2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Hakkı DURAN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - ATATÜRK ÇANKIRI'DA
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumATATÜRK ÇANKIRI'DA

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: ATATÜRK ÇANKIRI'DA
    Gönderim Zamanı: 22.08.2009 Saat 13:42
 Ahmet Talât ONAY'ın Kaleminden
 
     

                               ATATÜRK ÇANKIRI’DA

 
 
           “Seçmenlerimizle görüşmek üzere  köylerde dolaşıyorduk. Şimdi ilçe olan Şabanözü’nün Sarıküt, yeni adı Meşelik olan alevî köyünde 21 Ağustos 1925 gecesi, mebus rahmetli Ziya ve Rifat Beylerle köyün baba’sı olan Kâzım Hoca’nın[1] odasında sazlı sözlü, “âyin-i cem”den sonra henüz uykuya dalmıştık, uyandırdılar. Bir jandarma eri, nahiye müdürünün vali Cemil Bey’den[2] telakki ettiği emrini bildirdi. Atatürk ertesi günü Çankırı’ya şeref vereceklermiş, bizim hemen dönmemiz lâzımmış. Bir kılavuz alarak zifiri karanlıkta dağ tepe aşarak nahiye merkezine geldik. Vali ile görüşmek mümkün olmadı. Çaresiz sabahı karakolda ettik. Meğer Atatürk 23 Ağustos günü Çankırı’dan Kastamonu’ya geçecekmiş, dönüşte misafirimiz olacakmış.  Şifre hallindeki hata bizi tedirgin etmiş.
 

             Güneş doğarken şehre döndük, bir komisyon topladık. Nerede misafir edileceğini, neler ikram edileceğini kararlaştırdık. Öğle yemeği Ertuğrul İlkokulunda verilecek, dönüşlerinde ortaokulda misafir edilecekti.

 
            Keklik, üveyk, karatavuk vurmaları için avcılar çıkarıldı. Meşhur Çankırı kadayıfı yaptırıldı. Mektebin bir odası, Kuşçubaşının gelini hanım tarafından gelin odası gibi süslendi; hattâ karyola “Abdülhamit” markalı idi.
 

            23 Ağustos 1925 günü mebus Ziya, Rifat, müdde-i umumî Şevket Beyler ve müftü Atâ Efendi ile Belediye Reisi Cemal Efendi,  Vali Cemil Bey’in refakatinde on saatlik mesafedeki Çandır hanı’na gidildi. Bindiğimiz tenekeden iki Ford otomobili idi.

 
            Burada Gazi otomobilinden indiler. Sırtında gri renkli keten kostüm, başlarında çok yumuşak hasır panama şapka vardı. Şapkayı çıkararak elimizi sıkarken vali isimlerimizi söylüyordu. Müftü efendiyi “Halk partisi reisi” diye takdim edince mânalı bir tebessümle:

            -Hem müftü, hem parti reisi nasıl olur? buyurdular.

 
            Bu söz rahmetli müftünün siyasî hayatına son vermişti. Halbuki müftü efendi ittihatçı, koyu Türkçü, üç lisanda şiir yazan, medrese  ilimlerinde mütebahhir, “fünun-i şetta”da salâhiyetli, soyca zeki bir zattı.
 

            Gazi’nin arabasında Nuri Conker vardı. Fuat Bulca, başkâtip Tevfik, seryaver Rusuhi ve diğer yaver Muzaffer, muhafız taburu kumandanı İsmail Hakkı, polis müdürü Dilaver Beylerle maiyet memurlarının bindikleri arabalar bu sırada gelmişlerdi.

             Gazi yarı ciddî:

            -Hani sizin şapkanız? buyurdular.

            Hep şaşırmıştık. Ben:

            -Şapkayla teşrif buyuracağınızı bilseydik, biz de birer tane tedarik ederdik, dedim.

            Güldü, dönüşte şapkalı görmek istediğini söyledi.

            Çandırlılar ayran ikram ettiler. Meşhur Ömer Ağa’yı sordu. Köye adam koşturuldu. Gelinceye kadar köylülerle konuştu.

            Ömer Ağa, sağ elini kalbi üzerine koyarak selâmladı ve Gazi’nin eline sarıldı. Gazi gülerek:

            - Nasıl yine mebusları hapsediyor musun? lâtifesinde bulundular.[3]

             Ömer Ağa, mahcup, bir yanlışlık olduğunu, mebus sözünü mahbus anladığını ve olayı hikâye etti. Gazi gülerek ağanın yanağını öptü.

              “Derimize saman doldururlar mı?” sualine Ağa:

              -Lâyık olanların doldurulur, cevabını verdi.

              Ömer Ağa, altı yüz yıldan beri ocağı yanan bir hanedanın son çocuğu, gün görmüş, “mîr-i kelâm”, misafir-sever, sözü tutulur, iyi düşünür, Türkçü bir köy ihtiyarı idi.

                                          ***

                Beraberimize operatör doktor Rifat’ı, Kâmil Beyi de alarak Kastamonu’ya gidiyorduk. Yolda köylüler tezahürlerde bulunuyorlardı.

                Ilgaz dağının doruğundaki karakolda Kastamonu heyeti ile karşılaştık.

                Kastamonu’da istikbal pek parlak oldu. Gece konaklarının önünde şenlikler yapan delikanlıların oyun iktizası attıkları silâhları mene çalışan Ankara ve Kastamonu polislerini azarlayan Gazi’nin kalabalığa karıştığı görüldü.

                İki gün sonra İnebolu’ya gittiler. Bize dönmemizi emir buyurdular. İnebolu’da halka “Efendiler! Buna şapka derler, medeni serpuş budur, bundan sonra serpuşumuz bu olacaktır” mealindeki nutkunu verdiler.

                                      ***

                 Bir gece Çankırı’da kalacağı anlaşılınca, teklifim üzerine tenekeci İsmail Ustaya bir banyo tenekesi yaptırdık. Hastanenin büyük semaverini getirterek yanına bir kazan soğuk su koyduk. Bir banyo dairesi vücuda getirilmişti. Vali Bey, tenekeyi boyatmış, boya kurumadığı için sildirmiş, fakat kokusu tamamen giderilememişti. Derme-çatma bir banyomuz olduğunu söyledim. Çok sevindi. Bir taraftan soyunuyor, semavere, kazana bakıp bakıp gülüyordu.

               -Nuri, banyo var, ben gireceğim diyerek girdiler.

                Sonra hep yıkandılar.

 
                                      ***

             …….Neden sonra inkılâptan söz açıldı. Bahis şapkaya, medeni kıyafete intikal etti.

              -Hani sizin smokininiz? diye sordu.

              Beraberindekiler hep smokin giymişlerdi. Çankırılılar bu elbiseyi bilmiyorlardı. Ben vaktiyle İzmir’de görmüş fakat giymemiştim. Biz mebuslar jaketatay giymiştik.

 
               Rahmetli belediye reisi Cemal atıldı. Açık renkli elbisesini göstererek ilk defa şerefine giydiğini söyledi. Halbuki giyildiği ütüsüzlüğünden, yakasındaki lekelerden belli idi.

                -Efendi, böyle ziyafetlere açık renk elbiseyle gelinmez, gelmek medeni insanlara yakışmaz, diye azarladı ve bana dönerek niçin smokin giymediğimi sordu:

 
             -Çankırı’ya bir gece şeref vereceğinizi geç haber aldık. Smokin yaptırmak imkânını bulamadık. Siyah olduğu için jaketatayla geldik. Bu kadar kabalığımızı hoş göreceğinizi umarım, dedim.

               Güldü ve hiddeti geçti:

               - Mazursunuz, buyurdu.

               Fakat Cemal’e bir daha hitap ve iltifatta bulunmadı.”



[1] Bizim alevî köylerinde medreseden icazetli imam, vâiz, fakih kimseler de bulunurdu.

[2] 6.04.1925-11.10.1925 arası Çankırı Valisi  M. Cemil Bey (Berkmen)

[3] Bu olayın mahiyetini daha sonra okuyucularımıza sunacağız (Hakkı Duran).

 

 



Düzenleyen Hakkı Duran - 23.08.2009 Saat 13:31
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 25.08.2009 Saat 17:26
        
                          TÜRK DİLİ'NİN AÇIKLAMASI
 
           Ahmet Talât Onay, bu yazıyı üyesi olduğu Türk Dil Kurumu'na Türk Dili dergisinde yayınlanmak üzere vefatından önce vermiş, maalesef yayınlandığını görememiştir. Dergi yöneticileri yazıyı Kasım sayısına koymayı düşünmüşler, ancak Onay 22 Eylûl 1956 günü ebedî âleme göçmüştür. Yazının başına konan açıklama şöyledir:
 
        "Eylül ayı içinde ölen eski Çankırı milletvekili Talât Onay, Türk Dil Kurumu'nun en eski, en bağlı üyelerindendi. Ölümünden önce bize büyük Önder'in Çankırı'ya bir yolculuğunu analatan bir yazı vermişti. Kasım sayısına koymak üzere sakladığımız bu uzunca yazının okurlarımıza birkaç yerini sunuyoruz. Talât Onay anılarını söylüyor.
         Aramızda ayrıldı gitti, kendi de artık zaman zaman içimize üzünçle doğacak bir anı oldu. Yazısından aldığımız parçaların diline dokunmamayı daha doğru bulduk." T. D.
 
         Yazıdan anlaşıldığına göre, Çankırı milletvekilleri Ahmet Talât(Onay), Mehmet Rifat(Ünür) ve Yusuf Ziya(İsfendiyaroğlu) seçmenlerini ziyaret maksadıyla o zaman Şabanözü nahiyesine bağlı Sarıküt(yeni adı Meşeli) köyünde bulunmaktadırlar. Bu köyde bir cem törenine katılmış olmaları dikkat çekicidir. Atatürk'ün geliş haberini alınca zor şartlarda apar topar Çankırı'ya ulaşmışlardır. Haberleşme ve ulaşım imkânlarının ne denli kısıtlı olduğu açıkça hissedilmektedir. Meşeli Köyü, daha sonra Ankara'nın Çubuk İlçesi'ne bağlanmıştır.


Düzenleyen Hakkı Duran - 25.08.2009 Saat 18:21
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 31.08.2009 Saat 19:10
                
                      ÇANDIRLI ÖMER AĞA
 
 
        Üstteki yazısında Ahmet Talât Bey'in "Çandırlılar ayran ikram ettiler. Meşhur Ömer Ağa’yı sordu. Köye adam koşturuldu. Gelinceye kadar köylülerle konuştu.

            Ömer Ağa, sağ elini kalbi üzerine koyarak selâmladı ve Gazi’nin eline sarıldı. Gazi gülerek:

            - Nasıl yine mebusları hapsediyor musun? lâtifesinde bulundular.

             Ömer Ağa, mahcup, bir yanlışlık olduğunu, mebus sözünü mahbus anladığını ve olayı hikâye etti. Gazi gülerek ağanın yanağını öptü.

              “Derimize saman doldururlar mı?” sualine Ağa:

              -Lâyık olanların doldurulur, cevabını verdi.

              Ömer Ağa, altı yüz yıldan beri ocağı yanan bir hanedanın son çocuğu, gün görmüş, “mîr-i kelâm”, misafir-sever, sözü tutulur, iyi düşünür, Türkçü bir köy ihtiyarı idi." şeklinde kendisinden bahsettiği Çandırlı Ömer Ağa hakkında gazeteci, yazar İsmail Yağcı'nın yazmış olduğu bir makaleyi sunmak istiyorum.

 

          " Çandırlı Ömer Ağa-1

        Sene 1921. Ankarada millet meclisi açılalı, bir sene olmamış bile. Yurdun bir çok bölgesini, Avrupanın sömürgeci devletleri işgal etmiş. On senedir bir çok cephede savaş vermiş Türk ordusu yorgun, silah ve cephane yok. Köylünün, kentlinin elinde avucunda giyecek ve yiyecek yok denecek gibi.

        Türk ocakları umumi reisi Hamdullah Suphi ile beraber bir kaç mebus yani millet vekili, at arabası ile Kastamonu taraflarına bir iş gezisine çıkarlar. Araba Ilgaz dağlarına doğru tırmanırken, yolun sonunda çok uzaklarda ölgün bir ışık görünmüştü. Arabacı arkasına dönmeden:
   - Çandır gözüktü bey. Aha önümüzde.
  Yine devam etti:
  - Şindi Dünbelek yokuşunu çıkıyoruz.

    Gece hayli ilerlemişti. Bir saat kadar sonra köye varmıştık. Bu dağ köyünde geceleyecektik. Arabada asılı fenerin ışığını görmüş olmalılar ki, yol kenarında beyaz donlu iki adam belirdi. Hemen arabacıya yaklaşarak; kulağına bir şeyler söylediler. Arabacı başını salladı. Ve atları kamçıladı.

  Biraz sonra bir yaz odasının önünde arabamız durdu. Evin bu odası, sanki bir uçurumun kenarında gibi idi. Odanın üst tarafından, parmaklıklardan eğilen bir ihtiyar aceleyle arabacımıza seslendi.
   - Mahpuslar zincirli ise camiye kapatalım. Kapısı sağlamdır. Kaçamazlar dedikten sonra arkasına dönerek ev halkına da 'Mahpuslar gelmiş' haberini verdi. Garibim, Meb'usu mahpus anlamıştı.

   Hamdullah Suphi, üç arkadaşı ile yukarıya çıktılar. Dışarda şiddetli bir ayaz vardı. Odanın açık kapısından buyur ettiler. Ocakta çıtırdayarak yanan odunların görüntüsü bile insanın içini ısıtıyordu.

   Misafirlerin yanına gelen aynı ihtiyar 'Çocuklar yanlış anlamışlar. Kusura kalmayın' diye özür diledi.

   Odaya çıkılan ahşap merdivenden, bir bir, köylüler çıkmaya ve hoş geldin demeye başladılar. Ev sahibi yer gösterdi. Onlar da biz de oturduk.

   Yolcuların Ankara'dan geldikleri duyulunca odaya bir heyecan yayıldı. Ama kimse konuşmuyordu. Heyet başkanı Hamdullah Suphi lafı açmış olmak için:
  - Baba nasılsınız? Köyde ne var ne yok, diye ev sahibi ihtiyarı şöyle bir yokladı.

   İhtiyar gayet rahat ve heyecansız:
   - Beyim köyde ne olur. Asıl haber sizlerde. İşler nasıl gidiyor oralarda. Sizler bilirsiniz dedi.
   - Çalışıyoruz. İşler iyi gidiyor.
   İhtiyar sesini perdesini iyice yükselterek:
  - Neye çalışıyorsunuz deyiverin de biz de bilelim, dedi.
  - Memleketin kurtulmasına çalışıyoruz. Neye çalışacağız?
   - Beyim eyi çalışmıyorsunuz. Hoş çalışsanız da neye yarar.
Misafir sordu:
  - Ağa senin adın nedir?
  - Ömer.
   - Peki baba sen memnun değilsin anlaşılan. Bizden ne istiyorsun onu söyle?
   - Bey bey! Hepinizin orada yaptığı iş DAMGACILIK. Başka bir iş değil!
  - Baba damgacılık nedir ki?
  - Siz başınıza bir adam geçirirsiniz. O söyler siz mühürü basarsınız. Bu damgacılık değil de nedir.

   Doğrusu misafir milletvekilleri pek utanıvermişti. Başlarını önlerine eğdiler. Ömer ağa sessizliği bozmak için tekrar konuşmaya başladı:
  - Çankırı mebusları, Kastamonu mebusları orada ne yapıyorlar. Bizim Tevfik efendi ne yapıyor? Gerçi onun MENGENESİNDE BİR BATMAN YAĞ VARDIR. FIRIL FIRIL SAĞA DA DÖNER SOLA DA...

  Ömer ağa çaktırmadan misafirlerinden hesap sormaya geçmişti. Heyet başkanı:
  - Baba, anlaşılan siz bizden hiç memnun değilsiniz. Bize güvenmiyorsunuz. İstersen Ankara'ya döndüğümde büyüklerimize söyleyeyim. Seni Mebus çıkarsınlar, dedi. Ömer ağa:
  - Tabii ya. Mebus deveciden, çiftciden, rençberden çıkmalı. Bey bey Sen köylünün derdini bilir misin?

      Bunu söyledikten sonra ihtiyarın buruşuk yüzüne bir tebessüm yayıldı. Elini uzatarak başkanın dizini okşayıp tekrar:


   - Hayır oğlum hayır şaka ettim. Bazı şeyler vardır sen bilirsin ben bilmem. Bazılarını da ben bilirim sen bilmezsin. Senin bildiklerini ben öğrenemem. Amma benim bildiklerimi sen kolayca öğrenebilirsin. Bir de sizler başka devletlerle de konuşursunuz. Bizim ona aklımız ermez. Evlat sen yine mebus ol ammaaaa, çalış TOHUM SAÇANIN DERDİNİ ÖĞREN, dedi. Ömer ağa son kelimeleri çok şefkatli bir sesle söylemişti."

 

Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2010 Saat 15:54

                  ÇANDIRLI ÖMER AĞA - 2

 
            "Bundan önceki bölümde, Ömer Ağa'nın yaşadığı Çandır köyüne yolları düşen dört millet vekili, köyün tek misafir odasına buyur edilirler. Çarıklı erkân-ı harp olan Ömer Ağa, yavaştan yavaştan, misafirlerini yoklamaya başlamıştır.

            Ankara'daki durumları sorar. Hafiften sitem eder. Daha iyi çalışılması icab ettiğini ima eder. Milletvekillerinin şahsi kararlarını daha dikkatli vermelerini, hık deyici olmamalarını haykırıverir.

             Bu suçlamaları haklı bulan Hamdullah Suphi, gözlerini odada gezdirir. Bir ara tavanda asılı isli fenere gözü gider. Bunu fark eden Ömer Ağa, 'Beyim o fener bu gün iyi yanmıyor. Her gün böyle değildir. Ama kusura bakmayın. Bu bizim misafir kandilimizdir. Odamız bir yar başına yapıldığı için dört saatlik yoldan bu ışık görünür. Yolcuya yol tarif eder. Cihan harbi sırasında, köyümüzde bundan başka lamba yakılmadı. Bu yapıyı dedelerimiz, misafirler için yapmışlar. ÜÇYÜZ, DÖRTYÜZ senedir bu ışık hiç sönmedi. Köyde her ışık söner amma bu nasiplidir. Hiç sönmedi.' dedi.

           Ömer Ağa'nın başındaki sarık o kadar eskimişti ki, ocakta yanan odunların hasıl ettiği sıcaktan, sarığın lif lif olmuş dokumaları havada uçuşuyordu. Ömer Ağa başını eğdi. Derin derin düşünür gibiydi. Birden başını dikip; 'Beylerim heybe akıllı değil, Torba akıllı olun' dedi. Hoppala. Ömer Ağa misafirlerini bir şaşkınlık tepesinden alıp ötekine savuruyordu.

          Ne demekti torba akıllı. Ne demekti Heybe akıllı. Hamdullah Suphi çekinerek de olsa sordu: 'Ömer Ağa bu ne demek' Ömer ağa başını dikerek 'Yani ki heybe gibi iki tarafa bölünmeyin. Torba gibi tek olun. Toplanın, birlik olun. Şimdi anladın mı bey?' dedi.

             - Baba burada Türkten başka millet var mıdır, diye misafir sordu. Zira o sıralar Hamdullah Suphi Türk Ocakları Umumi Reisi (genel başkanı) idi. Ne hikmetse Türkleri arıyordu...

             Ömer Ağa sorudan rahatsız olmuş gibi idi. Sesi dikleşti  'Başka milleti ne arıyorsun. Bizler bile burada ALACA TÜRK olduk. Hangi millet yok ki'

       - Baba köyünüz burada çok eski midir?
       - Buraya ne zaman geldiğimizi ben değil, bütün kavuştuğum ihtiyarlar da bilemezdi. Soyumuz, Altın Dağ'dan kalkıp gelmiş derler. Vaktiyle buraya gelmişler. Bizler eski Türkleriz. Mütarekede buraya bir İngiliz paşası geldi. Bizlere; 'Biz Sultanla barış görüş olduk. Biz ne söylersek bizi dinleyeceksiniz.' dedi. Aha şu gördüğün köylüler hep şahittir. Yanında tercüman bir karaoğlan vardı. Ermeni. Elimi uzatarak karaoğlana dedim ki; Paşaya söyle, biz eski Türkleriz, inat Türkleriz. Yedi kişi bile kalsak onun eteğinin altına başımızı sokmayız. İngiliz bir şey diyemedi. Çekip gitti.'

          Ömer Ağa mebuslara dönerek 'Ankaraya gitsem Kemal Paşa'nın yanına girebilir miyim?' diye sordu.

          - Elbette girebilirsin. Herkes giriyor. Mutlak seni yanına çağırır ve dinler.

          Ömer Ağa muzip muzip başını kaşıdı. Yırtık sarığını düzeltti. Dizi üstüne doğruldu. Ve:
          - Ben bir defa hükümete girdim. Bir saat beni kapıda beklettiler. İçeriye almadılar.

             Dedikten sonra odada oturanlardan birini eliyle gösterip; 'Bu bırakmaz ki diyeceklerimi hep diyeyim size.' dedi. Hamdullah Suphi; 'Baba biz yabancı değiliz. Çekinme söyleyeceklerini söyle. O genç senin neyin olur?' deyince:

          - Bey, o benim oğlumdur. Baba hükümetle iyi geçin diyor. Ben de hakikati saklayan şeytandır. Ben derdimi devletime yanamazsam kime yanarım?'
diyorum."[1]



[1] Gazeteci İsmail Yağcı’nın  Çandırlı Ömer Ağa hakkındaki yazısının ikinci bölümünü üstte sunmuştuk. Atatürk’ün Çankırı’ya geliş yıldönümü vesilesiyle ilk bölümünü de yayınlıyoruz. Sayın İsmail Yağcı’ya teşekkürlerimizle (H.Duran)

 
        
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 29.10.2010 Saat 00:40

 

               BİR FOTOĞRAF: ATATÜRK, ÇANKIRI DÖNÜŞÜ KALECİK'DE

 
 
     Fotoğrafın alt kısmına elyazısı ile 1.9.1925 tarihi kaydedilmiş. Fotoğraftaki karşılamanın Kastamonu-Çankırı seyahati dönüşü olduğu anlaşılıyor. (Hakkı Duran)
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2011 Saat 05:56
 
BAŞKA BİR FOTOĞRAF: ATATÜRK, ÇANKIRI DÖNÜŞÜ ÇUBUK'DA
 
 
         
 
               -Atatürk, 1 Eylül 1925 günü Çubuk'da-
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 21.08.2013 Saat 15:15
                       
                            BASINDA KASTAMONU SEYAHATİ

           GAZİ’NİN ŞEHRİMİZE SEYAHATLERİ HAKKINDA AJANSIN TELGRAFLARI

            Ankara:23 (A.A.) Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri bir heyet-i murahhasa göndererek teşriflerini istirham eden Kastamonu halkının davetine icabetle bu sabah saat altıda şehr-i mezkûre hareket buyurmuşlardır.

                Gazi Paşa Hazretleriyle  Rize mebusu Fuad, Kütahya mebusu Nuri Beylerle Başkâtibi Tevfik, Seryâver Rusuhî, Yaver Muzaffer, Muhafız Kıtaatı Kumandanı İsmail Hakkı, Kalem-i Mahsusdan Lütfi Beyler refakat etmektedirler. Reisicumhur Hazretleri, Kalecik’e uğradıktan sonra öğle yemeğini Çankırı’da yiyecekler ve akşam üzeri Kastamonu’ya muvasalat buyuracaklardır.

 


Hakkı DURAN
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek