2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Recep CIRIK
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Okullar ne verir ?
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumOkullar ne verir ?

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
Recep C Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: Gent- Belgium
Status: Aktif Değil
Points: 248
Mesajın Direkt Linki Konu: Okullar ne verir ?
    Gönderim Zamanı: 17.09.2006 Saat 15:42

Değerli Yarenler

Aslında eğitim ve öğretim hakkında çok yazılar okuyacağınız şu günlerde ben de farklı bir yaklaşımla düşüncelerimi ve görüşlerimi aktarmayı uygun buldum.

Türkiye'ye yaz tatilinde geldiğimiz için okullar hep kapalı. Turistik yerlerdeki okul bahçesinin pazar kurulan günlerde yazlıkçılara paralı park olarak verildiğini  ve okul bütçesine gelir sağlandığını gördüm (Ayvalık).

Yazın kaldığımız bölgede öğretmenliğin verdiği bir alışkanlık olacak çocuklarla diyalog kurdum. Onlarla birlikte bildiğim eğlenceli oyunları oynamaya çalıştık.

Küçük yarışmalar düzenledik. Yarışmayı kaybedip ebe olanlara ceza olarak bir şarkı söylemesini istedik. Özellikle okul şarkılarından. Maalesef doru dürüst bir okul şarkısı söyleyebilen çıkmadı. Bu ilkokul çağındaki öğrenciler Ankara2nın ve İstanbul'un tuzu kuru kesimlerinin çocuklarıydı.  Çocuklar yarış atı gibi testten geçirilmekten başka birşey olmadığını ve öğretmenlerin müziğe zaman atırmadıklarından yakındılar. İyi ki 'Yaşasın Okulumuz' şarkısı vardı. O şarkıyı yalan yanlış söyleyebildiler. Bu arada ben de ILgaz şarkısını söyledim. Hatta bir kaç kez söyledim ki ileride potansiyel turistlerimiz olsun.

Benim gözümde bu yavrucaklar müzikten sınıfta kaldılar. Diğer hip hop- pop  türü şarkılardan ise 'o şimdi asker'i bir kaç satırı ile söyleyebildiler. Oyunlarımızda şarkılar bitince ikinci değerlendirmeyi spor ve jimnastikle yaptık. Minderde takla atılır ama , inanınki  çoğu öğrencinin bir spor öğretmeninin gösterdiği şekilde takla atabilenine ratlamadım. Spor yapıyor musunuz diye sordum. Yazın okulun bahçesine tur dışında pek spor yapmadıklarını belirttiler.

Bundan çıkardığım sonuç şu oldu. Büyük kentlerde servis arabaları ile okula taşınan kargo paketi gib tekrar geldiği yere iade edilen çocuklar spora yabancıydı. Oturdukları evlerin yoğun yerleşim yerlerinde olması nedeniyle pencere önündeki saksı gibi evden dışarıyı görüp güneş alabiliyorlardı.

Anne baba evde olmadığı için tv dizileri ile zamanlarını öldürüyorlardı.

Çocukların benizleri soluktu. Yaşlarının  gösterdiği kiloda değillerdi. Beslenme şekilleri ise ayakta tıkınma ( fast-food) şeklindeydi.

Sosyal ilişkiler açısından gittikçe içe dönük oldukları da beni tedirgin etti.

Türkiye'de verilen eğitim ve öğretim programlarında uzak olmam nedniyle uzun uzadıya bilmedem eleştirme hakkını kendimde göremiyorum. Umarım okullardaki çocukları sosyal, kültürel, fiziksel ve ruhsal açıdan geliştirlecek programlar uygulanmaya konmuştur.

Spor ve müzik de eğitimin bir parçasıdır. Bu dersler birlikte hareket etme , uyum, zamanlama, kazanç kayıp seviç ve üzüntüleri paylaşma alışkanlıklarını da verecektir.

Ezbere dayalı eğitim sistemi içinde adını dahi öğrenmek istemediğim bir sistemle çocukların eğitilmesi, çocukların eğilimleri doğrultusunda değil de, tutturduğu puana göre hayat boyu sevmeden çalışacağı bir mesleği seçmek zorunda kalmaya zorlayan bu eğitim sistemine karşıyım.

Çok şükür çocuklarım eğitimlerini tamamladılar ve yüksek okullarını bitirdiler. Diplomalarını da aldılar. Bu yıl mezun olan oğlum adı 'Hans' Benedik olsaydı çoktan büyük bir firmada işi hazırdı. Avrupa'da da ekmek aslanın midesine indi. Ayrıca  kendi din ve kültürümüzde yetişmesi şu anda olumsuz gibi gözükse de inşaallah hakettiği yerde ve alanda işini bulacaktır.

Ailelerin dersaneler yatırdığı paralar çok yüklü bir miktar. Benim merak ettiğim bir konu var. Kaç aile çocuğunun okuldan arta kalan zamanlarını değerlendirmesi için resim.spor, müzik , satranç, yüzme kursuna gönderiyor ? Yoksa bu ders veya faaliyetler bizim çocukluğumuzda olduğu gibi derslere engel olan ders gibi mi görülüyor ?

Çocuklarımızın daha çok harekete, musikiye, güzel sanatları öğrenmeye ihtiyacı var.

Onlara bu fırsatı verelim.

Yoksa evde klip izleye izleye artizliğe , dizi izleye izleye Polat'lığa soyunurlar.

Çocuklarımızın enerjilerini iyi yönde kullanma alışkanlığı kazandırmaya ve çevrediki kursları izlemsei için imkan sağlamaya ne dersiniz ?

Yeni öğretim yılının çocuklarımızda başarı ve sağlık dolu günler getirmesi dileğimizdir.

Durumu iyi oln ailelerin alacağı okul eşyalarının bazılarını çift almalarını ve yardıma muhtaç birilerine okul müdürlüğü kanalı ile sessizce ulaştırılmalarını istiyorum.

BU önerimi unutmayan okurlarıma şimdiden en derin şükranlarımı sunuyorum.

Selam, sevgi saygı ile...

 

 

 

Yukarı Dön
isa özkan Açılır Kutu Gör
Yazar
Yazar
Simge

Kayıt Tarihi: 29.06.2006
Status: Aktif Değil
Points: 93
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 17.09.2006 Saat 23:36
Türkiye okullar çocuklarımıza hiç bir şey vermiyor.Sizin yaşamış olduğunuz ülkedeki eğitimi anlatırsanız aradaki farkı görmüş oluruz.Bizimde yurt dışında okuyan arkadaşlarımızın çocukları var devlet aileye yardım yapıyor,çocuğunun geleceğine yön veriyor,bizde ise devlet okul bile yapmıyor.Yardım sever insanlar okul yapıyor.içine araç gereçleri koyuyor ama çocuklarımız bunları kullanamıyor.Türkiyede bir genç normal lise veya üniversiteden mezun olunca ingilzce konuşamıyor veya meuzun olduğu mesleği öğrenmeden hadi sana iyi işler deniliyor.Sistem kokuyor balığın baştan kokduğu gibi siz öğretmensiniz eğitimi bizden daha iyi bilrsiniz ama gerçek bunlar
isa özkan
Yukarı Dön
isa özkan Açılır Kutu Gör
Yazar
Yazar
Simge

Kayıt Tarihi: 29.06.2006
Status: Aktif Değil
Points: 93
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 17.09.2006 Saat 23:41

Günümüzde yaşanan eğilime bakılırsa, Amerika’dan eğitimbilimsel kuramları ithal etme hayli bir süre daha devam edeceğe benzer. Öyle sanıyorum ki, kuram ithal edenler -farkında olarak veya olmayarak- ithal ettikleri ülkelerdeki okulların bağlamını -daha doğrusu- o okulların bütün sorunlarını da ülkemize taşımaktadırlar. İthal ikameci projelerin toplumun hiçbir düzleminde çözüm sunmadığını yakın dönem Batılılaşma tarihimizden gayet iyi bilmekteyiz. Bize uygun bir pedagoji inşa etmek istiyorsak, bunun "öğretmen-merkezli" eğitimi olumsuzlamakla hiçbir işinin olmadığını bilmeliyiz. Bunun yanında "öğretim-merkezli", "öğrenci-merkezli", "ezberci olmayan eğitim" gibi cicili sözlere ihtiyacımız olmadığı gibi bunlara hiçbir ciddi sorunun çözülmediği de açıktır.

 

SÜSLÜ KELİMELER AĞINDA

Eğitim Tartışmaları

 

Çeşitli kesimlerin üzerinde uzlaşabildiği ender hususlardan biri, Türkiye’de eğitimin günden güne kötüleştiğinin kabulü olsa gerek. Öyle ki eğitimin "iflas" ettiği şeklindeki söylem toplumsal retoriğin ayrılmaz bir parçası olmuştur adeta. Popüler bir diğer söyleme göre ise, eğitimin cesedini kaldırmaya kimse cesaret edememektedir. Açıktır ki, kronikleşmiş eğitim sorunlarının çözümü kolay bir iş olarak görülemez. Böyle bir hengâmede, iyileştirme adına atılan adımların hem kuramsal hem de pratik açıdan çok ciddi gözden geçirilmesi gerekir. Bu yazıda, yeni eğitim reformlarına temel teşkil eden, yetkili kişilerin eğitimsel söylemlerinde sıkça yer bulan ve kimi eğitim fakültelerimizde dolaşımı hayli yüksek olan bazı nosyonlar/kelimeler üzerinde duracağız. Dahası, bu nosyonlara dayalı olarak önerilen çözümlerin deva olmaktan uzak olduğunu savunacağız.

Eğitim mi, öğretim mi?

Deniliyor ki, yeni reformlarla eğitim-merkezli bir anlayıştan öğretim-merkezli bir anlayışa geçilecek. Soralım o zaman: Eğitim ve öğretimi karşı karşıya getirmenin -en azından bizim okullarımız için- hangi faydası ortaya konulabilmiştir şimdiye değin? Dahası, illa karşı karşıya getireceksek ve birini seçeceksek, neden öğretim-merkezli bir anlayışı benimseyelim?

Burada, fazla ayrıntıya girmeksizin, yaygın anlamlarıyla, öğretimi "bilgi aktarımı/edimi" olarak; eğitimi ise "öğretim/terbiye sanatı" olarak ve "maarif"e yakın anlamıyla ele alıyorum. Her halükarda, eğitimi öğretimden bağımsız düşünmek mümkün değil. Ve fakat, bir başına öğretimi merkeze almak okulu ruhsuzlaştıran bir işlev görecektir . Öğretim, eğitimin cismanî veya mekanik kısmıdır denebilir. Böyle bir yaklaşım, okulu herhangi bir iş sektöründeki öğretimden (training) farksız kılacaktır. Readings ve Clark'ın bir keresinde dediği gibi: Kusursuzluk gibi kof bir fikre dayanan "kusursuz okullar", okula giriş/çıkış oranını yükseltmekten başka bir kusursuzluk kriteri tanımamakla gittikçe mükemmel bir işyerine dönüşmektedir (Thomson, 2001). Özetle, bize gereken, malumatfuruşluk adına irfana sırt çevirmek değildir. Aksi halde, mevcut eğilimle yapılan bütün çalışmalar, okulları ticari dershanelere dönüştürmek için yapılmış hazırlık çalışmaları olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.

Öğrenci-merkezli eğitim:

Aynı zamanda, yeni reformlarla öğrenci-merkezli bir okul anlayışına geçileceği bahsi üzerinde durulmaktadır. Burada öğrenci-merkezli eğitimi bir soy kütüğüne tabi tutmak mümkün görünmese de kısaca şunu ifade etmek mümkündür: "Öğretmen-merkezli" gibi kurgu ürünü bir nosyonun (kavram demek mümkün değil) karşısına dikilmiş, bu karşıtlıktan beslenen itibarî/farazî bir düşüncedir. Bilindiği üzere, (sosyal) inşacılık piyasada daha iyi pazarlanabilsin diye kimi zaman öğrenci-merkezli olarak da anılır. Yukarıda bahsini ettiğimiz öğretim-merkezli yaklaşım, kısmen davranışçı ve daha çok bilişsel (cognitivist) pedagojiye dayanır. İnşacılık ise daha çok davranışçı ve bilişsel pedagojinin eleştirisi üzerine kurulmuş bir şeydir denebilir. Dolayısıyla öğretimi merkeze almak ile öğrenciyi merkeze almak, ‘harmoni içerisinde’ birlikte anılsa da, kuramsal olarak birbiriyle bağdaştırılması kolay olmayan şeylerdir. Dahası, ilk iki eğilim kabaca modern paradigmanın ürünüdür, oysa inşacılık köken itibariyle olmasa bile özellikle 90’lı yıllardan sonra postmodern eğilimlere bürünmüştür (inşacıların, postmodernizmi ne kadar doğru anladığı ise ayrı bir mevzudur.) Tabii ki inşacılığı bir bütün, tek-tip olarak ele almak mümkün değildir. İnşacılardan, eleştirel pedagojiden beslenenler olduğu gibi çok-kültürlülük ve liberal söylemlerin etkisinde olanlar da vakidir vs.

Özetle, "öğretim-merkezli" ve "öğrenci-merkezli" gibi nerdeyse iki ayrı paradigmanın ürünü yaklaşımları piyasaya sürmeden önce, kuramsal olarak kör bir eklektizmin aşılması veya en azından bu eklektizmin faydasının ortaya konulması gerekir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki Türkiye’de "öğrenci-merkezli" eğitim söyleminin, dershaneciliğin kendi reklam lügatçesini ve dolayısıyla pazarını genişletmek dışında ne tür bir fayda getirdiği/getireceği meçhuldür.

Ezbercilik:

Eskiden beri sayısız kişi ve köşe yazarı tarafından koro halinde dillendirilen bir masal var. Bu masala göre, Türkiye’deki eğitim ezbercidir ve bu temel eğitim sorunudur! Türkiye’deki temel sorunu ezbercilik olarak yansıtmanın tipik bir ezberci davranış olmasından hareketle ezberciliğin Türkiye’de temel bir sorun olduğu söyleyebiliriz belki; lâkin bu sorunun eğitimsel olduğu noktasında kuşkuluyum. Bununla beraber, ezberciliğe karşı çıkan ezberciler, ezber ile ezberciliği ayrıştır(a)mıyor. Dahası, ezber ile ezberciliğin birbiriyle karıştırılması sonucu, ezbercilik karşıtlığı adına ezberin faydası ıskalanmaktadır. Ezbere cephe alan ezberciler, bir çarpım tablosunu ezberle(t)me ile telefon rehberindeki bütün numaraları ezberle(t)me arasındaki farkı göremiyorlar. Oysa, ezber ilimdir yeter ki ezber edeceğimiz şeylerin seçimini akıllıca yapabileceğimizden emin olalım. Ezberin, itiraz etmeksizin veya akıl yürütmeksizin bir şeyi körü körüne kabul etme ile zorunlu olarak hiçbir alakası yoktur. Sonuçta "Ezberleme! Akıl yürüt!" gibi sözler akıl yürütme ve ezberi karşı karşıya yerleştiren çarpık bir anlayışın ürünüdür. Bunlar karşı karşıya getirilecek şeyler değil omuz omuza verecek şeylerdir; çünkü belirli kabullerin bellenimi/ezberi olmaksızın akıl yürütme ve çıkarsama (deduction) imkansızdır! Bu hususa delil isteyen Amerikan eğitim sisteminin ürünü üniversite öğrencilerine ders vermek zorunda kalan hoca veya asistanların yakınmalarına kulak versin.

İşçi-Havuz problemleri

ile problemi olanlar:

Basından okuduğumuz kadarıyla (Radikal, 31/07/2004), Ortadoğu Teknik, Bilkent, Karadeniz Teknik, Ankara ve Gazi üniversitelerinden 53 öğretim üyesi birlikte yeni bir müfredat hazırlamış. Yapılan değişiklikler arasında altı çizilen hususlar arasından biri isçi ve havuz problemlerini müfredattan çıkarmak, öteki ise Barış Manço'nun bir iki şarkısını müfredata dahil etmek vb. Aslında, MEB'de öğretmenlik görevinde bulunmuş veya "içerden" bir sese kulan veren herkes bilir ki: Pratikte zaten her öğretmen bireysel olarak bu değişikliklerden çok daha fazlasını yapma tasarrufuna sahiptir! İşin üzücü tarafı şudur ki, müfredat pratikte zaten rafa kaldırılmıştır. Örneğin, ikinci kademenin (ortaokul) birinci sınıfındaki bir öğrencinin matematikten yıl boyunca 1 almasına rağmen ikinci sınıfa ‘zorla’ geçirildiğini düşünün. Yine aynı öğrencinin bütün yazılılardan 1 aldığını ve yine ‘zorla’ üçüncü sınıfa geçirildiğini düşünün. Sonra siz bu öğrenciye matematik anlatmaya çalışın! Soralım o zaman, sınıfta kalmanın ve hiçbir yaptırımın olmadığı bir sistemin kendisini eleştirmek dururken (daha doğrusu, böyle bir sistemde bir yanda bütün bir müfredat fiilî olarak elden kayarken), işçi-havuz problemleri ile uğraşmanın anlamı nedir? Onca aslî sorun dururken önemsiz sorunlarla vakit kaybetmenin hiç bir anlamı yoktur.

Önce Süslü Kelimeleri Terk Edelim!

Günümüzde yaşanan eğilime bakılırsa, Amerika’dan eğitimbilimsel kuramları ithal etme hayli bir süre daha devam edeceğe benzer. Öyle sanıyorum ki, kuram ithal edenler -farkında olarak veya olmayarak- ithal ettikleri ülkelerdeki okulların bağlamını -daha doğrusu- o okulların bütün sorunlarını da ülkemize taşımaktadırlar. İthal ikameci projelerin toplumun hiçbir düzleminde çözüm sunmadığını yakın dönem Batılılaşma tarihimizden gayet iyi bilmekteyiz. Bize uygun bir pedagoji inşa etmek istiyorsak, bunun "öğretmen-merkezli" eğitimi olumsuzlamakla hiçbir işinin olmadığını bilmeliyiz. Bunun yanında "öğretim-merkezli", "öğrenci-merkezli", "ezberci olmayan eğitim" gibi cicili sözlere ihtiyacımız olmadığı gibi bunlara hiçbir ciddi sorunun çözülmediği de açıktır.

isa özkan
Yukarı Dön
Recep C Açılır Kutu Gör
Köşe Yazarı
Köşe Yazarı
Simge

Kayıt Tarihi: 25.12.2005
Şehir: Gent- Belgium
Status: Aktif Değil
Points: 248
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 19.09.2006 Saat 22:44

Değerli Özkan

Size uzun uzadıya Belçika'da verilen eğitimi anlatmak yerine Belçika'da bulunan yüksek öğrenim kurumlarındaki Türk öğrenci sayısının toplam nüfusa göre yüzde ikibuçuk gibi düşük bir rakamda olduğunu belirteyim .

Belçika'da eğitim ve öğretim için çok kaynaklar sağlanmışken bunu bizim vatandaşımız pek de değerlendirmeyi düşünemiyor. Çünkü herkes istekleri doğrultusunda başarıya doğru koşuyor. Kiminin isteği apartmanına bir kat çıkmak, kiminin isteği  mecburi öğretim çağına girer girmez bir döner kebab dükkanı açmak.( mecburi öğretim çağı 6-18 yaş arasıdır)

Bu arada uydu aracılığı ile 225 Turkçe kanalı izleyen vatandaşlarımızın ve diziden diziye , renkli hayatlara özenen çocuklarımızın geleceğini Türkiye'de olduğu gibi burada da iflas ettiren programlar sayesinde bol bol ne bulunduğu topluma, ne de bizim toplumumuza uyum sağlayacak insanlar yetiştirebiliyoruz.

2006 öğretim yılı sonunda yüksek okul bitiren oğlumun diploma töreninde  belki 500 ü aşkın öğrenciye diploma verilirken için de bir tane Türkçe isim geçmedi. Bir yerde okul olmuş, okuyan olmayınca okula ne gerek var demek geldi içimden. Bunun yanısıra Avrupa'da her ne kadar adalet ve eşitlikten bahsedilse de yabancı çocuklarının okumaları, okuyup diploma alanların iş bulmaları yakın zamanda cereyan eden 'papa' örneğinde olduğu gibi önyargılıdırlar.  Onların  yüzde 40 na kadar göre yabancılar tehlikeli yaratıklardır. Hele müslüman ve Türk olmaları bu tehlikeyi daha da artırır.  Buradaki şartların Türkiyeden kolay olmadığını anlatmak için dile getirdim. Yoksa benim neyime elin üç oğlağı, beş kuzusu.

Eğitim uzun süre sonra meyva veren bir yatırım. Teşbihte hata olmasın bizim vatandaşımız. Bu sene yetiştirp seneye  ürün almak istiyor. Bir elma ağacının meyvasını alamk için yıllar gereklidir. Oysa salatalık yetiştirmek için o kadar uzun süreye ihtiyaç yoktur.  Salatalık üretiminden meyvaya geçiş için bilmem ne kadar zaman daha ter dökmem gerekecek ?

Yorumlardan sonra devamı gelecek.

( Bu yazılarımı herkesin anlayacağı dilden yazıyorum. Akademik bir değeri yoktur. Yalnız gerçeklerin ta kendisidir. RC)

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.15
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek