Çankırılı Mehmed Saîd Efendi’nin oğludur. Vâlidesi Kadızâde Şakir Efendi’nin kızı ve Şâir Zarîfe Hanımın hemşiresi olan Sabriye Hanımdır. Mecbûr Efendi, 1269/1853 yılında Çankırı’nın Ali Bey Mahallesinde doğmuştur. Dedesi Abdullah Nabî Efendi, onun babası Mehmed Zaim Efendi’dir. Mecbûr Efendi, divânının son sayfalarına yazdığı notta babası Zâimzâde Mehmed Saîd Efendi’nin 20 Cemâziyelevvel 1311/29 Kasım 1893 tarihinde vefat ettiğini bildirir[12].

Babasının ismine nisbetle Zaîmzâde diye anılırdı[13]. Çankırı Şâirleri müellifi Ahmet Talat Onay’ın verdiği babası ve dedesi ile ilgili bilgiler, Mecbur Efendi’nin talebesi Mehmed Hilmi Efendi’nin İcâzetnâme’sinin son sayfasında aynı şekilde aktarılmaktadır ve bizzat Ahmed Mecbûr Efendi’nin kendi ifadeleri şöyledir: “Es-Seyyid Ahmed Mecbûr en-Nakşbendî el-Hâlidî el-Müştehir bi-şeyh Zaîmzâde el-Kangırî bin Muhammed Saîd bin Abdullah en-Nâbi[14]”. Bu ibâreden anlaşılacağı üzere Ahmed Zaîm Efendi’nin babasının adı Mehmed Saîd, dedesinin adı Abdullah Nabî ve lakabı da Zaîmzâde’dir.

G-Vefâtı

Mehmed Hilmi Efendi, 1962 yılının ilk aylarına gelindiğinde 86 yaşına ulaşmış ve artık sağlığı bozulmaya başlamıştır. Vefatına yakın iki ay kadar hiçbir şey yiyip içmemiştir. O günlerde bu durumu değerlendiren tabibler, ailesine bunun mucizevî bir durum olabileceğini belirtirler. Vefatlarına yakın son beş günde ihvânının yanına çıkamamışlar, iyice ağırlaşmışlardı. Son demlerinde emâneti kime bırakacağı, vekilinin kim olacağı ısrarla sorulmuş, ancak emânetin ağır olduğunu ve zamanı gelince ehline teslim edileceğini söylemişlerdir.

Bir müddet sonra yatağında arkasında yastık, başında beyaz bir örtü olduğu halde gülümseyerek selâm verdikleri görülmüştür. Tekrar yerine kimin vekâlet edeceği sorulduğunda, kendilerinin bu zincirin son halkası olduğunu, hayatlarıyla mematları arasında fark bulunmadığını, rûhâniyetlerinin diri olacağı için tasarrufa devam edeceklerini ifade ettiler.

Vefatından üç gün önce, “Üç gündür bize, elma almak maksadıyla misafirimiz gelip gitmektedir. Ona hoş geldin bile demiyorsunuz” diyerek Hz. Azrâil’in emaneti teslim almak için geldiğini imâ etmişlerdi. Vefatından bir gün önce, “Yarın saat on’a on kala göç başlayacak, oğlum Muhittin o saatte Ezân-ı Muhammedî okusun” der. Gerçekten ertesi gün aynı saatte oğlu Muhittin beyin okuduğu ezân’ı müteâkiben manevî âleme göç ederler. Son derece yoğun ve velûd bir hayattan sonra Mehmed Hilmi Efendi,               17 Şubat 1962 Cumartesi günü öğleye doğru vefat etmiştir.

Ertesi gün vefatı duyulunca Çankırı’nın nüfusu birden artar, ülkenin pek çok yerinden gelenlerle dolup, taşar. Askerî bir birliğin cenâze törenine katıldığı söylenmektedir. Vefat gününe şahit olan torun Hilmi Astarlı Bey o zaman yaklaşık on dört yaşındadır ve şunları hatırlamaktadır: “17 Şubat Cumartesi günü okula gitmiştim. O zamanlar Cumartesi günleri de okula gidilirdi. Dönüşümde evin etrafında büyük bir insan kalabalığı buldum. Oradakiler sessiz sezsiz ağlaşıyorlardı. Dedemin vefat ettiğini anlamıştım ve elim ayağım birden buz kesilmişti. İzdihamdan içeri giremiyordum. Beni tanıyan birisi elimden tutarak içeriye soktu.  Cenâze düzenini sağlamak ve aşırı kalabalığı organize etmek için polis ve asker görev yapıyordu. Cenâzenin üzeri beyaz bir çarşafla örtülmüştü. Ailesi olarak biz, son ziyaretini yaptık.

Cenaze, avluda müftü efendi ve büyük camii’nin imamları tarafından yıkandı[15]. Cenâzenin yakınında bulunanlar çok güzel bir kokunun yayıldığından sık sık bahsediyorlardı. O gün Çankırı’nın nüfusu adeta iki katına çıkmıştı. Artvin’den, Kars’tan, Edirne’den, ülkenin dört bir yanından insanlar cenazesine katılmak için gelmişlerdi. Cenâzeye iştirak eden cemaatin bir ucu Büyük Cami’de, bir ucu mezarlıktaydı. Tekbir sadâları arasında ve parmakların ucunda Çankırı tarihinde görülmemiş bir kalabalıkla Sarı Baba kabristanına götürüldü. Çamurlu bir kış günü olduğu için pek çok kişi ayakkabısını kaybetmiş, izdiham korkusuyla beni ve kardeşimi resmi bir arabaya bindirmişlerdi. Ben cenaze namazını arabanın içinden izleyebildim. Kabristana varınca görevli kişi bizi alarak defin merasimini izlememizi sağladı. Ben dedemi her şeyim kabul ettiğimden, çocukluk psikolojisiyle, bundan sonra onsuz hayatımızı nasıl devam ettireceğimiz korkusuna kapıldım. Taziye ziyaretleri aylarca sürdü. Annem ve babam o kapının hizmetçileri olarak, onun ziyaretçilerine daima kapısını ve sofrasını açık tuttular. Onun hatıralarını yaşattılar.”

Mehmed Hilmi Efendi’nin, dönemin Çankırı Müftüsü M. Nami Mutlu hocaefendi teşyî ve tekfininde bulunmuş, cenaze namazını da, Büyük Camii imamı Osman Yetişen (ö. 1965) Hocaefendi kıldırmıştır.

II-ŞAHSİYETİ

A-Şemâili

Şemâil, Arapça tabîatlar, huylar anlamına gelen bir kelime olup, bir zâtın rûhî ve fizikî yönünü, bedenî özelliklerini tasvir etmek anlamına gelir[16]. Mehmed Hilmi Efendi, orta boylu zayıf vücutlu, geniş göğüslü, heybetli, yüzü buğday benizli, alnı geniş, kaşları yay gibi, yüksek sesli, endamlı idi. Sakalları uzun idi. Kendisine devlet tarafından verilen tezkere kaydının eşkâli kısmında boyu orta, elâ gözlü, buğday benizli kaydı yazılıdır. Yürürken önüne bakardı ve yürüyüşünde son derece mütevazı idi. Başkaları konuşurken sözünü asla kesmez ve muhatabını iyice dinlerdi.

Hilmi Efendi, yolda yürürken adımlarını gayet mütenâsip atar, ne hızlı ne de yavaş yürürdü. Yani sanki ne yerdekileri, ne göktekileri incitmeden yürürdü.  Bazen onun yoldan geçişini seyretmek için yol boyunca esnaflar dışarı çıkarak onun iltifatını gözlerler, onu seyrederlerdi. Yürüyüşü bile insan da hayranlık uyandırırdı.

Hilmi Efendi, ütüsüz elbise giymez, temizliğe, düzen ve intizama son derece dikkat ederdi. Hele hele beden temizliği konusunda fazla titiz olup, tırnak ve saç temizliğine ayrıca itina gösterirdi. Sürekli “Temizlik imânın yarısıdır[17]” hadîs-i şerîfini hatırladır, etrafındakileri de bu konuda uyarırdı. Bir defasında ibrik ile abdest alırken yanındakilere, “Temizlik esnasında israf etmeyiniz. Denizin kenârında bile olsa suyu gereksiz yere harcamayınız. O da israfa girer ve haramdır” buyururlardı.

B-Ahlâkı

Mehmed Hilmi Efendi, son derece yumuşak huylu, halîm bir zât idi. Tüm hareket ve davranışlarında sünnet-i seniyye’ye titizlikle uymaya büyük bir özen gösterirdi. Hilmi Efendi, tam anlamıyla bir edeb timsali idi. Huzuruna her kesimden insanlar gelirdi. Özellikle de üst seviyeden, devlet erkânından kimseler gelir ve herkese anlayacağı düzeyde başta namaz olmak üzere sevgi, hoşgörü, Kur’ân’a ittiba gibi konularda tavsiyelerde bulunur, onlara sohbet ederdi. Hilmi Efendi hazretleri tüm insanları çok sever, kimseyi ayırt etmezdi. Bir gün bayram ziyareti için devlet erkânı ve belediye çalışanları gelirler. Bir zâbıta memuru içeri girmeyerek kapıda arkadaşlarını bekler. Hilmi Efendi bu durumu fark eder. Gelenler ziyaretlerini tamamlayınca gitmek için müsaade alırlar. Hilmi Efendi, dışarıda kalıp içeri girmeyen zabıta memurunu kasdederek: “Tahir’in Hasan Bey’e selam söyleyin, biz onu da ziyaretimize gelmiş kabul ediyoruz” buyurarak onu da onurlandırmış oldular. Yine bayramlarda, kandil gecelerinde, Cuma günleri gerek aile içinde gerekse camiye geliş-gidişlerinde selamlaşma ve tebrikleşmeler de bulunurdu. Bunun dışında her günü bayram kabul eder ve “Bayram içinde bayram var” diyerek her an çevresindekilere tebessümle bakardı.

Her düzeyde misafirleri ayrı ayrı kabul ederdi. Gelen misafire önce salonda ikram yapılır sonra Hilmi Efendi hazretlerinin huzuruna alınırdı. O herkesi, her gurubu ayrı ayrı dinler, sıkıntılarına yardımcı olurdu. Birinin meselesini diğerine dinletmemeye dikkat ederlerdi. Gelenlere sohbet eder, Huzur Dersi verir, herkes katılır ve iyi ki gelmişim diyerek huzur ve feyiz  alarak ayrılırdı. Kendisiyle on dört yaşına kadar aynı mekanı paylaşan torunu Hilmi bey, aile içindeki ilişkileri ve onun bu konulardaki edebini şöyle aktarır: “Annem Sabiha Hanımefendi devamlı hizmetinde idi. Babam gündüz dükkanda, akşamları, Hilmi Efendi’yi ziyarete gelenlere hizmet etmekle meşgul olurdu. Evde sürekli misafir eksik olmadığından anne ve babamızla birlikte olmamız mümkün olmuyordu. Öğle arası mutfakta apar topar karnımızı doyurur, ancak misafir yoksa ailecek akşam yemeğinde bir araya gelebilirdik. Ailede hepimizin birbirine seviyeli ve mesafeli bir saygı anlayışı vardı. Yatıncaya kadar hepimiz düzenli ve giyinik vaziyette hizmete amâde idik. Ben hazreti daima iki dizi üzerinde oturur görürdüm. Onun bu geniş ailenin yükünü bu yoğunlukta nasıl kaldırdığını zihnimde tartar, dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünür ve kendi kendime üzülürdüm.”

Hilmi Efendi, her zaman sohbete hazırdı. Dinî konular başta olmak üzere sohbetlerinde fen ilimlerinden örnekler verir, yanında bir kişi bile olsa sohbete devam eder, insan farkı gözetmezdi. Hâne halkı da sürekli sohbetlerine katılır, hizmet ederlerken kulakları onda olur, dikkatle dinlerlerdi. Çünkü Hilmi Efendi, ara ara dinleyenlere soru sorarak, onların dikkatini ölçerdi.

Hilmi Efendi, hanımlar konusunda, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vasıyeti üzere onları Allah’ın bir emaneti kabul eder ve hiç incitmezdi. “Kadın olmasaydı, âlem olmazdı” buyururdu. Ona göre kadın vazodaki çiçek gibidir. Erkek onu firâset nuruyla görüp gözetmeli ve eşine sevgisini esirgememelidir.

Hilmi Efendi, çocuklar konusunda da onlar yarınların sahipleri oldukları için çok titiz davranır, onlara önem verirdi. Çevresinde birilerinin çocuğu dünyaya geldiğinde kulağına Ezân-ı Muhammedî okur ve adını koyarlardı. Ailesine yeni doğan yavrunun akika kurbanını kesmelerini tenbih eder, annelere abdestli olarak emzirmelerini sık sık hatırlatırdı. Hilmi Efendi hazretlerinin tüm çocuklara sevgi ve şefkati sonsuzdu. Özellikle öksüz, yetim çocukları alır, büyütür, erkekleri askere gönderir, kızları da uygun kimselerle evlendirerek onları topluma kazandırırdı. “Onlar Allah’ın bize emanetidir” diyerek bu tür çocukları kendi evlat ve torunlarından daha fazla bir ilgiyle onların eğitimine önem verirdi. Hilmi Efendi, bu şekilde yetimhâne’ye ve Kızılay’a göndermeden pek çok çocuk yetiştirmiş ve topluma kazandırmıştır. Onları everip, topluma kazandırdıktan sonra kendi özel bir işi için asla çağırmaz, “Yaptığınız köprüyü göçürtmeyin” derdi.

Hilmi Efendi, âdet olarak fazla yemek yemezlerdi. Günde iki öğün yemekle yetinirlerdi. Yemekten önce tüm aile fertleri ellerini yıkar ve besmele ile yemeğe başlanırdı. O zamanlar yemek yer sofrasında yenirdi. Ailede en sıcak sohbetler sofrada olurdu. Yemek ağır, ağır yenir ve bu şekilde yemek yenince ülser olunmaz derlerdi. Sofralarında tek çeşit yemek bulunur ve çorbasız da sofraya oturmazlardı. Sofraya mutlaka tuz konur ve yemeğe tuz ile başlanırdı.

Hilmi Efendi, Mecmûa adlı eserinde bu durumu bir hadisle şöyle te’yit eder: “Hazret-i Peygamber aleyhi salavâtu’llâhi’r-rahîmi’r-rahmân Efendimiz  hazretleri buyurur ki, “Yâ Ali, sofrada tuz ile başlayıp, tuz ile bitir ki, tuz yetmiş derde devâdır[18] Ve şöyle devam eder: Ez cümle cunûn, cüzâm, baras, boğaz ağrısı, diş ağrısı ve karın ağrısını giderir[19]. Yiyeceklerden yoğurt, peynir ve pekmeze önem verirdi. Ara öğünlerde meyve yerlerdi. Yemek sonunda dua yapılır ve tekrar tuzla sona ererdi.

Giyim kuşam konusunda gayet sade elbiseler giyinir, pahalı, lüks giysilerden sakınırdı. Hem kendileri hem ev halkı zamanın şartlarına uygun ve genel geçer elbiseler giyerlerdi. Hanımların gerek evde gerekse dışarıda tesettüre uymalarını ve giyimde abartıya kaçmayıp, dikkat çekmeyecek, sâde elbiseler giyinmelerini öğütlerdi. Gidilecek yere göre uyumlu ve temiz kıyafetler giyilirdi. Evdeki hanımlara kibar bir şekilde davranırdı. “Kadın bir hazîne, sefîne içinde gizlidir” derdi. Hilmi Efendi gerek kadın gerek erkek herkese gördüğü kusurları hiç incitmeden imâ ile bildirirdi. Hanımları giydiği kıyafetlerini, çok güzel olmuş, yakışmış der, kol ve etek boyları kısa ise, hiç incitmeden, “Üşümez misiniz?” diyerek nazik bir şekilde ikaz ederlerdi. Yerine göre hizmet edenler iltifat etmeyi ihmal etmezlerdi. Bir yemekten sonra, “Kim pişirmişse eline sağlık, pek güzel olmuş” der, kusur aramaz, sadece takdir ederdi.

Hilmi Efendi, çocuklara ve gençlere ayrıca önem verir, son derece şefkat ve hoşgörülü davranırdı. Torunları âdeten her sabah elini öperler, onlara harçlık verirdi. Okul dönüşlerinde yine elini öper duasını alırlardı. Yolu evin önünden geçen mahallenin çocukları da okula giderken uğrarlar, imtihan günleri duasını isterlerdi. O çocuklara da cüzdanını çıkarır, harçlık verirdi. O dönemin meşhur şekeri akide şekerinden ikram ederdi. Askere gitmek üzere olanlar, iş arayanlar, yeni işe başlayanlar, güreşe çıkacak pehlivanlar, sıkıntıda olanlar, sorusu olanlar, gelir onunla konuşur, duasını alıp, mutlu ve rahatlamış olarak yanından ayrılırlardı.

Ailedeki yaşantısı da çok düzenli idi. Sabah namazı tüm aile bireylerinin katılımı ile cemaatle kılınırdı. Sabah kahvaltısında yine herkes hazır olur, genellikle yer sofrasına oturulur, hep birlikte kahvaltı yapılırdı. Çoğunlukla sabahları çorba içilirdi. Oğlu Muhittin Bey elini öper, geri geri odadan çıkarak, erkenden dükkânı açmaya giderdi. Ailede genellikle iki öğün yemek yenir ve sofrada güzel sözlerle sohbet edilirdi.

Akşam yemeğinde bütün aile bir arada bulunurdu. Sofrada çorba ve ikinci bir yemekten fazla çeşit bulunmazdı. Yemekte misafir varsa, onların hem midesini sohbetiyle de gönüllerini doyururdu. Ailenin çocukları yemekten önce ve sonra ibrik-leğen hazırlarlar, herkes sırayla ellerini yıkardı. Mevsime göre odasında bulunan sobasında genellikle meşe odunu yakılır, sonra sobadan alınan köz mangala alınır ve onun üzerinde misafire çay ve ıhlamur yapılır ve ikram edilirdi. Türkiye’nin dört bir tarafından ziyaretine gelen misafirleri, dergâh’ın bitişiğindeki misafirhane’de konaklar ve kalırlardı. Eskiden yolcu olup, imkânı ve tanıdığı olmayanlarda buradaki aşevi ve misafirhâneden yararlanırlarmış.

Hilmi Efendi, dostları ve sevenleri konusunda da son derece vefâkâr idi. Onları mutlaka arar, sorar ve hallerinden haberdar olurdu. Çevresindekilere, “Herkesin sizi aramasını, sormasını beklemeyin, siz herkesi arayın, verici olun, alıcı olmayın. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur. Selâmlaşın, dostlarınıza selâm gönderin. Sizin dostunuza bir selamınız bile onu ayakta diriltir, moral verir” buyururlardı.

Hilmi Efendi, Tebessümle kapıdan çıkar ve herkes onu evi camiye yakın olmasına rağmen bir tören gibi karşılarlar, onunla musâfaha ederlerdi. Cami çıkışında fakirlere sadaka dağıtır, evin kapı girişinde de kalan paranın tamamını dağıtır ve mutlu bir halde eve girerdi.

Hilmi Efendi, hemen her hareketinde Kur’ân ve Sünnet ölçülerine dikkat eder, insanlara dini hoşgörü ile sevdirerek öğretirdi. Özellikle şöhretten kaçınır, övülmekten hoşlanmazlardı. Hayatını sıradan biri gibi yaşar, tevazulu olmayı tercih ederdi.

Kendisinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (v. 672/1273) ile Muhyiddin İbnü’l-Arabî (v. 638/1240) hazretlerinin meşrebi buluşmuş gibiydi. Kendisi her ân zikirle meşgul olurdu. Zikrini genellikle Nakşbendî olduğu için hafî (gizli) yapardı. Her an huzurda bulunur, postunun üstünde her an diz üstü otururlardı. Bir gün kendisine hizmet eden gelini odada kimsenin olmadığını ve ayaklarını uzatıp, istirahat etmesini söyleyince, oda da kimse olmasa bile Cenâb-ı Hak’kın kendisini gözetlediğini ifade eder.

Yatsı namazından sonra fazla dünya kelâmı konuşmaz, yalnızlığa çekilir, zikirle meşgul olurdu. Geceleri özellikle teheccüde kalkar. Namazda uzun sûreler okurdu. Gece namazlarının secdelerini de uzatırdı. Namaz vakitleri girince, vakit namazlarını kendisi imam olur, cemaate dergâhta kıldırırdı. Cuma namazlarına ayrı bir özen gösterir, Büyük Camii’nde kılardı. Cuma namazı dönüşünde ve çıkışında kendi kazancından elde ettiği paraları dul kadınlara ve yoksullara dağıtırlardı. Yetimler ve yoksullar onun en çok ilgilendiği kimselerdi. Cuma namazı dergâh’a döndüklerinde avluda medfun bulunan Anne ve babasının mezarına dua ederlerdi. Özellikle de çocukluğunda kendini desteklemiş, okumasına yardım etmiş olan validesini hayırla anarlardı.

Dergâh’a dışardan maddî yardım kabul etmez, intisap eden müritlerine yedirir ve içirirdi. Onlara çalışmalarını tavsiye eder, işi olmayana iş vermeye veya iş bulmaya gayret ederdi.  Yemek konusunda hiçbir taamı seçmez, az yerlerdi. En çok sevdiği yiyecek ve içecek çay ve elma idi. Dergâh’a acıkarak çamaşırhâneden dönen gelinine, yemeği biraz fazla kaçırdığı zaman şöyle diyerek takılırdı:

                                Az yiyen İsâ gibi göğe çıkar

                                Çok yiyen Kârun gibi yere batar

                                İnsan kabrini ağzı ile kendi kazar

Besinler konusunda şunu daima söyler: “Koyun eti kimyâ; bal binbir derde devâ; limon küçük eczâne; elma kana dev┠buyururlardı.

Hilmi Efendi, gıdalar konusunda temizliğe çok itina gösterirdi. Pazardan alınan kavun ve karpuzu mutlaka yıkatır, öyle kestirirdi. Meyve ve sebzenin her türlüsünü yıkattırmadan sofraya koydurmazdı.

Mehmed Hilmi Efendi, hayatı boyunca gösteriş ve riyâdan kaçınmış, sâde bir hayat sürmüş, dünyaya rağbet etmemiştir.                                  

C-Kişiliği

Mehmed Hilmi Efendi döneminin hem zâhirî hem de manevî ilimlerini bilen birisi olarak, ileri görüşlü bir kişiliğe sahiptir. Torunu Hilmi beyin dedesiyle ilgili yaşamış olduğu şu olay onun ileri görüşlülüğüne en güzel delildir: Torun Hilmi Bey, 1961 yılında Ortaokul’a kaydolurken yabancı dil olarak İngilizce ve Fransızca dillerinden birini tercih etmek mecburî imiş. Bu olayı Hilmi beyin kendisi şöyle anlatır: “O yıllarda herkes Fransızca yaygın olduğu için onu şeçiyordu. İngilizce daha yeni yeni duyuluyordu. Bu yüzden okul idaresi, ortaokula yeni başlayanlara kur’a ile lisan seçimine gittiğinden bana İngilizce çıktı. Çok üzüldüm. Dedem Hilmi Efendi’nin çok iyi Fransızca’sı olduğunu bildiğimden, okul idaresinden arkadaşlarımdan biriyle değiştirilmesini istedim. Kabul edilmedi, ağlayarak eve geldim. Babaannem üzüntümü anlayınca, ona durumu anlattım. O da hazretin müsait olduğu bir zamanda kendisine olayı anlatmış. Beni çağırdı. Yanına vardığımda bana İngilizcenin yakın bir gelecekte önemli bir lisan olacağını, üzülmemem gerektiğini, şeçimimin gayet isâbetli olduğunu söyledi. Ayrıca İngilizce, Almanca, Arapça gibi dillerin gramer yapılarının birbirine yakın olduğunu, İngilizce’yi öğrenenin diğerlerini de kolayca öğrenebileceğini anlattı.” Bunun üzerine torun Hilmi Bey, ilk İngilizce gramer bilgilerini dedesinden öğrenir.

Hilmi Efendi, etrafındaki insanlara sık sık, “Eliniz işte, gözünüz kitapta, ayağınız yolda, kalbiniz Hak’ta olacak” tavsiyesinde bulunurlardı. Hilmi Efendi hazretleri iş ve çalışma konusunda da titiz bir yapıya sahipti. Mevsim şartlarına göre işleri sıraya koyar, ancak bugünün işini yarına bırakmamaya büyük gayret gösterirdi.  Etrafındakilere sık sık şu öğütleri verirdi: “Bugünün işini yarına bırakmayın. Her işte her konuda her an tedbirli olun. Ölüm her an gelebilir, maddî-manevî meselelerde uyanık olunuz. Yalancı sözlere kanıp önünüze gelen her evrakı imzalamayınız. Bütçenize göre hareket ediniz. Evinizde her zaman bir miktar odun, un ve yakacağınız olsun.  Ânî bir kıtlık veya savaş olabilir.” Hilmi Efendi, maîşetleri için gerekli tüm yiyecekleri, ziraat ve hayvancılıktan elde eder, ailenin giyeceklerini de kurduğu dokuma tezgâhlarında dokurdu. Bir taraftan ürettiklerini satıp kendi ihtiyaçlarını karşılarlar, bir taraftan da fakir fukarayı giydirir, onları desteklerdi.

Mehmed Hilmi Efendi, zamanının tam bir münevveri idi. O günlük işlerini bir program içinde yapar, bugün bile pek çok insanın yapmadığı bir incelik olan günlük tutar, yapılan işleri kaydederdi. Yukarıda hac konusunda belirtildiği gibi yaklaşık elli günlük hac seferini hemen hemen günü gününe kaydetmiş, saatine kadar yazmıştır. Bu gelişmiş ve medenî bir şahsiyetin yapacağı bir iştir. Not defterine oğlu Muhittin Efendi’nin manifatura dükkanı işletirken yaptığı ticarî seyahatleri kaydetmesi ilginçtir. Cep takviminin 15 Ocak 1949 Cumartesi hanesinde şu ifade yer alır :“Mehmet Muhittin (Kânallâhu lehû) mal getirmek üzere İstanbul’a gitmiştir. Bizim tarafımızdan 900 lira verilmiştir. Yeni yapılacak  dükkan inşaatı parasından. Yâ Rabbi! Sen bizi şükreden zenginlerden kıl”. Yine Muhittin Efendi’nin İstanbul’dan dönüşü 24 Ocak 1949 Pazartesi hanesinde şöyle aktarılır: “Allah’ın inâyeti ile Muhittin selâmetle bu gece İstanbul’dan gelmiştir”.

Hayatı boyunca hiç boş durduğu görülmeyen Hilmi Efendi,  tembellikten hiç hoşlanmaz, boş oturanı harekete geçirecek tavsiyelerde bulunurdu. Hatta Paşaköy ve civarı köylülerinin o dönemde Ilgaz Dağından kestikleri odunları pazarda satarak geçindiklerini görünce, onları sebzecilik, meyvecilik, hayvancılık ve arıcılığa teşvik etmiş, bizzat önderlik yaparak, üretime yönlendirmiştir. Bugün hâlâ o bölgede sulamada Hilmi Efendi’nin öğrettiği teknikle, havuz sistemi ile sulama yapılmaktadır. Neticede hem üretim başlamış hem de orman kesimi önlenmiştir.

O bölge insanının dedelerinden öğrendikleri güzel ahlâk ve davranışlar geleneksel tarzda devam etmekte ve hâlen Hilmi Efendi’nin etkisi görülmektedir. Köy çocuklarına ziraatçiliği öğretmiş, okumaya kabiliyetli olanları eğitime, okumaya teşvik etmiştir. Okulunu bitirenleri de günün şartlarına göre devlet dairelerine yerleştirirdi. Yine o bölgelerde hâlen içki, kumar gibi kötü alışkanlıklar asgarî seviyede olup, polisiye vukûatlar da az görülmektedir. Çünkü çalışan ve üreten insan zamanını değerlendirmekte, boş kalmayıp, kötü alışkanlıklara bulaşmamaktadır. Keşke günümüzde de İslâmı ve tasavvufu bu güzellikler içinde sunan ve yaşayan insanlar olsa da, ülkemiz daha da fazla kalkınsa diyoruz. İşte İslâmın dünya ve âhiret dengesi dediği çizgi bu olsa gerek. Ama maalesef günümüzde İslâmı değil temsil etmek, yaptığımız davranış ve yaşantı ile insanları dinden soğutuyoruz gibi geliyor.

Hilmi Efendi, kendisi bir tarîkat mensubu oldukları halde insanlar arasında hiçbir zaman meşrep, mezhep farkı gütmezlerdi. İnsanları bir gözle görür, asla ayırım yapmazdı. O dönemde sağcısı, solcusu onu ziyarete gelir ve onlar hakkında, “Bunların önüne değil sonuna bakın, Allah’ın kime ne zaman hidayet vereceği belli olmaz” derlerdi. İmam-Hatip Liselerini çok severdi. “Yarın öldüğünüz zaman sizi yıkayacak imam bulunmaz” diyerek, İmam-Hatiplilere ayrı bir sevgi beslerdi. Mezuniyet törenlerine katılır, öğrencileri kutlardı. Onların tayinlerinde yardımcı olur, İlâhiyât Fakültelerine gitmelerini tavsiye eder, daha da ileri giderek mastır ve doktora yapmalarını tavsiye ederdi. Eğitimde kadın ve erkek ayrımını yapmaz bilakis ilim yapmanın kadın-erkek herkesin hakkı olduğunu vurgulardı. 

Hilmi Efendi, din anlayışı açısından şekilci ve bağnaz değildi. Tam tersine, “Allah, şalda, şapkada, hırkada değil, gönüllerdedir” derdi. Hilmi Efendi, güneş gibi her yere doğardı. Yani ziyaretine her kesimden, her görüşten ve her partiden insanlar gelirdi. Nasiplerince onlara öğütler verir, nasihatler ederdi. Özellikle yöneticilerden adaletten ayrılmamalarını, birlik ve beraberlik içinde vatana, millete hizmet etmelerini önerirdi. Onlara konuşurken, “Ezanımız dinmesin, bayrağımız inmesin, Kur’ân’ımız sönmesin” derdi.

Hilmi Efendinin sevenlerinden Şemsettin Bayram beyin onunla ilgili ifadesi çok anlamlıdır: “Geniş astronomi bilgisi, ayrıca ziraat, tıp gibi ilimlerle mücehhez, dinî ilimlerde alabildiğine derin ve âlim, tek kelimeyle bulunduğu toplum seviyesinin çok üstünde bir insan-ı kâmil idi.”  

D-İlmî Yönü

Mehmed Hilmi Efendi’nin hayatı incelendiği zaman onun en belirgin özelliği iyi bir âlim olmasıdır. Onun Osmanlı medrese sistemine göre Fahreddin Razî’ye kadar varan bir ilmî şecere ve icâzete sâhip olmasından ve kütüphânesindeki eserlerin çeşitliliğinden, onların kenarlarına düştüğü notlardan iyi bir eğitim aldığı rahatlıkla söylenebilir[20]. Başta Muhyiddîn İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin eserleri olmak üzere Osmanlı ilim dünyasında mütedâvil olan başta Hanefî fıkhına ait eserler de dâhil çok zengin bir kütüphaneye sahiptir. Kütüphânesindeki eserleri dökümü bu çalışmamızın ekler kısmında verilecektir. Bu listeye bakıldığı zaman onun gerçekten döneminin zahirî ilimlerine iyi derece vakıf olduğu rahatlıkla görülecektir.

Mehmed Hilmi Efendi’nin icâzetinde bizzat ilim öğrendiği hocaları Çankırı Müftüsü Hacı Mustaf Hâzım Efendi ve Ahmed Mecbûr Efendi’dir. Hilmi Efendi bu icâzeti otuzbir yaşındayken hocası Çankırılı Şeyh Zaîmzâde Ahmed Mecbûr Efendi’den almıştır. İcâzetin son kısmında hocasının mührü ve verildiği tarih olan Cemâziyelevvel 1325 (Haziran 1907) tarihi yazılıdır[21]. Yani Hilmi Efendi, Bugünkü anlamda yüksek tahsilini Çankırı’da Mecbûr Efendi Medresesinde tamamlamıştır.

F-Sanat Faaliyetleri

Hilmi Efendi, her mutasavvıfın olduğu gibi ruhundaki güzelliği el yazısına, yaptığı her işe yansıtırdı. Bu satırların yazarının da meşgul olduğu Hüsn-i Hat konusunda, Hilmi Efendi özellikle Osmanlı döneminin el yazısı konumunda olan Rik’a hattında çok mahir idi.  Yazılarında edebî yönden ileri olduğu, özellikle yazdığı şiirlerinden onun şair olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çünkü şiirlerini aruz vezninde yazmış olması dikkati câliptir. Ev halkının konuşmalarının düzgün olması için gayret gösterir. Onları düzgün ve sade bir dil kullanmaları konusunda uyarırdı. Hatta, “Lisan güzelliği ile karşınızdakinin gönlünü okşarsınız” buyururdu.

Hilmi Efendi, bilim, sanat ve estetiğe önem verir, her işini kendi görerek, sorunlarına pratik çözümler bulurdu. İnsanlara seviyelerine göre hitap eder, durumlarına göre davranırdı.

Hilmi Efendi’nin sesi çok dokunaklı ve etkileyici idi. Kur’ân-ı Kerîm’i gayet güzel okurlardı. Namaz sonunu da salâvâtlarla ve sohbetlerle süsler, kadın ve çocukların sohbetine katılmasını isterlerdi.

Hilmi Efendi, estetik ve sanat yönünden yaptığı işlerde dikkat eder, güzeli tercih ederdi. Sabîha Hanımefendi’nin aktardığına göre, birgün efendi hazretleri kendisi siyah çeketinin düğmesini beyaz iplikle diker. Bunu fark eden gelini, “Baba, siyah düğme beyaz iplikle dikilir mi? Dikilen yer belli oluyor” der. Hilmi Efendi de hemen siyah mürekkeple ipliği boyar ve çirkin görüntüyü giderir.                 

G-Ziraatçılığı

Mehmed Hilmi Efendi ve ailesi Paşaköyünde bulunan çiftlikte ziraatçılık, arıcılık, hayvancılık ve özellikle elma yetiştiriciliği ile meşgul olurlardı. Rivâyete göre Paşaköy, adını Osmanlılar döneminde orada bulunan bir Paşa’nın çiftliğinden almaktadır. Hilmi Efendi, dergâh’ında kendisini halkın yoğun ilgi ve ziyaretinden sonra ara ara köydeki bağ evine çekilirlerdi. Oradaki zamanın bir bölümünü elma ağaçlarıyla ilgilenerek geçirirdi. Yetiştirdiği bu elma bahçesi, çevre köylere örnek olmuş, onların kalkınmasına ve ziraatçiliğine yardımcı olmuştur. Elma ve elma ağaçları ile şu sözü söylemişti : “Satanın değil ekenin-dikenin canına değsin” derdi. Paşaköy’deki  diktiği ağaçların Cennet-i a’lâ bahçelerinden bir bahçe olduğunu söylerdi. Hilmi Efendi’nin 1949 yılına ait Maarif Takviminin 8 Nisan 1949 Cuma günü notunda şu ifadeler yer alır, “Bugün lillah ve fillah yetmiş beş lira evrâk-ı nakdiye ile Paşaköy’lü İbrahim bahçe vesaire işlerimizi görmek ve yaz-kış bahçe ve hanemizi beklemek üzere altı aylığına hizmetkâr tutulmuştur. Allah tarîk-ı müstakîminde sâbit kılsın”.

Paşaköy’de özellikle ağaç dikmeye çok önem verirdi. Hatta o bölgenin köylülerinin meyve olarak sadece erik yetiştirdiklerini görünce, onlara armut, badem gibi farklı meyveleri yetiştirerek onlara örnek olmuştu. İnsanlara bahçede adeta uygulamalı ders verir, toprağın çeşitlerini meyve ve sebzelerinin özelliklerini, yararlarını ayrıntılı olarak anlatırdı. Her ağacın ayrı bir dikim tekniği olduğunu anlatır, anlatırken tasavvufî yorumlar yapar, konuları hem maddî ilimler hem de manevî ilimler açısından ele alırdı. 

Bugün Hilmi Efendi’nin 1940-48 yılları arasında kurmuş oldukları çiftliğinde uyguladıkları ağaç dikim ve yetiştirme tekniği, ziraatçilikte şu anda kullanılmaktadır. Hilmi Efendi Hazretleri, Çankırı’da tiftik keçisi yetiştiriciliği yaygın olduğundan dokumacılık sanatını da bilirdi. Bir dönem on yedi adet dokuma tezgâhı ile dokumacılık da yapmıştır. Bu tezgâhlarda dokunan telalar yurt içinde satıldığı kadar yurt dışına da ihraç edilmiştir.

H-Tababet Yönü

Mehmed Hilmi Efendi, eğitimi kısmında da bahsedildiği gibi iki yıl kadar İstanbul’da Tıp eğitimi almış idi.  Dergâhına gelen hastaları, hâlen dergâhında sergilenmekte olan bir tür aküpunktur aletiyle tedavi ederdi. Bu şekilde dergâha hasta olarak gelip, tedavi olup, şifâ bulan pek çok kimselerden bahsedilmektedir. Hilmi Efendi’nin özel kütüphanesinde yaklaşık ona yakın eski baskı eserin tıpla alakalı olması da bu ilgisini ispat eder mahiyettedir.

Hilmi Efendi hazretleri, insan vücûduyla ilgili olarak şu benzetmeyi yapardı: “Dağlar, saçlarımız; ovalar, vücûdumuz; Kalp, deniz; midemiz, göl; sinirler, yollar; damarlarımız, nehirler” derdi. Hilmi Efendi, kendine şifâ için müracaat edenlere iki sene İstanbul’da tıp tahsili gördüğü ve tabâbetle ilgisi olduğu için yardımcı olur ve onlardan ücret almazdı. Gelen hastaya önce ikramda bulunulur, dinlendirilirdi. Sonra huzuruna alır, hastaya psikoterapi yapar, hastalığın ve şifânın Allah’tan olduğunu hatırlatır, öncelikle moral verirdi. Eğer tıbben hastalık, ileri derecede ve cerrâhî müdahale gerektiriyorsa doktorlara yönlendirir ve gönderirdi. Onlara manêvî yönden destek verir, hastalara şu şiirini okurdu:

                                     Ey hasta! İstersen derde devâyı

                                     Nûr şerbeti ile iç, âyet-i şifâyı

                                    Koy gerdanına hazret-i Kur’ânı

                                      Görmeyesin bir daha cevr-i cefâyı

Gelen hastalarına az miktar, az çeşit ve ağır ağır yemek yemesini tavsiye eder ve şu beyti okurdu:

                         Az yiyen İsâ gibi göğe çıkar

                         Çok yiyen Kârun gibi yere batar

                         İnsan kabrini dişi ile kazar

Hilmi Efendi, sık sık, “Koyun eti kimyâ, bal binbir derde devâ, limon küçük eczâne, elma kana dev┠ derdi. Kendini ziyârete gelenlere her gün bir tane ceviz yemelerini öğütler, ceviz’in içi açıldığında insan beynine benzediğini ve zekâya kuvvet vereceğini belirtirdi.

Hilmi Efendi, o günün şartlarında kendisine müracaat edenlere sağlıkla ilgili şu tavsiyelerde bulunurdu:

*Her gün sabah-akşam kan temizleyici özelliğinden dolayı birer elma yenilecek.

*Her gün sabah-akşam antibiyotik özelliğinden dolayı birer soğan pişirilerek yenilecek.

*Kur’ân’da da şifa olduğu belirtilen bal, bir bardak suya bir kaşık konulup, içilecek. Bu her derde devadır.

*2.5 litre suya bir kilo siyah üzüm konulup, kaynattıktan sonra birer bardak aç karnına içilecek. Bu da kan yapar.

*Hergün sabah-akşam birer adet ceviz yenilecek. Bu da beyni güçlendirir, zekâyı artırır.

III-ESERLERİ

A-Kendi Eserleri

Mehmed Hilmi Efendi, Osmanlı Medrese sisteminin tam örnek bir semeresidir. Bu çalışmanın Hilmi Efendi’nin İlmî Yönü başlığında da belirtildiği gibi, Fahreddin Razî ve Gazalî’ye ulaşan ilmî bir silsileye sahiptir. Hayatından anladığımıza göre çok okuyan Hilmi Efendi, eser yazmaktan çok insan yetiştirmeye önem vermiş, çevresine yaşayan bir sünnet olarak örnek olmuştur. Okuduğu kitaplar arasında veya kenarlarında birkaç kitap teşkil edecek kadar kıymetli notlar yer almaktadır. Ne yazık ki bunlar, Hilmi Efendi tarafından sonradan derlenip, bir araya getirilememiştir. Hilmi Efendi’nin kaleme aldığı eserleri ise şunlardır:

1-Mecmûa: Bu eser, Mehmed Hilmi Efendi’nin bazı duâları ve Esmâü’l-Hüsnâ duasını tercüme olarak kaydettiği eserdir[22]. Eser, yazma halinde olup, Osmanlıca kaleme alınmıştır. Bu eseri yazarken sık sık alıntı yaptığı eser, İsmâil Hakkı Bursevî (v. 1137/1725)’nin Kitâbu’l-Hitâb adlı eseridir[23]. Eşrefoğlu Rûmî (v. 874/1469)’un Müzekki’n-Nüfûs, Necmeddîn-i Kübrâ (v. 618/1221)’nın Usûl-i Aşere’sinden de bazı alıntılar yapar. Bu çalışmanın Duâlar kısmında, Mecmûa adlı bu eserinden hayli alıntılar yapılmıştır. Eserin tek yazma nüshası, Çankırı’da dergâh kütüphanesindedir.

2-İnsân-ı Kâmil Tercümesi: Eserin asıl müellifi, Abdülkerim Cîlî (v. 832/1428)’dir. Şeyhi Çerkeşli Mehmed Hilmi Efendi, eseri iki cilt halinde tercüme etmiş, Mehmed Hilmi Efendi              de kaleme almıştır. Tercüme nefis bir rik’a hattıyla yazılmış olup, aslı Çankırı’da dergâh kütüphanesindedir[24]. Bu eser de, üzerinde çalışacak genç akademisyenleri beklemektedir.

3-Mecmûa-i Yadigâr-i Yârân ve Ta’bîrnâme-i İhvân: Mehmed Hilmi Efendi’nin Muhammed bin Havarizm’den rivayetle yazdığı, rüyâ yorumlarıyla ilgili, tasavvuf literatüründe tâbirnâme diye bilinen bir risâlesidir[25]. Eser, el yazma olup, iki varaktan müteşekkildir. Ancak bilinen geleneksel ta’birnâmelerden çok farklı olarak, rüyâda görülen nesnelerin baş harflerine göre yorum yapılması yönüyle yeni ve ilginçtir. Bu küçük risâleden, müellifin Tasavvuf Anlayışı bölümünün Rüyâ maddesi kısmında yararlanılmıştır.

B-Kütüphanesinde Bulunan Eserler

Mehmed Hilmi Efendi’nin kütüphânesi, anlaşıldığı kadarıyla Çerkeş’teki şeyhinin dergâhından gelen eserler ve kendi gayretiyle biriktirdiği kitaplardan oluşmaktadır. Bu eserlerin yaklaşık elli kadarı el yazmasıdır. Günümüz harfleriyle basılmış kitap hemen hemen yok gibidir. Osmanlı medrese sisteminde okutulan tüm fıkıh ve âlet ilmi kitaplarının en iyi baskıları mevcuttur. Genellikle dinî eserlerin çoğunluğunu oluşturduğu kütüphanesinde tasavvufî kaynaklar başta olmak üzere, şu alanlarda kitaplar yer almaktadır: Tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usûlü, tasavvuf, kelâm, mantık, tıp, genel kültür. Hilmi Efendi’nin kütüphanesinde tespit edebildiğimiz kadarıyla 417 farklı eser ve 447  cilt kitap yer almaktadır.

Kütüphanedeki, kitaplar incelendiği zaman, Hilmi Efendi’nin iyi bir müdakkik olduğu anlaşılmaktadır. Eserlerin kenarına güzel rik’a hattıyla notlar düşmüş, bazenda ek kâğıtlara ilaveler yapmıştır. Aslında Hilmi Efendi’nin büyük kitap insan hizmetinden, eser yazmaya vakit bulamadığı anlaşılmaktadır. Zira okuduğu kitaplar arasında öyle değerli notlar var ki, keşke nüsha haline getirebilseydi. Kütüphane, ailesinin alacağı bir kararla ilim dünyasının hizmetine sunulacaktır.      

C-Şiirleri

Mehmed Hilmi Efendi hazretlerinin tam bir dîvânı olmamakla beraber, notları arasında elimizde mevcut şiirlerinden onun rahatlıkla bir şâir olduğunu söyleyebiliriz. Şiirlerinde Hilmî mahlasını kullanmıştır. Milhî ve Lahmî mahlaslarını kullandıkları da bilinmektedir. Ancak şiirlerinde Hilmî mahlasını kullanmayı tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Onun yazmış olduğu şu münâcat, edebî anlamda tam bir şâir olduğuna yeterli delildir.

                             Münâcat[26]

İlâhî bâb-ı rûz-ı mahşeri bir dû selâm ile

Koma târik-i gamda nurunu ol demde tâm eyle

Harâretten çekerler cûş idince arsa-i gamda

Habibin kevserinden teşgâne feyz-i câm eyle

Sırâtı berk-ı hâtifveş gozar kılmak müyesser it

O demlerde kadem vir cennet ehline imâm eyle

İriştir pâyimiz tâ pâye-i firdevs-i a’lâya

Koma arasatta uşşâkı vatanda  şâd- kâm eyle

Cemâlinden nikâbı keşf idüp bî-perde yüz göster

Sahtan sakla yâ Rab rızanı bir devâm eyle

İki âlemde Hilmidir deminden destgîri ol

Yeter dest-i elimden kaddini  çûn nûn u lâm eyle

D-Notları Arasında Yer Alan Güzel Sözler

*Mutlaka mü’minde bu yedi nesne olmazsa, Allah’a vâsıl olamaz: Kur’ân-ı Hakîmle amel, sünnet-i seniyye’ye tâbi olmak, haram yememek, haram giymemek, elinle ve dilinle kimseyi incitmemek, kul hukûku üzerine olmamak ve dâima tevbe üzerine bulunmak”.

*Mü’minin bir nefeste iki bayramı var: Biri nefes alırken; biri nefes verirken”, buyururlardı.  “Şöyle ki, Nefes aldı, vermese veya verdi almasa”, buyururdu.

*Edep bir tâc imiş nûr-ı Hüdâ’dan

 Giy ol tâcı emîn ol her belâdan”

*Ulûm-ı evliyâ, ulûm-ı enbiyâ’dan yedi deryadan katre gibidir. Ulûm-ı enbiyâ aleyhimüsselâm dahî Fahr-i âlemin sallallâhu aleyhi vesellem ilminden bihâr-ı seb’adan (yedi denizden) katre gibidir.”

*Yemek içmek olsa kişinin himmeti

 Karnından çıkan olur onun kıymeti”

*Mevlâ’ya hizmet edene, dünya hizmet eder. 

Dünyaya hizmet edeni, ol istihdâm eder.”

*Söyleyince itaat ederse evlat

Deh deyince yürürse at

Bir de seni severse avrat

Gir oyna, çık oyna

 İtaat etmese evlat

Deh deyince yürümese at

Seni sevmesse avrat

Gir ağla, çık ağla”

 

 

 

SONUÇ

Mehmed Hilmi Efendi, hayatı okunduğunda da görüleceği üzere çok yönlü bir kişiliğe sahip, döneminin hemen tüm ilimleriyle mücehhez, ufku geniş, bulunduğu toplumu ileri götüren renkli bir kişiliğe sahiptir. Özellikle tasavvuf ve sûfîlerle ilgili bir kısmı haklı çoğu haksız önyargıların insanların beyninde dolaştığı günümüzde, olması gereken çizgide, ideal bir mutasavvıf portresi çizmektedir. Bunda tarihte olduğu gibi onun dinî ve dünyevî ilimlerdeki donanımının etkisi şüphesiz bir numaralı etkendir. İkincisi, Hilmi Efendi, âdeta “Kur’ân adamı”dır, yani yaşayan kitaptır. Hele de konu sünnet olunca daha da titiz ve kılı kırk yardığı hemen göze çarpmaktadır.

Onun en öne çıkan özelliklerinden biri de, Hz. Peygamber (a.s.)’da olduğu gibi sadece kendisi için değil, başkası için yaşayan, ömrünü insanlığa adamış adsız bir kahraman, bir peygamber aşığıdır. Onun hayat çizgilerine dikkatle bakıldığı zaman Kur’ân ve sünnetle süslü motifleri görmek hiç te zor değildir. Türk milletinin Osmanlı’dan yeni bir devlete geçiş yaptığı dönemde, devletle ve yeni sistemle hiç çatışmaya girmemiş olması da ayrıca câlib-i dikkattir. Bırakın çatışmayı günün devlet adamları ve idarecilerini moral olarak desteklemiş, tarihî ve kültürel çöküntü yaşandığı kuruntularına kapılanlara, “Geçmişte, Türk Milleti İslâm’ın bayraktarı idi ve gene öyle olacaktır. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Bugün ki zayıf durumumuza bakıp, üzüntüye ve ümitsizliğe kapılmayın. Allah’ın izni ile bu millet gene dünyadaki şerefli yerini alacaktır” sözleriyle geleceğe ümitle bakılmasını öğütlemiş bir muhterem ve büyük bir zattır.

Hilmi Efendi, Cumhuriyete Osmanlıdan kalan son münevverlerden biridir. Mutasavvıfların tamamen tüketici ve pasif olduğuna dair peşin hükümleri adetâ tekzip edercesine, dağdan odun kesip, millî serveti geçim kaynağı yapmakta olan civar köylüleri zamanına göre modern ziraat ve müstahsilliğe yükseltecek, yönlendirirciliğe sahip bir şahsiyettir. Aslında sûfîlerin içinde bulundukları toplumları her dönemde bu yönde aydınlattıkları ve harekete geçirdiklerinin en canlı örneği, Mehmed Hilmi Efendi’dir. Hele, tasavvuf felsefesinin “ölmeden önce ölerek”, ölümsüzlüğe kavuşmanın en güzel örneklerinden biri yine odur. Hâlâ ayakta ve dipdiri duran adı çevresinde yapılmaya devam eden hizmetler de bunun ispatı olsa gerektir. Çankırı ve çevresinde bugün dünyevî ve uhrevî sıkıntılara düşen vatandaşların, sığınma yeri, yine Mehmed Hilmi Efendi’dir. Bundan sonra da onun adına kurulacak vakıf veya dernekler, adının ebediyete kadar devam edeceğinin ve onların diri olduklarının bir tür göstergesidir.

Onun dergâhına, gölgesine sığınan yüzlerce insan, maddî ve manevî dertlerine şifa bulmaktadır. Hayatında sadece manevî yönden değil, felçli, kötürüm vs. birçok insanı yeniden hayata ve yaşam sevincine kavuşturduğunu hatıraları kısmında defalarca gördük. Vefatından sonra da, onun kapısına gelen herkes onun duâları bereketiyle ruhen ve bedenen yenilenmekte, adeta rahatlamaktadır. Bu konuda o, bilinmeyen, tılsımlı veya gizemli metotlar değil, insanları yaratıcılarına havale ederek, “Allah muttakî kullarının duâlarını kabul eder” (Mâide/27) âyetinin sırındaki fiilî ve kavlî dua’yı en üst düzeyde bir ibadet olarak yapardı. Kapısına şifâ için gelenleri, Cenâb-ı Hakka havale der, “Yâ Rabbi, bu kulların benim değil, Senin kapına geldiler, onlara şifâlarını ihsan ediver” niyazıyla tedavi ederdi. Her hastasına bir hâzik tabib edasıyla yaklaşır, tedavi başlamadan önce onların yaralı gönüllerini pansuman eder ve onlara şifanın kesinlikle Cenâb-ı Hak’tan olduğunu, kendilerinin sadece vesîle olduklarını telkin ederdi. Yeryüzünde Allah’ın halifesi makamında olanlar, heralde Mehmed Hilmi Efendi misali, yaratılanları, yaratanın hatırına ve aşkına seven bu insanlardır.

Mehmed Hilmi Efendi’nin hayatında en çarpıcı noktalardan biri de, duâ’nın gerçekten ibadetin özü olduğunun anlaşılmasıdır. Günlük cep takvimlerinden tüm eserlerine kadar her konu ve olayın arkasından mutlaka ilgili konuyla ilgili bir duâ cümlesiyle bitirmesi, bu çerçevede çok manidardır.  İlginç olan tespitlerden biri de, onun, duâ’yı kabul edilmesi zorunlu bir durum değil, Cenâb-ı Hak karşısında boyun eğmenin, kulluk yapmanın temel görevlerinden biri olarak yapmış olması ve öyle görmesidir. Gerçekten bir müslümanın hayatında duânın ne denli önemli ve derin bir manaya sahip olduğunu, insan Hilmi Efendi’nin hayatının her karesinde rahatlıkla görebilmektedir.

Diğer taraftan o geçmişin hurâfe ve tortularından zihnini arındırmış, daima geleceğe bakan, ümitvâr ve Rabbinden razı bir kul portresi çizmektedir. Günün olaylarına çağların ötesinden bakabilen, çevresindeki insanları geleceğe hazırlayan, onların ellerinden tutan bir kişiliğe sahiptir. Bütün bu dünyevî faaliyetlerine devam ederken, “halvet der encümen” (halk içinde Hak’la beraber olma) prensibini çok canlı yaşamıştır. Her türlü düşünce ve davranışının altında Allah’ın rızasına uygunluk göze çarpmaktadır. Ve onun her nefesinde ihmal etmediği ve hiç aklından çıkarmadığı varlık, Cenâb-ı Hak teâla hazretleri olmuştur. Günün ve gecenin en tatlı zamanı olan teheccüdde Rabbi ile beraberdir. Onun hayatı kısaca, Hz. Peygamberin yaşantısının mübalağasız günümüze taşınmış hâlidir. Yani o, güzel yaşamış ve güzel ölmüştür. Diğer manada ölümsüzleşmiştir.

Kapitalist dünyanın labirentlerinde sıkışıp kalmış, Allah’ı unutmanın stres ve depresyon adıyla hastalık olarak ortaya çıktığı bir vasatta gelecek kuşakların ve günümüz insanının Mehmed Hilmi Efendi gibi nefeslerin himmet ve ışıklarına ihtiyacı her dönemden daha fazla görünmektedir. Bir çok manevî ve milli değerin erozyona uğradığı köhne dünyada, Hilmi Efendilerin varlığından hiç şüphe yoktur. Ancak onlar, kibrît-i ahmer ve zümrüt-ü ankâ gibi bizlere bakıp, Hak kapısı oldukları için talip olmamızı beklemekteler. Nitekim tasavvufun zirve isimlerinden Ebû Saîd Ebu’l-Hayr’ın dediği gibi, “aramakla bulunmaz, ancak bulanlar da hep arayanlardır”.

 

 

 



*     Ankara Üniversitesi, İlâhiyât Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

[1]     Mehmed Hilmi Efendi hakkında Ankara Üniversitesi İlâhiyât Fakültesinde bir lisans tezi yapılmıştır. Bkz. Hatice Adaş, Muhammed Hilmi Efendi ve Tasavvuf Anlayışı, (Lisans Tezi) Ankara 1996, 45 s.

[2]     Ekler Bölümü, Belge-1.

[3]     Bkz. Tayip Başer, Dünkü ve Bugünkü Çankırı, (İstiklâl Matbaası) Ankara 1956, s. 21. Çankırı İl Yıllığında  cami’yi yapan kalfanın adı Sâdık olarak zikredilmektedir. (Bkz. Ömer Türkoğlu, Çankırı İl Yıllığı, Çankırı 1999, s. 200).

[4]     Bkz. Mustafa Soydan, Çankırı Aile Lâkapları, Ankara 1993, s. 1.

[5]     İlhan Şahin, “Çankırı”, DİA, c. VIII, İstanbul 1993, s. 217.

[6]     Hacı Murad-ı Velî: Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında yaşamış, Horasan erenlerinden bir zâttır. Babası Aliyyül-Bükâ Türkistan’dan hicret edip Hicaz-Şam-Urfa yoluyla Çankırı’ya gelip yerleşmiştir. Annesinin mezarı merkeze bağlı Ahlat Köyünde (Gürlek Tepede); oğulları Elvan Seydi, Orta İlçesi Elmalık kasabasında; Abdülgaffâr, babasının türbesinde; Pîr Ali Çelebi, Çubuk ilçesi Selek köyünde medfundur. Hacı Murad-ı Velî, Horasan’ın Sayram kasabasında 1228 yılında doğmuştur. Kendisi Hacı Bektaş-ı Velî’den icâzet almış ve uzun süre eski köyde yaşamıştır. O dönemin Kalecik Tekfurundan gördüğü zülum üzerine, şimdiki türbesinin bulunduğu Eldivan’ın Seydiler köyüne yerleşmiştir. On yedi yıl burada çevreden gelenlere ders verdikten sonra 1307 yılında vefat etmiştir. Türbesi günümüzde hâlen çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. (Bkz. Orta Anadolu Evliyâları-1, (Türkiye Gazetesi Yayınları) İstanbul 2004, s. 235)

[7]     Bkz.Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, (Kültür Koleji Yayınları) İstanbul 1993, s. 73 ; Aziz Berker, Türkiye’de İlköğretim, Ankara 1945, s. 97.

[8]     Diploma için bkz. Ekler Bölümü, Belge-2.

[9]     Böyle bir sertifikanın yakın döneme kadar özel evrakları arasında olduğu söylenmektedir. Ancak şu ana kadar kütüphanesinde böyle bir evraka rastlanmamıştır.

[10]    Fatuma Hanımefendi’nin kerîmeleri Güneş Aytaç hanımefendinin bize gönderdiği bilgilerde doğum tarihi, 1921 olarak belirtilmiştir. Ancak Mehmed Hilmi Efendi’nin notlarında, 1337/1918 olarak belirtilmektedir. Bu birkaç yıllık fark, muhtemelen Nüfus’a kayıtta gecikmeden olabilir.

[11]    Bu eserler şunlardır: Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânu’l-Kâmil, c. I-II, ter. Çerkeşli Hilmi Efendi, (Mehmed Hilmi Efendi Dergâh Kütüphânesi), 305 s+389 s. ; Şeyh Mehmed Hilmi Çerkeşî, Mevlûdi’n-Nebî fî Hazreti’l-Hamsi’l-Külliyye, (Mehmed Hilmi Efendi Dergâh Kütüphânesi), 22 s.

[12]    Bkz. Mecbûr Efendi, Divân-ı Mecbûr, (Mehmed Hilmi Efendi Dergâh Kütüphanesi)     Çankırı, s. 151.

[13]    Bkz. Çankırılı Ahmet Talat (Onay), Çankırı Şâirleri-II, (Çankırı Matbaası) Çankırı 1932, s. 206.

[14]    İcâzetnâme, v. 9b.

[15]    Çankırı Müftülüğünden aldığımız bilgilere göre, Mehmed Hilmi Efendi’nin Cenazasini yıkayan dönemin Çankırı Müftüsü M. Nami Mutlu Hocaefendi olmalıdır. Çünkü Nami Hoca, 30.07.1932 tarihinde resmen göreve başlamış, Hilmi Efendi’nin vefatından yaklaşık sekiz ay sonra 14.10.1962 tarihinde görev esnasında vefat etmiştir.

[16]    Bkz. Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, (Anka Yayınları) İstanbul 2004, s. 604.

[17]    el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, c. II, hadis no. 1669, s. 58.

[18]    Mehmed Hilmi Efendi, a.g.e, s. 83. Bu hadis için bkz. Muhammed bin Ali eş-Şevkânî, el-Fevâidu’l-Mecmûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevzûa, tah. Abdurrahman bin Yahya el-Yemânî, (Matbaatü’s-Sünneti’l-Muhammediyye) Kahire 1380/1960, s. 161. (Kitâbu’l-Et’ıme ve’l-        Eşribe, hadis no. 22)

[19]    Aynı yer.

[20]    Bu icâzet için bkz. Ekler Bölümü, Belge-1.

[21]    Bkz. Ekler Bölümü, Belge-3.

[22]    Mehmed Hilmi Efendi, Mecmûa, (Mehmed Hilmi Efendi Dergâh Kütüphânesi) Çankırı, 104 s.

[23]    Bkz. İsmâil Hakkı Bursevî, Kitâbu’l-Hitâb, (Matbaatü Şeref Musâ) İstanbul 1256, 357 s.

[24]    Abdülkerîm el-Cîlî, İnsân-ı Kâmil Tercümesi, ter. Çerkeşli Mehmed Hilmi, muh. Çankırılı Mehmed Hilmi, c. I-II, (Mehmed Hilmi Efendi Dergâh Kütüphânesi) Çankırı, 305+388 s.

[25]    Mehmed Hilmi Efendi, Mecmûa-i Yadigâr-i Yârân ve Ta’bîrnâme-i İhvân, (Mehmed Hilmi Efendi Kütüphanesi) Çankırı, vv. 1a-2a.

[26]    Mehmed Hilmi Efendi, a.g.e, s. 79.

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2007 Saat 11:03

Hilmi Efendi konulu bir özel bülten hazırladık. Fotkopiden arkalı önlü çıktı alarak dostlarınıza dağıtabilirsiniz. Çankırılı esnaf kardeşlerimize tavsiyemiz bu bülteni müşterilerinin paketlerine eklemeleridir. İnanın Hilmi efendinin Çankırıya yaptıkları, yetiştirdiği nsli düşünürseniz dağıtacağınız 50-100 fotokopinin adı bile olmaz.

Şubat ayı Hilmi Efendiyi anma ayıdır. Boş geçirmeyelim. Tüm Çankırılıların gündemine girmelidir.

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
aygul Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 02.12.2006
Şehir: çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 1
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı aygul Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 07.02.2007 Saat 13:51

Biraz önce ziyaretine gittiğimiz Hilmi Efendinin Gelini Sabiha Anneden geldim. Kendisi Hilmi Efendinin vefatı sebebiyle yıldönümü programı hazırlıkları olduğunu dile getirdi. Vefat günü olması sebebiyle zannedersem bu program 17 Şubatta gerçekleşecek.

Yukarı Dön
Necati Ülker Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.02.2006
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 520
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Necati Ülker Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 09.02.2007 Saat 17:19

(MERHUM) Bir mutasavvıf ve alim olan,  ÇANKIRILI Astarlı zâde Mehmed HİLMİ efendi

HACI BABANIN, 45 yıl önce hakkın rahmetine kavuşmuş olduğundan, 17/şubat/2007 tarihin de, anma yılı olarak, Hilmi efendi konulu, bir özel bülteni hazırlayıp, bizlere sunarak, dostlarla bu mutlu günün anısı olarak manevi gıdamızı almaya yardımcı olan ve geçmişimizi hatırlatarak  bu asil insana olan saygımızı dualarımızı bizlere arz etme  fırsat veren, site yöneticisi Sayın Ahmet GÜLŞEN’E, şükranlarımı iletiyor,”YÜCE ALLAH’TAN” Nurlu insan  Hilmi Astarlı zâde hacı babama Rahmetler diliyor, mekanı cennet olması için dualar ediyorum. ÇANKIRI’YA her gittiğim de, fırsat buldukça kabrini ziyaret edebildiğime şükrediyorum. Vesile ile, bu nurlu insanın gelini olan, hacı sabi ha annenin, şahsında tüm aileye saygılar, sevgiler, sunarken, bu aileden ahrete göç edenlere de, Rahmet diliyorum.

YÜCE ALLAHIM,  tüm insanların, yüzlerini her iki cihan da güldürsün, gönüllerini sevgiyle doldursun. ( AMİN )                                                                YARAN Necati ÜLKER ANKARA

 

Necati Ülker
Yukarı Dön
Misafir Açılır Kutu Gör
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 20.02.2007 Saat 14:04

 BELEDİYEMİZ HİLMİ ASTARLI ZADE EFENDİ İSMİNİ BİR SOKAĞA VERDİ

 

Belediyemiz ilimizin büyük ilim adamı  ve mutasavvıflarından Astarlı zâde Hilmi Efendinin ismini ölüm yıldönümünde yaşadığı evin bulunduğu sokağa  verdi. İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğünün teklifi üzerine,  Belediye Meclisince  oluşturulan bir komisyon tarafından teklif incelenmiş ve oybirliği ile kabul edilmiştir.

Belediye Meclisinin kararı doğrultusunda; Sultan Süleyman Camisinin doğu kapısında bulunan ve belediyemiz halinin alt  kısmından başlayarak Çivitçioğlu Medresesi ve Astarlı zâde Hilmi Efendinin evini takip eden sokağın ismi değiştirilerek Hilmi Astarlı Zâde Efendi sokağı adı verildi.

 

Yukarı Dön
i.zencirci Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: İzmir
Status: Aktif Değil
Points: 772
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı i.zencirci Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 20.02.2007 Saat 18:38
 
 
Çankırı Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğüne, Belediye Meclisine, Belediye Başkanına, Astarlızâde Hilmi Efendi ve onun gibi kıymetlerimize verdikleri değerden dolayı teşekkür ederiz.
 
 
Not:Eğitim Müdürlüğünden, küçük bir ayrıntı ve rica; haberde, "Hilmi Astarlı Zâde Efendi Sokağı" deniyor. Acizane kanaatim, sokak levhasında "ASTARLIZÂDE HİLMİ EFENDİ SOKAĞI" olması gerekir diye düşünüyorum. Yanılabilirim, yine de doğrusunu Eğitim Md. bilir. Tekrar teşekkürler. Saygılar.) 
İbrahim ZENCİRCİ
Yukarı Dön
turgut_reis Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 26.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 393
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı turgut_reis Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.02.2007 Saat 01:38
     
           Çankırı Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğüne, Belediye Meclisine, Belediye Başkanına, Astarlızâde Hilmi Efendi ve onun gibi kıymetlerimize verdikleri değerden dolayı teşekkür ederim.
 
Ne Mutlu Türk'üm Diyene...
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 25.02.2007 Saat 17:40
Sayın Zencircinin hatırlatmasını yerinde buluyorum. Neden "ASTARLIZÂDE HİLMİ EFENDİ SOKAĞI"  şeklinde tam isim kullanılmadı. Bunun gerçerli bir açıklamsı var mı yoksa sehven yapılan bir yazım hatası mı?
Yetkililerin bu konuda bir açıklam yapmasını ve hatanın bertaraf edilmesini bekliyoruz.
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.01.2010 Saat 14:01
Tüm gönül dostalarına memleket sevdalılarına çağrımız; 2009 boş geçti lütfen bu yıl geç kalmayalım.
 
Bu yıl çalışmalar daha derinlik kazanmalı ve Hilmi Efendi Adına bir vakıf kurulmalı buna bir/birkaç akar bağlanmalı ve O'nun insan eğitim metodu bu Vakıf sayesinde sürdürülmelidir.
 
 
Orjinalini yazan: ahmetgulsen ahmetgulsen Yazdı:

Bize de Yâd Düştü

17 Şubat 1962'de Osmanlı ve tasavvuf geleneğinin son temsilcilerinden biri daha aramızdan ayrıldı. Neslimiz üzerinde çok duaları ve himmetleri olan bu güzide insanla çağdaş olma şerefine erişemeyen bizlere de yâd düştü.

Rahmetli Hilmi Efendi birçok insan yetiştirdi, herşeyden öte kurtuluş savaşında yer aldı, yeni toplumun teşekkülünde gayret gösterdi. Ancak bu kadar değerli bir insan bugün Çankırı'da hakettiği gibi anılmıyor. Öyle olmalı ki her yıl 17 Şubat O'na dair sözlerin söylendiği, O'nu tanımakla şereflenmiş kişilerin hatıralardan bahsettiği, O'nun hayatı yaşama uslübunun esaslarının bir bir irdelendiği, konferanslar, mevlidler, kabir ziyaretlerinin yapıldığı, radyo programlarının düzenlendiği, gazetelerde sayfa sayfa ondan bahsedildiği, her evde ruhuna hatimler indirildiği bir gün olmalı.

Tüm gönül dostalarına memleket sevdalılarına çağrımız; lütfen bu yıl geç kalmayalım.

Siz değerli site üyelerine çağrımız bugün O'na dair söyleyecek güzel sözleri bulunanların, O'nu tanıyanların, O'nunla yaşayanların yada O'nunla ortak paydada buluşanların düne ve bugüne dair terennümlerini bizlerle paylaşmalarıdır. Doğal ve doğru kaynaklardan, ilk ağızdan bilgilerle geniş katılımlı bilgi birikimi sağlarsak, gündemde tutarsak  17 Şubatta Çankırı'da bir güzel program düzenlenmesine adım atmış oluruz.

Hemen şimdi O'na dair ne varsa hatıranızda, bilgi dağarcığınızda yazın.



Düzenleyen ahmetgulsen - 02.01.2010 Saat 14:08
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.01.2010 Saat 23:27
Hilmi Efendinin hac yolculuğu için uğurlamaya ait bir hatıra. Resimler incelendiğinde dönemin giyim kuşam ve toplumsal yapı konusunda ip uçları yaklamak mümkün olmaktadır.
 
Resmi gönderen sayın Hudai beye <hudaiseker@gmail.com> teşekkür ederiz.
 
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
i.zencirci Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: İzmir
Status: Aktif Değil
Points: 772
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı i.zencirci Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.02.2010 Saat 16:42

17 Şubat 1962'den bir veya iki yıl öncesi, dört veya beş yaşlarımda, o nurlu yüzünü ilk gördüğüm ve o günden beri hep hayalimde kalan o mutlu yıllarda yani, "Bize, Yâd Düşmeden" önceki günlerde, bizim kuşağımızın çoğunluğu gibi bende hayır dualarından bolca nasibimi almışım.

 

Annemin anlattığına göre, özellikle de bir seferinde, üst üste tam yedi gün o dualara mazhar olmuşum.

 

İnanırım ve bilirim ki ve yakınlarımda bilir ki, işte o gün bu gündür, yani elli yıldır. O güzide zat'ın hayır duaları, himmetleri hep yanımda, hep benimle beraber oldu.

 

 

Seksen yedi yaşındaki anneme Hilmi Efendi hakkında neler hatırlıyorsun dediğimde, hasta yatağından doğrularak, olanca gücünü toplayıp, coşku ile ağzından çıkan ilk sözler; “Çankırı'nın Temel Direğiydi" oldu.

İbrahim ZENCİRCİ
Yukarı Dön
PAŞA KÖYLÜ Açılır Kutu Gör
Okur
Okur
Simge

Kayıt Tarihi: 02.03.2007
Şehir: kocaeli
Status: Aktif Değil
Points: 32
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı PAŞA KÖYLÜ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2010 Saat 09:34
bir paşa köylü olarak birşeyler yazmak istedim. her ne kadar yaş itibariyle zati muhtereme yetişemesekte..hatırlamaya çalıştığım 80 li yıllardan bu yana köyümüze ve çehresine kazandırdığı maneviyt kuşkusuzdur..
41 AND 018
Yukarı Dön
behcet kutlu Açılır Kutu Gör
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 17.10.2006
Şehir: mersin
Status: Aktif Değil
Points: 4
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı behcet kutlu Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.06.2010 Saat 16:10
ÇANKIRILI BEHCET KUTLU NUN KARDESI ALI KEMAL BEYIN TORUNUYUM DEDEM HAKKINDA HIC BIR SEY BILMIYORUM YARDIMCI OLABILIRMISINIZ
KADIZADE SAKIR EFENDI > HILMI EFENDI > BEHCET KUTLU & ALI KEMAL BEY
 
Behcet Kutlu
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2010 Saat 01:55
Keçiören Çankırılılar Yaren Meclisi
Ramazan münasebetiyle
"Çankırımızın manevi mimarlarından
ASTARLI ZADE MEHMED HİLMİ EFENDİ'nin"
hayatını kitapçık haline getirdi.





Düzenleyen Metin YILMAZ - 16.12.2010 Saat 00:45
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2010 Saat 23:36
Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları- 1
(Fotoğrafların Yayın hakkı saklıdır)
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.08.2010 Saat 15:27
Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları- 2
Hilmi Efendinin Oğlu (Sabiha Annenin Eşi) Rahmetli Muhittin Astarlı
1920 - 1989

(Fotoğrafların Yayın hakkı saklıdır .İzinsiz kullanılamaz!)



Düzenleyen Metin YILMAZ - 24.08.2010 Saat 15:30
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.08.2010 Saat 23:07
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 3

(Yayın hakkı saklıdır.İzinsiz kullanılamaz!)
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.08.2010 Saat 02:49
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 4
Cenaze Namazı

(Yasal Hakları saklıdır.İzinsiz kullanılamaz !)


Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.08.2010 Saat 14:35
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 5
(Kabrinden)

(Yayın hakkı saklıdır.İzinsiz kullanılamaz!)
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.08.2010 Saat 14:51
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 6
Paşaköy'deki ev




Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.08.2010 Saat 03:13



Yayın hakkı saklıdır.İzinsiz kullanılamaz!


Düzenleyen Metin YILMAZ - 02.07.2011 Saat 18:02
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.08.2010 Saat 14:39
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 8
Yayın hakkı saklıdır.İzinsiz kullanılamaz!


Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.08.2010 Saat 23:20
Çankırılı Astarlızâde Mehmed Hilmi Efendi Fotoğrafları - 9
Cenazede bulunmak için akın akın Çankırı'ya gelenler...


Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 25.09.2010 Saat 19:59
Hilmi Efendinin evinde muhafaza edilen özel eşyalarından : Mevlevi Takkesi,Mesl,Ayakkabıları.
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 16.12.2010 Saat 03:30
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.01.2011 Saat 01:29
Sarıbaba Mezarlığı ASTARLIZADE HİLMİ EFENDİ Kapısı


Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.01.2011 Saat 23:07

Hilmi Efendinin vefatıyla birlikte Çankırı'nın ilçe ve köylerinin yanı sıra ; Çankırı dışından da Türkiye'nin dört bir yanından akın akın insanlar gelerek cenaze namazına iştirak etmişlerdir.Cenazenin Sarıbaba mezarlığına götürülüşü ve defninde de binlerce insanın bir düzen içerisinde son vazifelerini yapabilmeleri için dönemin Çankırı Valisi Muhsin Gökkaya büyük gayret göstermiştir.





Hilmi Efendinin vefatından itibaren cenaze namazında hiçbir yardımı esirgemeyen dönemin Çankırı Valisi Muhsin Gökkaya. (Allah rahmet eylesin)




Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.01.2011 Saat 02:05

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.01.2011 Saat 01:24
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.02.2011 Saat 01:17
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2011 Saat 02:17
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2011 Saat 09:58
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05.02.2011 Saat 09:15

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05.02.2011 Saat 09:16

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05.02.2011 Saat 09:17

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 11.02.2011 Saat 01:05



Düzenleyen Metin YILMAZ - 13.02.2011 Saat 00:53
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.04.2011 Saat 23:34
Hilmi Abinin (Astarlı) bu başlığa konulmak üzere verdiği yeni belgesel fotoğrafları Bayram Polat kardeşimiz taradı.

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.04.2011 Saat 23:36

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.04.2011 Saat 23:38

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.04.2011 Saat 23:41

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.04.2011 Saat 23:44

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  12>
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek