2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Ahmet GÜLŞEN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Ethem Ağabey neden ağlıyor?
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumEthem Ağabey neden ağlıyor?

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Ethem Ağabey neden ağlıyor?
    Gönderim Zamanı: 30.09.2012 Saat 18:58

Ethem Ağabey neden ağlıyor?

Bugün AK Parti 4. Olağan Kongresi yapılıyor. Ankara Arena’da muazzam bir kalabalığın olduğunu televizyondan takip ediyorum. Başbakan Erdoğan yılların birikimiyle duygu dolu bir konuşma yapıyor. Sayın Erdoğan’ın konuşmaları zaten hep dolu dolu oluyor. Başarısının arkasında sadece şahsi birikimi değil bir iş modelinin olduğu gözden kaçmıyor. Camdan okuyor, metne çoğu kez sadık kalıyor.  Yazıyı birlikte hazırladığı danışmanları muhtemelen arı gibi çalışıyor. İçerden biri değilim gerçekte böyle bir ekip var mı görmedim ama göstergeler bu yönde, böyle olmalı diye düşünüyorum. Eğer sayın Erdoğan bir hata yapıp bu çalışma modelini bozarsa bilin ki Partisinin de sonunu hazırlamış olacaktır.

 

Bugünkü Kongrenin bir kısmını televizyondan izledim, Başbakan yine ekipleriyle güzel bir metin hazırlamış ancak başlangıçta okuduğu muhtemelen kendi seçtiği Sezai KARAKOǒun şiiri anlayana, yaşayana, bugünlere gelinen yolda katlanılan çileleri bilenlere duygu yüklü anlar yaşattı.

 

Ekranda şiirin ilk terennümünde hemen duygulara kapılarak bunu izhar eden bir kişi vardı. Ethem Ağabey. Çankırı’nın 80’li yıllarında Sezai Karakoç, Necip FAZIL, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim ÖZDENÖREN gibi isimlerin eserlerini Mehmet Zahid Kotku’nun Tasavvufi Ahlak’ını, Prof. Mahmut Es’ad Coşan’ın İslam Dergisini şehre getiren, Uzunyol’un İmaret’e yakın başlangıç noktasında işlettiği daha açık ifadesiyle hizmetini sürdürdüğü “İhvan” adıyla bir kitapevinin sahibiydi.

Ethem Ağabey hizmet adamıdır. Kimsenin üstlenmediği bir misyonu yüklenmiştir. Kitabın, hele hele 80’li yıllarda ‘kültür kitapçılığının’ para kazandırmadığı, itibar edilmediği bir zamanda canla başla çalışmıştır. Ne varki yıllar salça kutularının, deterjan poşetlerinin kitap raflarını istilasına şahit olmaktaydı. Ve sonra, kitap yeniden çekildi şehrin sokaklarından.

Bu misyonu daha sonra Vefa Kitapevi aldı. Bir hizmet ve fedakarlık şuuruyla yeniden başlayan Çankırı’ya kitap, kültür taşıma hizmeti de yine Ethem abeyin ufak tefek terekesiyle canbuldu.

 

Bugün, Ethem Ağabeyin büyük bir coşkuyla ağladığına tüm Türkiye şahit oldu; Kongrede, ekranlarda. O’na bu heyecanı veren, içindeki coşkuyu artıran şey, konuşmayı yapan kişi ile aynı zamanlarda aynı zorlukları çekmesi nedeniyledir. Ethem Ağabey eminim o an, Sezai KARAKOǒun şiiri okunurken yeniden yaşadı; Çankırı’ya ahlakın, erdemin, kültürün, sevginin yeşermesi için çalıştığı gençlik yıllarını. Bugün bir iktidar partisinin Başbakanı binlerce kişi karşısında “Sevgili, en sevgili, ey sevgili ..” diye haykırıyordu, bugünlere gelişte Ethem Ağabey, Çankırı’da Uzunyol’da küçük, yüksek girişli kitap evinde yaptığı kitap satışlarının, ayak üstü sohbetlerinin semeresini görmüş gibiydi. O yıllarda herkesçe malum siyasi, iktisadi şartlar çok zordu, İhvan kitapevinden kim kitap alacaktı, okurun sayısı belliydi şehirde. Bizim orta okul, lise yıllarında hiçbir şahsi zevkimiz olmadı, cepteki tek kuruş ile ya İslam, İlim Sanat Dergisi alırdık yada Çankırı için henüz yabancı olan yazarların kitaplarını. Ancak yukarıda saydığım yazarları ve İslam Dergisini Çankırı Lisesi’nde benden başka kimse getirmiyordu. Sezai KARAKOǒun Ethem Ağabeyden aldığım ilk kitabı “Hızırla Kırk Saat”ti. Özetle, Sezai KARAKOÇ anlayan ve yaşayanlar için Çankırı olsun Türkiye olsun, herkes için ama herkes için gönül kapsının anahtarıdır.

Yazımızda Ethem ağabeyin bir anlık resminden yola çıkarak, Sayın Erdoğan’ın yetişme ve duygu dünyasına atıfta bulunduk, ortak değerlerimizi konu ettik. Bugün bile “Rabbime hamd ediyorum. Bize direnmenin, sebatın değerini öğrettiği için Rabbime hamd ediyorum. Kalbimize millete ülkeye hizmet için halka Hakk'a hizmet aşkını sevdasını tutkusunu veren Allah’a hamd ediyorum."  duasını edebilecek iman ve hizmet aşkına sahip olabildiği için değer veriyoruz.

Şuan Sayın Başbakan’ın şahsındaki birikim ve duygu Çankırı veya Ülke genelindeki parti teşkilatlarında vardır veya yoktur tartışmasını yazımızın dışında tutuyoruz, bu konuda yeterli bilgi ve analize sahip olmadığım için de haddim olmadığı kanaatindeyim.  Aslında çokta sorgulamıyorum çünkü Üstadın değimiyle; … \ Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır \ Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır \ Geceyi onaran bir mimar vardır \...

 

 

İşte O Şiir,

"Sevgili, en sevgili, ey sevgili \ Uzatma dünya sürgünümü benim \ Ülkemdeki kuşlardan ne haber vardır \ Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır \ Aşk celladından ne çıkar \ Madem ki yar vardır \ Yoktan da vardan da ötede bir var vardır \ Hep suç bende değil \ Beni yakıp yıkan bir nazar vardır \ O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır \ Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır \ Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır \ Geceyi onaran bir mimar vardır \ Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır \ Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır \ Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır \ Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır \ Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır \ Sevgili, en sevgili, ey sevgili....   Sezai KARAKOÇ

 

 

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
Ali TAŞ Açılır Kutu Gör
Yazar
Yazar
Simge

Kayıt Tarihi: 18.04.2006
Status: Aktif Değil
Points: 197
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Ali TAŞ Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.10.2012 Saat 11:55
Ahmet beyi kutluyorum, İhvan kitap dükkanı nı ve Ethem Darende'yi hatırlattığı için. 80 li yıllarda yani 12 Eylül boşluğunda Çankırı gençliğinin milli ve manevi ihtiyaçlarını giderme hususunda İmaretteki İhvan kitap kırtasiye dükkanı ve Ethem Darende çok önemli fonksiyon icraa etmiştir.Bu küçük dükkan görünüşte fazla maddi kazancı olmayan kendi yağı ile kavrulan bir dükkandı, ama manevi kazancının çok fazla olduğu tartışılmazdı. İçerisinde hasbel kader benimde olduğum bir çok insan günün bir saatinde yolunu muhakkak bu dükkana düşürür, son çıkan kitaplara, dergilere hatta o zamanlar çok yaygın olan ilahi kasetlerine göz atar istediğini alırdı. Çoğu zaman bu alışveriş hesaba yazılır aybaşı ödenirdi. Bu küçük dükkan müşteriler arasında bir dostluk köprüsü, bir mücadele birliği oluşturmayı da başarmıştır. Çankırı da daha sonra kurulan bir çok sivil toplum kuruluşunun temelleri bu dükkanda atılmıştır dersek fazla abartmış olmayız. Tabi ki bu trafik oluşunca o zamanki olağanüstü halin gereği Emniyetinde dikkatini çekmiş ve Ethem bu konuda sayısız takibata uğramış sık sık tehditler almış sıkıntılar yaşamıştır. Zannediyorum ki Ethem le Başbakan Erdoğan'ın yol arkadaşlığı farklı yerlerde ama amaç doğrultusunda kesişmiştir. Üstad Sezai KARAKOÇ hayranlığıda ikisisinin ortak paydasıdır. Geçmişte yaşanan aynı sıkıntılar Başbakanla Ethemi Sezai Karakoç'un şiirinde birleştirmiş ve medyaya yansıyan duygu boşalması yaşanmıştır. Allah ikisininde istikametini bozmasın ve yaşadıkları sıkıntıları sevap hanesine yazsın.
Ali TAŞ
Yukarı Dön
Recep Gülşen. Açılır Kutu Gör
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 12.11.2011
Şehir: Konya
Status: Aktif Değil
Points: 12
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (1) Teşekkür(1)   Alıntı Recep Gülşen. Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.10.2012 Saat 18:32
İhvan Kitabevi gerçekten bir kardeşlik merkeziydi. Hareket noktasıydı. Bir medeniyet inşaasının mütevazi çalışma mekanlarından biriydi. Dolayısıyla Ethem Ağabey de bu mütevazi mekanın yegane bekçisi, azimli mücahidi ve sabırlı bir diriliş eriydi. Halen de öyle olduğunu biliyorum. 

Sezai Karakoç'u ve dirilişi, Cahit Zarifoğlu'nu, Özdenören'leri, Mavera'yı ve daha bir çok yayını ve yazarı, fikri ve hareketi Çankırı'ya sunan Ethem Ağabey, (yukarıda Ahmet Beyin de ifade ettiği gibi) yıllar sonra bayrağı teslim etmek durumunda kaldı. Bayrağı teslim etti belki ama yayın dünyasını halen aktif bir şekilde takip ediyordur eminim. 

Bir yaz tatili döneminde çıraklığında bulunduğum Ethem Ağabey, 80'li yılların netameli günlerinde ve ihtilalin ağır baskısı altında görevi hiç bırakmadı. 90'lı yıllarda bukez bizler Vefa Kitabevi'ni hayata geçirirken en büyük destekçilerimizden biri yine Ethem Ağabey idi.

O zamanlar Uzunyol'un başlangıcındaki küçük mütevazi dükkanıyla, İmaret Camiinin manevi atmosferinden aldığı güçle sanki uzun bir yolun başında olduğunu biliyordu.

Şimdi kongrede aynı dünya görüşünü paylaştığı, aynı mücadeleleri vermiş bir genel başkan/başbakanın dilinden Sezai Karakoç'u dinlediğinde, o UZUNYOL'da alınan mesafeyi gördüğü için Ethem Ağabey'den daha fazla duygulanmak mümkün mü?
Recep Gülşen
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı ahmetgulsen Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15.07.2013 Saat 23:41
Yeni Şafak gazetesinin 13.07.2013 tarihinde kaleme aldığı Dava Adamı başlıklı yazı Anadolu'da toprakta gizlenmiş çekirdek dava adamlarını anlatmaktadır. Yukarıdaki yazımı bütünlediğini düşündüğüm için alıntılıyorum.



AKİF EMRE

Akif Emre

Dava adamı

Anadolu'nun modern tarihi hep merkezden şekillendirildi. Bu merkezin sadece siyasal bir otorite olması gerekmiyor. Bu toprakların insanının nasıl düşüneceği, nasıl hayat süreceği, neye ne şekilde inanması gerektiği hep merkezden tayin edilmek istendi. ister siyasal merkez ister entellektüel merkez adına olsun sürekli bir gömlek biçildi Anadolu insanına…Çoğu kez dar geldi bu gömlek. Giydirilen deli gömleklerini farkettiği anda yırtmaya çalıştı.

Sessiz ve derin bir direncin öyküsüdür Anadolu'nun yakın tarihi aynı zamanda. Yangın yerine çevrilen çilekeş coğrafyada yeni bir umut yeşertmek için sessiz, gösterişten uzak, fedakarlık ve çilelerle yoğrulmuş nice emekler, göz nuru, hayatlar var.

Artık neredeyse yadırganan bir insan tipi vardı, 'dava adamı' . Anadolu'nun herhangi bir şehrinde bir terzi dükkanında, bir saatçide, bir kitap evinde yahut bir kaç sandalyenin sıralandığı bir dernekte görürsünüz. Geleneksel önderlerden farklıdır, tam anlamıyla yangından çıkan bir neslin öncüleridir bunlar. Aralarında geleneksel yapılardan gelenler olsa da çoğunlukla modern eğitimden geçmiş kişilerdir.

Hayatın içinde hayata karşı Müslümanca durabilmenin imkanlarını, işaret taşlarını göstermeye çalışırlar.

Kimi zaman ya bir çay ocağının etrafına atılmış alçak hasır iskemlelere kümelenmiş aydınlık alınlı gençlerle, ya bir kitapevinin soluk ışıklı ortamında mutlaka bir şeyler anlatırken görürüsünüz. Ekmek teknesi iş yeri sürekli bir şeylerin dağıtıldığı, imbikten geçirildiği, 'yüksek memleket meseleleri nin halledildiği yerlerdir.

'Dava adamı' dediğimiz bir model, fedakarlığın, fikir öfkesinin, samimiyetin, karşılıksız vermenin, paylaşmanın erdem olduğu bir insan modelidir. Kariyerizmin yer almadığı, ikbal hesaplarının yapılmadığı geçmiş ve yaşanan anla hesaplaşmanın yoğun bilincini yüklenen yüreklere işaret eden bir insan tipidir.

Bir yanda varoluş bilincini diriltmeye çalışırken diğer tarafta çağdaş uygarlık adına çökertilen kurumların işlevini yüklenirler. Her biri birer okul işlevi görür. Bu ülkenin geleneğiyle, imanıyla, kültürüyle yeniden bağ kurmaya çalışırken inanmanın, bu topraklar için ne anlama geldiğini genç beyinlere zikrederler bıkmadan.

Bir neslin fikir hamurunu yoğuran bu fedakar öncülere bu ülke ne kadar çok şey borçlu.

Hayatın içinde, hayatta kaybolmadan insanlarla beraber yangın yerine benzeyen koca coğrafyanın benliğini, tarihini, inancını, geleneğini, geçmiş ve gelecek tasavvurunu iplik iplik örerler. Buldukları her yeni kitap heyecan verir, kurulmuş anlamlı bir cümle yüreklerini ürpertir. Okudukça içleri büyür.

Doğuyu, batıyı birlikte keşfederler, büyük anlatıları, klasikleri, unutulmuş bir elyazma risaleyi söke söke okur, dünyanın bir köşesindeki Müslümanla heyecanlanır, açları,susuzları sürgünleri duydukca kahrolur; elinde avucundakini bilmediği coğrafyalarla paylaşır.

Sonra o gençler teker teker dağılırlar memleketin bir köşesine. Okumuş büyük adam olmuşlardır.

Yükselen dalgayı yakalamıştır büyük kısmı. Hayat başka türlü akmaktadır. İdealler henüz reddedilmese de artık başka şeylerden heyecan alınmaktadır.

Zamanın ruhunu(!) daha doğrusu değişimi yakalayanlar için bir zamanlar dava adamından işittikleri çok uzak günlerin tesellisi gibi gelmektedir. Hatta hatırlamak, onlarla yüzleşmek sıkıntı verir olmuştur.

Dönem değişmiş, insanlar hayal edemedikleri yerlere gelmiş, bir zamanlar izbe köşelerde mumla aranan nadir insanlar her tarafta etkili yetkili olmuştur.

Zaman değişmiş dava adamından dinledikleri hafif bir dudak tebessümüyle hatırlanan geçmiş zaman nostaljilerine bırakmıştır .

Ama o hala orada, o köşesinde, yıllar önce neyi niçin savunuyorsa onu aynı kararlılıkla anlatmaya, okumaya, paylaşmaya devam ediyordur. Her birinin gözlerinde birer umut ışığı o gençlerden pek kimse kalmasa da.

Geçen zamanın yüzündeki çizgileri derinleştirse, etrafı tenhalaşsa da o hala büyük anlatıların, şiirin, derin mevzuların peşindedir. Yaşanmakta olanlar onu şaşırtmamıştır. Fikir öfkesi ve dava heyacanı hala diridir.

Anadolu'nun kim bilir kaç köşesinde benzer portreler çizilebilir. Kim bilir bu portrelerin hangi parıltılı çehrelerin üstünde gölgesi düşmektedir. Yakından bakın göreceksiniz.onlar yüzlerini çevirip kaçmak hatırlamak sitemse de.

Evet bir zamanlar 'dava adamı' vardı.

Tüm bunlar, bir dava adamının yıllardır yayınlamadığı kitabını okumaya başlamam vesilesiyle bende yaptığı çağrışımlar

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek