2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Araştırmalar » Şehir Araştırmaları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Jön Türkler ve  Değişim
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumJön Türkler ve Değişim

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Erhan METİN Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge
Tarihçi

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: ÇANKIRI
Status: Aktif Değil
Points: 118
Mesajın Direkt Linki Konu: Jön Türkler ve Değişim
    Gönderim Zamanı: 12.08.2006 Saat 20:42

                                                  BİR MİLLET YENİLENİRKEN...

 

Birer çocuktu Genç Osmanlılar…yaramaz, serkeş. Mefhumlar ve müesseselerle oynuyorlardı. Mehlika Sultan’a aşık yedi gençtiler. Meçhulü arıyorlardı, meçhulü ve mutlakı. Sonunda hepsi uslandı. Kanatları yorgun, kalpleri yaralı yurda döndüler. Gurbet kocatmıştı genç şahinleri… gurbet ve tecrübeler.

             Bir zelzelenin içindeydik. Ne Kanun-u Kadim kalmıştı, ne Deb-i Dirin (eski töreler). Köprüler atılmıştı, geriye dönülemezdi artık. Yaşamak için yenileşmek lazımdı. Nereden ve nasıl başlayacaktık?[1]

             Osmanlı ilk olarak eğitim kurumları ile başladı yenileşmeye. Batı tarzı modern okullar ve yükseköğretim kurumları açıldı bir, bir. Hemen arkasından yenilikler önünde bir engel,  yükselme dönemindeki haşmetini kaybetmiş ve zaferden çok kazan kaldırmaya alışmış yeniçeri ocağının kaldırılması geldi. Yenilikler bu şekilde olmasına rağmen bir türlü düzeltilemiyordu kötüye gidişat. 

             Ve yenilikler başka alanlarda da yapılmaya başlandı. Ama bu sefer; Kanunda, devlet yönetiminde, Sosyal hayat içerisinde (azınlıklar üzerinde). Padişah birilerinin can, mal, ırz namusunu garanti etme gereği duyuyordu. Daha önceleri bu insanların hakları sanki garanti altında değilmişçesine. Rusya, İngiltere, Fransa bazı etnik unsurların hamiliğini üstlenmeye başlamıştı. Islahat Fermanı ilan ediliyor, azınlıklara verilen haklar daha da genişletiliyordu.    

             Islahat fermanı Osmanlı Devletinin bekasını temin etmek maksadı ile ilan edilmiş bir fermandı. Fakat bu fermanın ilan edilmesi, hukuken olmasa bile fiilen devletin sonunu ilan etmekti.Çünkü fermanın özünde yer alan fikirler, temelde milli devlet içinde var olabilecek  bir mahiyete sahipti. Fermanın telkin ettiği fikirlere bakıldığında milli devlet yapısına uygunluğu göze çarpmaktadır. Din farkının kaldırılması, karma mahkemelerin kurulması, din farkının olmadığı okulların açılması vb ifadeler buna örnek gösterebilir. [2]  Islahat Fermanı Osmanlı Devletinin ilk defa Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olması sonucunu da doğurmuştur.[3] Bundan dolayı Avrupalı Devletler Osmanlı Devletinin toprak garantörlüğünü de üstlenerek; bundan sonra Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü koruyacaklarına (1856- Paris Antlaşması) söz vermişlerdir. Islahat Fermanında en çok vurgulanan husus “eşitlik” olmuştur.

             Meşrutiyet yönetimleri Osmanlı tebaasına seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Fakat bütün bu verilen haklara rağmen Osmanlı Devleti; I. Meşrutiyet’in sonunda, 93 harbinden başarı ile çıkan Rusya’nın emelleri doğrultusunda kullandığı Ermenileri, kendisine bağlayamamıştır. Rusya Berlin Antlaşmasının 61.maddesinde Ermenilerin yaşadığı topraklarda ıslahat yapılması şartını koyarak; yapılacak ıslahatları denetleme hakkını da Avrupalı Devletlere bırakmıştır. Bu arada Avrupa, Osmanlının toprak bütünlüğünü koruma sözünü bırakmış; Sırbistan’nın bağımsızlığını tanımaktan da geri kalmamıştır.

             Osmanlı yenileşmek ve bütünlüğünü korumak adına yaptığı her masum yeniliğin sonunda düşünemediği hesaplayamadığı ağır sonuçlarla karşılaşmıştır. Sözlerimi o dönemin sadrazamlarından olan ve o dönemi bizzat yaşayan bir devlet adamının tarihe geçen ifadeleri ile bitirmek istiyorum;

             “Her değişikliğin iyilik işareti olduğu inancını taşımak pek acaip bir vehmin gafletin eseridir. Çünkü gerileme ve çöküşler de ancak örf ve adetlerin değişmesi ile olur. Bundan dolayıdır ki hakiki bir yenileşme zamanla meydana gelir. Öyleyse bizlerde, şahsi inanç ve arzularımızın tesiriyle, alelacele meydana getireceğimiz yeniliklerden kaçınmalıyız. Zira bu inanç ve arzularımız çoğu kere sosyoloji ilmi esaslarının bilinmemesinden veya değişmesini arzu ettiğimiz durumu yanlış değerlendirmemizden ileri gelmektedir”.[4]    

             Unutulmamalıdır ki bir toplumda yapılacak yeniliklerin başarısı; yapılan yeniliklerin toplum tarafından kabul edilip benimsenmesi ile sağlanır. Topluma benimsetilmeyen ve apar topar yapılan tüm yenilikler toplum yapısına ve özüne ters düşeceğinden toplum içerisinde radikal uçların çıkmasına sebep olabileceği gibi bu farklı uçların karşı karşıya gelmesine de sebep olacaktır. Yeniliklerde mühim olan yenilikten önceki toplumun hazır bulunuşluk düzeyi ve hazırlık safhasıdır.   

            



[1] Cemil Meriç , Bu Ülke, İletişim yay. İstanbul 2004, s.131

[2] Necdet Hayta, Uğur Ünal, Osmanlı Devletinde Yenileşme Hareketleri, Gazi kitapevi, Ankara 2003, s.132

 

[4] Said Halim Paşa, Buhranlarımız ve Son eserleri, İz yay, İstanbul 1998, 53-54

"Söz Ola kese savaşı, Söz ola Kestire Başı. Söz Ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz." (Yunus Emre)
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek