2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Hakkı DURAN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - ÖLSEK DE RAVZA'NI RÛHUMUZ BEKLER !
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumÖLSEK DE RAVZA'NI RÛHUMUZ BEKLER !

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: ÖLSEK DE RAVZA'NI RÛHUMUZ BEKLER !
    Gönderim Zamanı: 19.03.2008 Saat 00:28
 

KUTLU DOĞUM MÜNASEBETİYLE

 

ÖLSEK DE RAVZA’NI RÛHUMUZ BEKLER

 

                                                      Hakkı Duran

 

Yazılan ve yazılacak çok şey var…Müslüman milletler içinde peygamber sevgisinin derecesi bakımından en başta mensubu olduğumuz Türk Milleti gelir. 1000 yıldır İslâmın bayraktarlığı görevini üstlenen Türk Milleti, milyonlarca evlâdını hak yolda şehit verdi. Bunca felâkete ve mağduriyetlere rağmen başka bir kavim, bayraktarlığı devralacak liyakati henüz gösteremedi.Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinden (1517) sonra Osmanlı Ülkesine katılan Hicaz Bölgesi’nin Birinci Dünya Savaşında mağlup olmamız sonucu elden çıkması, Medine Müdafaası gibi bir kahramanlık destanının oluşmasına  vesile olmuştur. Peygamber Efendimizin mübarek Ravza’sını İngilizler ve işbirlikçilerine teslim etmemek için, kuşatma altında üç yıla yakın mukavemet eden Fahreddin Paşa komutasındaki yiğit Türk askerlerinin bu şanlı mücadelesini gündeme getirmek, Kutlu Doğum Haftasının anlamına muvafıktır diye düşünüyorum. 

 

PEYGAMBER ÂŞIKI  BİR TÜRK KAHRAMANI: FAHREDDİN PAŞA

 

İngilizlerin “Çöl Kaplanı”  lakabını verdikleri Fahreddin Paşa[1], Birinci Dünya Savaşı’nın (1914-18) kahramanlarındandır. 1868’de Rusçuk’ta doğmuştur. Babası Mehmed Nahid, annesi akıncı Bâlioğulları sülâlesinden Fatma Adile Hanım’dır. 1888 yılında Harbiye’yi birincilikle bitirip süvari teğmeni , 1891 ‘de kurmay eğitimini tamamlayıp kurmay yüzbaşı oldu. Bir çok cephelerde savaştı.  Doğu   cephesinde, Edirne’nin geri alınmasında büyük yararlıkları görüldü. 1914’de paşa olup, 1915’te Suriye’deki 4. Ordu Kumandan vekilliğine tayin edildi. Hicaz Bölgesindeki karışılıklar ve hareketlenmeler üzerine Fahreddin Paşa’ya, komutasındaki 12. Kolordu ile Medine’ye hareket etme emri verilmiştir. Ordu kumandanı Cemal Paşa’nın hataları ve İngilizler’in teşviki ile 5 Haziran 1916’da Mekke Emiri Şerif Hüseyin isyan etmiştir. Fahreddin Paşa, emrindeki kuvvetlerle  İngiliz ve Fransız desteğindeki âsilerin üstün kuvvetlerine karşı harekete geçmiştir.. İngiliz ve Fransız destekli Mekke Emiri Şerif Hüseyin kuvvetlerini mağlup etmiş ve Medine’yi kurtarmıştır. Medine’yi 1916 Temmuz’undan Ocak 1919’a kadar büyük imkânsızlıklar ve sonsuz güçlükler içinde savunmuştur. 1918 yılında Ferik(korgeneral)liğe yükseltilmiştir.

 

                        MUKADDES EMANETLER

 

Fahreddin Paşa, Türk Milletine önemli bir hizmet daha yapmış, Medine’de bulunan “Mukaddes Emanetleri” 14 mayıs 1917’de İstanbul’a göndermiştir. Kütüphanelerdeki kıymetli yazma eserler de beraber gönderilmiştir. Kütük kayıtlarına göre, bu  hazinenin maddî değeri 10 milyon Osmanlı altınını geçmektedir.

 

Fahreddin Paşa ve etrafındaki bir avuç kahramanın bu savunmada gösterdikleri direnç,  Türk Milleti’nin mayasındaki yiğitlik, atalarından aldıkları iman ve terbiyeden kaynaklanmaktadır. Ravza-i Mutahhara’nın Medine’de bulunması, bu askerler için farklı bir manaya gelmekteydi. Onlar vatanla birlikte Peygamber Efendimizi müdafaa ediyorlardı.En büyük manevî destekleri Ravza’da okudukları Kur’an’dı. Paşa, askerlerine yayınladığı beyannamede, İslâm tarihinden, hadis-i şeriflerden ve ulül-emr’e itaatten söz ediyor;

Bizim de kutsal görevimiz, Harem-i Saadet-i Nebeviye’nin anahtarlarını, Emir’ül Mü’minîn Sultan Vahüdüddin Han hazretlerine güvenli olarak teslim etmek ve Seyyid-ül Beşer’in “Yeşil Kubbe’sini kurtarmaktır.”

Kudüs’ü haçlı ordularına karşı savunan kahramanları hatırlatarak devam ediyor: Ya, biz?...Peygamber Efendimizin (Merkad-i Mübarekleri) ni nasıl terk ve ferağ edebiliriz, Muhammed’den nasıl ayrılabiliriz?... Hazreti Allah, bizi sağlımızda O’nun kutsal hizmetinden; şehit olduğumuzda şefaatinden ayırmasın!..”

 

                         HURMA VE ÇEKİRGE TAVA

 

            Kuvvetlerimizin en temel gıdaları Medine’de bol çeşidi bulunan hurmadır. Ancak su  ve et sıkıntısı da vardır. Kuyular kazıp su çıkarmışlardır.

Seferî kuvvetlerdeki subay ve erlerin protein ihtiyacı için, Fahreddin Paşa, bir emir yayınlamış; Çekirge’nin faziletlerini anlatmıştır. Arapların normal hayatlarında yediği ve yenmesi dinen caiz olan çekirge Türk askerinin midesini kaldırmışsa da zaruretten alışmışlardır. Paşa, subay ve erlerine örnek olmak için “çekirge tavayı” öncelikle kendisi yemiş, midesi bulansa da nefis bir yemek yiyormuşçasına haz duyduğu izlenimini vermeye çalışmıştır.

 

 

            Bilindiği üzre, 30 Ekim 1918 de Mondros mütarekesi imzalanmış, harb fiilen bitmiştir.  Fahreddin Paşa, emrindeki kuvvetlerin iyice azalmasına, yiyecek sıkıntısına,hastalıklara, ihanetlere ve üstlerince verilen emirlere rağmen teslim olmayı reddetmiş ve şöyle demiştir:

 

Şu bilinsin ki, kahraman askerlerim İslâmlığın göz bebeği olan Medine’yi son fişeğine, son damla kanına , son nefesine kadar muhafaza ve müdafaa edeceklerdir. Buna, askerce and içmişlerdir. Bu asker, Medine’nin enkazı içinde ve nihayet RAVZA-İ MUTAHHARA’nın altında kan ve ateşten örülmüş kızıl bir kefenle gömülmedikçe Medine kalesi’nin burçlarından ve Mescid-i Saadet minarelerinden TÜRK’ün ALBAYRAĞI asla inmeyecektir….”

 

        Uzun süredir kuşatma altındaki kuvvetlerden firarlar ve diğer sebeplerle bir hayli zayiat verilmiştir. Osmanlı Devleti mütareke ile savaşı sona erdirmiştir. Subaylardan bazıları ve kumandan vekili Miralay Necip Bey, teslim olma taraftarıdırlar. Fahreddin Paşa, Şeriflere ancak padişahın emri ile Medine’den çıkabileceğini bildirir. Nasıl olsa bu emrin gelmeyeceğini düşünmektedir. İngilizlerin gayretiyle İstanbul’dan bu talimat da getirilir. Ancak, Paşa’nın Medine’yi ve Ravza’yı terketmeye niyeti yoktur.  Sonuna kadar çarpışmak ve nihayetinde cephanelikle beraber havaya uçmak düşüncesindedir. Vedalaşacağım diyerek Ravza’ya girer, sonra istirahat edeceğini söyleyerek bir odaya yerleşir. Şerifler, Paşa çıkmadan Medine’ye girmeye cesaret edememektedirler. Teslim taraftarlarına baskı yaparlar. Bir takım tertiplerle Paşa, etkisiz hale getirilir..  Gözü yaşlı bir şekilde yeşil Kubbe’ye doğru bakarak sanki, Görüyorsun Yâ Muhammed, ben gitmiyorum, götürüyorlar ..demek istemiştir. Sonra kılıcını ve tabancasını hatırlar, düşmana teslim etmek istemez ve  emir vererek silahlarını Hz. Fâtıma türbesine emanet eder. 10 Ocak 1919 ‘da bir otomobile bindirilerek Medine dışına çıkarılır.

 
            Tarih şahittir ki, Müslümanlar içinde Peygamber Efendimizi en çok seven millet, Türklerdir. Allah’ın sonsuz rahmeti,  bütün şehit ve gazîlerimizin üzerine olsun… 
 

     

             İDRİS SABİH BEY’İN DUYGULU ŞİİRİ

 

               Yazıya başlık olarak seçtiğim ifade, Medine Müdafaasını yapan Seferî Kuvvetlerin Kurmay subayı, yedek teğmen İdris Sabih’in  Peygamber Efendimiz’e hitâben yazdığı şiirin son dizesidir., Doğrudan kalbe giren-yahut kana karışan- bu dize, beni   şiirden den öte bir hissiyata sevk ediyor. Bestelenmesini çok isterdim. Ne kadar samîmi, üstelik yukarıda anlatmaya çalıştığımız tablo içinde  ne denli etkileyici….

 

ÖLSEK DE RAVZA’NI  RÛHUMUZ BEKLER

 

Dünya ve âhiret efendimiz,

Bir ulül’emr idin, emrine girdik

Ezelden biâtli hâkânımızsın

Er idik sâyende murada erdik,

Dünya ve âhiret sultanımızsın…

 

Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u

İşledik seni gözbebeğimize…

Bağışla ey şefî kusurumuzu,

Bin küsur senelik emeğimize…

 

Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur,

Şımardık müjde-i sahabetinle…

Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur,

Doyarız bir lokma şefaatinle…

 

Nedense kimseler anlamaz eyvâh !

O kadar saf olan dileğimizi..

Bir ümmî isen de yâ Resûlullah!

Ancak sen okursun yüreğimizi…

 

Suları tükendi gülâbdanların,

Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet!

Külleri soğudu buhurdanların

Aşkınla bağrını yakmada millet…

 

Gelmemiş Türkçede Kays ü Hassan’ın

Yok bizde ne Bürde, ne Muallâka

Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın,

Lâ’l ile yazdığı tarihten başka….

 

Ne kanlar akıttık hep senin için,

O Ulu Kitâb’ın hakkıyçün, aziz

Gücümüz erişsin ve erişmesin,

Uğrunda her zaman döğüşeceğiz…

 

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,

Can verir cânânı veremez Türkler…

Ebedî hâdim-ül Haremeyniniz

Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler!.....

 

                                         Mülâzım İdris SABİH Bey

 

          

     Bütün okuyucularımızın, miletimizin ve İslâm âleminin Mevlid Kandilini   kutlar, bizleri Peygamber Efendimizin şefaatına nail eylemesini Cenab-ı Hak’dan niyaz ederim.

 

 

 



[1] Bu bilgileri, “Medine Müdafaası”nda bizzat bulunmuş, Hicaz Kuvve-yi Seferiyesi İstihbarat zabiti Naci Kâşif Kıcıman’a borçluyuz. Mülkiye mezunu N.Kâşif Kıcıman (1310-) üç yılı esarette altı yıl askerlik, Cumhuriyet döneminde kaymakamlık ve valilik görevlerinde bulunmuştur. Yayınlanmış bir çok eseri bulunmaktadır. Bu yazı, onun “Hicaz Bizden nasıl Ayrıldı(Medine Müdafaası)", Sebil yay. İst.1976” adlı eserinden  faydalanarak sizlere sunulmuştur. Peygamber sevgisinin zirvesine çıkmış, Türklüğün yüzünü ağartan bu kahramanlara rahmetler diliyoruz. Yazı ilk olarak Nisan 2005’de yine bu sitede yayınlanmıştır.(H.Duran)



Düzenleyen Hakkı Duran - 19.03.2008 Saat 00:41
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Fatih Bayram Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 31.12.2005
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 196
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Fatih Bayram Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 19.03.2008 Saat 11:52
Sayın Duran,bu güzel konuyu gündeme taşıdığınız için öncelikle teşekkür ederim.
Sizin ve tüm hemşehrilerimin mübarek Mevlid Kandilini ve Kutlu Doğum Haftasını en içten dileklerimle kutlarım.
 
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.03.2008 Saat 01:47
 
         

FAHRETTİN PAŞA’NIN MEDİNE SONRASI HAYATI

         

Türk kaplanı Fahreddin Paşa, İngilizler tarafından önce Mısır’a, 5 Ağustos 1920’de Malta’ya gönderildi. Gıyabında yargılanarak Nemrud Mustafa Divân-ı harbi tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Ankara hükûmetinin çabalarıyla 21 Nisan 1921’de Malta’dan kurtulup Berlin ve Moskova’ya geçti. 24 Eylül 1921’de Millî Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya geldi. Ankara hükûmeti tarafından Afganistan Büyükelçiliğine tayin edildi. Kasım 1921’den  Mayıs 1926’ya kadar Afganistan’da kaldı. Bu arada Ruslarla mücadele eden Başkırdistan Lideri Zeki Velidî Togan’a (ünlü tarihçi) yardımcı oldu.   

 
       Soyadı kanunundan sonra TÜRKKAN soyadını aldı. 1936 yılında tümgeneral rütbesiyle emekliye ayrılan Fahreddin(Türkkan) Paşa, 22 Kasım 1948 tarihinde vefat etti. Kabri Rumelihisarı’ndadır.
    
       Fahrettin Paşa, yüksek îmânı, cesareti, Peygamber sevgisi, Türklük şuuru ile örnek bir kumandandır. Atatürk'ün de değer verdiği bir şahsiyettir. Darbecilik peşinde koşan, Türk Milleti'nin millî değerleri ve dinî inançlarıyla kavgalı bazı paşaların onun mücadelesini iyi inceleyerek ne kadar hatâlı bir yolda olduklarını anlamalarını dileriz.
 
 
Not: Fatih Bayram'a yakın ilgisi ve güzel Kandil Kartı için teşekkürlerimi sunarım.  
        
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.03.2008 Saat 15:56
    

    ÂRİF NİHAT ASYA’NIN “KUTLU DOĞUM”A DÂİR

                          ÜÇ RUBÂİSİ

 

         YÂ MUHAMMED

 
Allah’ın lâyık değiliz, ni’metine;

Lâkin, yine, lûtfedip zaîf ümmetine,

Yerden, gökten müjde ve yardım gönder,

Yer, gök yaratıldıysa senin hürmetine!

 

HAZRET-İ MUHAMMED’İN DOĞUMU

                      -Milâdî 570-

Beklerken ümîd,Tanrı’nın gözdesini,

Bir sırrın, kimse açmamış, perdesini…

Vermekteymiş-meğer ki- “ARŞ” Ebced’den

Dünyâya cihanın en büyük müjdesini!

 

           Millî şâirimiz Ârif Nihat Asya, bu rubâisinde “Arş” kelimesinin ebced karşılığının Peygamberimizin doğum yılı 570 tarihine denk geldiğini bir sır olarak kulaklarımıza fısıldarken, Büyük Millî Şâirimiz için bakın nasıl bir rübâi yazmış:

 

            MEHMED ÂKİF ERSOY

                - Milâdî 570-

En çok biri söylenir..fakat, üç adı var;

Hep kutlu isimler ve güzel ma’nâlar…

Birlikte hesaplanınca, zâten, her üçü,

Peygamber’in doğduğu târîh çıkar.

 

       “MEHMED ÂKİF ERSOY”'un ebced hesabı ile karşılığının 570 olması ilginç değil mi? Bir çok defa kendi ağzından şiirlerini dinleme ve elini öpme şerefine nâil olduğum Ârif Nihat Asya(7 Şubat 1904-5 Ocak 1975), eski ve yeni edebiyatımıza vâkıf olan son büyük şairlerimizden biriydi. Cenâb-ı Hakk rahmetiyle muamele eylesin…



Düzenleyen Hakkı Duran - 27.03.2008 Saat 16:57
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08.03.2009 Saat 12:40

     OSMANLI SULTANLARI ve PEYGAMBER SEVGİSİ

 
       Osmanlı Padişahları, İlâi Kelimatullah ülküsüyle yetiştirilmiş, Türk Milleti’nin en büyük eseri olan Osmanlı Cihan Devletini yönetmişlerdir. Hemen hepsinin yüksek bir kültüre sahip oldukları, güzel sanatlarla meşgul oldukları bilinen bir husustur. Bir çoğu şair olan Osmanlı Sultanlarının şiirlerinde peygamber sevgisi son derece belirgindir. Kutlu Doğum sebebiyle bunlardan bazı örnekler sunmak istiyorum.
 
               KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN
 

         MUHİBBÎ mahlasını kullanan Cihan Padişahı Kanunî Sultan Süleyman Han’ın peygamber sevgisini göstermek üzere divanından bazı beyitler sunalım:

 

“Nûr-ı âlemsin bugün hem dahi mahbûb-ı Hüdâ

Eyleme âşıkların bir lahza kapundan cüdâ

 

Gitmesün nâm-ı şerîfün bu dilimden dem-be-dem

Derdlü gönlüme devâdur cân bulur andan safâ

 

Umaram her bir adun başka şefâat eyleye

Ahmed ü Mahmûd Ebü’l-Kâsım Muhammed Mustafâ”

 

“Hüdâ’nun hem kulısun hem habîbi

 Şefâatten unutma ben garîbi

 

Muhibbî’yi kapından etme mahrûm

Hüdânun hem kulısun  hem habîbi.”

 
       Dünyadaki hükümdarların protokolde ancak sadrazamı ile görüşebildiği cihan padişahı Kanunî, o yüce paygambere: "Şefâatten unutma ben garîbi" hitâb edecek ölçüde hakikî bir mü'min tavrı göstermektedir. Bunu hayatıyla da ispatlamıştır. İlâi Kelimatullah yolunda çıktığı son seferinde Hakk'a yürümüştür.
 
        II. MUSTAFA HAN
 
 İkbâl ve Meftûnî mahlâsını kullanmıştır.
 

Dil-i şeydâyı söyletsen Resûlullah’a âşıktır

Firâk u hecr ile dâim derûn-i bağrı yanıktır.

Hilâf olmaz bu da’vâdan Hudâ billâhi tanıktır

Şefâat eyle sultânım, kulun İkbâl’e yazıktır.”

(Dilkeşhaveran makamında ilâhi olarak bestelenmiştir.)

 Dâim salât olsun sana

Yâ rahmeten lil’âlemin

Hâlim benim her dem bükâ

Yâ rahmeten lil’âlemin

 

Kâfir cenge diler bizi

Çöpten sakınmazız gözü

Rahm eyleyüb kayır bizi

Yâ rahmeten lil’âlemin

 

Bizde libâsı eşrefin

Hem sancağ-ı pür-enverin

İslâma eyle himmetin

Yâ rahmeten lil’âlemin

 

Mesrûr ola hep ümmetin

Mağbun ola din düşmenin

İçür şerâb-ı kevserin

Yâ rahmeten lil’âlemin

 

Râhat harâm oldu bana

Tâ irişince nusreta

Cânım fedâ olsun sana

Yâ rahmeten lil’âlemin

 

Meftûnî ahkar bendene

Lutf et garib efgendene

Yapışmışım dâmânına

 Yâ rahmeten lil’âlemin"

 

(Çargâh makamında ilâhi olarak bestelenmiştir.)

Şimdilik bunlarla yetinerek hepsine rahmetler sunalım.
 
     Mevlid Kandilinizi kutlar, Cenâb-ı Hak'dan bizleri yüce efendimizin şefâatına mazhar kılmasını  niyaz ederim.
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 16.05.2009 Saat 14:16
 
        İDRİS SABİH BEY'İN YÜREK YANGINI
 

           Üstteki yazıda  Peygamber Efendimiz’e hitâben yazdığı duygulu şiirini sunduğumuz Medine Müdafaasını yapan Seferî Kuvvetlerin Kurmay subayı, mülâzım İdris Sabih Bey’in  hayatı hakkında bir mâlûmatımız yoktu. İdris Sabih Bey hakkında yeni bilgiler edindik.

 
   “Tayyar Bey’in iki oğlundan küçüğü liseyi, büyüğü Hukuk fakültesini bitirmek üzereydi. 1. Dünya Savaşında seferberlik ilân edilmişti. Bıçak kemiğe dayanmıştı; tahsil bile düşünelecek şey değildi. İkisi birden koştular cepheye… Küçük oğul Ahmet Tevfik Çanakkale cephesinde zâbit vekili, ağabeyi İdris Sabih ise Hicaz Kuvve-i Seferiye Kumandanlığı kurmay karargâhında yedek subay oldu.”[1]

 

ŞEHİT KARDEŞE AĞIT

 

Yukarıda duygulu şiirini yayınladığımız İdris Sabih Bey, şâirlik yeteneği yüksek bir kahraman. Küçük biraderi Ahmet Tevfik, Çanakkale cephesinde bıyığı yeni terlemeye başlayan bir delikanlı olarak kutsal vatanî  görevindedir.  14 Temmuz 1915 tarihinde Ramazan’ın son günleri, bayrama yakın günlerdir…Ahmet Tevfik şehîd olmuştur. İdris Sabih’e cephede yaşadığı bayram daha bir acılı gelmiştir. Yüreğinin yangını alevden mısralar halinde dökülür kağıda…İşte o şiir.

 

       KARDEŞİME

 
O kadar yandı mı bağrın, ey çocuk!

Ecelin sunduğu şarabı içtin.

Sırayı saygıyı unuttun çabuk,

Sebep ne, ağandan ileri geçtin?

 

O kadar yandı mı bağrın, ey çocuk,

Ecelin sunduğu şarabı içtin.

Sırayı saygıyı unuttun çabuk,

Sebep ne, ağandan ileri geçtin?

 

Yirmi üç baharı kavuran ateş

Güllerin kalbini dağlasa çok mu?

Bir damla şebneme susadı güneş,

Sümbüller sararsa hakları yok mu?

 

Yurduna son damla kanını verdin,

Ah cömert kardeşim, sana pek yazık!

El fitre verdi, sen canını verdin,

Ne acı bir şeker bayramı yaptık.

 

Yad eller dağıttı halka gülsuyu,

Yok sana göz yaşı dökecek anan!

Kardeşim, üzülme, müsterih uyu,

Ne mutlu, gülüyor zavallı vatan!

 

Bir çile ipekten yumuşak sînen,

Serhaddi tuttu, sarp balkanlar gibi

Kaşından daha çok bıyığın yokken,

Döğüştün yeleli aslanlar gibi!..

 

Ne beyaz bir mermer, ne biraz yaldız;

Nerede yaptığın o altın destan?!

Sürekli alkıştan utanan adsız,

Koca şehnâmene konmamış imzan!

 

Ne kadar aradım senin kabrini,

Yoktur diye boynunu büktü her çiçek.

Yanıldım kardeşim, bağışla beni,

Sen, arzdan semâya naklettin gerçek!

 

                                      İdris Sabih Bey



[1] Buradaki bilgiler, Prof .Dr. Nazım Hikmet Polat’ın bir makalesinden alınmıştır. N. H. Polat’ın İdris Sabih hakkındaki ayrıntılı çalışmasının yayınlanmak üzere olduğunu öğrendim. Eser elimize geçince daha kapsamlı bilgi sunmak isteriz.(H.Duran).



Düzenleyen Hakkı Duran - 16.05.2009 Saat 14:19
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2012 Saat 00:31
 

ŞEYTANIN İĞVÂSI MI, BİLE BİLE LÂDES Mİ?

 “Gubâr-ı payine almam cihânı Yâ Resûlallah,
   Değişmem muyine heft âsumanı Yâ Resûlallah
   Duyunca makdem-i teşrifin sulb-i pâkinden Âdem
   Değişti habbeye bağ-ı cinanı Yâ Resûlallah.”        
Ebû Bekir Kânî Efendi (1712-1791)

 

         Açıklaması:
 
[Ayağının tozuna cihânı verseler, almam Yâ Resûlallah,
Saçının bir telini, yedi kat göğe değişmem Yâ Resûlallah.
Senin kendi tertemiz sulbünden geleceğini duyunca Hz. Âdem,
Bir buğday tanesine, cennetleri değişti Yâ Resûlallah.]
 

                Kânî’nin bu güzel şiirini bestekâr  İzzettin Hümâyi Elçioğlu (1876-1950), Şehnâz makâmında ve tevşih formunda bestelemiştir. İcrâ edilmiş bir örneğine şu linkten ulaşabilirsiniz:

   http://www.youtube.com/watch?v=mkJDXl8lsTU

 
 
 
           Mevlid Kandilinizi kutlar, Cenâb-ı Hak'dan bizleri adı güzel kendi güzel Muhammed'in şefâatına nâil olanlardan eylemesini niyaz ederim.


Düzenleyen Hakkı Duran - 04.02.2012 Saat 14:02
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.02.2012 Saat 14:28
 
Aynı mealde bir başka dörtlük:
 
 ŞEYTANIN İĞVÂSI MI, BİLE BİLE LÂDES Mİ?

                          "Bildiği çün sûlb-i pâkinden zuhûrun yâ Rasûl

                           Etmedi "Lâ tekrabâ!" nehyinden Âdem ictinab

                           Değil iğvâ-i şeytan, kandıran Âdem'le Havvâ'yı 

                           Bu bir esrar-ı Hak'la şîve-i teşrif-i Ahmed'dir."

 
              Son elçinin kendi soyundan geleceğini bildiği içindir ki Adem 'yaklaşma' yasağından kaçınmadı. Adem'le Havva'yı kandıran, yoldan çıkaran gerçekte şeytanın fısıltıları olmayıp aksine bu olgu hakikatte sırf Ahmed'in bu âlemi onurlandırması yüzüsuyu hürmetine Varlık'ın insanın özünde harekete geçen işvelerinin/cilvelerinin bir eseridir." (D.Cündioğlu, Y.Şafak, 2009).
 
               Kime ait olduğunu bilmediğimiz bu dörtlüğün üçüncü dizesinde şair, sorunun cevabını vermiş.
 
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.03.2012 Saat 12:39
 
                 FAHRETTİN PAŞA GÜNDEME GELDİ
             
           Üstteki yazıya 21.03.2008 tarihinde bir ekleme yapmış ve şu temennide bulunmuşuz:
          "Fahrettin Paşa, yüksek îmânı, cesareti, Peygamber sevgisi, Türklük şuuru ile örnek bir kumandandır. Atatürk'ün de değer verdiği bir şahsiyettir. Darbecilik peşinde koşan, Türk Milleti'nin millî değerleri ve dinî inançlarıyla kavgalı bazı paşaların onun mücadelesini iyi inceleyerek ne kadar hatâlı bir yolda olduklarını anlamalarını dileriz.".

          Tam tamına dört yıl sonra 24.03 2012'de bu temennimiz bir ölçüde gerçekleşmiş sanki. Medyadaki haberler şu şekilde:




                 BAŞBAKAN ERDOĞAN HARP AKADEMİLERİNDE SUBAYLARA HİTAP ETTİ

           24.03.2012 günü Harp Akademileri'nde 800 subaya hitap eden Başbakan Recep Tayip Erdoğan, "Türkiye neden Afganistan'da eleştirilerine Medine'yi İngilizlere karşı savunan Fahrettin Paşa'yı örnek gösterdi.

                Erdoğan şunları söyledi: “Fahrettin Paşa, Medine'de açlıkla boğuşan askerlerine çekirge yedirdi; ancak bugün Türkiye kendi uydusunu üretir konuma geldi. Harp Akademisi'nin komutanlığını yapan Orgeneral Ali Fuat Erden, Fahrettin Paşa ile ilgili, "Bir çeşit Harbiyelilerin destanıdır. Hiçbir Harbiyeli bunu göğsü kabarmadan okuyamaz" demiştir. Nerede bir hadise varsa Türk de orada hazırdır. ‘Afganistan'da Türk askerinin ne işi var?’ demek tarih bilmezliktir. 35 farklı ülkede şehitliğimiz var. Harp Akademileri'nde 1000 yabancı öğrenci eğitim gördü. Hiçbirinin ülkesinde subaylara, "Türkiye'de ne işiniz vardı?" denildiğini zannetmiyorum"

……………………

              24 Eylül 1921'de Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'ya gelen Fahrettin Paşa yaklaşık altı yıl sonra döndüğü memleketinde hak ettiği saygıyı gördü. Ankara'da buluştuğu Mustafa Kemal Paşa kendisi için ''Fahrettin Paşa, daha sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran kumandandır...'' demiştir.

                 Türkiye demokrasiyle büyür, kalkınır. Demokrasi, laiklik, hukuk, sosyal devlet bu dört ilke birbirinden bağımsız değildir, at başı gider. Demokrasideki kesintiler, Türkiye'ye ağır faturalar ödetti.".

         Sonuç olarak;

-Başbakan Erdoğan’ın basın yayın organlarında yer alan  konuşmasından özetle aktardığımız  görüşlere katılmamak mümkün değildir.

- ‘Çöl Kaplanı’ lakaplı Fahrettin Paşa gibi kahramanların Türk subaylarına örnek oluşturması son derece isabetlidir.

-Başbakan Erdoğan’ın Fahrettin Paşa’dan bahsetmesi, konuyu medyanın gündemine oturtmuştur. Geniş kitleler bu kahramanın mücadelesinden bir nebze haberdar olmuştur. (Darısı tarihimizdeki binlerce kahramanın başına..)

-Darbeci geleneğin Türk milleti için ne denli zararlı ve olumsuz sonuçlar doğurduğu aşikardır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bunun en yakın misalleridir. Türk ordusu demokrasi ile yönetilen, kalkınmış, güçlü ve mutlu Türkiye istikbaline kilitlenmelidir.


 
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek