2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Söyleşiler » Diğer Söyleşiler
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Çankırı'yı Aydınlatan PARILTI-1
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumÇankırı'yı Aydınlatan PARILTI-1

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
turgut_reis Açılır Kutu Gör
haberci
haberci
Simge

Kayıt Tarihi: 26.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 393
Mesajın Direkt Linki Konu: Çankırı'yı Aydınlatan PARILTI-1
    Gönderim Zamanı: 27.09.2010 Saat 09:10

         Türk Ocakları Çankırı Şubesi Başkanlığı tarafından merhum Namık Kemal PARILTI anısına onun fikirlerini yaşatmak ve örnek alınması amacıyla Çankırı’yı Aydınlatan Parıltı adlı bir kitap çıkartmıştır. Kitabın içeriği aşağıda dır.

 

ÇANKIRI’YI AYDINLATAN PARILTI

 

ÖNSÖZ

Devletlerin tarihinde her dönem büyük insanlar ortaya çıkmıştır.

Devletlerin tarihi ve kültürel değerlerinin yaşaması yaşatılması konu­sunda büyük şahsiyetler her zaman ön planda olmuş ve topluma yön verme görevlerini en iyi bir şekilde yerine getirdiklerine tanık olunmuştur.

Devletler tarihlerine sahip çıkmak ve gelecek nesillere huzurlu mutlu ve müreffeh bir hayat imkânı sağlama konusunda üzerine düşen görevleri de en iyi bir şekilde yerine getirmesi için de gerekli kanun ve mevzuatın yanı sıra ilke ve ideal sahibi kişiler yetiştirme mecburiyetindedir.

Bunun için gerekli müesseseleri açmak ve eğitime önem vermek zorun­dadır.

Devletin yapması gereken hizmetin yeterli olmadığı ve toplumun her kesimine yayılmasında yetersiz kalındığı durumlarda, toplumum her kesimi­nin benimsediği kanaat önderleri, bilge kişilere ve akıl adamlarına ihtiyaç duyulduğunda, mütevazı ve öne çıkmayı da uygun görmeyen ancak üzerine düşen görevleri de eksiksiz yerine getiren büyük şahsiyetlerin ortaya çıktığı da bilinmekte, tarihi olaylar ve belgelerle de bu durumun doğrulandığına tanık olmaktayız.

Çankırı’mız da bu örneğe uygun şahsiyetlerle karşılaşıldığın da bilin­mekte ve görülmektedir. İşte bu büyük Zat’lardan biri olan rahmetli Namık Kemal PARILTI ağabeyimiz de Çankırı’da tarihi kültürel değerlere sahip çı­kılması için, vatan ve millet sevgisi ile dolu gerekirse vatanı ve milleti için gö­zünü kırpmadan canını feda edebilecek ülkücü gençlerin yetişmesinde maddi ve manevi katkılarda bulunmuştur.

1962 yılı Kasım ayında Türkçüler Derneği rahmetli Eczacı Necati Asım USLU, Diş hekimi Hamdi USLU, eski Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Şevket BARUTÇU, rahmetli Diş hekimi Namık Kemal PARILTI ve arkadaşları tara­fından kurularak, o zaman ki Çankırılı gençlerin yetiştirilmesi için çalıştıkla­rı bilinmektedir.

1973 yılında eski Halk Eğitimi Merkezi Müdürü kıymetli büyüğümüz Şevket BARUTÇU beyefendinin Genel Başkanlığında, 27. dönem MHP Çan­kırı Milletvekili İrfan KELEŞ, Çankırı Türk Ocağı Yönetim Kurulunda Mu­hasip ve Hars Heyeti Başkanı emekli edebiyat öğretmeni Fikri DEMİROK, İktisatçı Ahmet Hamdi SARIKAYA, emekli memur Mehmet GENCEL ve Ali GÜMÜŞ ile rahmetli Diş hekimi Namık Kemal PARILTI beyefendilerden te­şekkül eden Türk Ülkücüler Teşkilatı ve ayrıca, Çankırı Yüksek Tahsil Derne­ği isimli dernekler de yine bu büyük Zat’ların maddi ve manevi destekleriyle kurularak, Çankırı’nın tarihi, kültürel değerlerinin yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için ömürlerini adadıklarını imrenerek görmekte ve bil­mekteyiz.

04.07.2002 tarihinden beri ilimizde yeniden faaliyet gösteren Çankırı Türk Ocağında yapılan sohbetlerde, ebediyete intikal eden Türk Büyükleri her zaman hayırla yâd edilmekte olup, rahmetli Namık Kemal PARILTI ağa­beyimizin de anılmadığı ve yâd edilmediği hiçbir sohbet toplantısı olmamış­tır. Her zaman hayırla yâd edilerek yaptığı hizmetler ve ülkemizde yaşanan önemli olaylar hakkındaki ileri görüşlülüğü ve yaptığı açıklamalarla gençli­ğe yön vermiş ve onları bilinçlendirmede üzerine düşen görevi her zaman en iyi bir şekilde yerine getirdiği, Çankırı Türk Ocaklılar tarafından açıkça ifade edilmektedir.

Rahmetli Namık Kemal PARILTI ağabeyimizin, geçmiş dö­nemlerde Çankırı’da ve ülkemizde yaşanan tahriklere daya­lı olaylar karşısında itidalli davranılmasına katkıda bulunmasında ve Çankırı’nın huzurlu ve örnek bir şehir olması konusunda da üzerine düşeni ifade eden birkaç kişiden biri olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Rahmetli Namık Kemal PARILTI ağabeyimizin sadece sohbetlerde yâd edilmesi değil, gelecekte de hayırla yâd edilmesi ve genç nesiller tarafından tanınması, örnek alınması açısından, hayatı ve çok yönlü kişiliğinin bilinme­sine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle, Çankırı Türk Ocağı Hars Heyeti Başkanı emekli edebiyat öğretmeni Fikri DEMİROK beyefendinin şahsi gayretleri ile kaleme aldığı hacmi küçük bu değerli çalışmanın kitaplaştırılarak, vefatının 6. yıldönümü­ne yetiştirilmesi için yaptığı çalışmalar her türlü takdirin üzerindedir.

Çankırı Türk Ocağınca bastırılan ilk kitap olması açısından da rahmet­li Namık Kemal PARILTI ağabeyimiz hakkındaki bu çalışmanın, diğer büyük şahsiyetlerimiz için de hazırlanacak kitaplarla ebedileştirilerek gelecek nesil­lere aktarılmasını arzu etmekteyiz.

Kıymetli hocamız emekli edebiyat öğretmeni Fikri DEMİROK beyefen­dinin bu değerli çalışmasının diğer arkadaşlarımıza örnek olmasını arzu edi­yorum. Onların da buna benzer çalışmalarında Çankırı Türk Ocağı olarak her zaman maddi ve manevi yönden yardımcı olacağımızı, gerekli desteği vereceğimizi bu vesile ile belirtmek isterim!

Kıymetli emekli edebiyat öğretmeni Fikri DEMİROK beyefendiye Çan­kırı Türk Ocağı olarak kültürümüze kazandırdığı bu veciz çalışması için te­şekkürü bir borç biliyorum ve bundan sonraki çalışmalarının devamını da ümit ediyorum.

Bu kitabın hazırlanmasında, basılmasında emeği gecen ve her türlü maddi manevi desteği esirgemeyen tüm arkadaşlarıma da şükranlarımı sunu­yorum.

Aramızdan altı yıl önce ayrılan rahmetli Namık Kemal PARILTI ağabe­yimizin ruhu şad olsun.

Yüce Mevla’m Rahmetli Namık Kemal PARILTI ağabeyimiz gibi kanaat önderlerini ilimiz ve ülkemizden eksik etmesin.

Her günümüz huzur ve mutlulukla dolsun,

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin. Ne mutlu Türk’üm diyene…

 

Ali HARMANCI

Çankırı Türk Ocağı Şube Başkanı

 

 

Namık Kemal PARILTI

 

Nüfusu Rize’nin Derepazarı ilçesi Uzun kaya köyüne kayıtlı olup 5 Temmuz 1929 yılın­da doğdu. Babası Hamit Feyzi uzun yıllar bucak müdürlüğü yaptı. Bu nedenle Kemal Parıltı pek çok il ve ilçe de eğitimini sürdürdü. Büyük baba­sı Ali Efendi Büyük annesi Gülizar Hanım’dır.

Annesi Hatice Hanım ev hanımı olup merhumun dedesi İsmail anneannesi Dürdane Hanım’dır.

Ali Fuat, Ahmet Cevat, Yusuf Selahattin, Mehmet Alaettin adlı dört ağabeysi vardır. Bun­lardan Ahmet Cevat genç yaşta vefat etmiştir.

Babasının son görev yeri Çankırı olması nedeniyle kendisi Ortaokulu pekiyi dereceyle bi­tirir. Lise tahsilini de tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Diş hekim­liğinden mezun olur. Çankırı’da hekimliğe başlar. Hızlı kitap okur, okuduk­larını akılda tutardı. İyi bir müzakerecidir. Konuşurken mantık kurullarına başvurur. Hangi kitabın hangi sayfasında, bu bilgilerin mevcut olduğunu de­lilli olarak sunardı.

Ağabeyi Selahattin Parıltı’da Çankırı’da bulunmuş ve buruda vefat et­miştir. Uzun yıllar soğuk demircilikle uğraşmıştır.

Merhum Kemal Parıltı, evlenmedi. Son yıllarını Çankırı huzur evinde geçirdi. Başlangıçtaki kanser hastalığı son aylarda hızla ilerledi. 30 Ağustos 2004 tarihinde vefat ettiğinde vücudu çok zayıflamış, neredeyse bir deri bir kemik kalmıştı. Hiç bir şey yiyemiyordu. Son anına kadar şuurunu kaybetme­di. Hatta son günlerinde bile İzmir’den gelen bir bilim heyetine bildiklerini anlatmıştır. Huzur evinden ayrılan bu misafirler, gözyaşlarını tutamamışlar, kendisini daha evvel niçin tanımadıklarına üzülmüşlerdir.

Mezarı Çankırı Sarı Baba Mezarlığında, Mezarlıklar Müdürlüğü bina­sının karşısında kardeşlerinin mezarı yanındadır.

Ruhun şad olsun.

Ortaokul sıralarında Mesneviyi ve Muhiddin-i Arabî’nin Füsusul Hikem’ini okuyup incelemiştir. Fakültede okurken Kenan Rıfaî ve talebeleri olan Prof Süheyl Ünver, Semih Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi ile tanışır. Bu ekip Türk kültürü ve Mevleviliği yaşatmaya, araştırmaya çalışmakta, Kubbe­altı Cemiyeti’nde faaliyet göstermektedirler. Merhum vefatına kadar bu ekip­le irtibatını kesmemiş. Çankırı’da hekimlik yaparken mimar Özcan Ergiydi­ren Bey Çankırı’da yedek subaydır. Onun Türk tasavvuf Musikisi bilgisinden faydalanıp bir ilahi ekibi kurarlar. Özcan Bey, Kenan Rıfaî ekolündendir.

Çankırı’dayken Taşmescid’in restorasyonunu yapar ve bu önemli eseri ihya eder. Merhum Taşmescid’in çok önemli bir yapı olduğunu Mevlevihane olarak da kullanıldığını sık sık söylerdi. Babasının Güneydoğu’da görev yap­tığı sırada Kurmançi boyundan olan çocuklarla iyi anlaşıp kaynaştığını fakat temiz giyimli ve düzgün konuşan bazı çocukların oyuna katılmadığını görür. Bu çocuklar kim diye sorduğunda “Onların anaları Ermeni onlar bizim aramı­za onun için katılmazlar.” dediklerini hatırlatırdı, İstanbul’dayken küçük bir dükkânı olan bir ayakkabı tamircisiyle karşılaşır. Bu zatın kendisini belli et­meyen büyük bir veli olduğunu sorduğu her çetin soruya cevap verdiğini an­latırdı. Bir gün bu zâtın hüzünlendiğini görür. “Efendim niçin üzüntülüsünüz “ diye sorar. O da: “ Her gün Fatih’in türbesine uğrayıp dua ettiğini, o sırada bir gencin eli arkasında seyrettiğini, buna sinirlenerek eline sert vurduğunu. bu yüzden büyük günaha girdiğini onun için üzüldüğünü.” açıklamıştır. Bu zâtın ismini söylememiştir.

 

PARILTI’YLA SOHBET:

(Yaran ve Edep)

 

Elif, de. be, “’edep” demektir.

Edebi çok kullanırız. Fakat “edep ne demektir.

Edep, külli iradeye ram olmak demektir.

Edep, millet iradesine hürmet edebilmektir; itaat etmek demektir.

Edep, fert iradesine saygı göstermektir demektir.

Edep, incinmemektir, incitmemektir demektir.

Edep, kendini bilmek demektir.

Edep, haddini bilmek demektir.

Tarihte ve kitabımız Kur-an’da buyruluyor ki, haddini kaybeden, hadde tecavüz eden hiçbir toplum hayatını devam ettirememiştir.

Edep, kadında iffet, erkekte hizmettir.

Bugün, kadında zillet, erkekte hâkim olmak haline gelmiştir.

Edep, kul olmaktır.

Edep, kendine hürmet etmek demektir.

İşte “yaran” bu ruh ile yetiştirilir. Sade burada bu değil, dergâhların kapısında, “edep ya hu” diye girilir, böyle yazar.

Edep, Yeniçeri Ocağı’nın kapısında yazar idi.

Edep, devletin en yüksek itaat edici, amir hükmü idi.

Ne zaman ki, Yeniçeri haddini kaybetti, devlet onu topa tutmak duru­muna düştü. Buna münasip, ahilikte aynı prensiplere çırak, kalfa, usta yetişti­rilirdi. Ahilerin, babadan eşe, eşten evlada, sistemi yine budur.

Yaran, bu dört meselede, -dördüncüsü cami’dir- bu ana prensiplerle ye­tiştirilir idi. Fakat yaranın bu hususiyeti var.

Oyun içerisinde edebi öğretmek.

Edep, dil demektir. Edebiyat kelimesi de bundan çıkmıştır. Edepler manasını taşır.

Dil, bir toplumun, bütün değerlerinin, düşünce olarak ifadesi ve sonra da fiil haline getirilmesi demektir. Onun için yaranda şiir, mani, musiki, soh­bet vardır.

Yaranda sohbet, ehil olmayanla yapılmaz.

Sohbet, kapılar, pencereler sıkı sıkı kapatıldıktan sonra, yaran ile sade­ce yaran ile başağaların topluluğunda yapılır.

Hatta bir noktada çavuş efendi bile oraya giremez.

Yaranda Misafir: Yaran içerisinde bir ikinci olarak misafir alınır. Misa­fir, mana olarak, ikram için rağbet edilen insan demektir.Yine bizim kültürümüzde, “misafir, umduğunu değil, bulduğunu yer” diye bir söz vardır. Bu, misafirin peşin hükümle gelmesine müsaade edilme­diğinin ifadesidir. Misafir, ev sahibine tabidir. Ev sahibi, “Şu köşede otura­caksın efendim” derse, orada oturmak zorundadır. “Şu ikramımı, lütfen kabul edin.” derse, etmek zorundadır.

Hiçbir şeye itiraz etmek hakkına sahip değildir.

Misafirin değerini anlatmak için, tarihte vukuu bulmuş bir olaydan bah­setmek istiyorum.

Kendisi tebşir edilmiş olan Fatih Sultan Han Hazretleri zamanında, bu gün ismine izafe edilmiş bulunan, İstanbul’daki Vefa Semti’nde. Ebül Vefa isminde bir gönül eri bir zat vardır.

Fatih bunu duyar.

Ziyaretine niyetlenir. Gider.

Zat, arif kişidir.

“Bütün kapıları, pencereleri kapatın, hiç ses çıkartmayın, padişah geli­yor.” der.

Padişah gelir. Kapıyı bir çalar, ses yok; iki çalar, ses yok; üç çalar ve döner.

Emir buyurulmuştur ki. “Misafir gittiğiniz yerde, kapıyı üç kere çalınız. Eğer içeride insanların olduğunu bilseniz, dahi girmeyiniz. Israrda bulunma­yın.” buyurmuşlardır.

Fatih, bilahare, “Efendi hazretleri, Devleti Ali Osmanlı Padişahı olarak geldim, beni kabul buyurmadınız.” O zat da buyuruyor ki, “bizim muhabbe­timiz, sizi yanlışa götürmez. Sizin vazifeniz, devleti tedvirdir. Bizim meclisi­mizde, sizi meşgul etmek hakkına sahip değiliz.”

Misafir, yarana girdiği zaman, hiçbir sıfatı yoktur. Hepsi “misafir ağa”dır. Ne yaş, ne ilim, ne rütbe, orada misafir ağalığın üstünde vasfedilmez. Nasıl ki, içi süslü olan camimize girdiğimizde, o caminin süsüyle değil, içindeki insanların edebiyle o camide kişi yer kazanıyor ise, yaran ocağı da öyledir. Ca­mide her gelen şahıs, boş bulduğu safa oturur. Yahut kıyam eder. Hiçbir üstün­lük, bir önceki safta birisini geri çekip, bir başkasını oraya getiremez. İsterse padişah olsun. Burada insanın, insanlık değerine hürmetin ölçüsü konmuştur. Biz bu âlemde misafiriz. Öteki âleme de misafir olarak gideceğimiz için, en son ayrılış anımız burada, musalla taşıdır. Musalla taşında bu yolculuğa çıkartılan misafir, uğurlanan misafire sıfatı ne olarsa olsun padişah olsa, ‘’er kişi niyetine” denir. Ayyaş olur, ölür­se ölene de “er kişi niyetine” denir. Sultan o makama konsa, ‘hatun kişi niyetine” denir. Müseccel fahişe olsa affedersiniz ona da “hatun kişi niye­tine” denir. İşte burada bize misafirin edebi öğretiliyor. Kim bu edebe aykı­rılık gösterirse, hiçbir âlemde misafir­lik sıfatına sahip değildir.

Misafir, bir yere giderken, talip edilenden, davet edilen başkasını da götüremez. O da, gittiği yere hürme­tin ifadesidir.

Önemli olan Milli iradeye itaattir, o devlettir ve kullukta, Allah’a kul olmakla, bütün edep prensiplerine göre yaşayan insanlara paye sunulur. İşte, eline, beline, diline sahip olmak ve bunun neticesinde meydana gelecek şey, bu toplulukta yaran olmak, insan münasebetine ulaşmak demektir.

Geçmişte yaranın bu değerlerini ifade etmek suretiyle, bunun müessese haline getirilmesini arzu ettik. Amma ne yazıktır ki, bu müesseseyi müdrik olamadılar. Bunun tek bir sebebi vardır. Toplum olarak edep değerini bile­medikleridir. Yaran, bütün Türk dünyasında şu anda yaşıyor. Uyguristan’dan başlayınız, Kazakistan’dan, Türkmenistan’dan, Özbekistan’dan hepsinde var. Amma zamanın getirdiği anlayışsızlık, pek çoğunu dejenere etmiştir. Batı dünyasında eğitimin bir metodu vardır. Çocuktan başlatıyorsunuz, büyüğe kadar. Avrupa, 1500’lü yıllarda sekiz sene toplumuna edep öğretmeye çalış­mıştır. Adabı muaşeret kaideleri öğretmeye çalışılmıştır ve Avrupa bugünkü tekniğine, o eğitimin sebebiyle gelmiştir. Fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bu dörtlü müessese, birdir. Ahi ocağı, yaran ocağı, dergâh ve devlet’tir. Edep olmayınca ona ‘’ocak” denmez; affedersiniz. Edep olamayınca, o sıfatı ka­zanmış olamazsınız.

Allah yeniden o yolu açsın bize idrak, izan, anlayış ve kendine dönüş ölçüsü ve insaniyetini versin. Biz de hem bu vatanda; hem dünyaya insanlığı öğretmeye mükellefiz. İşte küçük başağının tertip olarak işaret buyurdukları­nın özü budur ve bunu kaybettiğimizde her şeyi kaybedersiniz. Bir parantez açarak bir şey söylemek istiyorum,

İstiklal Savaşımızdaki muvaffakiyetimizin tek sebebi, millet olarak devletin iradesine, milletin imanına ve dinine saygılı hareket etmiş olmamız neticesinde muvaffakiyete gideriz, elimizdeki silah budur. Edep bu kadar güçlü bir değer olur. Ne olursak olalım, edep olamayınca o şairin dediği gibi: ‘Dışı insan, içi boş olur.” Bu bir ayeti kerimenin tefsiridir. “Biz sizi ruhen ve bedenen noksansız, insan olarak yarattık. Ama bu değerleri taşıyamazsınız, hayvandan aşağı olursunuz.” diyor, Cenabı Allah. Din baştan aşağı bize edebi öğretir. Gönül ister ki, hepimiz o değeri müdrik olarak yaşayalım.

 

Hazırlayan: SADIK SOFTA

(Bu konuşma, Esentepe’de Küçük Başağa İsmail Satılmış’ın Yaran Meclis’nde yapılmıştır.)



Düzenleyen turgut_reis - 27.09.2010 Saat 16:33
Ne Mutlu Türk'üm Diyene...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek