2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Söyleşiler » Çankırı Tarihine 100 Canlı Tanık
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Çankırı Tarihine Tanık: Nurettin OK
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumÇankırı Tarihine Tanık: Nurettin OK

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
 Rating: Topic Rating: 2 Oylar, Average 5,00  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (3) Teşekkür(3)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Çankırı Tarihine Tanık: Nurettin OK
    Gönderim Zamanı: 22.01.2006 Saat 23:40

İlk Yayın: 18/02/2005 07:35:23

ÇANKIRI TARİHİNE TANIK: NURETTİN OK
Eski Bakan, Çankırı Eski Milletvekili NURETTİN OK ile Mülakat
Mülakatı Gerçekleştiren: Nurettin DERELLİ
Ankara Anadolu Kulübü 12/02/2005 (Cumartesi)

Tanık: Nurettin OK
Doğum yeri: (Çankırı, Merkez)
Doğum tarihi: 1928

Mesleği: Avukat
Önemli Görevleri: Belediye başkanlığı, Milletvekilliği ve Bakanlık

[ses kaydını dinle]

Sayın Bakanım Belki diyorum bizim yaş grubunda yaşayanlar da pek derinlemesine bilmeyebilir ama bu gün yazılı birçok kaynaklardan öğrenebildiğimiz kadarı ile sizin siyasete ilk girdiğiniz dönemde Türkiye’nin ve Türkiye’nin içinde yer alan İlimiz Çankırı’nın çok zor hayat şartları ile mücadele ettiğini bu gün için bu kaynaklardan öğrenebiliyoruz. Sizin çocukluğunuz döneminde gereken eğitim ortamının bulunmayışı sonucunda gelen yoksulluk, şehirleşememe, nüfus artışının fazla olmasına rağmen Çankırı’da nüfusu tutama gibi bu örnekleri fazlalaştırabiliriz. İşte bu dönem içinde siyasete atılışınız, siyasetteki Çankırı’nın gelişimi yönünde gösterdiğiniz büyük atılımlar ve bunun sonucu meydana getirdiğiniz eserler Çankırı’nın bu güne kadar yetiştirdiği siyasetçiler arasında sizi unutulmazlar listesinde halen yaşatmaya çalışmaktadırlar. Biz Cansaati.Org Sitesi üyeleri olarak Çankırı tarihine 100 canlı tanık kampanyası adı altında siz değerli büyüklerimizden (siyasette olacak ama) siyaset dışında sosyal içerikli, geriye dönük olarak biraz da sizlere nostalji yaşatma adına derleme yapmak istiyoruz. Bu konudaki çalışmalarımıza destek olacağınızı daha önce beyan ettiğiniz için bu gün sizinle bire bir görüşebilmenin büyük bir hazzını duymaktayım. Dileğimizi geri çevirmediğiniz için de teşekkür ediyorum.

Şimdi değerli kardeşim Dereli, biz seninle baba dostu olarak bir ömrü paylaştık sen bana göre gençsin ama ben senin babanı ve aileni çok yakın tanıyan birisiyim. Dolayısı ile sormuş olduğunuz sorulara bir memleket evladı olarak en içten duygularla ve gerekli samimiyetimle cevap vermek isterim. Öylesine bir soru topluluğu içinde bulunuyorum ki bu bir insanın doğup yaşayıp ömrünün sonuna geldiği atmosferde çok geniş bir izahat isteyen bir durum göstermektedir.o sebeple müsaade ederseniz. Meseleyi kendi hudutlarının dışında bir kronoloji içerisinde değil de Çankırı’nın gelişme sürecinde kayıt etmiş olduğu meseleler ne şekilde gelişmiştir onları kısaca anlatmaya çalışırım.

Sayın Bakanım, İzin verirseniz size sorularımızı yöneltmeye çalışacağım ancak bizim sorularımız dışında sizinle röportaj yapacağımız daha önce Cansaati.Org sitesinde yayımlandığı için şu saatte sizinle röportaj yaptığımızı okurlarımız biliyorlar ve bu röportaj içinde okur ve cansaati org köşe yazarlarımız aracılığımla size bazı soruları da yönelttiler, umuyorum onları da sırası geldiğinde cevaplarsınız.

Sayın Bakanım cevaplarınızda lütfen kız kardeşim yerine kız kardeşim falanca gibi isim ve soyadları daha çok geçirirseniz okurlarımız adına sevineceğim.

Hayhay buyurun devam edin hepsini cevaplamaya çalışacağım.

Sayın Bakanım, Kısaca doğumunuz ve ailenizden bahseder misiniz?

1928 yılında Çankırı’da, imarette çarşı içinde babamın şekerci dükkanının üstündeki iki odalı bir evde doğdum. Çankırı o zaman küçük bir şehir ve biz imarette eski dükkanların bulunduğu mevkide babamın eski şekerci dükkanının üst katında iki odalı bir evde kalıyoruz.

Benden önce dünyaya gelmiş olan kardeşlerim var. Birincisi ablam Hatice Sandıklılı; şu anda emekli öğretmen. 1920 yılında Çankırı'da doğmuş, onu takiben bir yıl sonra (1921 yılında) Yusuf ağabeyim dünyaya gelmiş. Yusuf ağabeyim 15 yaşında iken maalesef o zaman Çankırı’da doktor ve ilaç bahse konu olmadığı için geçirmiş olduğu bir zatürre hastalığı sonucu hayata gözlerini yummuş.

Yusuf'tan sonra bir ablam daha doğmuş o ise 1925 doğumlu ama iki yaşında iken maalesef o da rahmete kavuşmuş. Ben 1928 yılında doğduktan sonra kardeşim şair avukat olan Fahrettin Ok 1931 yılında hayat gözlerini açtı. Ondan sonrada 1939 yılında şu anda emekli avukat olan Sonay Ok, (evlilikten aldığı Kuşçu soyadı ile Sonay Kuşçu) dünyaya geldi. Kısacası altı kardeşiz ancak 85 yaşındaki, emekli öğretmen ablam ve Sonay kuşçu hayattadırlar.

Ailenizin diğer fertleri arasında hanginiz aile refahınızın biraz daha düzelmiş haline tesadüf etmiştir.

Ailemiz içerisinde biraz önce de bahsetmiş olduğum gibi ablam 1939 yılında öğretmen olarak İzmir Kız Muallim Mektebinden mezun olduktan sonra Çankırı’ya geldi ve Güneş Okulunda öğretmenliğe başladı, dolayısıyla ilk ilave maddi kaynak olarak onun aileye yardımı olmuştur. Buna mukabil babamın sağlığı içerisinde sabahın namaz vaktinden gecenin yatsı namazına kadar durmadan çalışan, bir babayiğit ustanın aile yükünü çektiğini görmekteyiz. Böylesine devam eden hayat şartları içerisinde daha sonra 1955 yılında ben belediye başkanı olunca tüketici durumdan adeta kurtularak aileye de bir miktar katkıda bulunacak duruma geldim.

Rahmetli anneniz kendi anlatımı ile sizi bebeklik dönemizde ne ile beslerdi, sizi beslemesinde kullandığı araçlar ve şartlar nelerdi?

Rahmetli annem Kurşunluda doğmuş, orada 15 - 16 yaşında iken babamla evlenmiş ve babam Çankırı’da şekerci dükkanını açtıktan sonra onun eşi olarak hayatını devam ettirmiştir. Annem dinine, itikadına çok fazlasıyla bağlı olan, o zaman yasak olmasına rağmen çarşaf giyip kimseye yüzünü göstermeyen, kendi halinde yaşayan tipik bir Anadolu kadınıydı. Yalnız bir özelliğini anlatmak istiyorum, Annem Kurşunlu’da Hafız Raşit Öğütün kızı olarak dünyaya geldikten sonra aklını iradesini kullanmak suretiyle Cemiyetin gelişme sürecini yakinen takip etmek suretiyle yaşantısını aileye en iyi şekilde ürettirmek için uğraşan bir hanımefendi idi. Düşünün ki 1935, 1936, 1937 yıllarında ablamı Çankırı’da orta okula kayıt ettirmiş, kendisi de bu arada yeni Türkçe alfabeyi öğrenmek için yüzü gözü kapalı çarşafı ile yeni Türkçe’yi öğrenme imkanına kavuşmuştur.

Öylesine aile ortamı içerisinde ilave bir besin kaynağına ihtiyaç duymadan o günkü Çankırı’nın koşulları içerisinde çocuklara yedirebilmesi mümkün olan ne gibi imkanlar varsa onlar içerisinde her ailenin yaşantısı gibi yürütmekte idik ve biz öyle yetiştik. İlave, ayrıca bir besin tablomuz yoktu.

Siz kendinizi tanımaya ve dolayısıyla çevrenizi tanımaya başladığınızda, aileniz nerede barınıyordu, barındığınız ortam nasıldı biraz bundan bahseder misiniz. Yani eviniz kaç odalı idi, kileri, banyoluğu, sofası, nasıldı. Isınma sisteminiz ne idi?

Biraz önce de bahse konu etmiş olduğum gibi, babamın dükkanının üzerinde iki odalı, bir küçücük mutfaklı yerde yaşıyorduk. Ben 6 yaşımda Çankırı’da imaretin biraz ilerisinde, büyük caminin üzerinde şimdi yıkılmış olan Cumhuriyet İlkokulunda okumaya başladım. Ve bulunduğumuz ev iki oda bir küçük mutfak ve yük dolabı tabir ettiğimiz yani yatakları yorganları sabahları muhafaza etmek için koyduğumuz ve icabı hale göre eğer yıkanmak bahse konu olursa yüklük dediğimiz yerden onları aşağı alarak o yüklükte bizi annem yıkamaya çalışırdı. Taşıma suyuyla değirmen taşı döndürür gibi çünkü evde su yoktu dışardan bakraçlarla getirilen sularla bizi banyomuzu yapmaya çalışırdı.

Birde her taraf duman içerisinde idi karşımızda lastiklerden ayakkabı pençesi yapmaya çalışan eskiciler vardı. Onların kışın yaktığı lastiklerden bütün her taraf duman içinde kalıyordu ve ondan dolayı annem şikayetçi ve üzüntülü idi.

Okul çağına geldiğinizde ilk öğreniminize nerede başladınız? Sizi ilk okula kayıt yaptıran kişi kimdi, ilk okul öğretmeninizin adını hatırlıyor musunuz ?

Biraz önce bahse konu etmiş olduğum gibi okul çağıma geldiğimde 6 yaşımda beni dayım Hasan Öğüt büyük caminin üzerinde bulunan Cumhuriyet İlkokuluna kayıt ettirdi ve o kayıt sırasında dayımın kayın biraderi Rahmi Eren başöğretmendi öğretmenim de o zaman ilk 1nci ikinci sınıfta Raziye Hanımdı ve oraya kayıt ettirdiler. Dolayısı ile ilk öğrenimime orada başladım. İlkokul öğretmenlerimizin tümünün adlarını bilirim. Önce Raziye hanımdı daha sonra Makbule Güler hanım öğretmenim oldu.

İlk okula başladığınız yıllardaki okul arkadaşlarınızın ismini hatırlıyor musunuz? Bunların içinde en iyi anlaşabildiğiniz arkadaşınız kimdi ve o dönemden yaşayan arkadaşlarınız var mı?

Okul arkadaşlarımın hepsinin ismini bilmekteyim. Eğer sınıfta 30 öğrenci, 40 öğrenci varsa hepsini ama hepsini uzun yıllar hiç unutmadım ve hepsini belleğimde taşıdım. Bunların içinde çok iyi anlaşabildiğim insanlar vardı. Yani Eyüp Topçu diye bir arkadayım vardı. (Nurettin Dereli: Şu anda İzmir’de ikamet ediyor değil mi?) evet daha sonra onunla ortaokulda okuduk, ileriki yıllarda Ankara’ya milli eğitim müdürü oldu. Çok yakın arkadaşımdı daha sonra eşini kaybetti. Ethem YAZAR diye bir arkadaşım vardı ilkokulda, ortaokulda onunla beraber okuduk. Kadere bakın ki ileriki yıllarda ben belediye başkanı olduğum zaman bu Ethem YAZAR belediyenin fen işlerine bakan fen memuru idi. İsmail DERELLİ vardı rahmetli oldu, İsmail ÖZTAŞ vardı, lise öğretmeni oldu. O kadar çok tanıdığım insanlar vardı ki en az 30 tanesi ile irtibat kurduğum. Ama şimdi yaşımız ilerlediği için bir çoğu maalesef hayatını kaybetmiş durumda.

İlk okul öğrencisi iken hiç aklınıza bir gün ben hukukçu olacağım, gazeteci olacağım ben büyük adam olacağım hatta bakan olacağım gibi düşünceler geldi mi?

Şimdi bu soruya çok dürüst bir cevap vermek istiyorum. Geçmiş anılarım içinde hatırlarım; küçük çocukla meşgul olan büyükler bana ne olacaksın diye sorduklarında hep vali olacağım dermişim. Ve aile içinde herkes adeta benim ilerde vali olacağım kanaate ulaşmış gibi bir atmosfer vardı. Ve tabii bu büyük bir teşvik yaratıyordu. İleriki tahsil hayatımda bu "vali olacağım" beyanları bana büyük motivasyon yaratmıştır.

Sayın bakanım bu arada aile büyüklerinize yer verip daha sonra yine izin verirseniz sizin yaşam çizginize döneceğim.

Babanız rahmetli Süleyman Amca; aslen nerelidir. Ailesi nerelidir? Bunlar hakkında bilginiz varsa ve bizleri bilgilendirirseniz seviniriz?

Babam, rahmetli şekerci Hacı Süleyman Usta kurşunluda doğmuş o zaman ilkokul olmadığı için medresede muayyen bir çocukluk döneminde tahsil yapmıştır. O dönem başından geçen ilginç bir olay vardır. Bir gün, kaleye kim çıkıp da kar kış kıyamette elini kaldırırsa ona 10 para vereceğiz diye arkadaşları iddiaya girişmişler. Babam pehlivan yapılı, sağlam iri kıyım bir babayiğit adamdı. O ben çıkarım demiş, çıkmış elini kaldırmış gelmiş okula fakat medrese hocası nerden geliyorsun demiş babama. Babam çok saf ve dürüst bir adam olduğu için demiş arkadaşlarla bahse giriştik.kaleye çıktım ve aşağıya indim. Onun için geç kaldım. Hoca ya öylemi demiş. Öyleyse yıkın şu ayıyı demiş falakaya çekmiş, falakada çok büyük bir ızdırap çekmiş evde 5, 6 gün yattıktan sonra o zaman Kurşunlu’da bulunan ve o zamanlar İstanbul’da şekerci dükkanı açmış olan Halil Usta diye bir zatı muhterem babamı alıp İstanbul’a götürmüş yanında şekerci çırağı olmuş. Babam ne eski Türkçe, ne yeni Türkçe ne de rakam bilirdi hiç, ama hiç rakam bilmezdi parayı, paranın kaç kuruş olduğunu bilmezdi. A harfi B harfi nedir bilmezdi. Ben karnelerimi getirdiğim zaman pekiyi diye iftiharla takdim ettiğim zaman sen oku bakayım diyordu ben okuyordum O dinliyordu. Öylesine bir muhteremin oğlu olarak yetiştim. (Nurettin Derelli; babanızın babası falan özü nereden gelmedir?) Kurşunlu’dan gelmedir. Anası sülalesi Kurşunlu’nun Çomaklar mahallesinden yetişmiş Annemin anası babası onlar da Kurşunlu’dan ve çal mahallesinde yetişmişler ama dediğim gibi 1920 yılında babam balkan harbinde 2,5 yıl savaştıktan sonra bu sefer Çanakkale’ye göndermişler, Çanakkale’de de birinci cihan harbinde birinci dünya savaşında 4 yıl Çanakkale’de savaşmış ve orada iki tane amcam Çanakkale’de şehit düşmüş demek ki bir aileden 3 evladı Çanakkale’de savaşırken ikisi geri dönememiş babam 1918 de harp bittikten sonra geri dönmüş.

Annenizin ismini bahşeder misiniz ? Kendisi doğma büyüme nerelidir, kimlerdendir?

Annemin ismi Afife. 1901 Yılında Kurşunluda doğmuş babası Çerçi Hafız diye tanınan ve hafız hüviyeti ile Kurşunluda çok saygı duyulan genellikle Bayramören pazarına gidip gelip mal satan bir insanmış. Hafız Raşit Öğüt. Annem bu ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş daha sonra 1919 da babamla evlenmişler ve Çankırı’da açılan şekerci dükkanında hayatını orada yürütmüş.

Rahmetli babanız mesleğini icra ederken, atölyesinde ne gibi malzemeler kullanırdı bunları biliyor musunuz? Babanızın mesleğine hiç yardımcı olabildiniz mi?

Babam Çankırı’da ilk şekerci dükkanını açan kişidir. Aslında Ankara’ya gelip Ankara’da dükkan açmak isterken o zamanki aynen anlatıyorum. Cingan arastası tabir ettiğimiz yerde kendileri ile konuştuğu insanlar demişler ki burada ıslanmış (sulanmış) 8, 10 çuval şeker var al bunları işle sonra ödersin demişler O da çok büyük bir sermaye olarak kabul ettiği için dükkanı Çankırı’da açmış, açmış tabii meseleye çok vakıf olduğu için bir kere ocakları tanzim etmiş ama hatırımdan hiç çıkmayan şey mermer büyük bir taş vardı bir de şekeri özellikle akide şekerini yapmak için büyük bir çivi mahiyetinde yer vardı şekeri oraya asıp çeker, çırpardı eski tabiri ile şekeri döverdi şeker haline getirebilmek için. (Burada anılar tazeleniyor ve gülümsüyor) Şekerden kesilen büyük parçadan da biz makas elimizde küçük parçalara ayırırdık.. O işlerde çok fazlası ile bizi çalıştırırdı. Dolayısıyla ben o işi yakinen öğrenmiş ve o işleri çok iyi bilecek hale gelebilmiş bir insandım. Tahsil hayatım içinde çok yardımcı olurdum. Babam bütün şeker imalatlarının yakinen bilirdi. İstanbul’da ne öğrenmişse Çankırı’da onu uygulardı. Ama alışveriş meselesini hiç bilmezdi. Rahmetli dayım biraz hesaba kitaba bakardı. Babamın hesapla kitapla, parayla pulla hiç ilgisi yoktu. O sabahleyin ocağı yakardı gece yatsı namazına kadar imalatını yapıp dışarı sürerdi.

II Bölüm

Sayın Bakanım, izin verirseniz yeniden öğrenim hayatınıza dönmek istiyorum. İlkokul eğitiminizi Çankırı’da yaptığınızı söylediniz? Orta dereceli okul eğitiminizi de mi Çankırı’da yaptınız? Sizin orta dereceli okul eğitiminizi yapacağınız yaş grubunuzda Çankırı eğitim öğretim yönüyle hazır mıydı? Hazır değilse, çevre vilayetlerimizde bu imkanların sağlandığı vilayetlerimiz var mıydı? Böylesi bir imkanın bizde olmayıp başka ilde oluşunu yaş grubunuz içinde acaba hiç sorgulayabildiniz mi?

Ben Cumhuriyet İlkokulunu bitirdikten sonra Çankırı’da bir tane Ortaokul vardı ve o ortaokula kaydımı yaptırdım. Başka da bir ortaöğretim seviyesinde bir okul yoktu. Dolayısıyla ortaokulda iyi öğretmenlerimiz vardı. Orda ilkokuldan gelen arkadaşlarımızla birlikte tahsilimizi devam ettirdik. Yalnız bu arada bir şeyi unutmadan söylemek istiyorum. Okuduğumuz yıllar. 1941, 1942, 1943, 1944 yılları ikinci cihan harbinin en yoğun ve sıkıntılı geçirilen devresi idi. O sebeple Piyade Atış Okulu Çankırı’ya geldiği sırada yukarıdaki atış okulu binası henüz yapılmadığı için Ortaokuldan da bizi ayırdılar. Yanı başımızda bulunan Gazi okuluna bizi naklettiler o okumakta olduğumuz ortaokulu Piyade atış Okulunun öğrencilerine, subaylarına tahsis ettiler. Öyle bir sıkıntılı devir geçirdik. Ve ortaokulu bitirdim. Ama Lise yoktu lise olmadığı için okuma imkanımız yoktu. Uzun aile mücadelesinde benimde isyankar tavrım sebebiyle mecbur kaldılar Kastamonu lisesine yatılı olarak göndermeye. (N.Derelli: Bu lise Çankırı’da niye yok diye bir sorgulama yaptınız mı? yok, çünkü Çankırı’da yoktu, Bolu'da yoktu, bilmem birçok vilayette yoktu, tabii yokluklar içinde çok üzüntü duyuyorduk. Tabii Kastamonu’ya gitmek bir dert gelmek bir dert, o zamanki Kastamonulun yolu da yoktu.Kitabımda da bahsettim. Çankırı’dan Kastamonu'ya hiç mübalağasız söylüyorum. Ama şimdi mübalağa gibi gelebilir. O zaman Kastamonu’ya sekiz saatte gidilirdi. Sekiz saatte! Bunları yaşadık. Sonra kader beni Bayındırlık Bakanı Yaptı ben de sanki o yokluktan hınç alır istermiş gibi kadere bak Ilgaz-Çankırı, Ilgaz-Kastamonu yolunu yaptıran adam haline geldim. O çektiğimiz sıkıntıların kefaleti olarak. Şimdi Çankırı Kastamonu 105 Km.lik bir yol ve 1,5 saatte Kastamonu’ya ulaşıyorsun. Ama çok sıkıntılı günler geçirdik. Kastamonu Lisesinde de çok sıkıntılı tahsil hayatı yaşadım. O kadar sıkıntılı yaşadık ki çay, şeker, yağ, reçel böyle bir şeyler yoktu. Sabahleyin yatılı öğrenci olarak kahvaltı masalarına indiğimizde bir koca karavanada mercimek çorbası geliyordu. Hepimiz birer teneke tabak o mercimek çorbasından birer kepçe teneke tabaklara koyuyorlardı kahvaltımız bundan ibaretti. Ve yine büyük bir talihsizlik oldu o zaman bir büyük deprem oldu. Kastamonu'da büyük büyük kayalar uçtu ve sıkıntılı günler içinde yaşamımızı devam ettirdik.

Bir defa daha geriye dönmek istiyorum: ilköğrenimiz çağında okul arkadaşlarınız dışında mahalle arkadaşlarınızdan isimlerini hatırladıklarınız var mı? Onlarla sokakta ne gibi oyunlar oynardınız? Oyun malzemeleriniz nelerdi? Siz hareketli enerjik miydiniz ve her arkadaş oyununa katılma gibi girişimleriniz var mıydı? Yani oyuna girdiğinizde oyun liderliği yapar mıydınız? Arkadaşlar arasında bir lakabınız var mıydı

Arkadaşlar arasında lakabım vardı Şekerci diyorlardı evvela bir, iki bütün o çocukluk çağımda bir topun peşinde ömrü yitirdim. Olmaz olur mu mahallede arkadaşlarım o kadar çoktu ki şimdi söylemesi biraz ayıp oluyor, ben aynı zamanda kaptan gibi ifadelendiriliyordum. Ve o ortaokul çağımda yıldırım spor diye birde bir kulüp kurduk kendi aramızda o yıldırım sporun kaptanıydım. Esat GERÇEK, Hüseyin GERÇEK, İhsan ERSUNAN, İhsan SUNGUR bunlar benim çok yakın arkadaşlarımdı. Ama çok yakın her gün, her an, her zaman durmadan topun peşinde koşup dururduk. Zeki SU hep arkadaşlarım, bunlar hayatımda unutamayacağım olaylardı. Ve dolayısıyla Yenimahalle tarafından İsmail Hakkı KARADAYI, onun kardeşi, Ahmet YAZIHAN daha sonra ayıp oluyor söylemek Üçoluk dediğimiz Ahmet YAZIHAN, bunlarda yeni mahallenin takımları onlarla her zaman maç yapardık. Daha sonra Çankırı Gençlik Spora girdik gençlik sporda uzun müddet tabii üniversite 2nci 3ncü sınıfa kadar futbol oynadım.

Hayat hikayenizi anlattığınız kitabınızda da bahsediyorsunuz Kastamonu'ya liseyi okumak üzere gittiğinizi. Peki buraya sizin yaş grubunuz içinde kaç kişi gidebilmişti? İsimlerini hatırlıyor musunuz ? Hayatta olanlar var mı ?

Hepsini hatırlarım. Gün be gün hatırlarım.Hiç unutmam da! Kastamonu lisesine, tabii çok az miktarda imkanları olanlardan biriside bendim giden yani nasıl anlatayım. demin söylediğim gibi ortaokulda okumak, liseyi okumak için uğraş içerisinde babama karşı çok ricada bulunuyordum. Çok isyan ediyordum. Ve toparladılar yıllık yatılı ücreti 205 TL idi hiç unutmuyorum. 205 Lira yıllık yatılı masrafım hepsi yakın arkadaşlarımdı hiç birisini unutmuyorum. Biz Kastamonu lisesine gittiğimiz zaman daha sonra rahmetli olan halim arkadaşım vardı. Sınıf arkadaşlarım olarak tabii Ali İNANDIK, Ali Nazmi GÜRÖZ bunlar benim dönemim İlhan PAŞA rahmetli oldu Kenan Cenap PAŞANIN oğlu benden bir sene önde idi. Ve bu atmosferde hiçbirisini unutmaz şekilde gittik çalıştık uğraştık. O bizden bir sene sonra Çankırı’dan Kastamonu lisesine diğerleri geldi. Hepimizde iyi kötü ben dahil Kastamonu da en iyilerden olarak adımız sanımız duyuldu.

Peki Çankırı’dan sizinle birlikte daha çok sayıda öğrencinin Kastamonu’ya gitme şansları yok muydu? Olmayanların engel olucu sebepleri sizce neydi? Aile ekonomileri mi, aile eğitimsizlikleri mi?

Aile ekonomisi de, aile eğitimsizliği de faktör olarak vardı ama evvela her aile çocuğunun daha iyi tahsil yapabilmesini sağlamak için elden gelen bütün imkanları kullanmıştır. Ama ekonomik imkanları buna müsait değilse ne yapsın. Onu Çankırı’da esnaf yapmaya çalışmıştır. Ve o devirde biz lisede okuduğumuz dönemde üst öğrenime gidemeyen arkadaşlarımızla muhabbetimiz eksilmemiştir.

Bu yaş grubunuz içinde Özel bir ilgi alanız var mıydı ?

Yaş grubum içerisinde okumaya çok hevesli insandım. Sınıfımda da en iyi öğrenci olmaya gayret ediyordum. Futbol merakım vardı, hentbol oynuyordum. Bir ara Kastamonu Lisesinde Pingpong masası vardı. O pingpong masası çıktığı zaman Pingpong topları da yoktu avrupadan ithali mümkün değildi lastik toplarla pingpong oynuyorduk.

Sayın bakanım, ilkokul, ortaokul, lise yaş grubunuz içerisinde en çok neye özlem duydunuz? Aileniz yapısı içinde, arkadaş grubunuzla olan ilişkilerinizde, beslenmeyle ilgili olarak, sosyal yaşamınız yönüyle, neye en çok özlem duydunuz

İnsanların tabii o atmosfer içinde birçok şeye özlemleri olmuştur. Ama biz özlemden ziyade mevcut ihtiyaç manzumemizi sağlamak onu yerine getirmek için uğraşıyorduk. Onun dışında gelirimizde çok kısıtlı ve kayıtlı olduğu için de değişik faktörlerde yeni arayışlar bulmak mümkün değildi. Ama ben okumaya ve yazmaya çok meraklı bir insandım. Bir takım hikayeler yazmaya heves ettim. Ve durmadan okumak, okumak, okumak en büyük hobim olarak mevcuttu. Şu yaşa geldim halen en büyük hobim okumak olarak devam ediyor..

Sizler yaşınız gereği savaş sonrası dönemi yaşadınız yani karneli dönemi. O dönemlerden bahseder misiniz?

Savaş sonrası değil aslında savaş içinde Çankırı’da ortaokulu okuduk. Daha sonra Kastamonu lisesinde, daha sonra da İstanbul’da Kabataş lisesinde o savaş döneminin yarattığı ekonomik sıkıntıları bizzat yaşayan insanım. Karne deyince benim eski nüfus kağıdımda hala izi vardır saklıyorum onu, “ekmek karnesi verilmiştir” diye damga vardı. Ekmek vesikaya bağlıydı, karneye bağlıydı. O günkü istihkakın ne ise karneye kayıt koyuyorlardı. Dolayısıyla nüfus kağıdını ibraz etmezsen ekmek alamıyordun. Bunu yaşadık.

Geçmiş sohbetlerimiz ve hatıratlarınızda üniversiteyi İstanbul’da okuduğunuzu söylüyorsunuz? Bu dönemde Çankırı’da çocuğunu il dışında yüksek öğretim yaptırabilecek veya yaptırabilen aile sayısı ne kadardı?

Evet, biraz öncede bahse konu etmeye çalıştım. Ben Kastamonu lisesinde okuduğum sırada çok anormal şartlar nedeniyle sağlığım bozulmuştu. Oradan İstanbul’a Kabataş lisesine kayıt oldum. Kabataş lisesi o günkü şartlarda İstanbul’un en iyi okullarından birisi idi. Ve Kabataş lisesinde de edebiyat öğretmeni olarak hemşerimiz büyük şair, edebiyatçı Zeki Ömer Defne vardı Zeki Ömer Defne hemşerimiz olduğu için benim velim olarak kaydımı yaptırdı. Esat GERÇEK, Sabri AÇINCI, Sabri ÖZKANLI, Nihat ARMUTÇU o dönemde Kabataş lisesinde beraber okuduğum Çankırılı hemşerilerimdi.

İstanbul’daki yüksek öğreniminizde nerede barındınız? Ekonomik durumunuzu nereden nasıl temin ettiniz, ek iş mi yaptınız?

Evet ailemin bana göndermiş olduğu aylık çok azdı. Gönderebildiği harçlıkla hayatımı yürütmeye çalıştım. Yurtlarda kalıyordum. Ama ilave olarak dergicilik ve gazetecilik yapmaya meraklı idim. İstanbul’da bir iki derginin çıkartılmasında onun tanziminde düzenlenmesinde bir miktar gazete ve dergi sahiplerinden ücret alarak hayatımı sürdürmeye çalıştım.

Çocukluk devrenizde yaramazlıklarınız oldu mu? yaramazlıklarınızdan dolayı babanızdan, annenizden, ablanızdan, öğretmenlerinizden ceza veya ödül aldınız mı?

Öyle çok sakin, ağzına vur lokmayı al kabilinden öğrenci değildim. Hareketli, hızlı, çalışkan, uğraşıcı, mücadeleci öğrencilik hayatım sürdü. Elbette birtakım yaramazlıklar yaptım. Size bir tanesi aklıma gelmişken söyleyeyim. Kabataş Lisesinde okurken, arkadaşlar gece sabit mürekkepli kalemler vardı. Onu yontup yontum toz haline getirip yatakhanede uyurken arkadaşların yüzüne kulaklarına falan üflüyorlardı. Sabah yüzüne üflenen arkadaş yataktan kalktıktan sonra yüzünü yıkadığında yüzü mosmor oluyordu. Bir ikincisi, aynı okulda Nuri ONUR diye bir müdürümüz vardı. Sabah mütalaasında öğrenciler kapının arkasına bir süpürge koymuşlardı. Tabii kapıdan ilk girenin başına düşüyordu. Bir gün yine koyduklarında müdür kapıdan girince onun kafasına düşmez mi? Hepimizi soruşturmaya tabii tuttu. Ama içimizden bir babayiğit suçu üzerine alarak hepimizi cezadan kurtardı. Ödül olarak liselerde iftihar listesinde ismim geçiyordu. Ondan gururlanıyordum. Seviniyordum.

Lise döneminize kadar hiç aşık oldunuz mu? Varsa isim vermeyin ama aşık olduğunuz kişi halen hayatta mı?

Lisenin son sınıfına kadar çocuğuz bayağı çocuğuz öyle aşk meşk yok ama kızlara bakmayı severdik. Benim okuduğum Kastamonu lisesinde kız oğlan karışıktı ama Kabataş lisesinde kız yoktu hanım öğretmen de yoktu. İşte sinemaya giderdik. Sinemada gördüklerimize ne güzel hanım falan diyorduk.

Gençlik döneminiz lise ve üniversite dahil, imaret, mührüz tepesi, eski çamaşırhane, feslikan mevkii, karaköprü bahçeleri, kirazlı gibi yerlerdeki aklınızda kalan bir anınız varsa anlatır mısınız?

Anı çok, o kadar çok ki o bahsettiğin mevkilerde çocukluğum geçti. Düşünün 14, 15 yaşıma kadar bütün bu atmosferde yaşadık. Hıdırlık tepesine çıkıp çiğdem toplardık. Ama çamaşırhane konusu bahsedilince hemen bir hatıramı anlatayım. O zaman Çankırı içinde ve evlerde su olmadığı için birikmiş çamaşırları rahmetli annem çamaşırhaneye götürürdü. Ona taşımada yardımcı olurdum. Yıkanmış çamaşırları da o zaman tec tabir ettiğimiz bir kaba kor eve taşırdım (N.Derelli; o zaman küçük çocukları da çamaşırhanede yıkarlardı) çok küçük olursa evet. 10, 11 yaş çocuklarını hemen orada sıcak su varken hallediverirlerdi.

Sizin bu yaş grubu döneminiz içinde sizde iz bırakan, vali ve politikacılar oldu mu (Çankırı için)

Muayyen bir devre kadar politikacıdan ziyade o zaman tek parti dönemi idi. Halk partisi vardı. Ben konuşma kürsüsüne şiir okumak için çıktığımda bir tarafında Türk bayrağı bir tarafında altı oklu halk partisinin amblemini korlardı parti pırtı bilmezdik. Ama vali olarak ismini duyduğum vali vardı mesela hiç unutmuyorum Hüsnü UZGÖREN diye bir vali vardı. Benim ilk okul son sınıfa kadar ki dönemimde. O cumhuriyet bayramında hükümet binasında balo falan yapardı ona balocu vali derlerdi. Onları hatırlıyorum onun haricinde üniversite dönemimde Recai TÜREL diye birisi Çankırı Valisi iken Ateş Sineması diye uyduruk kapalı bir sınama vardı o çıkan bir yandı. Şimdiki kız Meslek Lisesinin bulunduğu yerde idi. O yandığı zaman yakındaki evlere sirayet etmesin diye valinin nasıl çalıştığını orada gördüm. Ama gelişen siyasi yaşamım içinde 30, 40 dan fazla vali gördüm. Hepsiyle beraber çalışma imkanı buldum. Çok müspet olumlu anılarım olmakla beraber gergin haller içinde kaldığım da olmuştur. Ama onların isimlerini şimdi vermek istemiyorum. Yani onlarla bazı noktalarda anlaşamadığımız meselelerde ortaya çıkmıştır. Ama hepsini Çankırı’nın lehine tecelli edilmesi gerekiyorsa o noktada mücadelemi sürdürdüm.

Yine bu yaş grubunuz içinde Çankırı’ya ilk gelen otomobil, ilk kamyon ve ilk apartmanı hatırlıyor musunuz? Yörenin toprak yönüyle en zengini, iş adamı, alimi kimdi?

Tabii Çankırı’ya ilk gelen otobüs, ilk gelen kamyon hangisi şu anda söylemem mümkün değil. Çünkü Küçük Osman diye bir şoför vardı rahmetli. Onun Ankara Çankırı arasında günde bir defa gelip gitmesi mümkün olmayan, Ankara’dan beş altı yedi saatte gidip gelebilen uyduruk bir otobüsü vardı. 1936/1937 yılları falandı. Onu takiben işler biraz daha yürüdü. Yalnız ilk otobüs olarak dediğiniz şu Ankara- Çankırı arasında yolcu taşımak üzere ortaya çıkmış olarak ilk otobüs benim belediye başkanlığım dönemimde meydana geldi. Çağdaş otobüsü diye İhsan GAFUR’un 1956 yılında, o zaman Türkiye’de kamyon yapımı imalatı mümkün olmadığı için hep Avrupa’dan geliyordu, dışardan geliyordu. 1956 yılında hayatımın unutamayacağı bir olaydır. Gayet dürüst ifade ediyorum Çankırı’ya iki tane kamyon tahsis edilmişti, TC imkanları dahilinde Çankırı emrine verilmiş Stayir marka iki adet kamyonu. kime verelim derken vilayette toplantı yaptık. Belediye başkanı olarak ben de bu toplantının içindeyim. O zaman gaz, benzin dağıtımı ile meşgul olanlardan daha tercihli sayılabilmesi için o kamyonu Cumhuriyet Halk Partili olmasına rağmen Rahmetli Kamil TABAK’a vermiştik.. Ondan bir sene sonra fiyat marka bir kamyon tahsis edildi onu da İhsan GAFUR’a verdik. . İhsan GAFUR o kamyonu otobüs haline getirdi ve ilk Çağdaş otobüsü Ankara’dan Çankırı’ya / Çankırı’dan Ankara’ya büyük bir merasimle sefere başladı.  Çünkü otobüs kamyon getirmek o zaman için çok büyük bir meseleydi. Hemen otobüs kamyon deyince bir anımı daha anlatmak istiyorum. Bilmem ilerde bir suale muhatap olacak mıyım. Çankırı’da çoğu kez büyük kalabalıklar içerisinde omuzlara alındım. Çok büyük rağbet ve temaslar oldu büyük imkanlar içerisinde sevinç gösterilerine muhatap oldum. Ama hayatımda hiç unutmayacağım bir şey, Çankırı’da uyduruk bir tane arazöz vardı ben belediye başkanı olduğumda mostralık duruyor. Bir gün rahmetli Mehmet ABALI’nın evi yanmaya başladı, ben de belediye başkanıyım. Belediye de eve elli metre mesafede koştuk arazözün hortumunu ben de belediye başkanı olarak tutmaya başladım. Ama arazözün suyu bitti. Bitince ne olacak büyük caminin önünde havuz vardı. Gidecek hazinesini dolduracak gelip suyu yine sıkacak. Arazöz gitti tam o sırada hoca (Mehmet Abalı) reis bey reis bey hiç unutmuyorum. Sigaranı alda evimden yak dedi. Bu bana çok dokundu, üzüntü duydum. İşte o zaman ahdettim bir arazöz almak lazım ama nereden alacaksın Türkiye’de yapılmıyor. Türkiye’de yok. Daha sonra belediye meclis üyesi arkadaşım Ahmet ÖZLER’le beraber İzmir fuarına gittik. Bir arazöz bulduk Japon malı o zaman fuara gösteri için getirmişler. Ama uğraştık bu arazöz geri gitmesin diye sonunda onayını çıkarttık ama elde para yok. Belediyenin o parayı ödeyecek gücü yok. O zaman arazöz 96 bin lira idi. Hiç unutmuyorum. Benim maaşım bin lira idi. O arazözü aldık Çankırı’ya geliyoruz sanki vatan kurtaran aslan gibi yüzlerce hemşerim o arazöz Çankırı’ya girerken tezahüratla bizi karşılamışlardı. Alkışlar kesilmedi o gün memlekete hizmetin nasıl mukaddes bir şey olduğunu nasıl kamu oyunda büyük yankı yaratabileceğine inandım ve ondan sonra hizmete devam ettim.

III Bölüm

Sayın Bakanım; izin verirseniz üniversite ve üniversite sonrası hayatınızla ilgili sorularım olacak Üniversiteyi bitirdikten sonra hemen ne yaptınız, ilk projeniz neydi? Yani kimseden etkilenmeden kendi mantığınızda oluşturduğunuz projeniz neydi? .

Ben İstanbul üniversitesi hukuk fakültesine kayıt oldum. Neden derseniz 1946 yılında o zaman olgunluk sınavı vardı. Sınavda sorulan soru “demokrasiyi nasıl tanımlıyorsunuz ve niçin seviyorsunuz.” Demek ki meraklıymışım o günlerde kompozisyonu bir güzel yazdım. Daha sonra değerli hocam Rahmetli Zeki Ömer DEFNE beni çağırtmış gittim, elini öptüm aferin, en iyi sen yazmışsın birinci olan sensin dedi. Sen hukuk fakültesine git dedi. Onun o sözü bana hedef oldu ve hukuk fakültesine gittim. Orada tahsilimi sürdürürken bu yazar çizer takımının yazmış olduğu şeylere çok hevesliydim. Çok okuyordum. O sırada Babıali ve Cağaloğlu’nda. gazetelerde çalışıp geçimimi sağlamaya çalışıyordum. Sonradan İktisat Fakültesine bağlı olarak ilk gazetecilik enstitüsü açıldı. O dönem rahmetli Burhan FELEK hocalarımızdandı. Necmi TANYOLAÇ, Nezir DEMİRKENT benim enstitüden arkadaşlarımdı. Burayı bitirdikten sonra İspanyada gazetecilik doktorası yapmak üzere bir burs kazandım. Milliyet gazetesinde çalışırken o sırada babamın rahatsızlığı bahse konu edildi. Çankırı’ya dönmem gerekli kılındı ve bu sebeple Çankırı’ya gelerek Avukatlık stajına başladım.

Siz siyasete girmeyi kendi arzunuzla mı seçtiniz? Yani önce böyle bir fikriniz vardı da çevrenin sizi siyasete yönlendirmesini kendinize fırsat mı gördünüz? .

Evet çevremin beni siyasete yönlendirmesinin siyasi hayata girmemin başlıca unsur olduğunu şimdi söylemem lazım. (Burada sayın Ok hiç kimseye şimdiye kadar bahsetmediği bu konuyu gerçekliği ile söylemek durumunda kalmıştır.) ben Çankırı’ya geldiğimde siyasetle, partilerle hiç alakası olmayan ama Türkiye’de demokrasinin gelişim sürecini bir vatandaş olarak yakinen takip eden birisiydim. Çankırı’ya geldiğimde benimle beraber ilkokulu ve orta okulu okuyan, orta okulu okuyup da liseyi okuyamayan yüzlerce hemşerim dostum vardı. Çarşıda pazarda esnaflık yapıyorlardı. Hepside beni seven insanlardı. Üniversite yıllarımda yaz tatillerinde Çankırı’ya geldiğimde hep beraber günlerimizi geçirdiğimiz insanlar vardı. Onlar demek ki düşünmüşler taşınmışlar uğraşmışlar ve o zaman demokrat parti iktidarda bu bahsettiğim arkadaşların büyük kesimi demokrat partinin yönetiminde Allah rahmet eylesin Mehmet EVCİ demokrat parti teşkilatını yöneten birisi kitabımda saydığım ve bahse konu ettiğim Belediye Meclis üyeliklerinde Gürhan TİTREK, Şükrü SOLAKOĞLU, Mehmet ÇİVİTÇİ neyse bu saydığım arkadaşlarım hepsi oturmuşlar konuşmuşlar beni belediye başkanı yapmak için davet ettiler. Israr ettiler. Dedim ki ben avukatlık stajımı yapıyorum daha da gencim dedim. Hayır biz sana yardımcı olacağız, tam destek olacağız. Sen bu işin önderi olacaksın. Özellikle Çankırı’nın içme suyu yok. Elektriği yok elektrik motoru patur putur çalışıyor ama içme suyu meselesi var. Sen bu içme suyunu Çankırı’ya getirecek adamsın getir hepimiz arkanda tam desteğiz şahsi senden hiçbir şey istemeyeceğiz. Hiçbir şey beklemiyoruz. Ama amme hizmeti olarak memleketimizin şu su işini önce hallet Atatürk’ün heykelinin yanına senin heykelini dikeceğiz dediler. Bu günkü gibi hatırlıyorum. Avukatlık stajı yaparken Yanında oturduğum Hakim Rıfat bey vardı. O bana avukat her zaman olursun ama oturduğun yerden kimseyi belediye başkanı yapmazlar dedi. Hemen peki de dedi. Dışarı çıktım sokakta caddede önüme gelen boynuma sarılıyor aman olur de sen bilirsin gibi o zaman peki dedim ve avukat stajımda yandı seçildim ve belediye başkanlığına oturdum. O zaman Güneş Doğruyol, Devrim gibi üç gazete ile basın toplantısı yaptım. Ne yapacaksın diye sordular. Hiç bir şey iddia etmiyorum. Hiçbir şeye söz de vermiyorum dedim. Bilgimi, görgümü, vicdanımı kullanarak memleket için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya çalışacağım ama aritmetik bir olay dedim. Çankırı’nın şu anda en büyük derdi su, artı elektrik, eşittir. Çankırı bu denklem içinde birisi eksik olursa Çankırı olmaz, Çankırı yok olur dedim. O sebeple benim size bahse konu edeceğim şey budur işte. (SU + ELEKTRİK = ÇANKIRI) bu denklemi çözmek için su ve elektrik üzerine gayretimizi sarf edeceğiz çalışacağız. Dedim. Sene 1955.

Siyasete girmenizde bir zorunluluğunuz var mıydı ? .

Hayır hiçbir zorunluluğum yoktu. Arkadaşlarım ısrar etti gözlerimden öptü. Hepsi de çok seviyordu beni ısrar ettiler. Hiç rakibim yoktu. Parti içinde o olmasın ben olayım veya o olmasın gibi. Ama bu arada avukatlık stajım yandı. Daha sonra da onun çok büyük sıkıntısını gördüm. Çünkü 27 Mayıs 1960’da beş yıllık belediye başkanlığından süngü ile indirildikten sonra avukat bile olmayan bir adam halinde bulundum kendimi. Yaşımda muayyen bir yere geldi. 1960 dan sonra yeniden avukatlık stajı yapma mecburiyetinde kaldım ve bunun da bedelini ödedim.

Çok başarılı bir belediye başkanlığı yaptınız? Bunun delili olarak da halk sizi TBMM’ne taşıdı? Belediyenin imkanları ne idi, kaç kişi görev yapıyordu? Şimdi hayatta olanlar var mı? Belediye başkanlığınız döneminde halkın sosyal yapısı nasıldı? Sosyal yapısındaki gelişmelere sizin ne gibi katkılarınız oldu? Halkın geçimine destek olarak aş ve iş konusunda katkılarınız oldu mu? Halkın genel iştigal alanı neydi? .

Belediye başkanı olduğum sırada bizim Çankırı ilinde adeta gençliğin meseleye hakimiyeti görüntüsü vardı. Onun için biz başarılı olmaya mecburduk. Çok çalıştık. Ben yaşlılarla memleketimizin büyükleri ile hiç temasımı eksik etmedim. Her hafta Çankırı’nın muayyen yaş hududunun dışında elli yaşından, altmışından sonrakileri belediyeye davet ediyordum veya onlarla bir yerlerde buluşmaya gayret gösteriyordum ve onlarla Çankırı’nın meselelerini müzakere ediyordum. dolayısıyla Çankırı’nın bünyesi ekonomik olarak çok sıkıntıda idi, çok sıkıntıda. Onları şimdi söylemeye kalksam kitaplar almaz. Hem çarık kafamızda bir hehuyla gibi duruyor. Ama ırmaktan gelip yalın ayak dolaşanları ben yaşadım gördüm. Handırı dağlarından kesip getirdikleri odunları bizim dükkanın yanındaki handa merkeple getiriyor sabaha kadar bekliyor. Sabahleyin odun pazarında o merkeplerden yükleri indirip satarak geçimlerini sağlamaya çalışan insanları gördüm yaşadım. Yalnız bu arada bir şey yaptım bütün esnafı derneklere ayırarak kalaycılar, marangozlar, bakırcılar gibi esnafları dernek haline getirdik. Hepsine birer flama, hepsine birer bayrak ve esas siyasette rol alan ve şimdi büyük çapta sivil toplum örgütleri dedikleri şeyi bu şekilde ta o zaman sınıflara ayırdım. Toplantı olduğu zaman devletin büyükleri Çankırı’ya geldikleri zaman hepsi bayrakları açıp dernek dernek dolaşıyorlardı. Çok güzel bir birlik sağlamıştım. Çankırı halkı ekonomik yönden büyük sıkıntıda idi sattığı doğru dürüst bir şeyi yoktu. İşte tuz vardı sonra oda hüviyetini kaybetti. Karaköprü bahçelerinde üretilen meyveler, sebzeler ile feslikan mevkiinde yürütülen bahçecilikle geçimini sağlıyordu halk. Ama hep bunları aşa aşa bir şeye getirdik. Çankırı’da mutlaka bir sanayi kurulmalı, insan gücünü çalıştırabilecek fabrikasyon sistemini kurmak lazım. İlerde geleceğiz herhalde bunlara.

Belediyenin çalışan mevcudu 15 kişi idi. 4 tane zabıta memuru vardı, bir muhasebeci vardı Allah rahmet eylesin Selami beydi. Sonra Belediyenin 5 odası vardı sobalıydı. Benim öyle özel kalemim falan yoktu oda herkese açıktı.

Sizin Belediye başkanlığınız dahil, Çankırı’da doğurganlık olayı diğer illere göre fazla olduğu kayıtlarda yer almasına rağmen, neden nüfus bir türlü çoğalmıyordu? Bunda siyasetçilerimizin vizyonları mı yetersizdi, yoksa tedbir almada ve sonuca gitmede eksiklikler mi vardı? Tedbir sizce ne olmalı idi?

Hepsinin kökünde ekonomi yatmaktadır. Doğurganlık çok olmakla beraber göç veriyordu. Yani eğer doğum yüzde iki buçuk, üçse doğurganlık olayı diyelim. Ankara’nın Çankırı’ya yakın oluşu en büyük dezavantajı idi. Çünkü Çankırı’dan Ankara’ya gelmesi çok kolay olduğu için yani Erzurum’dan, Elazığ’dan Kars’tan gelen gibi değil Ankara’ya gelip Ankara’da kendine maaşlı bir imkan bulmaya çalışma vardı. O sebeple maalesef bu durum hiç önlenemedi. Göç, göç, göç, özellikle Ankara’ya göç nüfus karesi ile Ankara’da birikim yarattı Çankırı ondan büyük çapta sıkıntı duydu. ( N.Derelli: Ta o zamanda Ankara’da Çankırı’nın ismini almış birçok sokak ve cadde bulunmaktadır) . Tabii, tabii.

Bizim yaş kuşağımıza göre sizin belediye başkanlığı yaptığınız dönemde en çok dikkatimizi çeken olay smokin giymenizdi. Değil Çankırı Türkiye halkı böyle bir olay yaşamamıştı. Çünkü smokin resmi törenlerde Atatürk’ten başlayarak sadece Cumhurbaşkanları ve Valiler giyerdi. Siz neden böyle bir giyim tarzını tercih ettiniz. Altında yatan sebep ne idi. Halkın ekonomik durumu böyleyken. .

Çok açık seçik bir ikrarda bulunmam lazım işin dürüstlüğü için söylüyorum. ben belediye başkanı olduktan sonra arkadaşlarım, gençler, avukat Gürhan TİTREK, avukat Şükrü SOLAKOĞLU ve diğer arkadaşlarım dediler ki bu Cumhuriyet bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs bayramı törenlerine vali ile beraber, komutan birlikte belediye başkanları dolaşıyorlar. Bizim belediye başkanları o zaman yani küçük görerek söylemiyorum. Paçalar yukarda, ceket bir yana kaçmış yani bizi temsil adam o hüviyette dolaşmamalı onun için bir frak, smokin Valinin ki gibi yaptır da bizim de ruhumuz şöyle bir teselli bulsun dediler. Ya nasıl olur dedim. Yok yap arkadaş dürüstçe ifade ediyorum. Maaşım 600 lira idi. Onların bu arzuları üzerine Ankara’ya geldim. Bir smokin bir frak diyorlar. Valinin elbisesine benzer. Dediler 500 lira. Onu yaptırdım. 29 Ekim 1955 Tören Kıtasını ve öğrencileri resmi geçitte kullandım. Onu çok sevmişlerdi. Tabii o zaman Vali nasıl Devletin temsilcisi, belediye başkanı da halkın bizim temsilcimiz diye hiç başka türlü olmasın böyle olsun diye onun için yaptırdım onu. Yaptırdığım Frakı kadere bak 1960 çıkarttık. Terk ettik, indirildik aşağıya, ama 1962’de iki sene sonra TBMM de o frakı giyerek başkanlık kürsüsüne oturdum. Çünkü TBMM’de başkanın frak giyme mecburiyeti vardı. Yeni frak yaptırmadım Belediye Başkanı olarak giydiğim Frakı giydim. .N.Derelli: ora dada yoklamada tüm millet vekillerimizin isimlerini ezbere sayardınız. .

Daha sonraki süreçte halk sizi yukarda değindiğimiz gibi TBMM’ne taşıdı: Bu süreç içinde Çankırı’ya geldiğinizde, ilçelerimize, beldelerimize, köylerimize yaptığınız ziyaretlerinizde köylülerimizin sizden ve sizlerden ilk istekleri neler oluyordu: Buralarda hayatlarını idame ettiren insanlarımızın geçim kaynakları neydi; nasıl giyinirlerdi, ne yer ne içerlerdi? İnsanların ekonomik seviyelerini ölçmede kullandığınız metot ne idi? .

Milletvekili olmadan ve olduktan sonrada İl, ilçe ve köylerde dolaşıyordum dolaştığımda görüştüğüm insanlar çok yakın temas kurduğum insanlardı. Onların istek ve arzularını, önerilerini not ediyordum. Ama o arada en çok birinci planda arzu edilen şey yoldu. Niye yoldu çünkü yol olmayınca biz ilçeyi bilmiyoruz ki diyorlardı. Doğduk, yaşadık, öldük, hadi askere gitmek için köyden çıkıp askerliği yapmak için bir miktar gidip geliyorduk. Ama hanımlar doğuyor, yaşıyor ve bulunduğu yerde ölüyor. Çünkü ilçeye gitmek mümkün değildi yolu yoktu Binaenaleyh bu gittiğim yerlerde evvela köylerin ilçeye bağlantısı, ilçenin ile bağlantı yolları en büyük dava idi. Onun yanı başında içme suyu yoktu. Su yok, yok, yok. Bunun akabinde eğitime çok önem veriyorlardı. Evet okul, Okul yani bizzat yaşadığım şeyleri söylüyorum. Görüyor duyuyor orta ilçesinde Şabanözü ilçesinde bilmem berber hasan efendinin oğlu bilmem neyi bitirmiş. Gelen birkaç yıl sonrada elektrik başladı. Elektrik demek ki yol + su + Okul + Elektrik en büyük ihtiyaç manzumesinde idi herkes bu istek, bu dilek bu işlerin içerisinde idi. Çalışma sürem içerisinde her köyün bir dosyasını hazırladım. O zaman 430 köy vardı. Çankırı fakirdi sıkıntı içinde idi maden yok sanayi imkanı olmadığı için iş sahası yok. Pazar olmadığı için ürettiği şeyleri satması imkanı yok, onları çok yakinen yaşadım. Bu arada en büyük vizyonum Çankırı’da olabildiği kadar sanayi yaratmak ve bu sayede işçi istihdamını yaratmaktı. .Ve biraz daha mecliste dilim dönmeye başladığında Ankara’ya sanayi yapmayın gidin Çankırı’ya yapın diyordum. Ankara çünkü merkezi bir hükümet Ankara'ya bacayı koymayın diyordum. Gidin Çankırı’ya koyun diyordum. Tabii benim tek taraflı mücadelemle bunlar olmuyordu.

Katkıları yönüyle bu gün kadınlarımızın toplumumuzdaki sosyal gelişimdeki önemi inkar edilemez bir duruma gelmiştir? Siz ve arkadaşlarınız Çankırı’nın siyasetini belirleyen kişiler olarak devri zamanınızda Çankırı içinde siyasette kadınlarımıza siyaset yapmaları için izin verdiniz mi ? verdinizse örneği var mıdır? Buna tanık var mıdır ? .

Var tabii yani kadınları Türk cemiyetinde çok daha değerli varlıklar haline gelebilmesi onların idareye yönetime katkıda bulunması benim tahsilli terbiyeli iki tane fakülte bitirmiş insan olarak en büyük idealim ve arzumdur. Ama kapalı toplum bu kapalı toplumda öylesine bir organizasyon yapma imkanı pek bahse konu olamıyordu. Ama Mesela bizim Mustafa ZİNCİRCİ’nin hanımı o zaman kadınlar kolu kurdurmuştuk onun hanımı kadınlar kolunun başkanı idi ve çalışmaları devam ettiriyordu. Onun gibi 3-5 tane hanımefendiyi bizim siyasi kanallardan meseleye agah olması için uğraş veriyordum. Dolayısı ile her hafta mahalle muhtarlarını belediyeye davet ediyordum. O zaman 11, 12 mahalle vardı onun yanı başında da hanımefendileri bulundurup onların görüşlerini de alıyordum. Çok iyi bir siyasi tablo yaşıyorduk. Parti kavgaları falan olmuyordu. Bizlerin meselesi Çankırı meselesi idi. Onlara nasıl imkanlar sağlarız bunlardı düşüncelerimiz.

Sayın Bakanım, sizinle uzun süreden beri yakın istişare eden birisiyim. Sizin özelliklerinizi siyasetteki yaşantınızı çok iyi biliyorum. Sık sohbetlerimizde sizin deney ve tecrübelerinizden kendime birçok dersler çıkarttım. Yani benim için bir okul öğretmeni oldunuz. Amacımız bu mülakatımızda sizin siyasi kimliğinizi unutulmaz eserlerini anlattırmak değil, daha ziyade Çankırı’nın geçmişine yönelik 100 tanıkla sohbet edebilmek. Ama Cansaati.Org sitesi köşe yazarları ve okurlarımız sizinle mülakat yapılacağını bildikleri için Cansaati.Org vasıtası ile beni aracı yaparak merak ettikleri konular hakkındaki soruları yöneltmemi rica ettiler. İzniniz olursa, bu bölümde hemşerilerimin sorularını size yöneltmek istiyorum. .

IV Bölüm

Cansaati.org sitesi köşe yazarı değerli hemşerimiz Sayın Sadık SOFTA Soruyor:

Çankırı'ya Ulu Önder Atatürk'ün gelişinde, Merkez Orta Okulu'nda misafir edilmiştir. Çankırı'da bir misafir edilecek ev yok muydu da böyle bir durum söz konusu oldu? En azından Sayın Okun çocukluk yıllarındaki Çankırı ve sosyal yaşantı hakkındaki görüşleri nelerdir?

Tabii rahmetli Büyük Atatürk’ün Çankırı’yı şereflendirdiği zaman neden ortaokulda bu tören yapıldı veya başka bir evde yapılmadı bilemiyorum. O zamanki büyüklerimizin bildiği mesele, ama öyle bazen orada burada okuduğumuz Amasya’da Sivas’ta Erzurum’da köşkler, konaklar gibi şeylerin pek Çankırı’da olduğunu zannetmiyorum. O devirde olsa olsa ZENCİRCİLER’in bir evi vardı demiryolunun yanında. Onun dışında öyle bir konak şöhretli böyle mali durumu yüksek mali gelişmesi mükemmel bir aile olduğunu sanmıyorum. Bilmiyorum. Atatürk’le neden ortaokulda yapıldı merasim? Zaten çok kısa bir süre kalmış gece kalmamış. Kastamonu’ya intikal etmiş onun haricinde bir şey bilmiyorum. (Sosyal yapıya cevabı) .ÇANKIRI çok geri kalmış bir il olarak ifade ederler ama. Çankırı ileriye dönük namusuna şerefine dini duygularına itikadına çok önem vermekle beraber gelişmeyi terakkiyi, inkişafı, ilerlemeyi çok benimseyen insanların bulunduğu bir il, bunun örneği benim annem ifade ettim çarşaflı bir kadındı ama benim ablamı 1935 yılında imtihana sokarak o da kabiliyetliymiş demek ki İzmir kız muallim mektebine parasız yatılı olarak gönderen bir kadın demek ki yani o da arzu ediyor demek ki. Aman ne lüzum var kızda niye okuyacak demeden. Çankırı’nın büyük kesimi hep böyleydi. Ankara çok yakın olduğu için Ankara’daki gelişmeleri yakinen takip edip hep okusunlar büyük adam olsunlar, gelişsinler memlekete faydaları olsun diye bir aile kadrosu vardı. Sosyal yaşam onunla ilgili idi. Ve çok diğer illere benzemeyen tavrı buydu.ileriye dönük takip eden bir zihniyet içinde idi.

Çankırı siyasi tarihine bakıldığında genelde milletvekilleri arasında Çankırılı olmadığı gibi, Çankırı ile ilişkisi olmayan insanların da milletvekilliği yaptığını görüyoruz. Bu durum Çankırı ekonomisinin bu günlere gelişinde takip edilen çizgide önem arz etmez mi? Yani Çankırı, şimdiye kadar yapılan devlet yatırımlarından gerekli payı almış mıdır.?

Bu bahse konu edilen şey tabii çok doğru bir sual. Aslına bakarsan ve benim esas bir Çankırılı olarak iddiam düşüncem görüşüm mücadelem odur ki Çankırı’dan milletvekili olacak kimse milletin vekili olarak gerçi Türk milletinin vekili ama Türk milletini temsil ediyor ama birde onun bölgesi var. Onun oyuyla, onun teveccühüyle,onun arzusu ile onun imkanları ile o mevkiye geliyor. Çankırılı olmayan bir kimsenin Çankırı milletvekili olması yanlıştır bana göre hatalıdır ve ben bu mücadeleyi ömrüm boyunca sürdürmüş adamım. Hiç kimseyi küçük görmüyorum, kötü görmüyorum. Ama Çankırılı olmanın mümtaz vasıflarını üzerinde taşıması lazım o deruni bağlantıyı ancak o şekilde kurabilir. (Nurettin Derelli ek olarak soruyor: Çankırı’ya yapılacak yatırımların zayıflamasında etken olmuş mudur?) tabii Çankırı’dan milletvekili olmayan adam Çankırı’dan bana ne demiştir. Yani beni ne ilgilendirir. Ben bunları yaşadım. Ben bunları gördüm. Onun mücadelesini de verdim. Kimseye kötü bir tavır takınmış değilim ama bu mücadeleyi türlü kademelerde yapmış bir arkadaşınızım. Onu siyasete açmak istemiyorum. İyi bir şey değil tabii. Şimdi konuşmaya ne kadar zorluk çektiğimi anlayın.

Çorum-Çankırı kırsal kalkınma çerçevesi ile Çorum gereken ivmeyi kazanmış ve ekonomik gücüne ulaşmış gözüküyor, Çankırı neden bu ilerlemeyi-atağı gösteremedi?

Sevgili kardeşim bazı meseleleri köküne inerek o mesele nedir nasıl gelişmiş nasıl olmuş onu iyice bilmeden bu gibi müzakere ve münakaşalara girmek doğru değildir. Şimdi Çorum Çankırı projesi dediğimiz kırsal gelişme projesi nedir evvela onu bir tahlil edelim bilelim de meseleyi ona göre hükme bağlayalım. Bir tarihte ben Amerika’da iken dünya bankası ile temaslarımız sırasında Dünya Bankasının Türkiye’nin adeta iki adeta geri kalmış sayılabilecek ama gelişme de kaydetmesi imkanı dahilinde olan iki iline kırsal gelişme projesi adı altında yardım amaçladı. O zaman bir Çankırı evladı olarak dedim ki Çankırı ama dediler yanında bir il daha lazım gayet dürüst konuşuyorum. Çankırı -Kastamonu, Çankırı- Bolu tabii Çankırı -Ankara olmaz kılıflar onlar. Çorum dedim. Yani o işin gelişmesini yürüten adam benim altında benim imzam var. Hükümet kararnamesi var. Çankırı /Çorum Kırsal Gelişme Projesi adı altında o zamanki para ile 75 milyon dolarlık bir yardım öngörüldü projeye bağlanarak. Bunun amacı şu bütün köylerin tabii ihtiyaçlarını su, elektrik, kanalizasyon, hamam gibi meselelerini geliştirecek ve tabii hayvancılığı da geliştirecek mahiyette bir gelişme projesi hazırlandı. Bu projeyi Türkiye’de takip ettik ve hükümet kararına bağladık. Bunda imzam var. O sebeple yani çorum ayrı Çankırı ayrı değildir. Çorum da Kızılırmak’la irtibatlı olduğu için bolu/Çorum Kastamonu yerine Çorum dedik çünkü Kızılırmak’ta da bir üretim gelişmesi olabileceği geldi aklıma. Çorum Çankırı’dan tabii çok gelişmiş durumdadır. Çorum zaten evveliyatından, ta dibinde, kökünde, Çankırı’dan büyük bir il ve ekonomik imkanları daha gelişmiş, demokrat parti döneminde çimento fabrikası falan yapılmış öyle gelişmiş. Daha sonra ihtilalden sonra kırsal gelişme projesi maalesef Erzurum’a kaldırıldı Çankırı’lı ne imkan görebilmişse o iki üç yıl zarfında onunla kaldı. Eğer o devam edebilmiş olsaydı 12 eylül ihtilali olmasaydı Çankırı’da çok daha güzel meselelere muhatap olacaktı. Çok daha güzel eserler ortaya koyacaktı. Köylerde şimdi o kırsal projeden faydalanmış olan birçok imkanlar bahşedilmiştir. Esas işin damarına girecek esas kırsal gelişmeyi yaratacak büyük tarımsal konjonktür maalesef ihtilal yüzünden akamete uğramıştır.

Köylere yardım adı altında hala köy konakları v.b. yatırımlara para ayrıla biliniyor. Aslında köylere hayvan dağıtımında olduğu gibi bu harcama kalemleri ekonomiye yönlendirilse daha iyi olmaz mı?

Mutlak daha iyi olur, mutlak daha iyi olur yalnız tabii bu meseleyi şöyle düşünmek lazım köy konakları tabii bir köyde gereklidir ama daha çok tüketime dönük üretime dönük değil üretime dönük faaliyetleri yürütmek için evvela hayvancılık politikasının o iktidarın o iktidar hangisi ise onun hayvancılık politikasının izlenimleri olarak köylere intikal etmesi lazım. Bu bizim Çankırı’ya ait bir meselesi değil. Türkiye’de hayvan politikasının Çankırı’ya ne kadarının intikal edeceğini sağlamak lazım

Sayın Ok'un ve arkadaşlarının çektikleri sıkıntıların boyutunu ben biraz olsun biliyorum, bu sıkıntılardan (Çankırı ile ilgili) en önemlileri nelerdi? Bu problemler bu gün hala devam ediyor mu?

Evet hayat devam ettikçe problem devam eder. Problemi halledersin başka problem çıkar, onu halledersin başka problem çıkar. O Çağın o yılların, o asrın problemleri değilse bana göre problemler devam eder. Ama Çankırı’nın en büyük problemi istihdam problemi yani Çankırı’yı göçten kurtarma (N.Derelli araya giriyor. Yani kişiyi doğduğu yerde doyurma) en güzelini sen tabir ettin. senin ifaden daha doğru doğduğu yerde doyurma işte işsizliği önleme Çankırı insanını Çankırı’da iş sahibi kılabilmek, ben bunun için çok mücadele ettiğimi sanıyorum. 1969 yılında Süleyman Demirel İlk defa Başbakan olarak Çankırı'ya geldiğinde Çankırı hükümet konağının balkonuna çıktığında hiç benim bilgim olmadan, hiç benim teşvikim olmadan Çankırı halkı hep bir ağızdan fabrika istiyoruz fabrika istiyoruz diye bağırmaya başladı. Demirel kıp kırmızı oldu bana baktı ne yapacağız anlamında o zaman zarfında bir süt fabrikası aklımda var gibiydi. Süt fabrikası deyin dedim. Ve Demirel Süt Fabrikası müjdesini verip gitti ama bu iş benim üstümde kaldı. Ama çok uğraştık Allah’a çok şükür olsun fabrika ve onun yanı başında yem fabrikasını kurduk ve yanına teknik tarım okulunu açtık. Ve ben süt fabrikası yapılacağı sırada Kembalı Raşit’in yerini metre karesi 4 liradan aldırdım. Bakan Bahri Dağdaş’dan onu aldırttım ve teknik tarım okulu kurulmuş oldu.

Çankırı adına en güzel şu işi yaptık diyebileceği neler var?

Yok ben yani Allah’a Şükür olsun imkanlarım dahilinde memleketim için mümkün olabilen ne varsa yapmaya çalıştım. Ama başarılı olarak ve çok mutlu olarak duyduğum meselenin en başında bu silah fabrikası yani ağır sanayi teçhizat fabrikası. Şu anda 450, 500 Çankırılı çocuğa iş sağlamış 500 aile ondan ekmek yiyor. Ondan sonra yanı başında demiryolu makas fabrikası orada hiç yoktan Çankırı’yı besleyici noktalardan bir tanesi ve yanına o günden 25/30 yıldan beri hiçbir şey ilave edilememiş. Süt fabrikası özele geçmiş ama yinede 25/30 kişi çalışıyor. Yem fabrikası öyle. Daha sonra özelleşmiş. Benim için Sanayi çok önemlidir. Daha sonra 500 konut ağlar kayanın oraya orası bir mahalle oradan geçerken büyük bir mutluluk duyuyorum. Belediyede iken yapılan o yollar vs. görevimizdi yaptık. Ama çok karşıma çıkan zihniyetler, karşıma çıkan insanlar oldu tabii bir mücadele varsa her şey olacak.

Çankırı'nın ekonomik ve sanayi durumunu nasıl değerlendiriyorlar?

Çankırı’nın ekonomik ve sanayi durumu bir kere Çankırı’nın Ankara’ya yakınlığı bir yönden avantajıdır, bir yönden dezavantajıdır. Buna çok dikkat edilmesi gerekir. Bu dezavantajları mümkün olduğu kadar avantaj haline getirmeye çalışacaksın. O yönden Ankara Çankırı yolu çok önemli idi. O yapıldıktan sonra biraz daha Çankırı’da gelişme yönü genişlemiş ve muayyen bir noktaya ulaşmış durumdadır. Ondan sonra bu arada Çankırı’da iş sahası çok önemli yine Ankara’nın Beypazarı falan gibi Ankaralıların ziyaretten memnuniyet duyacağı bir hale getirilmeli (Çankırı), çok eski anılarımdan bir tanesi bundan elli sene evvel ben ortaokul öğrencisi iken, Ankara’dan Çankırı’ya tenezzüh treni giderdi. Adı tenezzüh treni, sabahleyin Ankara’dan 5:30 da kalkan tren altı saatte Çankırı’ya varıyordu. Saat on bir gibi Karaköprü bahçelerine falan gidip piknik yapıyorlardı akşam altıda yine trene binim gece 11-12 gibi Ankara’da oluyorlardı. Bundan elli sene önceki Türkiye’nin meselesi idi. Şimdi bu da olabilir. Sonra bu tavukçuluk, sebzecilik gibi Ankara yakın olduğu için o dezavantajını o şekliyle oradan imal edeceksin, yetiştireceksin, üreteceksin Ankara’ya getireceksin.

Yine bir köşe yazarımız ve hemşerimiz Turgut Reis Soruyor:

Çankırı için en çok yapmak isteyip de yapamadığı yatırım, iş, vs.ler nelerdi acaba?

Çankırı için yapmayı o zamanki devirde bundan 25 sene önce Türkiye’nin imkanları daha kısıtlı, şimdiki gibi ekonomik durumu daha müsait olmamasına rağmen, yapılabilmesi mümkün olabil ilen iğne ile kuyu kazar gibi yapabildiğimizi sanıyorum. Ama çok üzüntü duyduğum bazı meseleler yarım kalmıştır. Hükümet Binasını yaptırmayı düşünüyordum. 12 Eylül İhtilali oldu daha sonra takip etmediler. Hükümet perim perişan bir durumda kaldı. Halbuki ben onu müsabakaya çıkararak yarışmaya çıkararak çok mükemmel bir hükümet binası projesi yaptırmıştım. O akim kaldı o içimde uhde bir, içimde ikinci uhde, hemen hükümet binası yanında şimdi Hamdi Çivitçioğlu’nun şarküterimi ne yaptılar. Orası bir konferans salonu, tiyatro, sinema içtimai sahada memleketi doyuracak bir yer olarak yaptırmıştım orayı sinema ve tiyatro salonu bu çok önemli sosyal hayatta. O da şimdi yetişmedi öyle kaldı. Şimdi şarküteri vs olarak kaldı inşallah düzelir. Yanına otel yaptırmıştık. Orası resmi daire haline geldi. O da ortadan kalktı. Bunlardaki üzüntülerimi söylüyorum. Bunları projeksiyona bağlayıp imajını ettiğim fakat yerine getirmek üzere çalışmama rağmen bu veya şu şekilde engel bir engelde kitabımda yazdım. Şimdi konuşurken çok daha dikkatli konuşuyorum ben ömrümün sonuna kadar konuşacağım çünkü bu mesele çok önemli tekelin arkasında tekelin garip garibanın evleri, dayım öz dayım Hasan’ın evi dahi, o Salepçilerin evi, Burhan Erdoğan, Cevdet Darende isimler hep kafamda Mehmet İzmirli falan onların evlerinin hepsini kaldırdım Özel Proje yaptırdım burada o zaman İmar Bakanıyım İller Bankası emrimde Çağırdım ve çok güzel proje yaptırdım. İçinde küçük bir butik otel, küçük bir cep tiyatrosu, sineması, yürüyen merdiveni, dükkanları, yazıhaneler, bürolar, pastane, restoran yani Çankırı’nın kalbi şimdi o benim dediğim proje orda şimdi kalmış olsaydı inanır mısın, bunu çok dikkatli konuşuyorum. Bu gün Ankara’dan her gün Beypazarı’na gider gibi yüzlerce insan oraya gidip dolaşırdı. Şimdi gidip o otele, otel var Allah’a şükür olsun. Güzel bir şey olmuş iyi ama onun dışında oturacak bir yer yok. Ve bunu yapmadılar. Yapmadılar. Bunu sistematik olarak iptal ettiler.

Sizden sonra gelen Çankırılı hangi vekil ve bakanlarla Çankırı ile ilgili hangi istişareleri yaptınız ve bunların sonucunda Çankırı’mıza neler yapıldı acaba?

Şimdi ben, muayyen devirleri görmüşüm. Muayyen günleri acısıyla tatlısıyla yaşamışım. Benim hiçbir emelim, gayem, arzum isteğim memleketim dışında bahse konu olamaz. Seçimle falan bir ilgim olmadığına göre hepsi Çankırı’nın gelişme sürecinde ne lazımsa onun peşindeyim. Dolayısıyla 12 Eylül ihtilalinden sonra bizim işimize son verildiği günden itibaren, memleketimize milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, hangi zatlar varsa hepsiyle mümkün olduğu kadar istişare etmeye ve onlara bazen ağabeyleri gibi tavsiye etmeye çalışıyorum ve çalıştım. Hiçbir kıskançlık hissim, hiçbir eski tabiriyle istirkak hissim olmadan bunları yürüttüm ve yürütmekteyim. Yinede şu anda hepsiyle iyi kötü uğraşmaya, çalışmaya elimden geldiği kadar çalışıyorum. Ama benden bir şey arzu eden benden bir bilgi sahibi olmak isteyen varsa daima kapım açık. Her zaman zihnim açık, kapım açık her şeye varım, elden gelen ne varsa yaparım. Çünkü her şey gelip geçici ama bizim Çankırı kalıcı. Her şey gelmiş geçmiş, elli, altmış seksen yıldan beri birçok milletvekilleri gelmiş geçmiş, belediye başkanları gelmiş geçmiş ama sonunda seni anımsatabilecek eserin varsa onunla yaşarsın. Aslında meselenin aslı esası bu.

Çankırı’da ağır sanayi mücadelesi isimli kitabının 11. sayfasında Ağır Sanayi Fabrikasının yerinin Çankırı-Germece-Sülüklü mevki seçildiği DPT Müsteşarlığının 31.07.1973 tarih ve 5659 sayılı yazıları ile belirlendiği halde daha sonra neden Yapraklı yolu üzerine yapıldı?

Tercihim şuydu, mümkün olduğu kadar sanayi imkanları Çankırı’nın bağrına girsin Çankırı’nın göbeğinde mesele halledilsin. Eğer şimdi sülüklü (Sülüklü karakolu bölgesi) meselesi olmuş olsaydı o zaman sanayi imkanları için gelecekler sülüklü tarafına fabrikalarını kuracaklar, ne var yok gerisin geri Ankara’ya dönecekler Çankırı’yı hiç görmeyecekler. Çankırı ile hiç ilgilenmeyecekler, Çankırı’yı hiç görmeyen yaşayan sanayiciler olacak. O sebeple o zaman Korgun Belediye Başkanı yakın dostum Rahmetli Dilaver BALBAY da çok evvelden istiyordu onun için Korgun’a yaptırmayı düşündüm ki! Korgun-Ilgaz irtibatlıdır Zira Ilgaz’ın adamları Korgun’da çalışabilirler akşam evlerine dönebilirler Korgun merkez olur Kurşunlu’nun adamları Korgun’a gelip çalışıp evlerine akşam dönebilirler (merkez), Çankırı’nın adamları Korgun’a gelip çalışıp akşam evlerine dönebilirler (Merkez). Öylesine düşündük. Yani açıkçası Çankırı’nın menfaati için düşündük. Ama ikinci sanayi bölgesi falan kurulması düşünülürse o zamanda Germece’ye kursunlar. Ama birinci sanayi yeri doyum noktasına gelmeden ikincisi Germece’ye falan yapılmasın.

Çankırı’mızın Ildızım'dan ve Hoca hasan köyü 1970-1977 yılları arası öğretmenlik yapan ve şu anda Belçika da öğretmen olarak görev yapan Cansaati Org sitesi köşe yazarı, üstatlarımızdan Sayın Recep ÇIRIK bey, sizin yorgunluğunuzu alma adına eski anılarınızı tazeleme adına bakın gönderdiği elektronik posta mektubunda ne diyor.

Sayın Ok;
Sizin delegeleriniz arasında unutamadığınız insanlar vardır. Bunlardan birisi de Çoban isimli Rahmetli Halil İbrahim amcadır. Mülakatın havasını biraz daha gülümseyeceğimiz hale getirmek için aranızda geçen anılardan birini veya bir kaçını anlatır mısınız?
Biliyorsunuz ki sizi hem güldürür, hem de rahatlıkla eleştirebilir, Evet bir anınızı hatırlarsanız anlatabilir misiniz?

Politik hayatta insanların beraber olduğu, münasebette olduğu konuştuğu görüştüğü Cumhurbaşkanı dahil köydeki en ilgisiz cahil insan dahi o atmosferde yer alması lazım. Bir politikacı Cumhurbaşkanı ile konuşacak, meseleleri Görüşecek, tartışacak, başbakanla görüşecek tartışacak, konuşacak ama gelip seçim bölgesinde dava nedir, sıkıntı nedir, dert nedir şikayet nedir bunları öğrenecek. Ben o tür yaşadığım için Halil İbrahim ÇOBAN da benim Hocahasan köyünde en yakın dostlarımdan birisiydi. Esprili, devamlı meseleleri takip eden ve onun büyük arzusu, en büyük gayesi, isteği Korgun-Hocahasan yani Korgun kurşunlu yolu idi. Bende onun tatlı diline, güler yüzüne göre elimdeki imkanları daima makine gücü olarak o tarafa yönlendirmeye çalıştık. Şimdi Korgun Kurşunlu yolu muntazam servis veriyor. (Nurettin Derelli araya giriyor) Recep bey özellikle rica ediyor bir anınızı anlatır mısınız? Tabii çok fazla anım var ama özel olarak nasıl anlatayım yani ben onunda karşılıklı devamlı espriler içinde konuşurdum o konuştuğu zaman bir dilekte istekte bulunduğu zaman etrafımızdaki bütün insanlar yani bu milletvekili, bakanla nasıl konuşuyor diye gülerlerdi bende büyük bir tolerans içerisinde konuşurdum. (N.Derelli- Yani siz bir bakan değil de bir arkadaşı imiş gibi, sınıf arkadaşıymış gibi) aynen, aynen. Benim Çankırı’ya geldiğimi duyduğu anda köyden binim doğru Çankırı’ya gelirdi yine yandık battık bizim yol no’lacak arkadaş diye başlardı o yandık battık bizim yol no’lacak sesi duyamazsan demokrasi olmaz işte. Onun cevabını vereceksin. O diyecek sen dinleyeceksin onun gereği ne ise onu yapacaksın.

Danimarka'da olduğunuzu öğrendik. Danimarka parlamentosuna bir milletvekilimiz girdi. Bir politikacı olarak politikaya girmek isteyenler 5 altın kural diye sorsak hangilerini söylerdiniz.

Evet bu beş altın kural neler olmalı, Şimdi girmiş, bir; doğruluk ve dürüstlük. İki; doğruluğunu zamanında ve yerinde söylemek, Üç; vatandaşı cahil, halim, tahsilli tahsilsiz diye ayırmadan çok iyi dinlemek, Dört; memleketin meselelerini her gün yakinen iç politikada ve dış politikada gelişmeleri takip etmek, Beş; Seçim bölgende ihtiyaç manzumesi ne ise onun halledilmesi neye vabeste ise o bilgi, müşahede, tetkik kavramını yürütmek.

Cansaati.Org sitesi üyelerinden bir okurumuz sayın Hasan BAKIR Soruyor,

Şimdiye kadar Çankırı’dan Bakanlık yapanların sayısı bir elin parmağı kadar yok. Siz ilimizin şimdiki Vekillerini nasıl buluyorsunuz?

Şimdiki milletvekilleri mi? (N.Derelli: evet şimdiki milletvekillerini nasıl buluyorsunuz?) Ben siyaset sahnesine girdiğimden bu güne kadar bir tek mesele üzerinde çok dikkatle durmaktayım. O da demokrasinin var olabilmesi için seçim çok önemli seçilmiş meşru hudutlar dahilinde ve karşılıklı adalet duyguları içinde gelişmesi için ne yapılması lazım gelirse onun yapılmasının inancındayım. Dolayısıyla şimdi şu anda seçilmiş milletvekilleri de memleketimiz tarafından seçilmiş olduğuna göre onlara başarılar dilerim. Onların çalışmalarını gücümün yettiği kadar, aklımın erdiği kadar elimden geldiği kadar yapabilmek faydam varsa onu yapmaya çalışırım. Onun için bunların hepsi gelip geçici dönemler inşallah başarıları bol olur ve memlekette anılan hizmetleri yaparak meselelerini yürütmüş olurlar. Gayem arzum davam düşüncem budur. Ve seçimle olmalı. Ama seçimler meşru olmalı, şimdiki seçim kanunu, siyasi partiler kanunu da seçimlerin daha elverişli bir atmosfere girmesini sağlamalı.

Sayın Bakanım. Rahmetli kardeşiniz Fahrettin OK’un şair olduğunu hatta bir iki şiirinin şarkı yapıldığını biliyorum. Ama şunu da biliyorum bu bir gen meselesi demek ki sizde bir şairsiniz, hem de gizli şairlerimizdensiniz. Bu gizli yönünüzü bizlerle paylaşmak ister misiniz?

(Bu soru hoşuna gidiyor ve gülümsüyor) ne şiir mi söylemişim! Daha önce gençlik dönemimde kaleme almış olduğum benimde birçok şiirlerim var. Ama bunları kitap haline getirmedim. Bazı toplantılarda hemşerilerim, dostlarım arkadaşlarım arzu ettikleri takdirde onlara kendi sesimle unutmadığım noktalar ne ise onları ifade etmek imkanını buluyorum. Ondan teselli oluyorum, mutluluk duyuyorum. Aslında yazmış olduğum “ÇANKIRI-VİYANA ARASINDA” ki kitabında arkasında sonunda bir şiirim var. Onunla meseleleri mümkün olduğu kadar kendime göre coşku edası içerisinde anlatmaya çalıştım.

Özel bir soru daha sormama müsaade eder misiniz; Kaç çocuğunuz var ? Onlarla aranız nasıl? Onlara karşı iyi bir babamısınız? Anneleri ile araları nasıl, annelerini görevinden dolayı özlüyorlar mı?

Allah bağışlarsa iki tane oğlum var. Büyük oğlumun adı Süleyman Tuluğ OK, Süleyman babamın adı Tuluğ da modern olarak güneşin doğuşu demek. Diğeri de Cevat Tansu OK. Cevat Kayın Pederimin adı, büyük oğlum iyi bir tahsil yaptı. Ankara’da Ankara Kolejini bitirdi, daha sonrada Viyana’da okudu Ortaokulu orada bitirdi. Lisenin ikinci sınıfından sonra Türkiye’ye dönüm tekrar Ankara Kolejine devam etti liseyi orada bitirdi. Sonra ODTÜ Elektrik-elektronik mühendisliğini bitirerek mühendis oldu. Daha sonra Amerika’ya gidip işletme mastırı yaptı döndü Koç ve sabancı gibi holdinglerde çalıştı. En son Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyeliği yapmaktadır. Diğer küçük oğlum Ankara kolejini bitirdikten sonra Viyana’da liseyi üniversiteyi bitirdi mastırını Viyana’da verdi. Ondan sonra meşhur dünya firması Profterngembıl’a komputer uzmanı olarak girdi. Şu anda İsviçre-Cenevre’de çalışıyor. Annelerine babalarına bir Türk ailesinin hüviyeti içerisinde sevgilerini saygıları sonsuz. Anneleri şu anda büyükelçi olarak Danimarka’da bulunmakta bu sebeple görüşmeleri fazla olmuyor ama telefonla görüşüyorlar. Bende zaman zaman Ankara’ya geldiğimde büyükle, Cenevre’ye gittiğimde küçük oğlumla görüşüyorum.

Hiç Yarene Katıldınız mı? Yani Yaren oldunuz mu? Tabii konumuzdan dolayı fahri yarenlik ayrı:

Benim belediye başkanı olduğum sırada yaren meselesini düzenleyen adamım ben. Yaren, ama bizim o dönemimizde şimdiki resmi değil, yareni bilen, oyun havaları bilenler oynayanlar vardı, her on beş günde bir bu toplantıyı yapıyorduk. Postacı Kadir vardı, bir de Hüseyin ERBİL vardı öyle mi (evet) Atilla Erbil’in ağa babası, onlar Çankırı havalarını oynarken ben büyük zevk duyardım. Sonra biz kendi aramızda bu sıra var ya her on beş günde bir birimizin evinde sıra düzenliyorduk. İşte o yaren meselesi oyunlar vs hepsini yapıyorduk. resmi durumda değildi, (Burada Sayın Ok yaren’in şimdiki haliyle dernek haline getirilmediğini kastediyor) ama her on beş günde bir toplantı düzenliyorduk.

Bu gün mevcut olmayan, yıkılmış tarihi bina ve mekanlardan hatırladıklarınız var mı?

Bu gün mevcut olmayan yıkılmış tarihi bina! Çok üzülerek ifade edebileceğim bir şey yok. Ama yani sel felaketi olduğu zaman birçok evler falan yıkıldı. Tarihi yapı anlamında büyük bir kayıp hatırlamıyorum. Taş mescidin bakımı vs yok ama halen duruyor.

Peki Bu gün unutulmuş geleneklerimizden hatırladıklarınız var mı?

Unutulmuş geleneklerimizden hatırladığım çok var. Eğer açık söylemek lazım gerekirse, müşahedem odur ki, görüşüm odur ki, değer yargıları, kıymet hükümleri benim yaşadığım yıllara göre çok zafiyete uğramıştır. Arkadaşlık, hemşerilik, milliyetçilik, gibi kavramlar eski birbirine bağlam yaratan kuvvetli çizgilerini maalesef çoğu kez kaybetmiş durumdadır. Halbuki bunlar bir cemiyetin esas nefes alacağı noktalardır.

Sayın Bakanım sizi yorduğumuzun farkındayız, bu söylemleriniz elbet gelecek kuşaklara aktarılacak kaynaklarda yer alacaktır. Bu anlamda amacımıza ulaşmamızda verdiğiniz katkıya teşekkür ediyorum. Son olarak Çankırı insanı ile tüm Çankırı’yı sevenlere, sevdirenlere, sevmek isteyenlere, söyleyeceğiniz bir sözünüz var mı?

Şimdi Çankırı’yı sevmek tabiri, tabir olarak çok güzel, ama bunu edebiyat haline getirip yalnız lafta, yalnız sözde bırakan çok insan gördüm. Yani affedersin söylemesi uygun olmuyor ama karnından konuşup, kafası ile konuşmayan kafasında Çankırı sevdası, Çankırı bağlantısı, Çankırı sevgisi olmayıp ta devamlı kullanarak kendisine bir adım daha siyasette, içtimaiyatta, yer nasıl edinebilirim uğraşan insanlar çok gördüm. Maalesef. Yani bunu sermaye olarak kullanan. Bunu sermaye olarak kullanmayacaksın ama gerçekten Çankırı’ya yararlı bir hizmet yapabilirsen. Esas onun duası öteki dünyada da yaşatacak bir durumdur. Onun için Çankırı’yı sevmek, Çankırı’yı sevmek, Çankırı’ya faydalı olmak, Çankırı’ya birtakım hizmetleri verebilmek için elbirliği ile gönül birliği ile hareket etmek.

Mehmet GÜLŞEN soruyor: Malum olduğu üzere biz bu mülakatı tarihe tanıklık olsun diye yapıyoruz çok zevk aldığımız bir tarafı da tarihin gerek bilim gerek edebiyat alnında olsun geçmişten ders alıp geleceğe yönelmek, plan yapmak için bugüne kadar ki birikimleriniz, Çankırı’nın bir noktadan buralara gelişini gören kişi olarak soruyorum, Çankırı’nın makûs talihini yenmek için ne yapmalıdır, gençlere ne öneriyorsunuz.

Çankırı’da bizim başlattığımız sanayi mücadelesi devamlı ayakta tutulmalı, kıymetlendirilmeli, geliştirilmelidir. Yapılan tesislere bir tana, iki tane, üç tane eklenmelidir. Bundan her Çankırılı’nın nasipleneceğini söylemek istiyorum.

Bir de bunun yanında Çankırı’da bir üniversite açılabilirse memleketin gelişme sürecinde çok ama çok faydalı olacaktır. Elbirliği ile Çalışmalıyız.

Mehmet GÜLŞEN: Eğitim ve sanayi diyorsunuz kısaca

Evet

Nurettin Derelli – Size bu mülakat vesilesi ile kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Çok teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.

Ayrıca, mülakatı fotoğraflayan ve ses kaydına alan sevgili hemşerimiz Mehmet GÜLŞEN beye ve eski resimleri temin eden İbrahim ZENCİRCİ'ye kalbi teşekkürümü sunuyorum.

Eski resimlerin bir kısmı Aydın DEMİRÖZ'ün Resimlerle Çankırı kitabından, bir kısmı İbrahim ZENCİRCİ'nin arşivinden alınmıştır.



Not: Mülakatı Çankırı tarihine 100 canlı tanık çalıması kapsamında hazırlayan ve emeği geçenlere teşekkür ederiz. Mülakat Çankırı yakın tarihi için başlıbaşına bir kaynak olmuştur. Önemli konuları aydınlatmış birçok noktaya parmak basmıştır. Lütfen sayın Ok'la ortak bir anınız varsa yada mülakat içinde zikredilen isimlerden bazılarına ulşama imaknına sahipseniz siz de Çankırı Araştırmaları sitesi sayfalarında tarihe tanıklık edin.

Ahmet GÜLŞEN



Düzenleyen ahmetgulsen - 11.06.2006 Saat 13:09
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (2) Teşekkür(2)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 22.01.2006 Saat 23:42

2005 yılında sitenin önceki versiyonunda yapılan yorumlar a?a?ıdadır.

Reply author: turgut_reis
Date: 18/02/2005 13:00:50
Message:

Bu mülakatı yapan Sayın Nurettin DERELLİ abiye ve mülakatta sorulan sorulara samimiyetle ve tutarlı bir şekilde cevap veren Sayın Bakanımız Nurettin OK beye teşekkür ediyorum. Allah daha nice ömürler versin.
Ayrıca nacizane sormuş olduğum sorularında kişisel olarak tam cevabını almış bulunmaktayım. Özellikle Ağır Sanayi konusunda yaptıkları değişiklik için teşekkür ediyorum. Düşünceleri gerçekten çok güzel bir düşünceymiş. Hakikaten eğer o zaman ağır sanayi sülüklüye yapılsaymış Çankırıyı görmeden gidecek bir çok insan olurmuş, ayrıca Korgun organize sanayisinin yeride düşünce ve uygulama bağlamında çok güzel bir yere kurulmuş hem yol üstü hemde atıl durumda kullanılamayan taştı, kayalı topraklar kullanılmış oldu.
Bu mülakata katkıda bulunan herkese teşekkür eder, saygılar sunarım.


Reply author: hasan
Date: 18/02/2005 19:02:59
Message:

Çok güzel bir röportaj olmuş. Nurettin Beyi daha iyi tanıdık. Çankırıya yaptığı hizmetler için Nurettin Ok Beye, bu röportajı yaptığı içinde Nurettin Dereli Beye çok teşekkür.


Reply author: Recep Cirik
Date: 18/02/2005 21:15:33
Message:

Sayın Derelli
Ropörtaj oldukça başarılı olmuş.
Sizi yakinen tanıması ise samimi bir havada geçmesine vesile olmuş. Sayın Nurettin Ok Çankırı'mıza ismini yazdırmış bir hemşehrimizdir. Eğer Viyana'da olsaydı bu görevi ben üstlenecektim. Bu zor görevi başarı ile yerine getiren Derelli'ye. Sayın ibrahim Zencirci ve Mehmet Gülşen'e de teşekkür ederim.
Bu ropörtajda ses kayıtlarının da bulunması ayrı bir özellik katmış.
Sayın Bakanımıza sağlıklı günler dilerim.
Hocahasan - Korgun yolu, köy ilkokulu için teşekkür ediyorum. Köy konağı ve haman için Dünya bankasından ayrılan kaynakların heba olmasından dolayı da üzgünüm. Politikacılar görünür yatırım yaparlar. Oysa Hocahasan'a su göleti yapılsaydı veya Devrez çayı ıslah edilseydi(arazi sulama için) daha bayındır bir hizmet vermiş olmanın sevincini yaşayacaktık.
Belçika'dan selam sevgi ve saygılarımı sunuyorum



Reply author: izencirci
Date: 18/02/2005 21:27:05
Message:

GEÇİKMİŞ BİR İTİRAF VE ÖZÜR..!

Rahmetli büyükannem Zahide Yoğurtçu'dan çocukluğumda dinlemiş,hafıza nakşetmiş olduğum,sonraki yıllarda bize ders olması için anlatılmış olduğuna inandığım,"Darbımesel" olarak kalacak,Sayın Nurettin Ok'un yukarıda anlattıkları "Büyükler ne olacaksın diye sorduklarında Vali olacağım dermişim"cümlesi ile de doğruluğuna inandığım,büyükannem den duyduğum küçük bir anı-hikayeyi anlatmak istiyorum. Aradan geçen uzun yıllar nedeniyle eksiğim ve yanlışım varsa şimdiden özür dilerim.

Sayın Nurettin Ok çocukluğunda annesinden ayakkabı almalarını ama ısrarla ve de illa ki İsmet İnönü'nün oğlunun ayakkabısından olması için yoğun istekde bulunuyor.Rahmetli annesi;"Oğlum O koskoca İsmet Paşa'nın oğlu,sen ki Şekerci Süleyman'ın oğlusun,biz o ayakkabıyı nasıl alırız." der.

Büyüklerimiz bu anı-hikayeyi anlatırken örnek ve "idol" kişi olarak biz Çankırılı çocuklara hedefimizi gösteriyorlardı.Okuyup Nurettin Ok gibi olacaktık.Ben geç farkettim.
Ve ne yazık ki herkes NURETTİN OK olamıyor...
İyi ki varsınız Sayın Nurettin OK.
Sizi tekrar tanımamıza vesile olan Sayın Nurettin Derelli ve Sayın Mehmet Gülşen'e binlerce teşekkürler.
Saygılarımla.
İbrahim Zencirci

Düzenleyen - izencirci on 18/02/2005 22:43:54


Reply author: TahsinMelan
Date: 18/02/2005 21:55:03
Message:

Bu güzel, anlamlı ve sıcak sohbet Çankırı'yı, tarihini, tarihe damgasını vuranları bir nebze de olsa anmanın, vefa borcunu ödemenin göstergesidir diye düşünüyorum.

Bu görevi bugünlere kadar ifa etmemiş olan, üst düzey yetkilerini koltuk sevdası uğruna ikinci plana atan zevat-ı muhteremlerin, Çan Saati sitesinden “vefa borcu nasıl ödenir” dersini almalarını temenni ediyorum.

Sayın Derelli'yi, bildik demode söyleşi sınırlarını zorlayarak sergilediği, burama buram samimiyet kokan ve hissiyatın doruk noktalarının zorlandığı tarihi anları yalın bir dille bizlere aktararak bire bir yaşarmışçasına hissedebilmemize olanak sağlayan bu güzel söyleşisi için kutluyorum.

Unutmamak gerekir ki tarih, tarihi yazanların da tarihini yazacaktır. Güzel olan, bu kubbede bir hoş sada bırakabilmektir. Sayın Ok. Çankırı Çankırı olduğu sürece adın her daim anılacak, sadan yankı bulacaktır. Allah sağlık ve uzun ömür versin.

Saygılarımla

MELAN


Reply author: izencirci
Date: 19/02/2005 08:37:19
Message:

NURETTİN OK ve ARKADAŞLARI
Çankırı Gençlik Kulübü Futbol Takımı
13 Temmuz 1946
(Soldan sağa)... ...,Ayhan BAŞER,Sabri ÖZKANLI,... ...,İhsan ERSUNAN, NURETTİN OK, İhsan SUNGUR(gıdilli İhsan)
(Oturanlar)Ahmet YAZIHAN... ...,... ...,Esat GERÇEK,Hüseyin ŞARKLI,... ...,... ...,

Not:Nokta nokta geçen bölümlerdeki kişilerin isimleri hatırlanamamıştır.Bu kişileri tanıyanların ilave etmeleri rica ederim.
Aydın Demiröz'ün Fotoğraflarla Çankırı Albümünden.


Reply author: MuratGonenc
Date: 20/02/2005 20:08:14
Message:

Son 25 yıldır unutulan, bir köşeye atılan değerli insan Nurettin Ok beyin söylediklerini, yaptıklarını bir kere de kendi dilinden duydukça ve gördükçe bir kere daha hayıflandım. Bu değerli siyaset adamının ardından gelen/ /pek çok siyasetçi, diliyorum kıssadan hisseleri alırlar.

Sayın Nurettin Ok, bu güzel ve samimi düşüncelerinizden ve memleketimize olan hizmetlerinizden dolayı size teşekkür ederim. Siz yaşınıza rağmen sizden sonraki bütün milletvekillerimizden daha çok iş yapabilecek dinamik ve yetenektesiniz.

İlk seçimlerde milletvekili olmanızı çok istiyorum. İnşallah bu teklifimi düşünürsünüz. Size uzun ömür diliyor saygılar sunuyorum.


Düzenleyen - MuratGonenc on 20/02/2005 20:14:57


Reply author: izencirci
Date: 22/02/2005 09:51:30
Message:

Sayın N.DERELLİ soruyor:
"İlk okula başladığınız yıllardaki okul arkadaşlarınızın ismini hatırlıyor musunuz? Bunların içinde en iyi anlaşabildiğiniz arkadaşınız kimdi ve o dönemden yaşayan arkadaşlarınız var mı?"
Sayın Nurettin OK cevap veriyor:
"Okul arkadaşlarımın hepsinin ismini bilmekteyim. Eğer sınıfta 30 öğrenci, 40 öğrenci varsa hepsini ama hepsini uzun yıllar hiç unutmadım ve hepsini belleğimde taşıdım. Bunların içinde çok iyi anlaşabildiğim insanlar vardı. Yani Eyüp Topçu diye bir arkadaşım vardı. (Nurettin Dereli: Şu anda İzmir’de ikamet ediyor değil mi?)"

Yukarıdaki bu bilgilerden yola çıkarak, "araştırmacı cansaati üyesi" sıfatıyla Sayın Eyüp Topçu'ya İzmir de ulaşarak, 19 yıldır görüşemeyen iki eski dostu cansaati sayfalarında, 1946 lardan kalan solmuş fotoğraf karelerinde buluşturmanın hazzı ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Sayın Eyüp TOPÇU çocukluk arkadaşının bu mülakatını ve sesinden anlattıklarını dinlediğinde gözlerindeki buğulu mutluluk ve bizlerle paylaştığı bu fotoğraf kareleri yarım yüzyıldan fazla olan dostluğu anlatmaya yetiyordu.


TAŞ MEKTEP ÖNÜ HATIRASI...
Soldan sağa:Nevzat EMGEN (Jan Gn.Kom. Emekli Genel Sekreteri), Eyüp TOPÇU (Milli Eğitim Bak.Emekli Baş Müşavir),NURETTİN OK, hatırlanamadı,Suphi YİĞİT


Düzenleyen - izencirci on 23/02/2005 23:46:36


Reply author: Sadık Softa
Date: 24/02/2005 18:44:14
Message:

Nurrettin Ok ismi, Çankırı adıyla özdeşmiş durumdadır ve unutulmak şurada dursun, hala akıllarda ve günlük konuşmalarda ismi geçen çok önemli bir şahsiyettir. Son dönem Çankırı tarihine ismi silinmemek üzere kazınmıştır.
Rahmetli Kemal Atakurt'tan, Rahmetli Halit Emekliden ve Rahmetli Mehmet Evci'den (Allah Rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar) Sayın Ok'un siyasete atılışı, Çankırı için verdiği savaşı çok dinledim. Bunlar hep Sayın Ok'un nasıl bir kıymete haiz olduğunu, bırakınız Çankırı'yı, Türkiye tarihinde bile çok kıymetli bir kişiliğe sahip olduğklarını hep dile getirmişlerdir. Bugün bile pek çok sahada, Çankırı'nın sosyal ve ekonomik altyapısının Sayın Ok tarafından gerçekleştiği açık seçik bilinen bir gerçektir. O Çankırı isminin hemen yanına imzasını atmış, kıymetli bir memleket evladıdır. Ne mutlu ona.
Bizler de vefa borcu olarak sadece teşekkür edebiliyoruz. Teşekkürler Sayın Ok. Çankırı'ya yaptıklarınz ve hala Çankırı'yı düşündüğünüz için.


Reply author: makav
Date: 25/02/2005 16:46:30
Message:

Nurettin Ok büyüklerimizden bildiğimiz Çankırı için hele o zamanlar şartlar daha kısıtlı ve dardı büyük emeği geçmiş bir siyaset adamı.Kendisine teşekkür ederim. Allah sağlıklı uzun ömürler versin.
Bir şey dikkatimi çekti. Burda 2 sayın Milletvekili yazarımız. Neden kendileri gibi Mecliste bizi temsil eden büyüklerimiz hakkında görüş yazmıyorlar.


Reply author: milan
Date: 27/02/2005 19:50:00
Message:

Bende büyüklerimden biliyorum doğal olarak.Döneminde kendini aşmış ve Bakanlık yapmış güçlü bir siyaset adamı Nurettin Ok.Ellerinden öpüyorum,Allah uzun ömürler versin.Bugünün siyasetçilerine belki ben yaşca çok küçüğüm ama böyle bir insanın birikiminden yararlanmalarını diliyorum.


Reply author: satilmis
Date: 02/03/2005 15:46:18
Message:

Bu güne kadar ismini ençok duyduğum Çankırı vekili. Yaptığı çalışmalarla Çankırı lıları kalbine ismini kazıyan bir Çankırı duayeni. düşünüyorum da sizinle aynı dönemde yaşamalıydım, belkide aynı okulda, aynı sırada. Sizinle beraber çalışmalıydım Çankırı için doyasıya.

SAYGILARIMLA...

SATILMIŞ DURLANIK


Reply author: b_ayhan
Date: 03/03/2005 15:22:28
Message:

Sayın Derelli !
Belkide bir Çankırı lının yapabileceğinin en güzelini başardınız. Tebrik ediyor ve kutluyorum. Sizdende bu beklenirdi doğrusu.
Saygıdeger Agabeyimiz Sayın OK hakkında söz söylemek bana düşmez ama görüyorumki rğprtajda taşları o kadar güzel yerine yerleştirmişki, tecrübesini, Çankırı sevdasını ve kendilerini tanıyabildiğim kadarıyla serpiştirdiği cümlelerle çok güzel, çok anlamlı ifadelerde bulunmuşlar. Altın topraga düşünce değerinden bir şey kaybedermi? Çok gümüşler geldi geçti ve Ok agabeyimizin parlaklığına bir grat bile yaklaşamadı. Allah'tan sağlık ve uzun ömürler dilerim kendilerine. Sayın Derelli yorulma devam diyorum ve tekrar çalışmalarınızdan dolayı tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Bahattin AYHAN


Reply author: izencirci
Date: 08/03/2005 11:12:45
Message:

Çankırılı Bayanların Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun..!

Sayın N.DERELLİ soruyor:
Katkıları yönüyle bu gün kadınlarımızın toplumumuzdaki sosyal gelişimdeki önemi inkar edilemez bir duruma gelmiştir? Siz ve arkadaşlarınız Çankırı’nın siyasetini belirleyen kişiler olarak devri zamanınızda Çankırı içinde siyasette kadınlarımıza siyaset yapmaları için izin verdiniz mi ? verdinizse örneği var mıdır? Buna tanık var mıdır ?
Sayın NURETTİN OK cevap veriyor.
Var tabii yani kadınları Türk cemiyetinde çok daha değerli varlıklar haline gelebilmesi onların idareye yönetime katkıda bulunması benim tahsilli terbiyeli iki tane fakülte bitirmiş insan olarak en büyük idealim ve arzumdur. Ama kapalı toplum bu kapalı toplumda öylesine bir organizasyon yapma imkanı pek bahse konu olamıyordu. Ama Mesela bizim Mustafa ZİNCİRCİ’nin hanımı o zaman kadınlar kolu kurdurmuştuk onun hanımı kadınlar kolunun başkanı idi ve çalışmaları devam ettiriyordu. Onun gibi 3-5 tane hanımefendiyi bizim siyasi kanallardan meseleye agah olması için uğraş veriyordum. Dolayısı ile her hafta mahalle muhtarlarını belediyeye davet ediyordum. O zaman 11, 12 mahalle vardı onun yanı başında da hanımefendileri bulundurup onların görüşlerini de alıyordum. Çok iyi bir siyasi tablo yaşıyorduk. Parti kavgaları falan olmuyordu. Bizlerin meselesi Çankırı meselesi idi. Onlara nasıl imkanlar sağlarız bunlardı düşüncelerimiz.

cansaatinin araştırmacı üyesi sıfatı ile hem tanık,hemde kanıt olması için 1970'li yılların başlarında Çankırılı bayanların Başbakan Demirel'i karşılaması.Resimdeki bayanlar;Fatma Zincirci,Hatice Hanım,tokalaşan Rahmetli Refika Kıymaz,Zeliha Şahin


Reply author: ayyildiz
Date: 12/03/2005 19:38:41
Message:

Kendisine ailesiyle sağlık ve esenlikte uzun ömürler dilerim.Görüşme çok doyurucu.Nurettin Beyede teşekkür ediyorum.İnşallah tanık sayısı yüze ulaşır.


Reply author: korgun
Date: 19/03/2005 19:11:52
Message:

G

Düzenleyen - korgun on 23/11/2005 19:33:34


Reply author: Sefer Toruk
Date: 20/03/2005 14:44:41
Message:

Bu röportaj Nurettin OK'un Çankırı sevgisini açık açık ortaya koyuyor.
Çankırıya faydalı olmak için , öncelikle Çankırıyı çok sevmek gerekiyor.Hizmetleri için Değerli Milletvekilimize teşekkür ederiz.
Genç kuşağın tanıması için bu görüşmeyi yapanlarıda kutlarım.


Reply author: hasan
Date: 24/03/2005 18:47:45
Message:

Eyüp Bey kendi köşesinde ÇANKIRI'NIN ÇAYIRPINAR KÖYÜ HAMAMI adlı yazısında bazı şeyler söylüyor , ben niye buraya değilde kendi yerine yazdığını çözemedim.Kendi yazısından birbölüm aktarıyorum.
***************
Şimdi, Sayın Nurettin OK'un 1973 seçimlerinde, Çankırı'nın bir başka köyünde karşılaştığım atraksiyonlarını hatırladım. Sitede kendisiyle yapılan röportajı okudum ve düşündüm. Devletin üst makamlarında onurlandırılmış bu insan hasbi ve samimi bir hizmet mi yaptı? Yoksa makamdan aldığı gücü nefsî mi kullandı?

Acaba, Çankırı'nın Çayırpınar Köyüne yapılan hamam, O'nun devr-i saadetlerinde mi yapılmıştı? Ödenek nereden, nasıl, kim tarafından tahsis edilmiş ve ödenmişti?! Sayın Nurettin OK, acaba, bakanlıklarının bütçesini, oya tahvil amacıyla batağa attı mı? Yoksa halkın emaneti olan paraları kuruşuna kadar yerinde harcadı, harcattırdı mı? Sayın Nurettin OK, acaba etrafında yararlanacağı bir çıkar çevresine, bir dalkavuklar zümresine izin verdi mi? Yeri gelince onların omzuna basıp irtifa kazandı mı, yoksa, dürüst bir siyasetçi olarak mı hizmet etti?

Elbette, bunların cevabını kendi vijdanında vermelidir. Ropörtajda bunlara hiç değinilmiyor. Siyasetin kalitesinden çok, eski yokluk ve yetersizlikler işleniyor. Aslında, ben olsaydım Sayın Milletvekilime 12 Mart muhtırasını, 12 Eylülü sorardım. 12 Eylülden sonraki sosyal ve kişisel gelişme ve gözlemlerini sorardım. Eski ve yeni kuşak siyasetçilerin farkını sorardım. Bir yere haksız tahsis yapmış mı, Demirel'den,diğer Bakan arkadaşlarından, partisinin milletvekillerinden kendisine haksız ve plansız, projesiz tahsisatlar için ödenek istenip istenmediğini, baskı yapılıp yapılmadığını sorardım. Demirel ve Ecevit hükümetlerinin, kendilerinin de Ankara'da olduğu 20 yıllık sürede, seçime üç beş ay kala, neden memleketin her tarafında olağan üstü yatırım ve faaliyetler yaptıklarını sorardım. Bunun planlı kalkınmayla ilgisini, bağdaşıklığını sorardım. Çankırı'ya yaptığı hizmetlerin dökümünü isterdim. Neden partisinin delegelerine ön seçimde "birinci sıraya beni, ikinci sıraya Sayın Arif Tosyalı'yı yazın" dediğini sorardım. Bu fırsatım olmadı. Ama, Çayırpınar Köyü Hamamından tahsil edilen oylarla ilgili bir bilgisi varsa, doğrusu vatandaş olarak ben de bilmek isterdim.
*********
Röportajı yapanada eleştiri var .ben hiç bişey demeden buraya taşıdım.


Reply author: derelli
Date: 25/03/2005 06:44:12
Message:

Sevgili Bakır,
Sn.Nurettin Ok ile yapılan reportaja gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ediyorum. Sn.Eyüp beyin konusunu neden kendi köşesinde işlediği kendisini ilgilendirdiği için buna girmiyorum. ama Sn.Eyüp beyin şahsıma karşı yapmış olduğu eleştiriyi uygun lisanla kendi köşesinde gereken cevabı verdim. o da sağ olsun verdiğim cevabı cevapsız bırakmadı mesele kapandı.Gösterdiği nezaketten dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Diğer Çayırpınar köyü ile ilgili gündeme taşıdığı konuya Çayırpınar köyünün evladı olan sevgili hemşehrimiz Turgut Reis gerekli açıklamasını yaptı. şimdi bu ifadenizden hareketle bu yazıları aynen Sayın Nurettin Ok bey'le ilgili reportaj bölümüne aktarıyorum. Tekrar ilgine teşekkür ederek saygılarımı sunuyorum. Nurettin Derelli
Sevgili Eyüp bey ben Çankırı Merkez Çayırpınar köyünden Turgut ÖZKAN;
Ayrıca şunuda belirteyim Çayırpınar Köyümüz Çankırı İl Merkezine bağlı, Çankırının doğusunda bir köyümüzdür. (Kızılırmak köyü değildir)
İlgili habere konu olan Çankırı Çayırpınar köyü hamamı 1977-1978 yıllarında zamanın hükümeti tarafından köyümüz meydanına yapılan bizce luzumsuz bir yatırımdır. Bizim köye 2001 yılına kadar doğru dürüst içme suyu akmadı. 2001-2002 yıllarında birazda olsun akan içme suyu daha sonra ki yıllarda ve hala doğru dürüst akmıyor. Açılışları şaşalı yapılan yatırımlar açılışı yapıldıktan sonra unutuluyor. Bizler Çayırpınar Köylüler içme suyumuzu Uzay çağında başkent ANKARA'ya 145 KM uzaklıkta bir yerleşim yerine hala küflü Tanker ve varillerle Çankırı Merkezinden içme suyu taşıyoruz. Asıl konumuz olan Hamana dönenim; Bize söylendiğine göre o zamanın hükümetlerine artık Dünya Bankasındanmı? A.B.D. den mi bilinmiyor Çankırının çeşitli Köylerine HAMAM ve KÖY KONAĞI yapmak amacıyla verilen kredimi? hibemi? para verilmiş. Yalnız ama yalnız bu işler için kullanılacağı şartı varmış. O zaman hükümetide 1970 li yıllarda o civardaki en büyük köy olan (80-100 haneydi)Çayırpınar köyüne böyle bir yatırımı yapmışlar. Tabii olarak içme suyu bile olmadığı içinde bu hamam kullanılamadı. zamanla deforme oldu ve harebe haline döndü. Bizde düşündük Camiye yakın olan hamamın bir bölümü abdesthane bir bölümünüde Gasilhane olarak tadilat yaptırdık. Ha şunu da belirteyim büyüklerimizin söylediğine göre oy bakımından o zamanın bu yatırımı yapan siyasetçileri pek de rabet görmemişler. Keza başka partiler daha çok oy almışlar.
Çayırpınar köyü ve Çankırının birçok köyüne yapılan böyle ölü yatırımlar bana göre dışa bağımlılığımız bir emaresidir.
Allaha emanet olunuz....

Düzenleyen - turgut_reis on 24/03/2005 06:36:30

NE MUTLU TÜRK''ÜM DİYENE.*********
ÇAYIRPINAR KÖYÜ-ÇANKIRI

Yazan Konu
Yolcu
Yetkili Üye


Izmir
67 Cevap Gönderim - 24/03/2005 : 04:29:34
------------------------------------------------------------ --------------------
ÇANKIRI'NIN ÇAYIRPINAR KÖYÜ HAMAMI

İki gün önce bir ulusal TV kanalında izliyorum. Yetkili diyor ki:" Türkiye'de 100.000 sokak çocuğu var. Filan Güney Amerika ülkesine dönüşüyoruz gittikçe... Zira o ülkede, sokak çocukları o kadar çoğaldı ki, büyük bir sosyal felaket ortaya çıktı. Kendi açıklamalarına göre dört milyon sokak çocuğunu öldürmek zorunda kaldılar. Biz de oraya doğru gidiyoruz!!!"

Arjantin ya da Brezilya demişti galiba bu ülkenin adını. Bir zamanlar yer kürenin bir yerinde yaşanmış bunlar.

Ülkemiz kapkaç olaylarıyla haşır neşir olmuş. Medyanın ve çarşı-pazarın,sergiledikleri her türlü lüksle iştahlarını açlıkları oranında bilediği birileri, otomobillerin camını patlatıp mimar hanımların çantalarını götürüyor. Çantasını vermek istemeyenleri ya mezara, ya hastahaneye yolluyor.

Ülkemizdeki her on kişiden biri, açık ve kronik işsiz.

İstatistikler yalan söylemiyorsa, 14 milyon karnı doymayan vatandaş var ve acil yardım bekliyorlar.

Kanal D adlı TV kanalı haftalardır, 19.00 haber bültenlerinde yüzlerce trilyonluk, katrilyonluk yanlış, yersiz, popüler yatırımların hikayesini anlatıp duruyor. Halkı kandırmak, seçmenlerin gözünü boyamak, memleketine iltimas geçmek için yüzlerce trilyonun nasıl çöpe gömüldüğünü belgelerle anlatıyor. Diyeceksiniz ki, anlatıyor da ne oluyor? Ben de aynen onu diyorum. Baksanıza, daha neler olsun?! Bu sosyal belâyı, bu yangını, bu içtimaî kanserleşmeyi görmüyor musunuz?

Adam spor bakanı olmuş. Kendi memleketinin her ilçesine olimpik yüzme havuzu yaptırmış. Spor salonu yaptırmış. Biri hariç, hepsi de inek barınağı olmuş. Gözün kör olsun desem, az gelir. İL dediğin de Çankırı ayarında bir il.

18-19 akıllı hırsız, akıllı kapkaçcı,akıllı dolandırıcı adam beceriksiz ülke yöneticileriyle oturup kalkarak, birer banka kurmuşlar. Halkın mevduatını, tasarruflarını toplayıp bir güzel yemişler. En az 45 katrilyon lira. Müfettişler İmar Bankasını incelemiş, Demirel başbakanken... Bir rapor yazmışlar Demirel'e, "burada kötü işler var," demişler. Demirel âdeta, "sanki ben bilmiyom mu?" demiş, kulak şapırdatmış. Ecevit'in başbakanlığında O'na da söylemişler yeni bir raporla. "Burada büyük yolsuzluk var!" "Daha önemli işler var," demiş Ecevit ve ortakları. "Başörtülü yurttaşların yurttaşlık ve insan haklarından, inandığı gibi yaşama ve ibadet etme özgürlüğünden tard edilmesiyle meşgulüz."

Bütün dünya hızla "organizatör devlet" modeline geçiyor. Artık devlet denen aygıt fabrikatörlük, sütçülük, çiftçilik, şarapçılık yapmıyor. Yurttaşlarının elini kolunu bağlayıp te'dip etmiyor. Onları iş yapmaya, üretmeye yönlendirip cesaretlendiriyor. Artık devletlerin kutsallığı, insanın (yurttaşın) kutsallığının önüne geçmiyor. Devlet, artık put olmaktan çıkarılıyor. Yurttaşlarına adil, demokratik, yapıcı hizmetler sunmakla görevli bir kurum olarak algılanıyor. Bir devletin, KUTSAL DEVLET KİSVESİ altında, birilerinin despot ihtiras ve emellerinin zulüm aygıtı olarak kullanılması kabul edilmiyor artık. Hep hesap soran, ama, hesap vermeyen devletler çöküyor. Dilençilikten, aşağılanmaktan kurtulamıyor. Demokratik, açık, şeffaf ORGANİZATÖR DEVLETLERİN ayakları altında zelil ve perişan oluyor. Bu tür devletleri, çiğnenip ezilmekten hiçbir hamasi eylem ve söylem kurtaramıyor.

Hem islâmi, hem fıtrî şeriata uygun olanı da bu. On yıl, yirmi yıl mahkemeleri süren; yapanın yaptığı yanına kâr kalan; zengine, itibarlıya, iltiması olana hukuk, geri kalana guguk sistemi dayatan devlete iyi , doğru ve adil bir ayar gerekir. Ve acilen gerekir. Yetkililerden hesap soran mekanizmalar gerekir. Kullandıkları yetkilerin hesabını en kısa zamanda verebilmeliler. Veremiyorlarsa cezalandırılmalı, itibarları sıfırlanmalı.

Bir devlet, vatandaşının parasını, toprağının yer üstü ve yer altı zenginlik kaynaklarını bırakın peşkeş çekmeyi, çarçur bile edemez. Elbet bunu yapanlardan Yaratan Hesap Gününde hesabını soracak. Yüce Yaratıcı'nın tek affetmeyeceği günah kul hakkı değil mi? Ama, O, buna rağmen alacaklı ve haklının malını ve hakkını ve tabii onları savunmasını da kutsal kılmıştır. Yani, malınıza ve hakkınıza tecavüz edenlere karşı mücadeleyi helal kılmıştır. Bu hakkı da insan olan herkese vermiştir. Halkın bu hakkını gaspedenler, halkın kisvesindeki kişiler olduğu için, insanlar, bu mücadeleyi yeterince ve başarılı sürdürememektedir.

Şimdi, şu siteden bile anlıyorum ki, Çankırı'lılar devlettin kendilerine el uzatmasını istiyor. Bir yakınlık, bir lütuf... Milletvekillerinden teveccüh bekliyor. İşte buna kahroluyorum. Bazıları ise şöyle diyor. "Ey hükümet, ey devlet! Yeter artık! Çankırı'nın hakkını Çankırı'ya ver!!!" İşte bu ses beni umutlandırıyor. Bugün hepimiz avazımız çıktığı kadar bağıralım. "Ey yetkili, yetkilerinin hesabını ver!"

Yetkililer, yetkileriyle yaptıkları tasarrufların hesaplarını vermek zorunda kaldıklarında, Türkiye'deki mevcut yolsuzluğun çılgınlığı epeyce uslanmış olacaktır. Türkiye'de üretilen gıdaların (sucuk, pastırma, çikolata, şekerleme, bal, tereyağı, yemeklik katı ve sıvı yağlar, ekmek dahil), yarısından fazlasının bozuk, kanserojen,hijyenik olmayan ürünler olması balığın kokusunun nerelere indiğini göstermiyor mu? Yurt dışına kaçmaların, hristiyan tuzaklarına düşmelerin altında hem kötü eğitim var, hem soygun ekonomisi var, hem sosyal devlet ve toplum olamama var. Ama, bunların hepsinin başında geçmiş iktidar ve siyaset adamlarının beceriksizliği, kötü niyeti, kayırmacılığı var. Her dolandırıcı ve hırsızın arkasında birileri yoksa niye hesap sorulamıyor?

Bu akşam TV'de sörf yapıyorum. Baktım, Kanal 6'da Kerim AKBAŞ adlı yönetmen-sunucu, adının Haber Dosyası olduğunu sandığım bir program sunuyor. "Az sonra", diyor, "Kimsenin yıkanmadığı Çayırpınar Köyü Hamamını izleyeceksiniz." Sakın bu Çayırpınar, bizim Çayırpınar olmasın diye geçiriyorum. İnallı Ballı'daki (Kızılırmak) köyümüz. Bekledim. Üç beş anons daha. Programın en sonunda gösterdiler ki, bu Çayırpınar, bizim Çayırpınar. Köye otuz sene önce siyasetçilerimiz bir hamam yapıvermiş. Güzel bir hamam. Ama köyün ne içme, ne kullanma suyu var. Köylüler sevinmiş, "hamam geldi ya, karada ölüm yok, artık suyu da gelir" demişler. Otuz yıldır su gelmemiş. Hamamın kurnaları kırılmış. Göbektaşı deforme olmuş. Kazanı çürümüş. Duvarlar dökülmüş.

Köylüler hamamın arka tarafındaki bölümü temizlemişler.Bari dirimiz yıkanamıyor, ölümüz yıkansın. Şurası Gasilhane olsundemişler. KÖylüye soruyor Programın Yönetmen-sunucusu Kerim AKBAŞ, niye kullanmadıklarını. Adamcağız: "Su yok kendimize, içmeye. Odunumuz yok, evimizde, ocağımızda yakmaya. Nasıl kullanalım?" diyor. Yine sunucu soruyor. "Sen yetkili olsaydın, yapar mıydın bu hamamı buraya?" "Yapmazdım!" diyor köylü. Bunu çok okumuş, üniversite bitirmiş adamlar yapar demeye gelen şeyler söyleniyor. Kerim Akbaş, elli yaşlarında görünen adama soruyor. Sen ne mezunusun? "İlkokul" diyor adamcağız.

Otuz senelik hamam. Musluklarından daha bir damla su akmamış. Mermer olukları kırılıp göbek taşının üzerine atılmış. Ve hâlâ Bayanpınarlılar, bugün bile sularını traktörlerle dışardan, Çankırı'dan getiriyorlarmış. Bir siyasî hem onlarla, hem temsil ettiği devletle dalga geçmiş. Kara mizah yapmış.VE KİMSE KİMSEDEN HESAP SORMAMIŞ. İŞTE KUTSAL DEVLET ve DOKUNULMAZ YETKİLİLER!!! Hayırlı, uğurlu olsun. Selçuklu'da, Osmanlı'da yükselirken hesap soruluyordu. Hesap sormalara su katılınca durakladı. Hesap sormalar terkedilince yıkıldılar.

O tarihlerde bende oralardaydım. (1975-1976) Kızılırmak Kalkınma Projesinden söz ediliyordu. Sayın Nurettin OK, bakandı. Sn.Selahattin KILIÇ'ta yanılmıyorsam Enerji Bakanı idi. Birlikte yöreye gelmişlerdi. Dört saat beklemiştim Bozkır Köyünün girişinde halkla, öğrencilerimle ve meslektaşlarımla. Ellerimizde bayraklarımız ve dövizlerimiz vardı. Yolun sağında dizilmiş bekliyorduk. Hafif soğuk bir gündü. Bekledikçe hafif soğuk ağır soğuk oluyordu. Beklemek zorundaydık, resmi yazıyla karşılamamız isteniyordu Sayın Bakanlarımızı. İnsan dizininin baş tarafında kurbanlıklar hazır bekliyordu. 7-8 kadar vardı. Kesildiler. Sn. Bakan OK, halka bir konuşma yaptı. "Ne kadar çok işlerini Ankara'da bırakıp geldiklerini, Sayın Enerji Bakanı Selahattin KILIÇ'ın yoğun programını bırakıp Çankırı'lılara lütfettiği kıymetli mesaisine teşekkürlerini sunduğunu; Kızılırmak ve köylerinin makûs talihinin değişeceğini, projede neler düşündüklerini" anlattı. Biz öğretmenlere sıcak ilgi gösterdi. Lütfedip tek tek ellerimizi sıktı. Hatırımızı sordu. O günler, hâlâ 12 Mart muhtırasının yüksek tansiyonunun memleketin damarlarında yaşadığı günlerdi. Sayın Nurettin OK, konuşmasında çocuklarımızı ve gençlerimizi solculuk ve kominizm moda ve tehlikesinden korumamızı öğütledi. Sıranın arkasından zayıf, avurtları çökmüş, başında eski bir kasket, asıl rengi çoktan solmuş bir yelek ve ceğet giymiş, 40-45 yaşlarında 1.70 boylarında bir köylü bağırmaya başladı:

"Noreddin Beğ, Noreddin Beğ! Çocuklar fakültede niye kavga ediyo? Bizi bilmeyo mu sanıyoğ? Sizin oğlanlarıngız, gızlarıngız okula mersedesle gideyo. Bizim oğlanlarıng, bizim gızlarıng giymeye garevlesi yook. Ceblerinde simit parası yook!"

Sonra ne olduğunu bilirsiniz. Sivil ve resmi (gönüllü ve mecburî) görevliler adamcağızı susturup uzaklaştırdılar. Sayın OK, güzel cevaplar verdi kalabalığa. Ama vatandaşın haklılığı da ebediyete kadar baki kaldı.

Şimdi, Sayın Nurettin OK'un 1973 seçimlerinde, Çankırı'nın bir başka köyünde karşılaştığım atraksiyonlarını hatırladım. Sitede kendisiyle yapılan röportajı okudum ve düşündüm. Devletin üst makamlarında onurlandırılmış bu insan hasbi ve samimi bir hizmet mi yaptı? Yoksa makamdan aldığı gücü nefsî mi kullandı?

Acaba, Çankırı'nın Çayırpınar Köyüne yapılan hamam, O'nun devr-i saadetlerinde mi yapılmıştı? Ödenek nereden, nasıl, kim tarafından tahsis edilmiş ve ödenmişti?! Sayın Nurettin OK, acaba, bakanlıklarının bütçesini, oya tahvil amacıyla batağa attı mı? Yoksa halkın emaneti olan paraları kuruşuna kadar yerinde harcadı, harcattırdı mı? Sayın Nurettin OK, acaba etrafında yararlanacağı bir çıkar çevresine, bir dalkavuklar zümresine izin verdi mi? Yeri gelince onların omzuna basıp irtifa kazandı mı, yoksa, dürüst bir siyasetçi olarak mı hizmet etti?

Elbette, bunların cevabını kendi vijdanında vermelidir. Ropörtajda bunlara hiç değinilmiyor. Siyasetin kalitesinden çok, eski yokluk ve yetersizlikler işleniyor. Aslında, ben olsaydım Sayın Milletvekilime 12 Mart muhtırasını, 12 Eylülü sorardım. 12 Eylülden sonraki sosyal ve kişisel gelişme ve gözlemlerini sorardım. Eski ve yeni kuşak siyasetçilerin farkını sorardım. Bir yere haksız tahsis yapmış mı, Demirel'den,diğer Bakan arkadaşlarından, partisinin milletvekillerinden kendisine haksız ve plansız, projesiz tahsisatlar için ödenek istenip istenmediğini, baskı yapılıp yapılmadığını sorardım. Demirel ve Ecevit hükümetlerinin, kendilerinin de Ankara'da olduğu 20 yıllık sürede, seçime üç beş ay kala, neden memleketin her tarafında olağan üstü yatırım ve faaliyetler yaptıklarını sorardım. Bunun planlı kalkınmayla ilgisini, bağdaşıklığını sorardım. Çankırı'ya yaptığı hizmetlerin dökümünü isterdim. Neden partisinin delegelerine ön seçimde "birinci sıraya beni, ikinci sıraya Sayın Arif Tosyalı'yı yazın" dediğini sorardım. Bu fırsatım olmadı. Ama, Çayırpınar Köyü Hamamından tahsil edilen oylarla ilgili bir bilgisi varsa, doğrusu vatandaş olarak ben de bilmek isterdim.Çünkü:

Yüzbin sokak çoçuğumuzun, ondört milyon açlık sınırındaki fakirimizin, işsizlikten bunalıma giren her on yetişkinden birinin vebali, oy uğruna, beş yüz nüfuslu susuz bir köye hamam yaptıranların boynunda hep asılı kalacaktır.

Düzenleyen - Yolcu on 24/03/2005 04:42:30

Düzenleyen - Yolcu on 24/03/2005 05:00:09

Eyüp

Hata/şikayet bildirimi

turgut_reis
Yetkili Üye


ÇANKIRI

111 Cevap Gönderim - 24/03/2005 : 06:31:37
------------------------------------------------------------ --------------------
Sevgili Eyüp bey ben Çankırı Merkez Çayırpınar köyünden Turgut ÖZKAN;
Ayrıca şunuda belirteyim Çayırpınar Köyümüz Çankırı İl Merkezine bağlı, Çankırının doğusunda bir köyümüzdür. (Kızılırmak köyü değildir)
İlgili habere konu olan Çankırı Çayırpınar köyü hamamı 1977-1978 yıllarında zamanın hükümeti tarafından köyümüz meydanına yapılan bizce luzumsuz bir yatırımdır. Bizim köye 2001 yılına kadar doğru dürüst içme suyu akmadı. 2001-2002 yıllarında birazda olsun akan içme suyu daha sonra ki yıllarda ve hala doğru dürüst akmıyor. Açılışları şaşalı yapılan yatırımlar açılışı yapıldıktan sonra unutuluyor. Bizler Çayırpınar Köylüler içme suyumuzu Uzay çağında başkent ANKARA'ya 145 KM uzaklıkta bir yerleşim yerine hala küflü Tanker ve varillerle Çankırı Merkezinden içme suyu taşıyoruz. Asıl konumuz olan Hamana dönenim; Bize söylendiğine göre o zamanın hükümetlerine artık Dünya Bankasındanmı? A.B.D. den mi bilinmiyor Çankırının çeşitli Köylerine HAMAM ve KÖY KONAĞI yapmak amacıyla verilen kredimi? hibemi? para verilmiş. Yalnız ama yalnız bu işler için kullanılacağı şartı varmış. O zaman hükümetide 1970 li yıllarda o civardaki en büyük köy olan (80-100 haneydi)Çayırpınar köyüne böyle bir yatırımı yapmışlar. Tabii olarak içme suyu bile olmadığı içinde bu hamam kullanılamadı. zamanla deforme oldu ve harebe haline döndü. Bizde düşündük Camiye yakın olan hamamın bir bölümü abdesthane bir bölümünüde Gasilhane olarak tadilat yaptırdık. Ha şunu da belirteyim büyüklerimizin söylediğine göre oy bakımından o zamanın bu yatırımı yapan siyasetçileri pek de rabet görmemişler. Keza başka partiler daha çok oy almışlar.
Çayırpınar köyü ve Çankırının birçok köyüne yapılan böyle ölü yatırımlar bana göre dışa bağımlılığımız bir emaresidir.
Allaha emanet olunuz....

Düzenleyen - turgut_reis on 24/03/2005 06:36:30

NE MUTLU TÜRK''ÜM DİYENE.*********
ÇAYIRPINAR KÖYÜ-ÇANKIRI


Hata/şikayet bildirimi

derelli
Yetkili Üye


ANKARA

52 Cevap Gönderim - 24/03/2005 : 07:36:10
------------------------------------------------------------ --------------------
Sayın Eyüp Bey,
Saygı ve hürmetlerimle, Çayırpınar Köyü sorunu ile ilgili düşüncelerinize katılmamak mümkün değil,bendenizde Çankırı Yerel Gazetelerinde birden çok defa bu köyün ve Satıyüzü köylerin su sorununu gündeme getirmeye çalıştım. memleketin gelir kaynaklarının hoyratça harcanmasında sizin düşüncenizden başkaca bir düşüncem olamaz, Sayın Ok'u eleştirebilirsiniz, hatta mülakatı yapan bendenizi de eleştirebilirsiniz bunda kendi fikirlerinize göre haklılık paylarınız da olabilir. ancak ben bana sataşma yapıldığı için size cevap vermek durumundayım zira reportajı yapan benim. ben olsaydım şunları şunları sorardım diyor ve beni töhbet altında bırakıyorsunuz olarak algıladım. bu algılamam yanlış ise lütfen bağışlayın. ancak, bendeniz Sayın Nurettin Ok'la mülakat yapmadan önce tüm okurlarımıza sormak istediğiniz sorular varsa ben falanca gün falanca saatte reportaj yapacağım sizlerin sorularını da yansıtacağım dedim. ayrıca sayın yöneticide gündeme getirdi. gelen soruları da aynen yansıttım. soru yöneltenlerden bir tanesi bu güne kadar dedi mi ki ben şu soruyu yöneltmiştim arkadaşım niçin sormadınız diye. Demekki reportaja ilgi duyanlar sorularını da yöneltmiş. Her zaman derim eleştiri sermaye istemiyor diye. aradan otuz sene geçmiş ve sizde o memleketin bir çocuğu olarak bu güne kadar neden sustunuz. eli kalem tutan dili laf çeviren birisi olarak bunları bu güne kada bir yerlerde neden gündeme gündeme getirmediniz şimdi bu ifadeleriniz benim merakıma mucip oldu. benim ölçülerime göre de buna muktedirsiniz. şimdi ben olsaydımla başlanızdaki sebebi anlamış değilim. Saygılarımla

Sayın Turgut ÖZKAN;
"Çayırpınar, Kızılırmak İlçemizin köyüdür" şeklindeki yanılgımı düzelttiğiniz için teşekkürlerimi sunarım. Kırlar yöresinde olduğunu siz söyleyince anladım. Ama bu eksik algılamam takdir edersiniz ki yazımın ana fikrini asla bozmuyor.
Samimi selam ve saygılarımla...

Sayın Derelli;
Her iki Çankırı eski milletvekiliyle yaptığınız ropörtajdan ötürü bilvesile sizi kutlarım. Yeryüzünde henüz hiçbir yazı ya da ropörtaj mutlak tam ve eksiksiz olmadı. Sizin sorularınızı gereksiz bulmuyorum. İki ayrı insanız. İki farklı ilgi ve düşünce gayet normaldir. "Ben olsaydım şunları da sorardım" demek, niçin sizin gibi değerli bir insanı töhmet altında bırakmak olsun? Aklımın köşesinden bile geçmez böyle bir şey. Benim ilgime, yapıma uygun yaklaşımımın böyle olacağını belirtmek istemişim. Hepimiz de aynı gözlükten bakmak zorunda değiliz ki! Bence güzel birer iş çıkarmışsınız site için. Amacım asla sizi incitmek polemikler yapmak değil. Benim yazılarımda eleştirdiğim asla kişiler de değildir. Ben yanlışın ve kötü eylemin karşısındayım. Haklı olarak, ("ne soralım" diye sitede duyurduk, niye bildirmediniz?) diyorsunuz. Gayet basit cevabı. Benim her çağrıya koşmaya elverişli olmayabileceğimi bilmelisiniz. İnsanoğlu, hem de çok sıklıkla, çağrılı olduğu ziyafetlere bile gidemiyebiliyor.
SONUÇ:Lütfen birbirimizi yanlış anlayıp yanlış yorumlara gitmeyelim. Ve lütfen bizi yeni çalışmalarınızla buluşturunuz. Saygılarımla...

Sayın Ali Yıldırım;
Sayın Hasan BAKIR Kardeşim;
Edebime yedirebilsem size hiç cevap vermeyeceğim. Size ne diyebilirim? Konu, Kerim AKBAŞ değil. Konu, hiç bir insan değil. Hatta eski milletvekilimiz Nurettin OK bile değil. Konu, yanlışlığın kendisi ve onun önlenmesini engelleyen siyasal, bürokratik, sosyal çarpıklık... Hani bir söz vardır. Üç çeşit adam vardır, der. Birinciler, sıradan adamlardır, sürekli şahıslarla uğraşırlar. İkinciler, akıllı kimselerdir, olayları-hadiseleri akıl süzgecinden geçirir, ölçer, tartarlar. Şeylerin künhünü kavrar ona göre yürürler.Üçüncülerse en akılı, en zeki kişilerdir. Onlar akıllıların aklını kullanarak iş yaparlar.
Şimdi ben bu programın yapımcısını hiç tanımam. Nereli olduğunu da bilmem. Sadece iki kez programını yarım yarım izlemişim. Kendi doğrultusunda adam gibi program yaptığını da gördüm. Hele TV'lerimizde program diye sunulan bir yığın rezaletin yanında gerçekten güzel program yapmış. Hadi diyelim bu kişinin aleyhinde söyledikleriniz haklı. O zaman da size; "Çayırpınar Köyüne hamamı Kerim Akbaş cebinden çıkarıpta mı koydu?" deme hakkım doğar. Gerçeği ve doğruyu, Allah yalnız peygamberlere ve velilere söyletmedi. Fıtri gerçekleri hrıstiyana da, mecusiye de, kıptiye de, hırsıza da, katile de söyletti. Yani, (2 kere 2, dört eder)i kimin söylediği değildir önemli olan Güzel Kardeşim. İki kere ikinin dört etmesinin doğru olup olmamasıdır önemli olan. Yani, orada hamam var. Hamam bir kişinin bile terini yıkamadı. Hiç kimse kimseden hesabını da sormadı. Gerçek bu değil mi?! (Bunu "gazlı bir reklam sever" kendi TV programında dile getirmiş. Sineksiklet bir yolsuzluk olduğu da malum. Ben de bunu gereksiz yere yazmışım.) İşte bunu diyorsunuz.
Çok yanılıyorsunuz.
Nefsi değil, akıllı olmanızı dilerim. Bir sivri sinek bile yakınlarımızdaki bataklığın habercisidir. Kaldı ki, ülkemizin bataklıkları yüzlerce katrilyon liraları çoktaaan aşmıştır. Günahın büyüğü küçüğü de cürmün cüssesiyle orantılı değildir. Yetimin minicik son umudunu çalanın günahı, bazen bir bankadan, ya da iş yerinden milyarlar çalandan daha büyüktür. Tenezzülât küçüldükçe, çürümüşlük büyür.
Saygılar...

Eyüp






Reply author: hasan
Date: 25/03/2005 10:01:09
Message:

Önce yazacaksın sonra kılıf bulacaksın. Beyefendinin edebi yeseymiş cevap vermezmiş.Niye veriyodun o zaman!!!İkiyüzlülük ve riyadan kötü bir şey yoktur.Neyse eleştirin buyur yap.Uzaktan atış samimiyetsizliktir.Bayrak konusuyla ortalık çalkalanırken bana kalkıyosun hamam muhabbeti yapıyosunuz.
Nurettin Bey ben bu röportajları beğeniyle okuyorum.Acaba bu eleştiri yapanlar gidipte bir Allah'ın kulu Çankırılıyla görüşme yapabilirlermi.


Reply author: forvet
Date: 25/08/2005 00:06:15
Message:

SAYIN OK UN OĞLU EN SON BİLDİĞİM SİYASETE GİRECEKTİ .ŞİMDİ NE YAPAR?


Reply author: ozguranil
Date: 22/10/2005 22:45:26
Message:

merhaba siteye yeni uye oldum hakkinda yasimizdan dolayi bilgi sahibi olamadigimiz insanlari tanidigimiz icin cok mutluyum site yoneticilerine sonsuz tesekkurler saygilar..




Düzenleyen ahmetgulsen - 11.06.2006 Saat 13:15
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
HALLAC Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 03.01.2006
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 48
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı HALLAC Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 20.02.2006 Saat 09:18
SAYIN OK'UN OĞLU ŞUAN DYP MKYK ÜYESİDİR
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08.11.2010 Saat 07:37
Çankırı Viyana Arasında - Nurettin OK


Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 11.11.2010 Saat 00:14


Çankırı'da Ağır Sanayi Mücadelesi


Düzenleyen Metin YILMAZ - 11.11.2010 Saat 00:15
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 16.11.2010 Saat 16:48

Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 14.01.2011 Saat 00:56
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.03.2011 Saat 04:31



Yukarı Dön
iseymenoğlu Açılır Kutu Gör
Yazar
Yazar
Simge

Kayıt Tarihi: 28.09.2010
Status: Aktif Değil
Points: 322
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı iseymenoğlu Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.06.2011 Saat 20:31



Sayın Bakanımız Nurettin OK  beyefendinin 15 nci dönem (1973-1977)  başlarındaki ilk vekilliği döneminde Avrupa seyahatinden dönüşünde Çankırı gar'ında karşılanışı.

Sol  tarafta(beyaz gömlekli olan)amcam;rahmetli,Yastıkçı hacı Mustafa SEYMENOĞLU.Sağ tarafta ki ise Çankırı belediyesinde,bir zamanlar suculuk yapan (ceketli olan) (Alvalı Koca Ali )diye bilinen Ali CANDAN beyefendi ,sağlıklı nice ömürler dileriz kendisine.




Düzenleyen iseymenoğlu - 25.06.2011 Saat 23:32
İbrahim SEYMENOĞLU
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.01.2012 Saat 14:20

Nurettin OK, Demokrat Parti Çankırı Heyetiyle rahmetli Başbakan Adnan Menderes'i ziyaretinde
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 11.01.2012 Saat 01:25

Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 18.07.2013 Saat 00:31
Çankırımızın yetiştirdiği değerlerimizden, Cumhuriyetle yaşıt Nurettin OK 17 Haziran 2013 tarihinde vefat etti. Sadece Çankırı değil Türkiye'nin de bir değeri olan, her seviyede ükleye katkı sağlamış bu insanın beklediği tek şey vardı; vefa.

2005 Yılında Çankırı Tarihine 100 Canlı tanık projemiz kapsamında yine kendisi de rahmetli olan Nurettin DERELLİ ile Metin YILMAZ ve Mehmet GÜLŞEN sayın OK ile geniş bir röportaj yapmışlardır. Bugün geriye doğru baktığımızda O'na vefa adına ve birikimin yeni nesillere aktarılması hususunda bu mülakatın önemli bir çalışma olduğu görülecektir. Hürriyet gazetesinden haber ajanslarına kadar birçok basın organında resimler ve bilgiler buradan derlenmiş olup, Onbinlerce okunma oranları ve farklı sitelere kopyalanması ile sayın Ok nezdinde Çankırı'ya büyük bir hizmet yapılmıştır. 

Çankırı Araştırmaları Sitesi Cansaati.Org'un Çankırı Tarihine 100 Canlı Tanık projesinin Çankırı ve ülkemiz için önemli bir çalışma olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. 


Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek