2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Geçmişten Günümüze Adalet Anlayışı
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumGeçmişten Günümüze Adalet Anlayışı

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Erhan METİN Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge
Tarihçi

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 118
Mesajın Direkt Linki Konu: Geçmişten Günümüze Adalet Anlayışı
    Gönderim Zamanı: 16.07.2006 Saat 04:36

        İdarecileri tarafından  her bir ferdi eşit kabul edilen, aynı dili, aynı vatanı paylaşan ve ortak ülküleri bulunan, tek bir bayrak altında birleşen bir milletin, bir kültürün insanları yaşadıkları coğrafyada mutlu olabilmek için sahip oldukları   hak  ve hürriyetleri isteyecek ve bunu başında bulunanlardan bekleyecektir.Türk tarihinde gelmiş ve geçmiş Türk devletlerinde halkın bu talepleri kamu hukukunu, hükümdarın vazifelerini belirleyen ve cezai hükümleri ile dikkati çeken törenin tatbiki ile yerine getiriliyordu. Aslında bozkırlarda fiilen yaşanan hayatın zamanla hukuki-sosyal değer kazanmış davranışlarını ihtiva eden ve umumiyetle  “kanun” manasına alınan  töre (törü) eski Türk sosyal hayatını düzenleyen mecburi kaideler bütününü  teşkil etmekte idi.[1]

         

Mamafih Türklerde töreye uygun olarak kullanılmayan güç zulüm olarak kabul edilir. İslamiyet’in kabulü ile bu anlayış iyice kökleşip zenginleşir, cihan hakimiyeti anlayışının ve devletin temeli halini alır.[2] Adâlet mülkün temelidir felsefesinin esasını da bu anlayış teşkil etmektedir. İster padişah olsun ister halk kanun önünde eşit sayılmışlardır. Fatih Sultan Mehmet’in kendisini tarafsızca yargılayarak Fatih’i suçlu çıkaran ve cezaya çarptıran kadıya “Kadı efendi eğer beni Sultan deyü kararında haksızlık edecek olsaydın belimde tuttuğum şu hançerimle seni öldürecektim”   deyişi Türk Sultanlarının kanuna riayetlerinin sadece bir misalidir.

        

Orhun Kitabelerinde “töre” kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun 6’sında “il” ile birlikte kullanılmaktadır. Diğer 5 yerde de yine “il” ile alakası açıkça belirtilmektedir . Buradan da anlaşılacağı üzere Türk devleti, özel kanunlara (töre hükümlerine) dayalı bir kuruluştu . Devletin varlığı töre varlığına bağlı idi; hatta  hakan ailesi ile ileri gelen idarecileri  Museviliği kabul eden Hazarlarda bile, hukuk işleri hahamlık esasına göre değil, töre hükümlerine göre düzenleniyordu. Tarih içerisindeki gelmiş geçmiş Türk devletlerine baktığımızda bu devletlerden biri olan ve 600 yıl boyunca dünya dengesini değiştirebilecek güçte cihana hükmeden Osmanlı Devletinin de tarihte hukuk alanında ün salmış olan Romalılar gibi, bu sahada yüksek bir seviyeye ulaşması tabii idi. İslam dini ve Onun kurallarına, geçmişten gelen Türk töresine bağlılıkta hiç bir kusur işlemeyen Osmanlılar hudutsuz devlet toprakları üzerinde yaşayan çeşitli kavim, din, kültür ve örflere sahip halkları idare de ; geniş bir hukuk anlayışına  ve bu anlayışı uygulama faaliyetlerine girişirken asla İslam hukukuna ve yüzlerce yıllık tecrübenin mahsulü olan Türk töresine aykırı hareket etmiyorlardı. Bilakis bu kanunları tam anlamıyla uygulayıp çıkardıkları ve takip ettikleri kanun ve fetvalarla İslam fıkhının eksik kalan kısımlarını tamamlıyor; [3]  böylece İslam dininin yüce kurallarıyla geçmişten gelen Türk kültür ve töresini adeta izdivaç ettirerek tek vücut haline getirmekteydiler. Osmanlı Devletini yüzlerce yıl İslam’ın bayraktarı, dünya nizamının bekçisi ve üç kıtada nal izine sahip olma şerefine yükselten yegane sebebin altında yatan gerçekte  sahip olduğu adalet anlayışındaki bu hoşgörü ve birliktelikti.                   

            

 Osmanlılarda da bu denli önemli olan Kanunlar(töreler) bugün ki bilgilerimize göre Tabgaçlar’dan beri mevcuttur ve asli söylenişi olan “törü” şeklinin çok daha eski bir devre götürülmesi de mümkündür.

           

Türklerdeki töre hükümleri elbette ki kesinlikle değişmez kalıplar değildi . Bir sosyal-hukuki normlar toplamı olarak töre, çevre ve imkanlara uygun yaşayabilmenin gerekli kıldığı yeniliklere açıktı. Bu sebeple kendi hayatiyetini sirayet ettirdiği türlü şartlar içinde sürekli etkinliğini koruyordu . Devletlerin teorilerle değil fakat sosyal gerçeklere uygun şekilde idare edilebileceğini çoktan anlamış olan Türk Hükümdarları , yerine ve zamanın gereksinimlerine göre ve meclislerin onayı alınmak üzere, töreye yeni hükümler getire biliyor ve gereksinimleri kaybolan hükümleri de çıkarabiliyorlardı. Bu anlayış İslamiyet’ten önceki devirlerden günümüze kadar gelen zaman diliminde, Türk Devlet felsefesi içerisinde kesinlikle ortaçağ Avrupasında olduğu gibi katı ve acımasız bir taassubun olmadığını ispatlamaktadır. Ayrıca kanunların ihtiyaçlar ve yenilikler doğrultusunda değiştirilebilmesi de Türklerde adalet anlayışının yenilikçi; halkın ihtiyaçları doğrultusunda değişimci olduğunun açık bir delilidir.

            

Kanunlar; bir milletinin fertlerini ortak ülküler içerisinde bir arada tutabiliyorsa güçlüdür. Hükümdarın siyasi ve sosyal otoritesini halka kabul ettirebilecek kadar halkın yaşamına ve mutluluğuna hizmet ediyorsa güçlüdür. Türk devletlerinin ortak mirası olarak yüz yıllarca devam eden Türk töresinin ömrünü uzun kılan yegane sebepte; Töre kanunlarının  Türk milletinin özünden çıkarak gelmesi ve Türk kültürünün birikimi olmasındandır.

 

Günümüz insanı mutlu olamıyorsa, yaşamdan şikayet ediyorsa; o ülke insanı için yapılacak en önemli iş kanunların gözden geçirilmesi ve adalet anlayışındaki işleyişin objektif olarak değerlendirilmesidir. Halkı mutlu kılan yegane şey eşit ve adil olan adalet anlayışıdır. Kanunlar  belirli nitelikteki insanları korumak için değil, haksızlığa uğrayanın, mağdurun ve mazlumun haklarını koruyabilmek için vardır. Bu anlayış, Türk Milletinin geçmişinden taşıyarak günümüze kadar getirdiği adalet mefkuresidir. Bundan sonrada bu şekilde gelecek nesillere taşınmalıdır. Türk kültüründe devlet kutsaldır, koruyucu ve kollayıcıdır. Halkın babası, çaresizin, haklının ve mazlumun tek dayanağıdır. Devleti bu hale getiren tek şeyse kesinlikle unutulmaması gereken içtima-i adalet mefkuresidir. Adalet mefkuresini unutan yönetimler yıkılmaya mahkumdur. Hak adına haksızlık yapanlar mutlaka hakkın mahkemesinde yargılanırlar. İnsanına değer vererek adaletle muamele eden idareciler; devamlı yükselen, ilerleyen ve hayatından haz alan toplumların doğmasında lider olacaklardır.  

 

Bizden Söylemesi 

 



[1] - İ. Kafesoğlu – Türk Milli Kültürü- s .246

[2] - Nevzat Köseoğlu – Türk Dünyası Tarihi ve Türk Med. Üz. Düş.- s .38

[3] -  Osman Turan – Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi – s .21-22

"Söz Ola kese savaşı, Söz ola Kestire Başı. Söz Ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz." (Yunus Emre)
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek