2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Hükümranlık  (Erklik)
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumHükümranlık (Erklik)

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Erhan METİN Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge
Tarihçi

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 118
Mesajın Direkt Linki Konu: Hükümranlık (Erklik)
    Gönderim Zamanı: 09.05.2006 Saat 17:09

                                      Hükümranlık  (Erklik)   “Kut”

                                                              Ve

                                          Cihan Hakimiyet Ülküsü

 

      Devlet,hukuki bakımdan,emretme hak ve yetkisine sahip ve o emri icra kudreti de olan bir yüksek sosyal nizamdır. Ancak emretme hakkının itaat edenler tarafından meşru olarak kabul edilmesi lazımdır,aksi halde devlet yok olur ve yerini zulme, zorbalığa  bırakır.[1]Meşruluğu tanınan devletlerde,topluluklara göre ,çok çeşitli olan hükümranlık (hakimiyet)  şekilleri arasında ortak vasıfta üç tip tespit etmek mümkün görülmüştür:

 a)-Gelenekçi hakimiyet b)-Karizmatik hakimiyet c)-Kanuni hakimiyet

         Eski Türk hükümranlık telakkisi, karizmatik (hükümdarlık yetki ve kudreti Tanrı tarafından bağışlanan)tip olarak kabul edilmiştir. Vesikalar Türk hükümdarına idare etme hakkının Tanrı tarafından verildiğini göstermektedir.

        Türklerin cihan hakimiyet ve mefkûreleri ,ilk defa,büyük bir Türk devleti kuran Hunlar ile ,bilhassa onların hükümdarı Mete ile,başlar. Bu kudretli devletin hükümdarları mektuplarının başlarında “Tanrının tahta çıkardığı  Hun milletinin büyük Tan-yu veya Şan-yu”su ibaresini kullanırlardı,ki hakimiyetin semavi (ilahi) menşeine inanıldığına dair ilk vesikayı teşkil eder. Hun hükümdarı bu sebepten “Tanrı Kutu” unvanını taşıyordu.[2]

         Türk devletlerinde egemenliğe sahip olmanın diğer şartlarına ve egemenliğin kökenine gelince,Gök-Türk ve Uygurlar dan bize kadar kalabilen kitabe ve belgelerden anlaşıldığına göre ,kağanların unvanları yalnız hanlık egemenliğinin değil ,kendileri- nin de tanrısal kökenlerini belirtirler,Han, kut(semadan inen nur sütunu) taşır. Han’ın Tanrıdan indiği inanışı Gök-Türk ve Uygurlardan önce yaşamış olan Hunlarda da vardı. Daha önce bahsettiğimiz üzere Hunlarda dahil olmak üzere bütün Türk devletlerinde bu görüşe ve felsefeye rastlanılmaktadır. Buna göre hepsinde han soyunun kutsal ve tanrısal bir kökeni vardır.[3]

        Yaklaşık olarak 4000 yıl belki de daha fazla olan Türk Tarihi içerisinde gelmiş geçmiş olan tüm Türk devlerinde hanlar,insan üstü özelliklere sahip ve Tanrı tarafından bir kısım nimetlerle donatılmış kudretli,güçlü,otoriter ve milletin babası olarak kabul edilmiş ulu şahıslar ve idareciler olarak algılanmışlar ise de hiçbir zaman hatasız ve mükemmel olarak görülmemiş fakat  bu özellikler doğrultusunda halk arasında itibar ve saygı görmüşler bu da hükümdarların otoritelerini halka kabul ettirmeleri açısından ele alınacak olursa normal karşılanması gerektiği anlaşılacaktır çünkü hükümdar her yönüyle halktan farklı olmalı ama sonuç itibariyle onun da bir insan olduğu unutulmamalıdır. hemen, hemen bütün Türk devletlerinde de hanlar aynı itibar ve saygıya mahzar olmuş halk tarafından kendilerinden çekin ilen şahıslar olarak görülmüşlerdir.

         Türk Devletlerinde Hanlar ekseriya gökten inen bir ışıktan gebe kalmış bir prensesin çocuklarıdır. Özellikle Uygurlarda bu inanış hakimdir. Göktürklerde ve diğer bazı Türk kavimlerindeki başka bir inanışa göre de ,han soyu Tanrının gönderdiği bir kurt ile çiftleşen bir prens veya prensesten inmişlerdir. Tanrısal nur veya kurttan türeme efsanesi İslamiyet’ten evvelki dinimiz olan Şamanizm’e bağlanmaktadır. Ünlü düşünür Ziya Gökalp kurdun aslında bir totem olduğu fikrindedir. Ona göre bütün kabile ve kavmin atası sayılan totemin ,han ailesine geçmesi sosyal-politik gelişmenin , yani boylardan ile –devlet haline geçişin bir sonucudur böylece totemi benimseyen egemen bir aile sivrilmekte, “velâyet-i âmme” merkezileşmektedir. Egemenliğin kökeni hakkında, kökleri en eski dini - sihri inançlara çıkan bu anlayış, hanların tahta geçişlerinde her türlü insancıl düzen ve ilkeleri hükümsüz bırakmaktadır.[4]Yaptığımız bu izahlardan sonra Türk devletlerinde hanlara karşı olan bakış tarzı hakkında az çok bilgi sahibi olmuşuzdur herhalde.

             Eski Türklerde kadir-i mutlak bir Allah’a ve onun cihan hakimiyetini kendilerine ihsan ettiğine derin bir imanla ve samimiyetle inanıyorlardı. Bilge Kağan “Tanrı irade ettiği için tahta oturdum;dört yandaki milletleri nizama soktum”derken dindarlığını ve hakimiyetin semavi meşeini belirtiyordu. Nitekim “Tanrı güç verdiği için Türk askerleri kurt gibi ve düşman askerleri de koyun gibi” idi.[5]

           Bütün bu anlatılanlara göre Türklerdeki hakimiyet anlayışının başka milletlerin kültürlerinde de görüle bilen ilahi kaynaklı hakimiyet telakkisinden ayrılan bir noktası vardır ki

Son derece önemli olup dikkate değerdir. Daha önce açıkladığımız üzere tâ Hunlardan itibaren hakimiyetin ilahi kaynaklı olduğunu kabul edilmekle beraber hakanlara herhangi bir surette ulûhiyet atfedilmemiştir. Türk mitolojisinde de bu tarz bir anlayışın izleri bulunmakla birlikte yazılı  belgelerde hakan , Tanrı tarafından gönderilmiş ve kut verilmiş bir insan olarak kabul edilmektedir. Benzeri başka kültürlerde kralın zatı da ilahi menşeli olarak kabul edildiğinden,bu inanç tabiî olarak, kral hata yapmaz,kral masumdur fikrini beraberinde getirmiştir. Türk anlayışında ise ilahi olan görevlendirme ve görevdir;hakan iyi veya kötü bilgili veya bilgisiz olabilen bir insandır. Hakan olmak o kişi için bir kader,bir nasiptir ve buna layık olmak zorundadır. Eğer iyi ise,bilge ise,Tanrının yardımı da onunla beraber olur, değilse, Tanrı “kut yülek’ini-inayetin-ondan çeker ve öldürülür. Hakan Tanrının kendisine nasip ettiği ikbale layık olmak zorundadır. Ancak,Hakanlık Açinaoğulları’na Tanrı tarafından verilen bir mazhariyettir. Tanrı Kutu-hükümranlık hakkı –bu sülalede tecelli eder. Bu soydan olanların hakanlık iddiasında bulunma hakkı vardır;Tanrı kime nasip etmişse  o hakan olur. Şu kadar ki, hakanlılar soyu kutsal kılınmış olduğundan, hanedan mesupları nın kanı toprağa akıtılmaz,kirişle öldürülür olmuştur.[6] Daha sonra tarih içerisinde ortaya çıkan  Türk devletlerinde de bu usûl aynen görüle gelmiş ve taht kavgalarında da Osmanlı padişahları  bu usûlle öldürülmüş ve mağlup edilmişlerdir.

          Türk devletlerinde görülen bu siyasi iktidar bahsettiğimiz üzere anlaşıldığı ve tarihi kaynaklarında belirttiği gibi bu siyasi iktidar kavramı “kut” tabiri ile ifade ediliyordu. Türk dilinin en kâdim ve en yaygın kültür kelimelerinden biri (2200 yıldan beri mevcut) olan kutun nazari cephesi (yani Türklerde siyasi iktidarın mahiyeti) ünlü siyaset kitabımız Kutadgu Bilig’de açıklanmıştır. Buna göre, Fazilet ve kısmet kuttan doğar,beyliğe yol ondan geçer her şey kutun eli altındadır. Kuttan feragat etmek, “devletten siyasi istiklalden vazgeçmek”mânasına gelirdi.[7]

          Burada “kut” münasebeti ile Türklerde hükümranlık düşüncesini ilgilendiren yanlış bir yorumu açıklamak faydalı olacaktır. Evvelce de temas edildiği gibi ,tarihin kesin ilk Türk Devleti olup,sonraki bütün Türk siyasi kuruluşlarında tesiri görülen Asya Hun devletindeki hakimiyet anlayışının Çin menşeli olduğu, Büyük Hun devletinin doğuşunda “Çin imparatorluğunun model”teşkil ettiği ileri sürülmüş ve delil olarak da, tâ De Guignes den(1756) beri Tanhu Mo-tun’un,tıpkı Çin imparatoru gibi “Gök’ün (Tanrının)n oğlu diye anılmak istediği gösterilmiştir. Halbuki sosyal bünyesi,ekonomisi,hatta kurulduğu bölgenin tabiî şartları Çin den  tamamen farklı bir devlette,yalnız hakimiyet düşüncesin de Çin’e müracaat edilmesini anlamak güçtür. Tarihi ve etnolojik deliller de iddianın aksini ,yani Çin imparatorluğu Nuh,devlet kuruculuğunu bozkırlılardan öğrendiğini ortaya koyar(bk. yk. Bozkır Kültürünün Menşei;Altaylı Nazariyesi). Eski Türk kozmogonisi ve töre anlayışı da bunu desteklemektedir. Nihayet Çin imparatorlarının unvan olarak kullandıkları “Gök’ün oğlu” tabirindeki “Gök” sözü bu hakimiyet kavramının Bozkır menşeini göstermeğe yeter,[8]zira Çin’de kudretli varlık olarak “gök”,bozkır kültürünün tesirinden önceki devirde mevcut bile olmamış ve orada ancak, Türk kültürünün belirli şekilde görüldüğü Chou sülalesi zamanında ortaya çıkmıştır. Hükümdarların ve onlarda bulunan hakimiyet anlayışından bahsettikten sonra cihan hakimiyetinde güdülen düşünceden bahsetmek gerekmektedir.

           Türklerdeki Cihan hakimiyeti düşüncesinde güdülen gaye de yeryüzünde huzur ve sükunu sağlamaktı. Türk Devleti anlamındaki il deyiminin aynı zamanda barış manasını ifade etmesi bunu gösterir. Ayrıca, maksadın insanlar arasında barışı kurmak ve söndürmek olduğuna dair tarihi belgelere de sahibiz.

           Türk Cihan hakimiyeti düşüncesinin biri teorik, diğeri uygulama olarak iki cephesi tespit edilmektedir. Teorik  cephesini, o zamanki bilinen dünyaya göre veya dünyanın Türklerce mâlûm durumuna göre değerlendirilmiş şekli ise Asya Hun, Avrupa Hun ve Gök-Türk vesikaları ışığında açıklamağa çalıştığımız üzere ,bu da “dört köşe” veya “tört-bulunğ” üzerinde Türklerin kutsal hükümdarlığının tabiî sayılmasından ibaretti. Uygulama cephesi ise, kaynaklarda geçen ifadesi ile; “Güneş’in doğduğu yerden battığı yere kadar”her tarafı Türk idaresi altına almak imkanlarının aranması ve zorlanmasıdır. Böylece Osmanlılarda dahil, hemen bütün dirayetli Türk devlet adamlarınca “yerine getirilmesi gerekli vazife” sayılan cihan hakimiyeti görüşünün, şüphesiz bir çok tarihi teşebbüsler sonucu olarak, Türk psikoloji- sinde derin yer tutmasından dolayı, hem destan ve efsanelerimize hem de tarihi kayıtlarımıza yansımıştır.[9]

         Türk hakimiyeti düşüncesi, Türk fütûhat felsefesinin ana kaynağı ve dayanak noktası olarak, daima gerçekleştirilebilmesi- ne çalışılan  bir ülkü niteliğini tarihimiz boyunca muhafaza etmiştir.

         Türklerde hükümdarlığın karakterini daha önce de belirtmeye çalıştığımız gibi ilahi vazife anlayışından dolayı karizmatik iktidar olarak kabul edilmiştir. Fakat aradaki şu mühim farklara dikkat edilmelidir. Karizmatik hakimiyete bağlı topluluklar umumiyetle dini cemiyetler olduğu halde Türk siyasi birlikleri dini vasıf taşımaz. Peygamberler veya veliler tarafından idare edilen Türk devleti yoktur. Ayrıca Türk hükümdarı insan üstü varlıkta sayılmamaktadır. Hem kendisi hem halk onun normal bir insan olduğunun farkındadır. Esasen Türklerde kut telakkisi sonsuz bir hakimiyete imkân tanımamaktadır. İdare yetkisi bazı şartlarla sınırlandırılmıştır. Bunların başında dağınık boyları toplayıp nüfusu çoğaltmak, halkı doyurmak, giyindirmek gelir. Kutadgu Bilig de halkın hükümdardan istedikleri ise  ;                   

a)-iktisadi istikrar    b)-Adil kanun  c)-Asayiş

 Olarak sıralandıktan sonra şöyle denir; “Ey hükümdar,sen önce bunları yerine getir, sonra kendi hakkını isteyebilirsin” diyerek hükümdarların halka karşı ilk olarak bu görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Türk hükümdarı sıralanan vazifelerini yapmazsa “kut”un Tanrı tarafından alındığı düşünce si ile iktidardan düşerdi. Gök-Türk tarihinde genç hükümdar İnel kağana karşı yapılan 716 yılı ihtilali de buna dayanıyordu.    Oğuzlarda da başbuğlar törenin gerektirdiği vazifeleri yapmakla yükümlü idiler. Demek ki, Türk hükümdarlık telakkisi, bütün karizmatik temeli yanında “kanuni meşrutiyet”i temsil ediyordu. Yani Türk hükümdarı,başka bazı devletlerdeki “kanun yapan fakat kendini kanuna bağlı saymayan” cinsten bir monarşi değildi. Görülüyor ki, Türkler siyasi iktidarın kaynağını Tanrıya bağlama suretiyle hakanı Tanrı huzurunda sorumlu tutmakla, bugün “milli irade” diye ifade edilen “yüksek otorite”meselesini, üstün siyasi kültürleri sayesinde daha o çağlarda halletmiş ve insanları hükümdarın şahsi insaf duygusuna sığınmaktan kurtarmışlardı. Bu tarzda bir hükümranlık düşüncesi, yukarıda da  söylediğimiz gibi, benzeri eski Roma da görülen ve hükümdarın icraatının millet tarafından kontrolüne imkan veren “imperium” şeklinde tecelli etmekte idi. Türk devletlerinde bu kontrol meclisler aracılığı ile yapılmakta ve bu sayede her türlü fikre ve herkese söz hakkı verilmekte ve görüşlerine yer verilmekte idi. Bu da bizlere Türk devletlerinin ta o zamanlarda bile demokratik ve ortak bir karar doğrultusunda istişare ve meşveret ile hareket ettiklerini göstermektedir.



[1] - İ. Kafesoğlu – a.g.e – s .248        

[2] -  Osman Turan –T. Cihan H. Mefkûresi- s .83

[3] -  Aydın Taneri -Türk Devlet Geleneği – s .43

[4] - Adın Taneri – a.g.e – s .44

[5] - Osman Turan – T. Cihan H. Mefkûresi- s .94

[6] - Nevzat Köse oğlu – a.g.e.- s .37 

[7] - İ. Kafes oğlu – Türk Milli Kültürü – s .250

[8] -W. Eberhard, Ülkü,sayı 92, s .190 b; W .Schmid, XIII, S .80

[9]- İ. Kafesoğlu – a.g.e. –s .254         

"Söz Ola kese savaşı, Söz ola Kestire Başı. Söz Ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz." (Yunus Emre)
Yukarı Dön
nilsan Açılır Kutu Gör
Okur
Okur


Kayıt Tarihi: 07.03.2006
Şehir: istanbul
Status: Aktif Değil
Points: 17
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 11.05.2006 Saat 15:25
 Böyle bir konuya değindiğinizi görmek benim için bir şans. Bir arkadaşım şuan kut kavramı ve Türklerde kut üzerine yüksek lisans yapmaya hazırlanıyor. elinizde yazdıklarından başka kaynak varsa memnun olurum. esenlikler...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek