2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - büyük cami
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli Forumbüyük cami

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
mavilli184 Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 06.03.2006
Şehir: çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 1
Mesajın Direkt Linki Konu: büyük cami
    Gönderim Zamanı: 10.03.2006 Saat 20:30
büyük cami ve taşmescit ile ilgili ayrıntılı bilgi verirseniz sevinirimüniversitede ödev için
Yukarı Dön
HALLAC Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 03.01.2006
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 48
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 13.03.2006 Saat 06:45

BİR MİMARÎ ESERİMİZ

BÜYÜK / ULU CAMİİ

(SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ)

YAZAN: Sadık SOFTA (Öğretmen)

 

Camii, Çankırı’nın Camii Kebir Mahallesi’nde, kentin en gösterişli yerine, yüksekçe bir noktasına, Selçuklular zamanında yapılmış bir mescidin yıkılması üzerine, Osmanlılar devrinde, Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. (Yurdanur Gürsey). İnşası 37 yıl süren camiinin yapımına 1522 yılında, Kanuni’nin Bağdat Seferine giderken yapımını emretmesi üzerine başlandığı bilinmektedir. (A. Talat Onay). Son cemaat yerinden girildiğinde, iç kapının üzerinde, iki parçadan ibaret olan taş üzerinde şu kitabe vardır:

Buyurdu yapmağa isna yılında

Bunu Sultan Süleyman tali-ül hayır

Münadi görecek hayrile hatmin

Dedi tarihi ya cămi-ül hayır

(0,50 x 1,50 yazı sülüs)

 

  Bu kitabe căminin esas kitabesidir ve inţasýnın bitiminde Çankırılı Şair Münadi tarafından yazılan tarihtir. Bundan 966 Hicri ve 1558 Miladî yılında, yani Kanuni Sultan Süleyman devrinde inşâ olduğu anlaşılmakta olup, kitabenin mealinden Kanuni’nin hükümdar olduktan iki yıl sonra căminin yapılmasını emrettiği anlaşılıyor. Kanuni Süleyman 927 hicri yılında Sultan (Padişah) olduğu, 929 hicri yılında yapılmasını emrettiği ve 966 yılında inşa kitabesi konulduğuna göre binanın 37 yıl gibi uzun bir müddet içinde tamamlandığı meydana çıkar. (A. Talat Onay- Ahmet Gökoğlu)

Cami, aynı zamanda Sinan Dönemi yapılarından olup, Mimar Sinan’ın kalfalarından Sadık Kalfa Tarafından yapılmıştır. Dörtgen planlı ve tek kubbeli cămilerden, ortada bir büyük; bunun dört yanında, dört yarım kubbesi olan cămiler planından olan Büyük Cami’ de açıkça görülür(Ahmet Gökoğlu). Ayrıca cami mihrabının tepesi stalaktitlerle süslenmiş olup, yan çerçeveleri ekseriyetle arı peteği şeklinde tezyin olunmuştur ki, bu tür süslemelerin menşei de Osmanlı mimarisinde görülmüştür(Ahmet Gökoğlu). Buna rağmen, Çankırı’nın en sanatkârane yapılmış olan eserlerinden birisidir.

Büyük caminin duvarları va kaidesi köşeli, gövdesi yuvarlak olan minaresi kesme taştan, kapı süveleri mermerden olup, kapının yanlarında mermer kaideli, başlıklı iki sütun vardır. Ana mekanının döşemesi tahta, mihrap stalaktitli ve zengin olup, mermerdendir. Minber kabartma ve yıldız biçimi sekizgenlerle süslüdür. Caminin ortasında dört tane paye vardır. Üzerinde, ortada bir büyük tam kubbe dört tarafında da birer yarım kubbe bulunmaktadır. Bu kubbeler ise paye ve duvarlar arasındaki kamerlere oturmaktadır. Üç köşesinde birer küçük kubbe varken, kuzey-batı köşesinde, son cemaat yeriyle birleştiği noktada minare yer almıştır. Son cemaat yeri ise üç kubbeyle örtülmüştür. Kubbelerin tamamı kurşundan yapılmıştır. Ayrıca son cemaat yeri de, dört sütuna dayana üç kubbe ile örtülmüş olup, süveleri mermer olan kapının kemerinde bulunan anahtar taşının içleri oluklu konsül halinde çıkarılmıştır. Kapının iki, yanında bulunan, kaide ve başlıkları mermer olan sütunlar üzerinde oval süsleri bulunan silmeli bir boyunduruk taşı bulunmaktadır. Bu taşa, şu kitabe yazılmıştır:

Barekellah ne zehi mabed-I ulya hu makam

Ne saadet bunu ihya kim etti ikdam

 

Sad hezar aferin ey kangırı’ nın hayır ehli

Ne şeref oldu müyesser size bu hayr-ı ızam

 

Ruh-I kudsiyesi agah olucak bu hayre

Lihye-I pakin hediye etti o hayr-I enam

 

Cevher tarihi kıldılane-I mecbur

Etti bin üç yüz ikide kim ol tamiri tamam.

 

  Kitabe taşı, iki parçadan meydana gelen bu kitabe, caminin 1302 (1894 Miladi) Hicri tamir ettirildiğini göstermektedir. Ayrıca, üzerine yuvarlak bir çerçeve içinde “Allah kan 1302” yazılıdır (Ahmet Gökoğlu).

Son cemaat yerinin iki tarafında stalaktitli mihrap nişleri vardır.

1894,1936 ve 1992 yıllarında onarım görmüş olan camiinin orijinalitesi büyük kayba uğramıştır. İlk yapıdan olan örgü, yılan ve ejder motifleri kaybolmuş, Selçuklu süslemelerinden olan yıldız motifleri dikkat çekmektedir. Caminin içi Rokoko üslubu ile süslenmiş, bunların aralarına birçok yazılar yazılmıştır. Taş Mescit’te olduğu gibi Büyük Cami’de de değişik figürler ve alçak kabartmaların olduğu görülür. Ayrıca bazı kaynaklarda bahsedilen ve bizim göremediğimiz orijinalinde bulunan süslemelerde yer alan motiflerden bahsedildiği kadarı ile ve fotoğraflardan da görüleceği üzere Çankırı Büyük / Ulu Camii’nde Selçuklu döneminin izlerine rastlanmaktadır ve bu da bize motiflerde ve süslemelerde Selçuklu sanatından etkilendiğini göstermektedir.

Büyük Camii’nin doğusunda bulunan giriş kapısının tam karşısında 11 musluklu abdest alma yeri vardır. Şadırvanın batı yönünden, camiye karşı bakan bu çeşmelerin üzerinde, Çankırılı Şair Hamdi’nin şu tarihi vardır:

Eyyühennas al bu çeşmeden vuzu durma hemin

Kıldı itmam himmeti şahi nebiyyel mürselin

Hamdi’ ye gel, işbu beytin cevherinden tarih al

Gafil olma, hal bulursun, oku daim ya muin.

 

Kitabede bu şadırvan ve çeşmelerin yapıldığı tarih verilmektedir. (Fakat, bu kitabeden çıkarılan sonuç, Ahmet Talat Onay’da 1302 iken, Ahmet Gökoğlu 1205 yılını göstermektedir). Camii Vakıflar İdaresinin malıdır ve mimari kıymeti vardır (Ahmet Gökoğlu).

Büyük Camii’nin yapıldığı dönemlerde bazı vakıflarının bulunduğu biliniyorsa da, şimdi camiye gelir getirecek bir vakfiyesi yoktur. Önceden camiye ait olan vakfiyeler ise yıkılmak ve satılmak üzere elden çıkarılmıştır(Satılmış Türkmen). Büyük Camii’nin ilk dönemlerinden kalma ve sonradan elden çıkan vakfiyelerden bir tanesi, şimdi Tağlı’nın evi olarak bilinen yapının, bir zamanlar Camiye ait bir medrese olduğunu da burada bildirmiş olalım (Satılmış Türkmen). Medrese satışa çıkarıldığında bu şahıs tarafından alınmıştır.

Caminin avlusu oldukça geniştir. Avlunun etrafı çevrili durumdadır. Avlunun girişinde ve batı kapı karşısında büyük bir beton şadırvan bulunmakta idi. Çok çeşmeli olan bu şadırvandan kaçak suların caminin temeline zarar verdiği düşüncesiyle yıkılmış ve yeni bir çevre düzenlemesi yapılmıştır. 1980’li yılların başında yapılan bu düzenleme çalışmalarından sonra cami şimdiki görünümüne kavuşmuştur.

Caminin güneybatısında bulunan giriş kısmında beton musalla taşları vardır. Barı kısmında geniş bir avlu ve oturma bankları bulunur. Kuzey kesiminde ise caminin parkı vazifesini gören, çimen ve çam fidanları ile kaplı olan avlunun diğer bölümü yer alır. Buranın güneybatı kısmında, parkın altına yazılı vaziyette, merdivenlerle inilen bir abdestlik bölümü vardır ve üzeri çimlendirilmiştir. Aynı zamanda bu park kısmının en eski mezarlık bölümünü oluşturduğunu biliyoruz (Satılmış Türkmen). Hatta, Ahmet Talat Onay, “Sülalesi Çankırı Mutasarrıflığı etmiş olan ve Çankırı’nın kendilerine malikane olarak verilen Can Arslan Paşazade Selim Paşa’nın (mutasarrıf), Büyük Cami mahberesinde (mezarlık) medfundur.” diyerek bu bilgilerin doğruluğunu açıkça teyit etmektedir.

 

“Yâren Meclisi” Dergisi, Sayı: 7, Sayfa: 19

Yukarı Dön
HALLAC Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 03.01.2006
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 48
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 13.03.2006 Saat 12:12

SELÇUKLU ESERİ

TAŞ MESCİT

YAZAR: Sadık SOFTA (Öğretmen)

Çankırı merkezinde, bu gün kısmen ayakta kalabilmiş yegane Selçuklu eseri olan Taş Mescit, şehrin güney batısında 'Derbent' denilen kuru çayın kenarında, eski adıyla 'Tımarhane Mahallesi' nde, yüksekçe kayalık bir tepe üzerine inşa edilmiş ve halen Taş Mescit adı ile anılan, Anadolu Selçukluları'nın eyvanlı medrese plânlı yapılarından bir binadır.

Tesis için bu mahallenin seçilmesinin sebebi, şehre yakın, fakat gürültüden uzak, gerisindeki çam ormanlarının tesiriyle çok havadar olması ve yine civar tepelerden getirilmiş hafif içimli bir suyun bulunmasıdır.

ÇANKIRI DARÜŞŞİFASI

 Selçuklu sülüsü ile yazılmış beş satırlık ak kalker üzerine yazılmış kitabesinden anlaşıldığına göre şifahane, Keyhüsrev oğlu Alaeddin Keykubat zamanında, Atabey Cemaleddin Ferruh tarafından, 1235 M. yılında bu günkü binasının arkasındaki saha üzerinde bir şifahane yaptırmıştır.

Darüşşifa'ya ait, fakat neresinden alındığı belli olmayan iki parçadan ibaret taş kitabenin Türkçe metni şöyledir:

 “Bu mübarek Darülatifiye'nin yapılmasını 633 yılı Muharrem ayında Büyük Sultan, memleket açan, Abbasiye Halifesinin ortakçısı ve Keyhüsrev oğlu Alaaddin Keykubad -Allah aziz ve mansur eylesin- devletli günlerinde kulların fakiri ve Allah'ın rahmetine muhtaç azatlı kölelerden Atabey Lala Cemaleddin Ferruh -Allah muvaffak eylesin- emretti.”

 Ele geçirilen bazı fotoğraflarda da görüldüğü gibi Taş Mescit'in hemen arkasında bir avlu tarafına sıralanan ve eski Darüşşifa'nın bir kısım sahasını kaplayan, bu yapıya Darülhadis'in kuzeybatı köşesine bitişik basık kemerli ve üzeri ahşap, üçgen saçaklı cümle kapısından geçilerek giriliyordu. Bu kapının karşısına gelen on üç odalı, ahşap, iki katlı şeyh dairesi, buna bağlanan, yine iki katlı, dahilde sütunlu bir galeri ile çevrilmiş, ahşap, kubbeli, sekizgen plânlı bir semahane ve bunun yanı sıra imaret, mutfak ve helalar ve alt katta da bir ahır inşa edilmiş; Odun pazarı ile aşağı bahçelerin gelirleri buraya vakfedilmiştir. Yine civarda oturan eskilerin naklinde Mevlevihane’nin arkasındaki arazinin de Dergâh’a ait bağ ve bahçeler olduğu anlaşılmaktadır.

Darüşşifa’da, Darülhadis gibi (30/11/1341 tarih ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler’le türbelerin seddine ve türbedarlıkla bir takım unvanların men ve ilgasına dair kanun ile kapatılıncaya kadar) Çankırı Mevlevihanesi olarak kullanılmıştır… Bu, kanunla kapatıldıktan sonra Özel İdare’nin eline geçmiş, daha sonra da sahipsizlik ve bakımsızlık yüzünden süratle harap olmuştur... Ayrıca Darüşşifa’nın temelleri alttaki kayalık zemine iyi oturtulmadığı ve moloz taşla inşa edildiği (bakiyeler bunu teyit ediyor) için çeşitli tecavüzler, bu mıntıkada sık sık ve çok şiddetli vuku bulan zelzeleler neticesinde yıkılmıştır.(Y.ÖNGE)

ÇANKIRI DARÜLHADİSİ

 Çankırı Darüşşifasının yapımını takip eden yedinci yılın sonrasına rastlayan 1242/1243 M (640 H.) yılında, Darüşşifa’yı yaptırmış olan Atabey Cemaleddin Ferruh, zamanın âdetine uyarak, binaya ilave olarak bugün “Taş Mescit” diye anıla gelen “Darülhadis” ve bunun altına da kendisine bir mezar türbe yaptırmıştır. Taş Mescit’in kuzey tarafında mukarnas süslü, iki taraflı merdivenle çıkılan kapısında orijinalliğini hâlâ koruyan bir kitabe vardır. Bu kitabenin (Zeki ORAL), Türkçe metni şöyledir:

 “Bu Darulhadis ve mübarek makberenin (mezar odasının) yapılmasına lâtif olan Allah’ın rahmetine muhtaç Abdullah oğlu Atabey Ferruh 640 yılında emretti.”

Taş Mescit’in temeller; altındaki kayalığa adeta kenetlenmiş bir şekilde, altta kül rengi-kırmızı ve üstte de gri-beyaz kesme taşlardan itinalı olarak yapıldığından mukavemetini muhafaza ederek günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

Taş Mescit, Darüşşifa binasının kuzeyinde yer alan kayalıklar üzerine iki katlı düşünülerek yapılmıştı, dışardan iki duvar, bir köşe kulesiyle desteklenmiş ve dayanıklı bir yapı olarak vücuda getirilmiştir (Dr. Metin SÖZEN, Y. ÖNGE.). Önde, iki yana nisbetle ileri doğru çıkartılmış cephede konsol taşlardan müteşekkil, iki kollu bir merdiven ve bunu nihayetinde tipik Selçuklu profilleriyle çerçevelenmiş, stalaktitli bir nişin içinde esas kapı görünür. Bunun altında basamakların teşkil ettiği üçgenin ortasında ve üst kapı aksına gelen basık kemerli küçük kapı,mumyalık kısmının girişidir.

Bugün öndeki zeminin aşınması ve toprağın akması neticesinde merdivenin alt basamakları ve türbe kapısının hizası zeminden iki metre kadar yukarıda askıda kalmıştır .

Cümle kapısı; düz letonlu olup, iki parçadan ibarettir. Bu taş ortada çifte kırlangıç kuyruğu şeklinde bir kitlit taşıyla bağlanmıştır. Fakat bu kilit taşı düşmüş, bugün yeri boştur. Bunun iki tarafında simetrik olarak altıgen iki geçme motif kabartma, daha yukarıda ve stalaktitlerin altında Darülhadis’in orijinal kitabesi mevcuttur. Dikdörtgen kapı çerçevesini teşkil eden güzel, sade bir geometrik motifle işlenmiş profil ile mukarnasların arasında kalan köşe boşlukları, iki iri müzeyyen kabartma ile tezyin edilmiştir. Öte taraftan sağ yanında ve yukarısında, basit silmeli bir çerçeve içinde dikdörtgen bir çerçeve mevcuttur.

Binanın statik bünyesi ile alakalı enteresan bir hususiyet de kayalığın en düşük irtifalı kısmına isabet eden sağ yani kuzeydoğu köşesinde yuvarlak kesitli minare gövdesine benzer bir istinat kulesinin mevcudiyetidir. Bu istinat ayağı basit üçgen dilimlerle zeminden biraz yüksek, dört köşe bir kaideye oturur.

Doğu cephesinde; üstte, ön cephedekinin benzeri, silmeli bir pencere ve bunun altında (zeminde) yine silmeli, basit kemerli küçük bir kapı görünür. Buradan moloz taşlarla inşa edilmiş, beşik tonozlu, örtülü, küçük bir odaya girilir. Buradaki taş tarafı kavuklu büyük alçı sanduka son zamanlarda yapılmıştır. Kapı üstünde, fakat aksından güneye doğru mazgal şeklindeki pencere odayı aydınlatmaktadır.

Güney cephe, moloz taşlarla, itinasız bir şekilde örülmüş olup yer yer sıvalıdır. Ortada bir kapı ve bunun iki yanında birer pencere görünür. Duvarın derinliğine doğru daralan bu küçük dikdörtgen pencerelerin söve ve letonları kesme taşlarla inşa edilmiştir. Güneybatı köşesi ise, paslanmış olup, yer yer tuğla ve turkuvaz çinilerle süslenmiştir. Keza, güneydoğu köşesinde de bir intizamsızlık ve yıkıntı izi mevcuttur.

Batı cephesinde; üstte, basit dikdörtgen bir pencere ve bunun altında zemin kattaki mezar odasına ışık veren mazgal şeklinde bir yarık görülür.

Binanın plânı ise; kuzeydeki cümle kapısından girildiğinde kesme taştan inşa edilmiş dört sivri kemerin üstünde tuğla pandadiflere oturtulmuş, yine tuğla kubbeli, küçük bir hacim ve bunun sağ ve sol tarafında kesme taştan inşa edilmiş dört sivri kemerin üstünde tuğla pandadifler oturtulmuş, yine tuğla kubbeli, küçük bir hacim ve bunun sağ ve sol taraflarında, kesme taş ,sivri tonozların örttüğü ve merkezi zeminden farklı seviyelerde yükseltilmiş iki eyvandan ibarettir. Batı eyvanı, alt kattaki kabirleri (Darülhadis’in banisi olan Atabey Cemalü’d-din Ferruh’un mezarı vardır.) sembolize eden ve kare şeklinde, fruze renkli, çinî plâklarla kaplı alçak bir sandukayı ihtiva eder. Eyvanın batı nihayetinde, zeminden biraz yüksek dikdörtgen bir pencere, burayı aydınlatır. Güney duvarda dışarıya doğru genişleyen bir mazgal pencere mevcuttur. Bu eyvanın 70 cm. yüksekliğinde olan seki cephesi, üzerleri belirlenmiş, ince tuğla plâk ve kesme fruze çinilerle geometrik bir tezyinat teşkil edecek bir surette işlenmiş, döşemesi de yine tuğla plâklarla kaplanmıştır.

Doğu eyvanın sekisi daha alçak olup, cephesi yine üzeri belirlenmiş tuğla plâkla geometrik bir nizamla süslenmiştir. Burada hemen hemen zemin hizasında biri kuzeye diğeri doğuya bakan, iki dikdörtgen pencere ve güney yüze bakan bir de mihrapnişin mevcuttur. Zemin yine tuğla plâklarla kaplanmıştır.

Cümle kapısının iç yüzünde, kemer ayaklarının önüne gelecek şekilde çok alçak iki küçük seki daha mevcut olup, bunların da hem cepheleri hem de üstleri tuğla plâklarla kaplıdır. Kubbenin altına isabet eden kare saha ise, gayri muntazam, büyük taşlarla örülmüştür.

Güney cephede, dışarıya açılan kapının iç yüzü, bazı Selçuklu devri eserlerinde olduğu gibi, yarım yıldız motiflerinin sıralandığı, basit bir silme ile çerçevelenmiş ve kapı üzerindeki basık kemerin kavsi ile bu silme arsında kalan boşlulara birbirinden farklı,Selçuklu tarzı geçmeli, hendesi şekilleri ihtiva eden kabartma iki rozet işlenmiştir. Kapı çerçevesinin hemen üstünde, Selçuklu nesihi ile yazılmış, üç satırlı küçük bir mermer kitabe mevcuttur. Bu kitabenin alt-son satırı kırıktır, diğer kısımlarda ‘Şehabeddin İnal Bin El Cemali’ yazısı okunabilmektedir. Bu şahsın, bu yapılarda mimar ve süslemeci olarak çalıştığı zannedilmekte ise de, son satırın kırık olması, kati bir hüküm vermeyi zorlaştırmaktadır. Enteresen olan tarafı, bu kapının kemer arkasından batıya doğru kaydırlmış olmasıdır.

Darülhadis’in cümle kapısının altında, basık kemerli ve bu gün zeminden hayli yüksekte kalmış, mumyalık girişinden, moloz taşlarla örtülmüş, alçak sivri tonozlu bir odacığa geçilir. Tavandaki delikler ve tonozun üst seviyesinde görülen gayri muntazamlık, bize üst kat döşemesinin, vaktiyle çökmüş ve sonradan ,gelişi güzel tamir edilmiş olduğu fikrini vermektedir. Sağ taraftaki kapıcıktan esas mezar odasına girilir ki, bu kısım itinalı bir şekilde, kesme taşlardan tonoz ile örülmüş olup, doğu tarafındaki duvarda mevcut pencereden ışık alır. İçeride altı adet, üstü açık ve yarı yarıya çürümüş cesetleri ihtiva eden, ahşap sandukalar mevcuttur. Halk arsında bunlara ‘kaditler’ denilmektedir. Bunlardan, ortadaki ayaklı binanın banisi Cemalleddin Ferruh’a ait olduğu sanılmaktadır.

ÇİFTE YILAN-EJDER MOTİFİ

 Çankırı Darüşşifası ve Darülhadisi’nin, tıp ve sanat tarihçelerinde önem verilen bir özelliği de, iki figürlü plâstik parçadan ileri gelmektedir. Bunlardan birisi ‘ÇİFTE YILAN - EJDER MOTİFİ’ dir. Bu motifler, sürekli üzerinde durulmuş ve yayınlara konu olmuştur. Bilhassa, araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.

1.00x0.25 m. Boylarındaki bu kabartmanın özelliği, gövdeleri birbirine dolanan iki ejder motifi taşımasıdır. Ejderlerin başları karşılıklı gelecek şekilde biçimlendirilmiştir. Zamanımızda tıbbın sembolü olarak kullanılan kabartmanın aslında ejderlerden birisinin baş kısmında hafif bir kırık görülmüş ve resimlenmiş iken, kaybolmuş ve bu resimde bulunan örnekten hareketle aslına uygun olarak yaptırılan yenisi, 13 MART 1986 tarihinde Darülhadis binasının giriş kapısının üstğne monte edilmiştir.

SU İÇEN YILAN

 Halk arasında ‘SU İÇEN YILAN’ olarak adlandırılan ikinci parça, diğeri gibi alçak kabartma olmayıp,başlı başına bir heykel görünümünde yapılmıştır. Gözenekli taştan yapılmış olan parça, 0.18 x 0.23 m. boyutlarında, bir dikdörtgen tabana oturmaktadır. Yılan figürü, kupa şeklinde bir bölgeye sarılmakta ve 0.25 x 0.17 m. boyutlarındaki oval üst kısımda, 0.15 m. bir uzantı yaparak sonuçlanmaktadır. Yılanın başı, kesinlikle belli olmamakla beraber, diğer örnekteki gibi stilize edilmemiş, yalın bırakılmıştır. (Dr. Metin SÖZEN)

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek