2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Seyfullah KOTANOĞLU Hocamızla söyleşi
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumSeyfullah KOTANOĞLU Hocamızla söyleşi

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Seyfullah KOTANOĞLU Hocamızla söyleşi
    Gönderim Zamanı: 22.12.2010 Saat 01:30
"ÇANKIRI'NIN
EFSANE MÜFTÜSÜ
SEYFULLAH KOTANOĞLU
"
  • 1963 - 1972 yılları arasında Çankırı Müftüsü olarak görev yapan Seyfullah Kotanoğlu bu dönemde verdiği vaazlarla küçüğünden büyüğüne tüm Çankırılıları derinden etkileyerek büyük sevgi ve takdir toplamıştı…
  • Seyfullah Kotanoğlu Hocamız emeklilik sonrası ikamet ettiği Keçiören'in Mecidiye semtinde bulunan Mecidiye Camiinde ilerlemiş yaşına rağmen aynı coşkuyla vaazlarına devam ediyor...


  • Hocamızla "sağolsun bize zaman ayırdı" Mecidiye Camii dernek odasında bir söyleşi yaptık. Bu söyleşiyi Hemşerimiz Emekli astsubay İbrahim Seğmenoğlu’nun videoya kaydetti.
  • Hocam hayatınızın Çankırı'ya kadar uzanan bölümünü ve Çankırı yıllarını anlatır mısınız ?

Babalarımız muhacir olarak gittikleri için dönüşlerinde çok zahmetler çekmişler. O günün şartlarında bizleri okutma imkânına sahip değillerdi. Ben hafızlığı Erzurum’da köyümde(Altıntepe) bitirdim. Dersaam’da bugünkü karşılığı ordinaryüs 7 sene İslami ilimler okudum. Hacı Faruk Efendiden tefsiri, hadisi, astronomi, akaid ve diğer ağır dersleri okudum.

Hocamın vefatından sonra İstanbul’a geldim. İmkânsızlıklara rağmen büyük bir heves var bende. İstanbul’da Murat Paşa Cami mahfilinde kaldım. Öyle yatacak yer yok kilimlere, halılara sarılıp yatıyorduk. Müderris bugünkü karşılığı Profesör Bekir Haki Efendi(1) İstanbul Müftülüğü de yapmış bir kişi, çok ağır dersler veriyordu. Ondan sonra Süleyman Abinin (Hilmi Tunahan) damadı Kemal abide okudum.


Süleyman Hilmi Tunahan

Kemal abi genç bir iktisatçı idi ama ağır dersleri okuturdu. Vefa semtindeki Taşdelen Camiinde ders gördüm. Daha sonra Kemal abi beni Süleyman Efendinin kayınpederinin yanına götürdü…

Bu insanlar ilmiyle amil çok kıymetli insanlardı. Menfaat düşünmezlerdi, fakirleri Allah rızası için okuturlardı, barındırırlardı. İstanbul Fatih’te ağustos gecesinde kalkar sırtıma kilimleri alıp sokak lambasının ışığında ders çalışırdım. Arkadaşlarım oda da ışık yakmama razı olmazlardı.

Gece o şartlarda çalışmanın devamında sabah bir guruba ders okuturdum, bu derslerin hazırlanması öyle kolay değildi…

1954’te Diyanetin açtığı imtihanı kazandım. Benimle imtihana giren 3 İlahiyat fakülteliden ikisi imtihanı kazanamadı. Sene 56’da askere gidip döndükten sonra beni kazalara müftü olarak vermek istediler. Ben de iyi bir müftünün yanında vaazlık yapayım dedim. Zonguldak’la, Çankırı’yı gösterdiler. Zonguldak askerlikten gördüğüm kömürlü, mömürlü bir yer. Çankırı’yı seçtim.

Çankırı Müftüsü Nami Efendi (2) sene 56’da İttihat Terakki’nin içine girmiş çok efendi bir insan. Tam bir İstanbul Efendisi. Beni serbest bıraktı o sebeple çok rahat çalıştım. Nami Efendi senenin ¾ ünü raporlu geçirirdi, hasta idi.1962’de vefat edince yerine beni tayin ettiler.


Çankırı’da 18 yıl görev yaptım. Çankırı kendini anlatamayan bir vilayettir. Benim memleketim Erzurum’u çok methederler iffetli, namuslu, aile mahremiyetine düşkünlerdir diye… Erzurum’da çok büyük âlimler vardı ama Çankırılının bana gösterdiği saygı yanında onlarınki sıfır kalır.

Diyanette görev yapan birinin bir yerden bir yere nakledilmesi muhakkaktır ama Çankırılılar 1974’te Ankara merkez vaizliğine tayin edildiğimde Yargıtay’ın bahçesine çadır kurdular. Korgun, Kurşunlu belediye başkanları da oradaydı. Otobüslerle, minibüslerle Çankırı’dan gelerek destek verdiler. Kıbrıs harekâtının yapıldığı seneydi, Necmettin Erbakan nezdinde görüşmeler yaptılar. Diyanetten söylenen Çankırılıların benim için yaptığını hiç kimse, kimse için yapmamıştır. Çankırı’da büyük bir şevkle çalıştım.

Göreve geldiğimde Çankırı’da 8 cami ibadete açıktı. Camilerin bir kısmı han olarak kullanılıyor, bir kısmı satılmış, kimisi yıkılmış yerine başka yapılar yapılmış. Tabakhane’deki Kuran Kursu hizmeti veren yerde öyleydi. Çankırı’dan ayrılırken camilerimizin sayısı 22 idi. Sembolik olarak Müftü bütün cami yaptırma derneklerinin başkanı idi. Misal Kırkevler’de cami yapılacaksa Diyanetten gelenlerde kürsüye benim çıkmamı isterlerdi. Hocam sen söyleyince çok para veriyorlar derlerdi. Güven vardı. Kuran Kursu yoktu. CHP’li meclis üyelerini de ikna ederek Büyük Caminin üzerindeki yerin metrekaresini on kuruşa alarak Kuran Kursu yaptırdık. Çankırı İmam Hatip Lisesini müteahhite vermeden yine kendi imkânlarımızla bitirdik.

Çankırı Valisi Cevat Çapanoğlu hocam bir gün de yerinde oturmaz mısın? Derdi. “Vali bey bizim işimiz sabah namazında başlar, yatsı namazında biter; dairede oturmayla olmaz” derdim.

"İhtilalin olduğu yıllar 1960 ve sonrası çok sıkıntılıydı. Cuma gün ihtilal oldu, radyo bağırıp duruyor: Kimse dışarı çıkmayacak!

Vicdanıma yediremedim, müezzinlere dedim Büyük Camide sela verin! Selanın ardından diğer camilerde de sela verildi ve Çankırı halkı sokaklara döküldü…

Cuma namazı için Büyük Camide kürsüdeyken bir yarbay ve komiser geldi beni almak üzere. Dedim tamam götürün ama hutbeyi okumadan çıkmam, kabul ettiler…

Hutbeyi okuduktan sonra götürdüler."

İhtilalle birlikte büyük bir demokrat parti düşmanlığı başladı, akla hayale gelmez yalan ve iftiralarla kötüleme yapıyorlardı. Demokratlar kasayı boşaltmış diye % 10 faizli tahviller çıkardılar. Bana da gelip kürsüden bu tahvillerin alınması için vaaz vereceksin dediler. Hatta Oğuz Bey diye birine bu konuda fetva da hazırlatmışlar. Bunu asla söylemem; gider babamın evine çarıklarımı bulurum diyerek reddettim.

Vali kürsüden demokrat partiyi kötülememi istedi. Çok baskı yaptı.Ben de "Demokrat Parti döneminde onları övmedim ki şimdi niye yereyim" diyerek yine kabul etmedim.

Siyaset dünyaya ait bir şey. Siyasetçi herkesi sever ama Müslüman herkesi sevemez. Müslüman Allah’ın sevdiğini sever...

Devam edecek…

-----------------------------------------------------------------------------------------------

(1) Bekir Haki Efendi

(1882-1975)



MÜFTÜLÜK VAZİFESİ VE

MÜFTÜLÜKTEN ALINMA SEBEBİ


15 Haziran 1939'dan 1949'a kadar İstanbul Müftülüğü müsevvidliği yapan Bekir Hâki Efendi, bu tarihte kendi isteğiyle emekli olur. Daha sonra üç yıl kadar Süleymaniye Kütüphanesi'nde tasnif işinde çalışır ve 1953'te buradaki görevinden de ayrılır. Aralık 1954'te tekrar memuriyete dönerek altı yıl süreyle Eminönü müftülüğü yapar. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen Diyanet İşleri başkanlığına getirilince Bekir Hâki Efendi 15 Haziran 1960'ta vekâleten, on beş gün sonra da asaleten onun yerine tayin edilir. Fakat dönemin İstanbul valisi ile ezanın Türkçe okunması konusunda ağır bir tartışma yapması üzerine 2 Mayıs 1961'de görevinden alınarak İstanbul Müftülüğü raportörlüğüne getirilir. Bu olay şu şekilde gerçekleşir:


EZANIN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ


Bekir Hâki Hoca Efendi’nin görevinden alınmasının sebebini Eyüb Said Tokatlı, Tohum dergisine yazdığı bir makalede açıklamıştır. Makale Hoca Efendi vefat ettikten sonra yayınlanmıştır. Eyüb Said Tokatlı hâdiseyi şu şekilde anlatır:


“…Tarihe geçebilecek, genç nesillere ibret teşkil edecek ve o günkü ihtilâlcilerin zihniyetlerini ortaya koyacak bir hâdiseyi buraya kaydetmek istiyorum: O günün askerî [İstanbul] valisi General Refik Tulga ve yanında yüksek rütbeli iki subay, birlikte İstanbul Müftüsü Bekir Hâki Efendi’yi makamında ziyarete gelirler. Refik Tulga, Hocamıza dönerek:


“Hocam emir verin de ezan Türkçe okunsun” der. Hoca Efendi de, “Biz burada kendi başımıza buyruk değiliz. Diyânet Riyâsetimiz var. Onlardan böyle bir emir almadıkça biz kendiliğimizden herhangi bir şey yapamayız” buyurur. Vâli diretir: “Siz pekâlâ emir verirsiniz. Ben de emrediyorum, ezan Türkçe okunsun”


Merhum Hoca Efendi o derin gözleriyle vâlinin yüzüne mânâlı mânâlı bakar ve o nur gibi sakalını eliyle tutarak: “Oğlum, ben bu yaştan sonra gavur olamam!.” der. Vâli: “Ezanı Türkçe okumak gâvurluk mudur?” diye ısrar edince, şu karşılığı alır: “Oğlum sen onu bilmezsin; o bizim sâhamızdır, onu biz biliriz”


Böyle bir durum karşısında, bir diktacının başvuracağı tek çare tehdittir. Vâli de bunu yapmakta gecikmez: “Öyleyse, siz de bu makamda daha fazla kalamazsınız” deyince, Hocamızın verdiği cevap, iman ve şahsiyet sahibi her İslâm âliminin vereceği cevap olmuştur: “Oğlum, anam beni bu makamda doğurmadı. Zaten biz hizmet edeceğimize inandığımız müddetçe burada kalırız. Aksi halde gideriz.”


Tabii netice malum… Bir hafta sonra Hoca Müftülükten alınır.”


(2) M. Nami Mutlu  -  Çankırı Müftüsü
(30.07.1932 - 14.10.1962)


Hicri 1296, Miladi 1880'de Çankırı'da doğdu. Babasının adı Ali idi. İdadi ve Rüştiye'yi Çankırı'da bitirdi. Daha sonra İstanbul'da Darülfunun'dan mezun oldu. Kadıköy Kız Muallim Mektebi Din Dersi Hocalığına tayin oldu, oradan Kasımpaşa Askeri Rüştiyesine nakledildi, daha sonra Kâğıthane Okulu Müdürlüğüne atandı. Bu görevde iken Birinci Cihan Savaşı çıktı. Harbiye'de bir aylık askeri eğitimden sonra ihtiyat zabiti olarak savaşa katıldı. Bu şekilde 17 sene İstanbul'da kaldıktan sonra Kırklareli Maarif Memurluğu görevinde bulundu, oradan Ilgaz İlçesi Orta Okul Müdürlüğüne tayin oldu. Müftülük sınavını kazanarak 30.07.1932 tarihinde Çankırı İl Müftüsü oldu, bu görevi yürütürken 14.10.1962 tarihinde vefat etti. iki çocuk babası olan Nami Efendi, Arapça ve Farsça biliyordu.




Düzenleyen Metin YILMAZ - 29.12.2010 Saat 18:52
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.12.2010 Saat 01:32

O sıkıntılı devirde Necati Asım Uslu geldi, Kemal Parıltı, Hamdi bey, Şevket Barutçu (3) Çankırı için unutulmaz hizmetler yaptılar. Şevket bey gece gündüz okurdu, bu uğurda ticaretini bile kaybetti. Bir ara Türkeş beyin özel kalem müdürlüğünü yaptı.

Bu isimler Çankırı’ya bir hayatiyet kazandırdı.


Hamdi USLU

Onlar milliyetçi idi ama dine toz kondurmayan ibadetlerini yapan milliyetçiler idi.

Onlarla birlikte Atkaracalar’a, Kurşunlu’ya konuşmaya giderdik. Öyle acaip bir cesaret ki İl Müftüsü sıfatıyla bir partinin toplantısında nutuk atıyordum. Allah razı olsun hepsinden.

Çankırı askerlik şube kayıtlarını fırsatım oldukça karıştırırdım. Çankırı’da her ailenin şehidi vardı. Çankırı işgal görmemiş ama işgal görmüş vilayetlerden daha çok şehit vermiş. Çankırılılar Türk milletinin verdiği her savaşta, her cephede bulunmuşlardır. Umumi harpte, İstiklal harbinde çok sayıda Çankırılı 4. Orduda şehit olmuştur. Kuvayı Milliye döneminde cepheden firar eden tek Çankırılı yoktur.

Çankırılların yaradılışında memleket, millet sevgisi vardır.

İşte Necati bey bu sevgiyle yola çıkarak arkadaşlarıyla Çankırılı gençleri o kadar güzel kümeleştirmiştir ki; o sıkıntılı ihtilal döneminde bu insanlar ağırlıklarını koyarak Çankırı’ya büyük manevi hizmetlerde bulunmuşlardır.


Alpaslan Türkeş, Necati Asım Uslu

Necati ve Kemal beylere Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Şevket beyin uzun süredir rahatsız olduğunu biliyorum; Allah şifa versin.

  • Hocam yıllarca kürsüsünden Çankırılılara unutulmaz vaazlar verdiğiniz Büyük Camimizden bahseder misiniz?

Büyük Caminin yapımını Kanuni Sultan Süleyman 1535’te Bağdat’a giderken emretmiş.

Bu konuda Çankırılıların bildiği bir şehir efsanesi var ki; ben buna inanmıyorum.

Efsane şu: Çankırılılar o kadar gayretli ki cami yapımı beklenenden daha önce bitmiş ve Kanuni seferden dönmeden ibadete açılmış… Bu duruma kızan padişah vakıf bağışlamamış. Bu bilgi doğru değil, o büyük insanlar bunu yapmaz.

Çankırı o yıllarda da iktisadi yönden gelişmemiş bir memleket. Çankırı’nın eski kadastro defterleri çok sağlıklı değil. Mevcutlar içinde birçok vakıf var. Kadastrodaki eski defterleri bizzat çıkardım.Hem merkezde, hem de İnandık ve Karaşeyh gibi köylerde vakıflar var.. Büyük Camiye ait vakıf var ve bu durum Kanuni’nin vakıf bağışlamadığı söylentisini yalanlıyor. Bazı evraklar sele gitmiş, bazıları imha edilmiş. Kalanlar bile çok sayıda vakfın varlığını ispat ediyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------

(3) TÜRK ÜLKÜCÜLER TEŞKİLATI (TÜT)

Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın ÜOB ile birlikte kapatılması üzerine doğan boşluğu doldurmak amacıyla 15 Şubat 1972’de Çankırı’da kurulan TÜT’ün altyapısını kapatılan GÜT’ün 348 şubesi oluşturuyordu. Şevket Barutçu’nun genel başkanı olduğu TÜT’ün Birinci Olağan Kurultayı 8 Nisan 1973’te Çankırı’da gerçekleştirildi. Barutçu’nun yeniden genel başkan seçildiği kurultayda derneğin adı Ülkücüler Teşkilatı Derneği (ÜTD) olarak değiştirildi. Ülkü Ocakları’nın 1974’te tekrar kurulmasıyla faaliyetine son veren ÜTD’nin şubeleri Ülkü Ocakları’nın şubelerine dönüştü.

 devam edecek..



Düzenleyen Metin YILMAZ - 25.12.2010 Saat 02:26
Yukarı Dön
Metin YILMAZ Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 13.09.2009
Şehir: Ankara
Status: Aktif Değil
Points: 1325
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Metin YILMAZ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 24.12.2010 Saat 22:50

Hocam eski Çankırı'dan anlatırmısınız:

İslam bizden iman, ibadet, ahlak bir de muamelat yani dürüstlük istiyor. İşte o dürüstlük Çankırı’da varmış. Eskiden o Ahi teşkilatı öyle bir düzen kurmuş ki; adamın birisi keser yaptımı imzasını koyarmış. Bu keser sakat çıktımı, diyelim ki Yüklü köyünden şikâyet edildi. Esnaf Lonca teşkilatına götürürmüş… Keserdeki rumuz sahibi Aziz usta ise Aziz ustayı çağırırlarmış. 3 ay işten men ederlermiş. Sen 3 ay elini bu işe sürmeyeceksin derlermiş… Bakın bu yapı devlet değil; bugünkü sivil toplumun karşılığı. Bu teşkilatlar halkın, esnafın bozulmaması için bu gayreti sarf ederlerdi. Sabahtan akşama kadar kendi işlerinde çalışırlardı. Ben geldiğimde bu terzilerde, demirci esnafında vardı bunlar. Demirciler bir arastada çalışırlardı. Bun çok dikkat ederlerdi “paydos” denince çekicini usulca indirir ve asla örse vurmazlar, devam etmezlerdi. Ben onların kalfalarının usta çıkış merasimlerine de katılır konuşurdum. O ahi dernek başkanı o kadar güzel nasihatler verirdi ki; “bak oğlum evde sağ ayağınla çık, camiye sağ ayağınla gir, camiye girince önlere geçmeyeceksin,nerde boş yer varsa orada oturacaksın işine Besmelesiz başlamayacaksın, erkencilik yok işe herkesle birlikte başlayacaksın” gibi… Büyüklere saygı, edep, terbiye kuralı işlenirdi.Şimdi insanlar hep menfaatlerinin peşinde.

Çankırı düşman işgaline uğramamış ancak Çankırılı bu topraklardaki her harbe iştirak etmiş. O nedenle