2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Haberler/Etkinlikler » Çankırı Haberleri
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - ÇANKIRI'DA KUTLAMA ve GERÇEKLER
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumÇANKIRI'DA KUTLAMA ve GERÇEKLER

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: ÇANKIRI'DA KUTLAMA ve GERÇEKLER
    Gönderim Zamanı: 23.08.2013 Saat 21:19
        ÇANKIRI’DA KUTLAMA  ve  BAZI  GERÇEKLER

          Atatürk’ün Çankırı’ya gelişinin 88. yıldönümü kutlamalarının yapıldığına dair haberleri okudum. İçeriğine baktığımız zaman bu kutlamaların Atatürk'ü karşılayan Çankırı mebuslarından Ahmet Talat Onay'ın o günlere dair yazdıklarını okumadan veya dikkate almadan yapıldığı anlaşılmaktadır.

           Biz bu yazıyı Türk Dili dergisinin 1956 tarihli bir nüshasından ilgili arkadaşlar zahmet çekmesin diye bulup bu sitede yayınladık. Bazı Çankırı haber siteleri de bu yazıyı buradan alıp yayınladı.

         Bu yazıyı tekrar sunalım:


  
     

                               ATATÜRK ÇANKIRI’DA

 
 
           “Seçmenlerimizle görüşmek üzere  köylerde dolaşıyorduk. Şimdi ilçe olan Şabanözü’nün Sarıküt, yeni adı Meşelik olan alevî köyünde 21 Ağustos 1925 gecesi, mebus rahmetli Ziya ve Rifat Beylerle köyün baba’sı olan Kâzım Hoca’nın[1] odasında sazlı sözlü, “âyin-i cem”den sonra henüz uykuya dalmıştık, uyandırdılar. Bir jandarma eri, nahiye müdürünün vali Cemil Bey’den[2] telakki ettiği emrini bildirdi. Atatürk ertesi günü Çankırı’ya şeref vereceklermiş, bizim hemen dönmemiz lâzımmış. Bir kılavuz alarak zifiri karanlıkta dağ tepe aşarak nahiye merkezine geldik. Vali ile görüşmek mümkün olmadı. Çaresiz sabahı karakolda ettik. Meğer Atatürk 23 Ağustos günü Çankırı’dan Kastamonu’ya geçecekmiş, dönüşte misafirimiz olacakmış.  Şifre hallindeki hata bizi tedirgin etmiş.
 

             Güneş doğarken şehre döndük, bir komisyon topladık. Nerede misafir edileceğini, neler ikram edileceğini kararlaştırdık. Öğle yemeği Ertuğrul İlkokulunda verilecek, dönüşlerinde ortaokulda misafir edilecekti.

 
            Keklik, üveyk, karatavuk vurmaları için avcılar çıkarıldı. Meşhur Çankırı kadayıfı yaptırıldı. Mektebin bir odası, Kuşçubaşının gelini hanım tarafından gelin odası gibi süslendi; hattâ karyola “Abdülhamit” markalı idi.
 

            23 Ağustos 1925 günü mebus Ziya, Rifat, müdde-i umumî Şevket Beyler ve müftü Atâ Efendi ile Belediye Reisi Cemal Efendi,  Vali Cemil Bey’in refakatinde on saatlik mesafedeki Çandır hanı’na gidildi. Bindiğimiz tenekeden iki Ford otomobili idi.

 
            Burada Gazi otomobilinden indiler. Sırtında gri renkli keten kostüm, başlarında çok yumuşak hasır panama şapka vardı. Şapkayı çıkararak elimizi sıkarken vali isimlerimizi söylüyordu. Müftü efendiyi “Halk partisi reisi” diye takdim edince mânalı bir tebessümle:

            -Hem müftü, hem parti reisi nasıl olur? buyurdular.

 
            Bu söz rahmetli müftünün siyasî hayatına son vermişti. Halbuki müftü efendi ittihatçı, koyu Türkçü, üç lisanda şiir yazan, medrese  ilimlerinde mütebahhir, “fünun-i şetta”da salâhiyetli, soyca zeki bir zattı.
 

            Gazi’nin arabasında Nuri Conker vardı. Fuat Bulca, başkâtip Tevfik, seryaver Rusuhi ve diğer yaver Muzaffer, muhafız taburu kumandanı İsmail Hakkı, polis müdürü Dilaver Beylerle maiyet memurlarının bindikleri arabalar bu sırada gelmişlerdi.

             Gazi yarı ciddî:

            -Hani sizin şapkanız? buyurdular.

            Hep şaşırmıştık. Ben:

            -Şapkayla teşrif buyuracağınızı bilseydik, biz de birer tane tedarik ederdik, dedim.

            Güldü, dönüşte şapkalı görmek istediğini söyledi.

            Çandırlılar ayran ikram ettiler. Meşhur Ömer Ağa’yı sordu. Köye adam koşturuldu. Gelinceye kadar köylülerle konuştu.

            Ömer Ağa, sağ elini kalbi üzerine koyarak selâmladı ve Gazi’nin eline sarıldı. Gazi gülerek:

            - Nasıl yine mebusları hapsediyor musun? lâtifesinde bulundular.[3]

             Ömer Ağa, mahcup, bir yanlışlık olduğunu, mebus sözünü mahbus anladığını ve olayı hikâye etti. Gazi gülerek ağanın yanağını öptü.

              “Derimize saman doldururlar mı?” sualine Ağa:

              -Lâyık olanların doldurulur, cevabını verdi.

              Ömer Ağa, altı yüz yıldan beri ocağı yanan bir hanedanın son çocuğu, gün görmüş, “mîr-i kelâm”, misafir-sever, sözü tutulur, iyi düşünür, Türkçü bir köy ihtiyarı idi.

                                          ***

                Beraberimize operatör doktor Rifat’ı, Kâmil Beyi de alarak Kastamonu’ya gidiyorduk. Yolda köylüler tezahürlerde bulunuyorlardı.

                Ilgaz dağının doruğundaki karakolda Kastamonu heyeti ile karşılaştık.

                Kastamonu’da istikbal pek parlak oldu. Gece konaklarının önünde şenlikler yapan delikanlıların oyun iktizası attıkları silâhları mene çalışan Ankara ve Kastamonu polislerini azarlayan Gazi’nin kalabalığa karıştığı görüldü.

                İki gün sonra İnebolu’ya gittiler. Bize dönmemizi emir buyurdular. İnebolu’da halka “Efendiler! Buna şapka derler, medeni serpuş budur, bundan sonra serpuşumuz bu olacaktır” mealindeki nutkunu verdiler.

                                      ***

                 Bir gece Çankırı’da kalacağı anlaşılınca, teklifim üzerine tenekeci İsmail Ustaya bir banyo tenekesi yaptırdık. Hastanenin büyük semaverini getirterek yanına bir kazan soğuk su koyduk. Bir banyo dairesi vücuda getirilmişti. Vali Bey, tenekeyi boyatmış, boya kurumadığı için sildirmiş, fakat kokusu tamamen giderilememişti. Derme-çatma bir banyomuz olduğunu söyledim. Çok sevindi. Bir taraftan soyunuyor, semavere, kazana bakıp bakıp gülüyordu.

               -Nuri, banyo var, ben gireceğim diyerek girdiler.

                Sonra hep yıkandılar.

 
                                      ***

             …….Neden sonra inkılâptan söz açıldı. Bahis şapkaya, medeni kıyafete intikal etti.

              -Hani sizin smokininiz? diye sordu.

              Beraberindekiler hep smokin giymişlerdi. Çankırılılar bu elbiseyi bilmiyorlardı. Ben vaktiyle İzmir’de görmüş fakat giymemiştim. Biz mebuslar jaketatay giymiştik.

 
               Rahmetli belediye reisi Cemal atıldı. Açık renkli elbisesini göstererek ilk defa şerefine giydiğini söyledi. Halbuki giyildiği ütüsüzlüğünden, yakasındaki lekelerden belli idi.

                -Efendi, böyle ziyafetlere açık renk elbiseyle gelinmez, gelmek medeni insanlara yakışmaz, diye azarladı ve bana dönerek niçin smokin giymediğimi sordu:

 
             -Çankırı’ya bir gece şeref vereceğinizi geç haber aldık. Smokin yaptırmak imkânını bulamadık. Siyah olduğu için jaketatayla geldik. Bu kadar kabalığımızı hoş göreceğinizi umarım, dedim.

               Güldü ve hiddeti geçti:

               - Mazursunuz, buyurdu.

               Fakat Cemal’e bir daha hitap ve iltifatta bulunmadı.”



[1] Bizim alevî köylerinde medreseden icazetli imam, vâiz, fakih kimseler de bulunurdu.

[2] 6.04.1925-11.10.1925 arası Çankırı Valisi  M. Cemil Bey (Berkmen)

[3] Bu olayın mahiyetini daha sonra okuyucularımıza sunacağız (Hakkı Duran).



Düzenleyen Hakkı Duran - 23.08.2013 Saat 21:20
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2013 Saat 21:39

                    ÇANKIRI’DA KUTLAMA  ve  BAZI SORULAR



              -Atatürk'ün kaldığı oda-

       

Atatürk’ün Kaldığı Oda Ziyaret Edildi ve Fotoğraf Sergisi Gezildi


         “ Anıt alanındaki kutlama programının ardından Selehattin İnal Güzel Sanatlar Lisesine geçen Vali Vekili Ömer Bedrettin Sağsöz, Belediye Başkanı İrfan Dinç,  Tankçı Kurmay Albay Özkan Ulutaş ve katılımcıları okul girişinde Milli Eğitim Müdürü Yaşar Petek, Müdür Yardımcısı İsmail Yıldız tarafından karşılandı. Karşılamadan sonra Müdür Yardımcısı İsmail Yıldız tarafından bilgi sunumu yapıldı. Fotoğraf sergisinin gezilmesinden sonra, Atatürk’ün Çankırı'ya gelişlerinde kaldığı oda ziyaret edildi. Vali Vekili tarafından ziyaretçi defteri imzalanmasından sonra Güzel Sanatlar lisesindeki kutlama programı sona erdi.”.

           [ Kaynak: http://www.cankiri.gov.tr]


           

             Atatürk’ün Çankırı’ya gelişi kutlamalarını yapan arkadaşlar, bu ziyaretin birinci derece tanığı Ahmet Talat Onay’ın  bu sitede sunduğumuz yazısını okuma imkanı bulmuşlar mıdır? Bulamamışlar diye tekrar yayınladık.

               Onlardan şu açıklamaları da bekliyoruz:

           Güneş doğarken şehre döndük, bir komisyon topladık. Nerede misafir edileceğini, neler ikram edileceğini kararlaştırdık. Öğle yemeği Ertuğrul İlkokulunda verilecek, dönüşlerinde ortaokulda misafir edilecekti.

                …….Mektebin bir odası, Kuşçubaşının gelini hanım tarafından gelin odası gibi süslendi; hattâ karyola “Abdülhamit” markalı idi.

          Odada bulunan karyola, yazıda bahsedilen karyola mıdır? Markası gerçekten ‘Abdülhamit’midir?

          Odayı süslediği söylenen ‘Kuşçubaşının gelini Hanım’ kimdir?

                              TENEKE BANYODAN NE HABER?

               Onay, yazısında Atatürk'ün sempatiyle karşıladığı, okuyana tebessüm ettirecek bir ‘teneke banyo’ dan söz ediyor:               

        Bir gece Çankırı’da kalacağı anlaşılınca, teklifim üzerine tenekeci İsmail Ustaya bir banyo tenekesi yaptırdık. Hastanenin büyük semaverini getirterek yanına bir kazan soğuk su koyduk. Bir banyo dairesi vücuda getirilmişti. Vali Bey, tenekeyi boyatmış, boya kurumadığı için sildirmiş, fakat kokusu tamamen giderilememişti. Derme-çatma bir banyomuz olduğunu söyledim. Çok sevindi. Bir taraftan soyunuyor, semavere, kazana bakıp bakıp gülüyordu.

                -Nuri, banyo var, ben gireceğim diyerek girdiler.

                Sonra hep yıkandılar.

              

         Yazıda bahsi geçen ‘teneke banyo’nun akıbetini bilen var mı?

         İsmail Ustanın kimliği hakkında malûmat mevcut mudur?



Düzenleyen Hakkı Duran - 23.08.2013 Saat 21:40
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
Hakkı Duran Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 30.12.2005
Status: Aktif Değil
Points: 947
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Teşekkür (0) Teşekkür(0)   Alıntı Hakkı Duran Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 23.08.2013 Saat 21:54

                  PİRİNÇ LEVHADA NE YAZIYOR?







          Madem kutlamaları 23 Ağustos'ta yapıyoruz ki Ankara'dan Çankırı'ya geliş tarihi budur. Levhada ne diye  Ağustos ayının 27. günü oluyor. Yoksa biz mi yanlış okuduk?
             Bir zahmet düzeltiverelim.

            'Tahta banyo küveti'  de biraz farklı gibi.
Hakkı DURAN
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek