2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Hakkı DURAN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - AĞUSTOS 1921, BİR ÇANKIRI GECESİ
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumAĞUSTOS 1921, BİR ÇANKIRI GECESİ

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: AĞUSTOS 1921, BİR ÇANKIRI GECESİ
    Gönderim Zamanı: 30.08.2010 Saat 05:35
 

SAKARYA GÜNLERİNDE BİR ÇANKIRI GECESİ -YÂHUT- YANIK BİR GEVHERÎ

 
                                                    Gökhan Ekim'e
 
       1908’den önce doğan Çankırı gençleri arasında, Tokatlı Âşık Nuri’nin şiirlerinden ezberleyenler ve makamlarına uygun okuyanlar çokmuş. O dönemin gençleri arasında yer alan 1885 doğumlu Ahmet Talat Onay, Sakarya  boylarında Yunan ordusuyla ölüm-kalım mücadelesi verilen günlere dair bir hâtırasını naklediyor. Ağustos gecesi olduğu belirtilmiş olduğuna göre 23 Ağustos’u takib eden günlerden biridir. Sakarya harbi devam ettiğine göre 1921 yılına ait bir Ağustos gecesidir.[1]
 
 
            Konuyu Ahmet Talat Bey'den dinleyelim:
 

            "Kuşhane, şehrin kuzeyinde ve kalenin eteğinde dik bir yamaçta yapılmış eski bir köşk ve şimdi sahibi bulunan Şeyh Bahaeddin[2]’in medfun bulunduğu türbenin mescididir. Bunun kuzeybatısına bakan duvarı dibine oyulmuş genişçe bir set üzerine eskiden bıçağına güvenen delikanlılar çıkar türkü(Gevherî) söylerlerdi.

 
            Sakarya’da ordularımızın gerilediği bir Ağustos gecesiydi. Bir kilometre kadar ilerdeki Dizdar Değirmenine  kadar gitmiş dönüyordum. Geceydi; semâ şehabları, kehkeşanları, yıldızları ile bir şehrâyin arzediyordu. Bahçelerde ishakların feryâdı, kırlarda böceklerin nağmeleri, su kenarlarında kurbağaların vaveylâsı duyuluyordu. Birdenbire bütün sesler durdu. Sanki bütün şehir, nefes almıyordu. Yükseklerden koparak karşı yamaçlarda dalgalı akisler bırakan yanık bir ses şu:

 

                        “Almış giribânım destine felek

                         Çalar taştan taşa bîkarar beni

                         Vâcip oldu bana can verip ölmek

                         Bu dert iflâh etmez âhir-kâr beni

                                                     ……………

                         Gezdiğim âheste, sanmayın haste

                         Mürgi can kafeste, gönül şikeste

                         Dil verdim rahmı yok bir çeşmi meste

                         Ağlatır rûz u şeb zâr u zâr beni

                                                   …………….

                         Nurî mey yerine nûş ettim zehri

                         Tuttu ebri âhım mahı sipehri

                         El sözü, yâr cevri, feleğin kahri

                         Etti genç ömrümde ihtiyâr beni…”

 

             Koşmayı okudu. Bu hararetli bir gencin yanık sesiydi. Oynak ve kıvrak bir ahenkle okuyup şehrin âfâkı naimini ikaz eden bu şiirin maktaını ve o sesi ne zaman hatırlasam, sanki Nuri hayattaymış da kendisinden dinliyor gibi acı bir haz duyarım. Bunda Sakarya Harbinin her çehrede görünen ümitsizlikleriyle Nuri’nin sesinin çok yanık olduğuna dair rivayetlerin,  benim o gece ağlamak ihtiyacında oluşumun da tesiri vardır. İşte Gevherî[3] makamıyla okunan bu şiir, beni Nuri’nin İzmir işgalinde kaybettiğim şiirlerini yeniden toplamaya sevk etmiştir."[4]

 
              30 Ağustos zafer bayramınızı kutlar, gâzî ve şehitlerimize rahmetler niyaz ederim.
 
Koşmada geçen bazı kelimeler:
âfâkı naim:uyuyan ufuklar

ebr-i âh: Ah bulutu, gözyaşı

çeşm-i mest: Sarhoş(baygın) göz

giribân: yaka

dest: el
Murgı can: Can kuşu

Şikeste: kırık, kırılmış.

Mahı sipehr: (sipihr olmalı) Gökteki ay

Ruz u şeb: Gündüz gece

Şehab:Atmosferde oluşup hızla akarak dolaşan parlak alev parçası.

Kehkeşân: Samanyolu (samanuğrusu, hacılaryolu)



[1] Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos-13 Eylül 1921).

 
[2] Şeyh Evhadüddin Hâmid-i Kirmânî'nin kurduğu Evhâdiyye yolunda Çankırı’da bir Hankâh kurduğu bilinen ve ilimizde ahîliğin temelini atanlardan biri olarak kabul edilen Şeyh Bahaeddin’in 1281 ve 1328 tarihli iki vakfiyesi bulunmaktadır.
 

[3] Çankırı’da bir lâhnı mahsusla okunan koşmalara Gevherî  derler.(A.T.Onay)

 
[4] Ahmet Tal'at Onay, Tokatlı Âşık Nuri.
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
ekim Açılır Kutu Gör
Okur
Okur


Kayıt Tarihi: 26.04.2006
Şehir: izmir
Status: Aktif Değil
Points: 29
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ekim Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.09.2010 Saat 16:24

Sayın vekilimizin   A. Talat Onay'dan aktardığı bilgiler, Çankırı'da şu an çalınıp söylenmeyen, bir havanın(Gevheriler, edebî bir tür olmakla beraber, Çankırı'da vaktiyle söylenmiş ve Gevheri adıyla nitelenmiş eserleri, bir kalıp ezgi biçiminin içerisinde söylenen türküler olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır)  dönemin hâlet-i ruhiyesini de yansıtan bir içerikle ele alındığı bir çalışmadır. Onay,  bir başka çalışması olan Türk Şiirleri’nin Vezni adıyla yayınlamış olduğu kitabında da, Önsöz yerine, “Çankırı’da Şiir Merakı” başlıklı bir yazı yazmış ve başlığın altında da, Kurtuluş Savaşı Yılları’nda yirmili yaşlarında olan kendi yaşıtlarının, “yetiştikleri uslu, edebli esnaf ağalarının; mektep, medrese talebelerinin; okur yazar müderris, muallim, kâtip ve eşraf efendilerin sohbet âlemlerinde, hususi meclislerde şiir okuduklarını, atıştıklarını, onların sahifeleri uzun ve tulani, kâğıtları rengarenk cönk, mecmua taşıdıklarını, eski yeni birçok isimler etrafında (şairlik derecelerine göre) hürmet huzmeleri dolaştırdıklarını” hatırlayacaklarını belirtmiştir. Çankırı Halkı’nın mübalağasız % 40’ının şiire meraklı olduğunu, % 15’inin de şiir söyleyebilme ve yazabilme kabiliyetinde olduğunu ancak eğitim, araştırma eksikliği ve merkeze uzak kapalı bir bölge olması nedeniyle bu ilginin gelişmiş bir biçime dönüşemediğini belirtmiştir.Anadolu’da yetişen âşıkların kendilerini kanıtlayacakları son nokta olarak İstanbul’u gördüklerini, Çankırı’nın da İstanbul’a giden yolda âşıkların bir ön aşama olarak uğrak yaptıkları, yeteneklerini sergiledikleri diğer âşıklarla karşılaştıkları bir yer olduğunu dile getirmiş ve Çankırı’ya dışarıdan gelen şairlere yapılan muameleyi de şu sözlerle anlatmıştır: “Çankırı gibi musıki ve şiirin revaç bulduğu, taassubun yer bulamadığı, zevk ve eğlencenin mübah değil, hakkı tabii bilindiği bir memlekette hiçbir şair ve aşık hakaret görmemiş; bilakis hepsi hürmet görmüştür. Her mezhep ve meşrepten yüzlerce şair gelip gittiği halde şiirlerinden dolayı hiçbirisi ta’yip ve tekfir edilmemiştir.” Âşıkların kahvelerde çalıp söylerken bile dinleyicilerden konuya ilgisi bulunanlar tarafından zor duruma düşürülmemeleri için ancak sazına ve sözüne güvenenlerin, Çankırı’ya gelebildiklerini, zira dinleyicilerin yazıp gönderdikleri şiire cevap veremeyip zor duruma düşen âşıkların varlığı da Onay’ın kaydettikleri arasındadır.

          Bütün bu bilgilerin ışığında diyebiliriz ki, Çankırıda geçmişten günümüze âşıklık geleneğinin  zayıflaması,  beraberinde koşmların,türkülerin, Gevherilerin... de unutulmalarını getirmiştir. Birçok türküde olduğu gibi, son bilen kişiyle toprağa gömdüğümüz eserler, kültürümüz adına kanayan bir yaradır. Ben, bu noktada çok küçük de olsa bir katkıda bulunabilecek olmanın sevincini yaşıyorum.Kişisel arşivimde bulunan Gevheri örneğini  en kısa süre içerisinde notaya alıp hem Çankırı kültürüne hem de Türk Halk Müziği  Repertuarına kazandırmanın sözünü buradan veriyorum. Hakkı duran Beyefendiye de bize, unutmamamız gereken değerlerimizi her daim hatırlattığı için çok teşekkür ediyorum.
                                                            
                                                                   GÖKHAN EKİM

 

Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15.09.2010 Saat 16:16
 
           DR. GÖKHAN EKİM'E TEŞEKKÜRLER
 
 

        Bu yazıyı Gökhan Ekim’e hitaben yazmakla ne denli isâbet ettiğimiz, onun cevabından anlaşılmaktadır. Bir zamanlar Çankırı’da söylenmiş olup şimdi unutulmuş gevherî tarzı söyleyişleri, ilimizde hâtırâsı olan müzik eserlerini kültür hayatımıza yeniden kazandırma şansımız doğuyor. Elbette kültürel değerlerimizi önemseyen herkes bundan bahtiyarlık duyacaktır.

 
          Üstte aktardığımız Âşık Tokatlı Nuri’ye ait koşmayı ve Çankırı’da bir zamanlar okunan başka gevherî örneklerini –inşallah- onun sesi ve sazından dinleme imkânı buluruz. Değerli Gökhan, “Kişisel arşivimde bulunan Gevheri örneğini  en kısa süre içerisinde notaya alıp hem Çankırı kültürüne hem de Türk Halk Müziği  Repertuarına kazandırmanın sözünü buradan veriyorum.” diyerek bunu bizim bir temennimiz olmanın ötesine taşımış, deyim yerindeyse ete-kemiğe büründürmüştür.    
      

           Dr. Gökhan Ekim’e akademik çalışmaları, sazı ve sözü ile Çankırı kültür hayatına olan katkıları için teşekkürlerimi sunarım.[1]



[1] Bilmeyenler için hatırlatalım, Yüksek lisansını “Bağlamanın Tarihsel Gelişimi” konulu teziyle tamamlayan hemsehrimiz Gökhan EKİM, doktorasını -Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsünde -yöremizi yakından ilgilendiren “Çankırı Yaran Geleneğinin Tarihsel, Kültürel Kökenleri ve Müzik Uygulamaları” başlıklı teziyle bitirmiş bulunmaktadır. Halen Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarında öğretim görevlisidir. Korolar yönetmekte ve konserler vermektedir. Bundan sonraki sanat ve akademik hayatında  başarılar dileriz.

 

Hakkı DURAN
Yukarı Dön
ekim Açılır Kutu Gör
Okur
Okur


Kayıt Tarihi: 26.04.2006
Şehir: izmir
Status: Aktif Değil
Points: 29
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ekim Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.09.2010 Saat 13:31
    Hakkımda yazmış olduğunuz güzel sözlerle birlikte Çankırı tarihi, kültürü ile ilgili bizlere ışık tutucu yorumlarınız ve değerli bilgilerinizle, yapmış olduğumuz çalışmalardaki katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. En içten saygılarımla...
                                                                  Gökhan Ekim
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 26.08.2012 Saat 22:17

GEVHERÎ (ö.1715’den sonra)

Gevherî, Türk halk edebiyatında adından ve şiirlerinden söz edilen önemli bir şâirin adıdır. 17.yüzyılın sonu ile 18. yılın başında yaşadığı bilinmektedir. Asıl adı Mustafa veya Mehmet’tir. Doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemektedir. Kırımlı veya İstanbullu olduğu söylenmektedir.Ünlü halk şairi Kâtibî’nin talebesi ve takipçisi olduğu tahmin edilmektedir. 1703-1730 arasında öldüğü tahmin edilmektedir. Şiirlerinde musiki makamlarını bilerek kullanmıştır. Gevheri’nin adı, aynı zamanda meydana getirdiği bir makama alem olmuş ve saz şâirlerinin tesiriyle zamanımıza kadar gelmiştir.

(Şükrü Elçin, Gevherî, Ankara, 1987, s. 1-6)

Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.08.2013 Saat 15:50

                                             KUŞHANE

           Yazının birinci kısmunda Ahmet Talat Onay, Kuşhane'yi, "..şehrin kuzeyinde ve kalenin eteğinde dik bir yamaçta yapılmış eski bir köşk ve şimdi sahibi bulunan Şeyh Bahaeddin’in medfun bulunduğu türbenin mescididir. Bunun kuzeybatısına bakan duvarı dibine oyulmuş genişçe bir set üzerine eskiden bıçağına güvenen delikanlılar çıkar türkü(Gevherî) söylerlerdi." şeklinde  anlatmaktadır.



                                                -1930'lu yıllarda Çankırı gençlerinden bir gurup-

       Önemli bir türbe ve tekkenin de bulunduğu şehrin  bu  yüksek mevkiini,  Şeyhoğlu Hasan Üçok, yârân vesilesiyle şöyle  anlatmıştır.       

         Kuşhane: Şehrin tam vasatında(ortasında) ve kal'anın altında şehrin her tarafına nâzır bir mahaldir. Yârân küçük başağanın ocak yakması sırasında çarşıdan geçerek Kuşhane’ye çıkarlar, gırnata ile tiz havalar, türküler çağırarak ezâni saatle on ikide ocak evine gelirler.[1]

                               Kuşhane-türkü bağlantısı

            Çankırı’nın şuh “Affe” türküsünde kendini net biçimde gösterir.

                               “Kuşhane’ye çıkalım

                                Affe’ye türkü yakalım”

 

         Şeyhoğlu Hasan Üçok, eserinin başka bir bölümünde yine Kuşhane’den bahsediyor:

         Kuşhane: Şehrin tam ortasında yüksek bir tepedir. Gençler oraya çıkar, türkü söylerler, her taraftan işitilir.[2]

          Güveyi hamamından sonra bütün davetliler gırnata eşliğinde şehrin yüksek mevkileri Kale, Kuşhane, Kayabaşı taraflarına gezmeye giderler. Gırnatanın tiz sedası eşliğinde;

                           “Samsun iskele başı,

                            Hilâldir yârin kaşı

                            Çirkin ile bal yeme

                             Güzel ile taş taşı[3]

adlı hareketli Çankırı türküsünü hep bir ağızdan söylerler(miş).

             Bu vesile ile hepinizin 'Zafer Haftası'nı ve 30 Ağustos zafer bayramınızı kutlar, gâzî ve şehitlerimize ebedî rahmetler niyaz ederim.   

__________________________________________________


[1] Hasan Üçok, Çankırı Tarih ve Halkıyatı, s.115.

[2] Hasan Üçok, age. s.132

[3] Bu türküyü radyodan dinlediğimiz eski zamanlarda hep Samsun’a ait zannederdik. Bir Çankırı türküsü olduğunu  sonraları fark ettik.


Düzenleyen Hakkı Duran - 27.08.2013 Saat 16:00
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek