2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Recep CIRIK
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - KENE’YE RAĞMEN GENE ÇANKIRI
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumKENE’YE RAĞMEN GENE ÇANKIRI

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Recep C Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: Gent- Belgium
Status: Aktif Değil
Points: 248
Mesajın Direkt Linki Konu: KENE’YE RAĞMEN GENE ÇANKIRI
    Gönderim Zamanı: 29.06.2006 Saat 23:20

Değerli Yarenler

Ülkemizde her gün ayrı bir konu gündeme geliyor. Bu ara kene üzerine okuduğumuz haberlere ürpermemek elde değil. Bizim küçüklüğümüzde koyınlarımızın kuyruk altına yapışan yavsular büyüyüp kene oluyorlardı. Bu keneler bize dokunmazdı. Toplumuzda fiziksel, zihinsel ve sosyal aşınmalar oldu.  Bunu biz batı özentisi  olduğu için içimize sindiremedik. Sindiren sindirdi. Toplulumuzun etik anlayışını da belden aşağıya indirdi. Fakat kenelerde küreselleşmeye ayak uydurarak eski keneliklerinden ve bir canlıyı sömürüp neslini çoğaltıp ölürken, şimdi kırım virüsü ile ekmeğini yediği, kanınnı kapıdaki canlıyı öldürecek kadar canileştiler.

Her yıl bir hayvan Türkiyemiz için bir tewhlike olmaya başlıyor. Deli dana, kuş gribi, kene virüsü derken yakında şakın arı hastalığı da çıkabilir.

Ülkeler artık silahlar yerine başka kimyasal ve biyolojik çirkin soğuk savaşların araştırmalarını yapıyorlar. Bu terör ile ülkelerin ekonomilerini zayıflatmak ve turizmine darbe vurmak için en geliştirilmiş adi yöntemlerle karşı karşıya kalmanın zorluğu içindeyiz.

Bu yıl yıllık iznimde 4-5-6 ağustos tarihlerinde inşaallah Çankırı'da  bulunmaya gayret edeceğiz. Tuz hakkı buluşmasını bir kez daha gerçeklştirmeye çalışacağız. Resmi olmayan bir anlayış ile sanal veya gerçek dostlarımızla 4 ağustos cuma günü heykele yakın bir meydanda buluşmaya çalışacağız.

Dileyen gelir, güzel bir Çankırı muhabbeti kaynatırız. Bize rehberlik yapan olursa bir proğram dahilinde birlikte alacağımız kararla Çankırımızı ve çevresini gezeriz. Bu işin başında olmak yerine kuracağımız bir ekiple karar almaktan yanayım. Çankırı'dan uzak olduğum için böyle bir görevi üstlenmeyi de düşünmüyorum.

Bu üç günlük süre içinde yapılacak çalışmalar için cansaati org sitesine öneriler yazılabilir. Bu konuda Sayın Zeynep Dinç'in önerilerini de bekliyoruz.

Herkesin kendi imkanlarını kullanarak geliştireceği önerilere açığız. Bu gezilerin resmi makamlarımıza ve derneklerimize maddi yük olmaması prensibimizdir.

Bu konuda fikirlerime katılır mısınız ?

Proğram için sayın Site Başkanımız Ahmet Gülşen bir forum açabilir.  Bu forumlara ve köşe yazılarıma temmuz ve ağustos aylarında yurtiçi gezilerim dolayısıyle bir süre ara vereceğim. Bu sürede mümkün olduğunca klavyelerden uzak kalmayı da düşünüyorum. Hangi tarihte nerede olacağımız ise şu an belli değil. Tatil süresince kol saatine de bakmamayı düşünüyorum.

Keneye rağmen, gene Çankırı'mıza geleceğim. Sanal dostlarımı gerçek dostluklara değiştirecek günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.

Yol uzun....

Nasip olursa görüşürüz.

Herşey gönlünüzce olsun.

Selam, sevgi ve saygı ile....

 

Not. Olur ya mesaj gönderirsiniz. Türkiye' de tel numarası alıncaya dek 0032475295351 e yazınız.

Tr cep tel numarası alınınca arayan kardeşlerimize bildirilecektir.

 

 

Yukarı Dön
ozanyazar Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 26.12.2005
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 412
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 30.06.2006 Saat 14:21

Çeşitli mail gruplarına daha önceleri gönderdiğim, şimdi ise antoloji.com'daki şiir/öykü gruplarına gönderdiğim "Yağmur Yağıyordu" öykümde, Ankara'dan çankırı merkeze, ordan da Korgun üzerinden Ilgaz'a (Kızlar Çayırı civarında sanal bir köye) yolculuğu anlatıyorum. Romantizm+şiirle süslü olduğu için (Çankırılıların pek haberi olmasa da) oldukça sevildi. Fakat gerçek hayatta ben Ilgaz'ın içlerine veya güzelliklerine yolculuk yapmadım, sadece kenarından (Ana yoldan Kurşunlu'ya) geçtim. Eğer ciddi bir organizasyon ihtimal dahilinde ise Çankırımızın doğal güzelliklerine de yolculuk güzel olurdu diye düşünüyorum.

Öyküden alıntılar

------------------------****

           Ya Çankırı’da köyümde olmalı, yüreğim gibi kıraç tepeleri seyre dalmalıyım ya da Ilgaz’da yeşillikler arasında kendimi unutmalıyım. Beton yığınlarında hapis değil, gökyüzü altında özgür olmalıyım.Baktığımda yıkılmalı gökyüzü üstüme, koşmaca oynamalıyım şekil şekil bulutlarla. Ve akşamları yıldızlarla sohbet etmeliyim sessizce. Şiirler yazmalıyım. Öyküler geçmeli zihnimden yüreğimi yaralaya yaralaya , kimse görmeden ağlamalıyım. Öten böceklerin sesini bastıran türküler söylemeliyim. Ve bütün acılarım unutulabilir olmalı, yürüdüğümde arkamda kalabilmeli. Nur gibi kök salmamalı acılı yüreğimde, her bakışımda yakmamalı içimi, her umudumu yıkmamalı. Kapımı çalma yalnızlık, kapımı çalma hüzün, gidin artık, gidin. Puslu bir hatıra olun geçmişte. Platonik sevdalar veda etmeliyim size. Yanımda Nur ve karşımda umutlar yürüyebilmeliyim. Dilimdeki şarkılardan silinmeli hüzün, müjdeleri olmalı artık bu yaklaşan güzün.

          Durmayın kuşlar, kaçın bu siyah gökyüzünden, birazdan yüreğimin ateşiyle tutuşacak her yer, uçun uçun memleketime.
****
-Çankırı’yı özlemişim. Bu güzel toprak kokusu, bu kirlenmemiş doğa…dalmışım işte.
****
Bak radyoda Çankırı türküleri başladı. (http://cankiri.gov.tr/ana/turku/turku.htm)
 Radyoda “Leblebi koydum tasa gız annem” türküsü çalıyordu.
 -Aaaa.. bu Çankırı türküsü mü?
 -Tabi ya. Nice güzel türkümüz var ki, dinlerken çoğu kişi Çankırı türküsü olduğunu bilmeden severek dinliyor. Ne bileyim bu türkü, “Kahve yemenden gelir”, “Zerdali dalı mısın?”, “Hayran o”, “Aşkınla perişan”, “Evlerinin önü yaldız piyade” gibi.
   Çöldeki Vaha
 Sohbet ede ede şehre vardık. Çankırı, geçmişten gelen bir hayal sevgili gibi karşıladı beni. Tüm mahzunluğu, tüm unutulmuşluğu ve başkentin yanıbaşında garibanlığıyla karşıladı. Siyasetçilerin bile Çankırı’yı iteklenecek, horgörülecek bir gariban gibi görmesinin acısı içimi bir an yaladı geçti. Savaşlarda asker zamanı hatırlanan kendi küçük, yüreği kocaman bir şehir. Devlete saygısından, sevgisinden her acısını yüreğine gömen, isteklerinde azarlanan, yürüyüşlerin ancak şehit cenazelerinde yapıldığı şehir. Polise, askere, politikacılara karşı gelmeyen sesini bile yükseltmeyen ama sevgisi, saygısı karşılıksız kalan şehrim. Gönlümdeki karşılıksız aşklar gibi, Çankırı’mın da sevgileri karşılıksız ve böyle de kalacak gibi. Boş ver be Çankırı’m sen garipliğinle güzelsin. Sana neler demediler, ne lakaplar takmadılar, sen hep karşılıksız sevdin, karşılıksız saygı gösterdin. Sen yalnızlığınla güzelsin. Bırak başkaları kıymetini bilmesin, fakirliğinde de onurlusun, açlığında da devlete dua edecek asalettesin. TRT’de programcı Ertürk Yöndem, tencerelerini açıp, bir domates, iki mısır kaynadığını görünce “Allah devlete zeval vermesin, buna da çok şükür, bizden nice kötüleri var” diyen köylümsün. Sen benim gizli cennetimsin, bozulmakta olan dünyada, çöldeki vaha gibisin. Bırak be, boşver aklın ermesin köşe dönmelere... sen son kalelerden birisin bu her gün daha çok yıkılan dünyamda. Çankırı’m sen yokluklarınla bile, gazete kağıdındaki mücevherimsin. Ülkenin, suç oranı en az şehri ünvanını severim ben, bir samimi bakışa hasret şehirlerden kaçıp ta sana gelir, yoksulluktan yaptıramadığı dişleriyle dostça gülen köylü dayınla muhabbeti severim ben, gün yüzü görmek için çalışıp duran, gençliğinin bittiğini bile farketmeden ömrünü tamamlayan köylü kadınlarının ellerini öperim ben.
 Mehtap;
 -Ne o Ümit, daldın.
 Gülümsemeye çalıştım. Yola baktım şehri ikiye bölerek geçip giden Tatlı Çay’ın yanı boyunca gidiyorduk.
 -Bu şehre her gelişimde, kavuşmaktan çok bir özlem hüznü kaplıyor içimi.
 -Niçin?
 -Sanki bu şehri, yokluklarıyla bırakıp Ankara’ya kaçmışım gibi geliyor.
 -Küçük bir şehir , hatta kasaba görüntüsünde geldi bana Çankırı.
 -Gözünü açan, bu şehrin işsizliğini görüp kaçıyor. Kısmetini İstanbul’da, Ankara’da, Zonguldak’ta arıyor. Kalanlara da hasret türküleri söyleyerek yolları gözlemek düşüyor.
 Şehirler arası yol olarak kullanılan ana yoldan sağa dönerek, köprüden geçtim. Çayın öbür tarafında, daha dar yola geçtim. Bu tarafta çay kenarı boyunca dizilmiş yaşlı ama yeşil ağaçlar dizilmişti. Burda yaşayanların artık dikkat bile etmediği güzel ağaçlar.
 Arabayı kenara park ettim. Bendeki mahzunluğu fark ettiklerinden olsa gerek, hiç birşey sormadılar, ben inerken onlar da indi. Ağaçların yanına gidip, yavaştan yavaştan akan çayı seyretmeye başladık. Alaca karanlıkta, akan suyun yol ışıklarını yansıtarak yer yer oluşturduğu yakomoz misali ışıltılara, sessizliğin içinden süzülen su şırıltısı ve kurbağa vıraklamaları karışıyordu.
 Cem Nur’a dönerek;
 -Başka ülkelerde sivrisineğe karşı kurbağa kullanıldığını duyduğumdan beri bir başka bakıyorum kurbağalara.
 Mehtap;
 -Sus ta dinleyelim o zaman?
 -Neyi?
 -Kurbağaların şarkısını.
 O sırada karşı kıyının biraz ilerisindeki demiryolundan ışıklarıyla geceyi yarar gibi geçmekte olan tren düdüğünü öttürdü. Dönmemek üzere geçip giden çocukluğumdan hatıralar bir tren sesiyle yokladı gönlümü;
 -Köyümde tren geçişlerini bekleyişlerim aklıma geldi.
              Mehtap; “-Tren geçişlerini mi?”
 Arabaya doğru yürürken cevapladım;
 -Dedemlerin evi köyün en başında ve en yüksek noktasındaydı. Yaz tatillerinde köye geldiğimizde, akşamları annem beni uyudu sanırken ben gece 1,5’ta geçen treni beklerdim. O zamanlar köyümüzde elektrik yoktu, mehtap yoksa, gece zifiri karanlık olurdu. Bazen ilk tren düdüğüyle yataktan dışarı koşardım, bazen de yıldızları yorgan yapmış gibi, bizim hayat dediğimiz terasa benzer yerde yatardık o zaman da yatağımda oturur, trenin aşağılarda ağaçların altında bir görünüp bir kaybolan ışığını seyrederdim. Büyük bir canavar, bağıra çağıra, ışıklar saçarak ağaçların arasından koşar gibiydi sanki.
Direksiyona Cem geçti;
 -Memleket hasretiyle dikkatin dağılmış, ben geçeyim biraz direksiyona.
 Hafifçe esen rüzğar havayı serinletmişti.
****  Fidanlık kapısından geçip, ilerlemeye başladık. Yol kenarındaki çam ağaçlarını gösterdim; 
 -Eskiden bunların yerinde kavak ağaçları vardı. Hükümette dayısı olan, aklı evvel bir müdür kestirip, kereste olarak satmış. O kavakların güzelliğini görmenizi, yapraklarının esen rüzğarla, akarsu sesine benzer telaşlı musikisini bir duymanızı isterdim. Bazen bu yoldan geçerken, köye giden bir araç ta  olsam da, inip yürürdüm. Çankırı’ya her gelişimde eski bir dostu ziyaret eder gibi bu yolu da ziyaret ederdim. Bir gün gelip baktım ki kavaklar kesilmiş, yol çöle benzemiş. Bir çiçeğe, fidana su dökmeyi bilmeyen bir zalim, hasbelkader eline geçen makamı kötüye kullanıp kestirivermiş kavakları. O gittikten epey sonra, başkaları çam ağaçları diktirerek bu acıyı biraz azalttı ama ne çare eski tadı olmadı işte.
 Köprüyü geçerek bir kez daha Tatlı çayın üzerinden geçmiştik. Hemen sonra da tren yolunu geçtik, piknik alanında sonra köyüme yaklaşmıştık. Köpek ulumaları kulağımıza çalınmaya başlarken, hayat son yolculuğumuzun durağı olan mezarlığı geçtiğimizi farkettim. Aceleyle bizden önce ahirete göçen eski yolculara dua okudum.

Çankırı'lı
Şair-Kısa Öykü Yazarı

       Ahmet Ünal ÇAM

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek