Sayfayı Yazdır | Close Window

Kent Tarihçisi Ömer Türkoğlu ile Söyleşi

Nereden Yazdırıldığı: Çankırı Araştırmaları Sitesi
Kategori: Söyleşiler
Forum Adı: Diğer Söyleşiler
Forum Tanımlaması: Çankırılı sanatçı, politikacı ve işadamılarımızla söyleşi
URL: http://www.cansaati.org/topluluk/forum_posts.asp?TID=3663
Tarih: 18.11.2019 Saat 22:51
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 10.16 - http://www.webwizforums.com


Konu: Kent Tarihçisi Ömer Türkoğlu ile Söyleşi
Mesajı Yazan: ahmetgulsen
Konu: Kent Tarihçisi Ömer Türkoğlu ile Söyleşi
Mesaj Tarihi: 25.09.2011 Saat 22:26

Ömer TÜRKOĞLU ile Çankırı’nın Son Yüzyılı Röportajı,
Metin YILMAZ Ahmet GÜLŞEN - 24 Eylül 2011 ANKARA

Merhaba sayın Ömer TÜRKOĞLU, Çankırı Araştırmaları Sitesi http://www.cansaati.org/" rel="nofollow - olarak sizlerle Çankırı’nın Son Yüzyılı konu bir mülakat yapmak istiyoruz. Çankırı’nın son yüzyılın daha iyi anlaşılması tarih bilincinin ve özelde kent tarihi bilincinin gelişmesinden geçiyor. Siz de hem Çankırı üzerine araştırmaları bulunan hem de kent tarihi üzerine çalışmalar yapmış bir kişi olarak bizim ilgi alanımıza girmiş bulunuyorsunuz.  Mülakatımız üç bölümden oluşacak kısa hayat hikâyeniz, kent tarihi üzerine görüşleriniz ve Çankırı’nın dünü bugünü.

 

Kısa hayat hikâyeniz, okullarınız, çalışma hayatınız, içinde bulunduğunuz siyasi sosyal akımlar, aileniz ve hayatınıza yön veren etkenler hakkında bilgiler vermenizi bekliyoruz. 

berdalacuz sahafAnkara’da Çankırı’lı bir ailenin çocuğu olarak 1962 yılında dünyaya geldim. Evde kardeşlerim arasında hastanede doğmayı başarmış tek çocuktum. Babam 1946 yılında Korgun Hıcıp’tan Ankara’ya taşınmış. Evimizde sürekli Çankırı kültürü hâkimdi, özümüzü hiç kaybetmedik.

                Hep Ankara’da idim eğitim ve çalışma hayatım burada geçti ama Çankırı’yı sürekli çok özel bir duyguyla sevdim. Çankırı’yı sevdim; - temiz ve doğru insanını, -tozunu toprağını, - bir kapıyı çaldığında karşılıksız su veren dostane insanını sevdim.

                Otuz yıllık evli ve iki çocuk babasıyım. Memuriyette geçen iş hayatımın son durağı Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi müdürlüğü idi. Emeklilik sonrası araştırma çalışmalarımı ve sosyal yaşamımı birleştiren bir etkinlik olarak sahaflık yapmaya başladım. Oğlumla birlikte Ankara Kızılay’da açtığım “Berdalacuz Sahaf” geçen yıldan (2010) beri hizmet vermektedir.

 

Kent tarihi: Sizi bir kent tarihçisi olarak görüyoruz. Çalışmalarınız, ortaya koyduğunuz eserler bu yönde. Bu noktadan başlayarak kent tarihi üzerine bir konuşma ve özelde Çankırı kent tarihi hakkında bir diyalog arzuluyoruz.

Kent tarihine ilginiz nasıl başladı?

Kent tarihine ilgi okuma merakımın bir neticesi olarak doğdu. Okuma merakı ise aile ortamımızdaki doğal yapının bir uzantısıydı. Bir de bunun üzerine ortaokul ve lise yıllarında biraz aile bütçesine katkı olsun diye sokakta eski kitapçılık yapmaya başlamıştım. Bu sıralarda elime çok sayıda Osmanlıca kitaplar geçiyordu. Osmanlıca muazzam düzeyde ilgimi çekmişti. Bunu öğrenmeye azmettim ve kendi gayretlerimle ve disiplinli bir çalışma ile Osmanlıcayı öğrendim. Şu an Osmanlıca bilgi düzeyim mecazî anlamları, ıstılahî karşılıkları ve dönemsel kullanımları anlayacak düzeydedir.  Bu anlamda halen bazı üniversiteden araştırmacılara Osmanlıca konusunda yardımcı oluyorum.


Osmanlıca öğrenme gayretim aslında biraz tarih bilimine olan ilginin gereğiydi.  Okullarda öğretilen tarih sanki gerçeği gizleyen, numerik yıllar ve günlerle bağlı kalan bir tarih öğretisinin aslında gerçeği gizlemekten ibaret olduğuna inancım beni bunun ardındaki gerçeği bulmaya sevk etti. Bu saikle başladığım tarih yolculuğu, tarihi panoramik görme veya olayların ardındakini anlama gayretine dönüştü. Örneğin derslerde anlatılan tarih eğitiminde savaşlar, olaylar, krallar, padişahlar var ama o dönemde örneğin Anadolu’da insan ne yiyor ne içiyor bu yoktu. Ya da patatese Anadolu’nun kuzeyinde Rusçanın etkisiyle Kumpir, batısında İngilizcenin etkisiyle patatos denilmesi bir tarihi bulgu olarak detaya inmeyi gerektirmekteydi. Bu detaylar ise bir anlamda seksenli yıllarda başlayan kent tarihçiliğinin alanına giriyordu.

Kent tarihi nedir? Bildiğimiz tarih araştırma ve inceleme formatından başkaca bir yönü var mıdır? Kent tarihi üzerine çalışmalarla araştırmacı neyi görmek ister neyi ortaya koymayı hedefler?

‘70 öncesinde kent tarihi alanında yapılan çalışmalar çok sınırlıdır. Kent tarihi, çok genel geçer anlamıyla belirli bir lokalizasyonun ve oradaki insanların her yönüyle incelenmesidir. Bu mülki ve idari yapılanmadaki kent sınırları ile tahdit edilmiş bir alan değildir. Bazen bir bölge kent tarihinin konusunu teşkil edebilir.

Kent tarihi neden önemlidir?

Kent tarihi neden önemlidir; toplumsal sorunların reçetesi yazılırken sorunların bazı nedenleri geçmişte aranmalı ve referanslar o şehrin, kentin, bölgenin incelenmesi neticesinde ortaya konulmalıdır. Bölge insanının sosyal, siyasal durumlarının ve bunun daha eskiden gelen yapısı kent tarihçiliğinin ilgi alanına girmektedir.

Kent tarihçiliği seksenli yıllarda yükselen bir trend olmuştur. Kent tarihçiliği sadece tarihçilere ait bir alan değildir. Jeolojiden antropolojiye, mimariden sosyolojiye, sanat tarihine varıncaya kadar birçok bilim disiplini kent tarihçiliğiyle ilintilidir. Örneğin geçmişte yaşanmış bir büyük depremin, o bölge insanında yarattığı travma, bazen bir nesil sonrasında bile kendini hissettirmektedir.

Keza sel, taşkın, tuğyan gibi doğal afetlerin de kent tarihinde önemli yeri vardır. Salgın hastalıklar da öyle… Bu arada Anadolu’da yaşanmış salgın hastalıklara özel bir ilgim olduğunu belirtmeliyim. “İnsanlığın tarihi adeta salgın hastalıklar tarihi gibidir” dersem fazla abartmış olmam! Mesela Çankırı Balkan savaşına iki tabur asker göndermiş, geriye bir tabur asker dönmüş. Ancak bu askerler kolera mikrobunu da şehre taşımışlar. Bu ve bunun gibi olaylar da kent tarihi alanına giren konulardır.

Diğer yandan kent tarihi araştırmalarında süreklilik önem arz etmektedir. Elde edilen bulgulardan ortaya çıkan sonuçlar kati olmayıp yeni bulgularla desteklendikçe zenginleşecektir. Ancak ne üniversitelerin, ne de yerel yönetimlerin konuya hak ettiği ilgiyi göstermediklerini üzülerek görüyorum.

Kent tarihi konusunda neler yapılabilir.

Gerek şimdi, gerekse geçmişte insanların yaşadığı her yerin bir hafızası vardır. Bu hafızanın izleri ise kimi zaman yaşlı insanlar kimi zaman ise cismani bir unsurdur. Örneğin bir cami, yapılış tarihi, mihrabındaki şekiller hatta minaresindeki belirgin değişiklikler bize o bölgenin tarihi ve gelişimi hakkında ciddi veriler sunabilir. Bazen yaşlı bir insandan alınan bilgi kent tarihçisi için önemli bir veri kaynağı olabilmektedir. Hatta bir çocuğun mahallede oynadığı oyun dahi geçmişten süregelen bir oyunun versiyonu olabileceği için önemli bir veri sayılabilmektedir. Ancak tarihçi bunlarla yetinmemeli, elde ettiği bilgileri mutlaka başka kaynaklardan de teyit etmeye çalışmalıdır. Sonuçta kent tarihçiliğinde elde edilen bulgular, zamanla yeni bilgilere ulaşılmakla değişebilir ya da bina edilebilir.

Çankırı Araştırmaları http://www.cansaati.org/" rel="nofollow - www.cansaati.org sitesinde sizin yaptığınız Çankırı tarihine 100 canlı tanık projesi aslında bu yönde güzel bir faaliyettir.

Çankırı’nın son yüzyılını sizinle konuşmak istiyoruz. Üzerinden elli yıl geçmeyen olay tarih sayılmaz diyorlar dolayısıyla biz de başlangıcı meşrutiyetin ilanından alırsak 90’lı yılların başına kadar gelmek bize yeterli bir çalışma alanı sağlayacaktır.  Sizce Çankırı şehircilik ve Çankırılılık kimliği açısından Osmanlı’nın ve özelde Anadolu’nun yeniden planlandığı meşrutiyet döneminden itibaren nasıl bir seyir izledi?

                Çankırı demografisi tarihsel süreçte çok heterojendir. Bununla birlikte heterojen yapıya rağmen çeşitli doğal, sosyal ve kültürel sebeplerden dolayı bu yapı içerisinde dahi hareketlenmeler mevcuttur. Bunun örnekleri yangın, deprem gibi doğal afetler sonucu yeri değişen köyler ya da kuraklık neticesinde toplu olarak göçme olaylarında görülebilir. Bütün bu hareketler örneğin, sözlü ve yazılı kültüre de yansımıştır. Elbette bunlar derlenmeli ve değerlendirilmelidir. Derlemeden kastım ise; saha araştırması, mevcut belgelerin taranması ve ciddi bir literatür araştırmasıyla mümkün olabilir.

Anadolu’nun hemen her yerinde olduğu gibi Çankırı’da da mekân/insan bağlamında ciddi değişiklikler 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20 yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanmıştır. Bilindiği gibi Çankırı 19. yüzyılda bir sancak merkezi idi ve nüfusun neredeyse tamamı tarımsal üretimle meşguldü. Kent merkezinde ise lokal, fazla dışa açık olmayan, geleneklerine bağlı bir esnaflık vardı. Sanayi nerdeyse hiç olmadı. Tarımın başat olmasındandır ki insanımızın en büyük ve değişmeyen gündemi hep kuraklık olmuştur.

Osmanlı Yönetimi Çankırı’ya nasıl bakıyordu?

Doğrusu Anadolu’nun geneline nasıl bakıyorsa, Çankırı’ya da öyle bakıyordu. Yani Çankırı Osmanlı yönetimi nezdinde sıradan bir sancak merkeziydi. Bir parça olsun farklı bakabilmesinin tek nedeni ise bölgedeki tuz madenidir. Elbette ki bu farklı bakış tuzun yöre halkına sağlayacağı gelirden değil, maden imtiyazının kime verileceği ile ilgiliydi. Örneğin bir dönem imtiyaz Fransızlara verilmişti.

Kadim bir ticaret merkezi olan Yapraklı Panayırı bile sonradan önemini kaybettiği için Babıali için fazla önem arz etmiyordu. Her ne kadar Çankırı tarihi ile ilgili kitaplarda “büyük panayır” şeklinde geçse de panayır eski cesametini 16 ve 17. Yüzyıllarda bırakmıştı. Dolayısıyla son dönem Osmanlı yönetimi bu panayıra örneğin Balkanlarda bir panayır kadar dahi ilgi göstermemiş, sadece güvenlik ve asayişin teminine ihtimam göstermişlerdir.

Sonuçta Osmanlı’nın Çankırı’ya bakışında özel bir yaklaşım görülmediğini, aslında bunun için bir sebep de olmadığını söyleyebiliriz. Vergiler düzgün toplanıyor mu, asker düzgün sayılıyor mu, ayaklanma vs. gibi olaylar olmuyor mu, bu İstanbul için yeterli oluyor.

Büyük Cami’yi soruyorsunuz; Büyük Caminin mimarı Sinan değil, onun kalfasıdır. Ama bir “Mimar Sinan Okulu” eseri olduğu için önemlidir. Bir diğer konu da Kanuni’nin Çankırı’ya gelip gelmediğidir. Bu konuyla ilgili belgeye ya da tanıklığa dayalı ciddi bir bilgiye rastlayamadım. Varsa da –okurlar beni affetsin- gözümden kaçmıştır.

Zaman zaman aslı astarı olmayan “kahramanlar” yaratma çabası içinde olduğumuzu görüyorum. Bazen olmayan bir kadını kahraman yapıyor, bazen de hiçbir özelliği olmayan bir kadıyı ulema yapıveriyoruz. Bence bunlara hiç gerek yok. Çünkü 18 ve 19. yüzyıl şer’iyye sicilleri incelendiğinde görülecektir ki bu toprağın insanları Yemen’den Kırım’a Galiçya’dan Sarıkamış’a, Fizan’a varıncaya kadar birçok yerde şehit düşmüş! O yüzden bazılarının oturdukları yerde kahraman uydurmalarına hiç gerek yoktur. Bu olsa olsa “gelenekselliğin icadı”ndan başka bir şey olmaz. Sonuçta kentin tarihi yazılırken efsanelerden, teyit edilemeyen bilgilerden arınmış bilgileri referans almalı, bununla birlikte Çankırılı kimliği oluşturulmalıdır.

Tevfik Fikret gibi çok önemli şahsiyetler hiç Çankırılıklarından bahsetmiyorlar neden?

Değil bugünkü dar anlamıyla memleketçilik, Balkan Harbine kadar Türklerde milliyetçilik fikri bile doğru dürüst oluşmamıştı ki! “Millet-i Osmani” ile “Ümmet-i Muhammedî” anlayışı aidiyet duygusunu karşılamaya yeterli oluyordu. Bu yüzden iki farklı kutuptaki iki farklı Çankırılıda yani Tevfik Fikret’te de Ali Kemal’de de Çankırı ya da farklı bir yerellik emaresi göremezsiniz.

Cumhuriyet döneminde Çankırı’ya bakış.

1918’de sonbaharında, savaş bittiği vakit belki de Anadolu’da en çok sorulan soru “şimdi ne olacak? Ne olacağız?” sorusuydu. İstanbul’da işgal kuvvetlerinin emrinde bir kabine hükümet yaparken, Anadolu’da milli mücadelenin ilk tohumları serpiliyordu. Bu süreçte Çankırı’nın iyi yönetildiğini söylemek mümkün değildir. Eldeki bilgilerden kendi başının derdine düşmüş bir avuç memur ve bürokratın kentte sözüm ona görev yaptığını, ancak mahalli ve müşterek mahiyetteki hiçbir soruna çözüm üretemediklerini, aksine ekonomik durumu iyi bir avuç mütegalibe ve esnafla iç içe olduklarını söyleyebiliriz.

Bu dönemde Çankırı işgal görmemiştir. Ancak 1920’den sonra Ankara’daki milli yapılanmanın dış dünyaya açılan koridorunda yani İnebolu-Ankara güzergâhında önemli bir menzil olmuştur. Gerek İstanbul’dan gerekse Karadeniz’deki bazı noktalardan Ankara’ya ulaşmak isteyen yurtsever, münevver ve askerler ile cephane, zahire kervanları Ilgaz’dan Kalecik’e kadar Çankırılara emanetti. Asker kaçakları ile eşkıya tehdidine rağmen bu süreçte, güvenle asker ve cephane taşınmış kayda geçen ciddi bir vukuat olmamıştır. Bu durumu, çalışmaların organizasyonlu olmasına bağlayabiliriz. Bu konu halen araştırılmaya muhtaçtır ve benim de ilgi ve araştırma alanıma girmektedir.

1923 sonrasında ise halkın cumhuriyete ve yeni yönetime sarsılmaz bir bağlılık ve sevgiyle bağlandığını görüyoruz. Bunda Cumhuriyet hükümetinin başta yol, sağlık ve eğitim alanında Çankırı’ya yaptığı yatırımların önemi olduğunu düşünüyorum.

Ne var ki zamanla bu sevgi ve bağlılığın yerini bedbinliğe bıraktığını görüyoruz. Sanırım bunun başlıca nedeni Osmanlıdan Cumhuriyete müdevver eşraf tabakasının –menfaatleri için- eskiden olduğu gibi yine yönetimle iç içe olması ve halkın dışlanmasıdır.

Ankara’nın başkent olmasının Çankırı nasıl bir etkisi oldu?

Ankara’nın başkent olması Çankırı için her zaman avantaj olmuştur. Ne var ki Çankırı’nın bu avantajı iyi kullanıp kullanamadığı tartışmalıdır. Diğer taraftan Cumhuriyet eserlerinden olan Irmak-Filyos demiryolu hattının Çankırı’dan geçmesi de önemli bir gelişmedir. Bu bağlamda tenezzüh trenleri önemli proje olmasına rağmen şekilde kalıp amacına ulaşamadı. Hâlbuki bu projenin ruhunda yatan amaç, Çankırı’nın Ankara’nın nimetlerinden en üst düzeyde yararlanmasıydı, olmadı. Kısacası Cumhuriyet hükümetleri döneminde Çankırı da, devlet de arzu edilen gelişmeyi sağlayamadı.

Demokrat parti dönemi Çankırı’da ne değişti?

1950’den sonra devletçilik umdesi tedricen terk edilmeye başlandı. Bu dönemde İnönü dönemi hükümetlerinin uyguladığı sıkı para politikasının yerini popülist uygulamalar aldı. Örneğin çiftçinin ürünlerine dünya piyasalarının üzerinde paralar ödenmesi ve belki bir anlamda sübvanse edilmesi, Demokrat Partiyi köylü nezdinde cazip bir parti haline getirdi. Bu durum, hem Çankırı, hem de Anadolu için geçerlidir.

Yukarıdaki tespite rağmen 1950 sonrası Çankırı’sında en önemli olgu göçtür. Zira vilayet merkezinin kuzeyinde kalan köyler zaten engebeli araziler arasında kalan küçük ovalara ve açık alanlara kurulduğu için eldeki toprak ve tarlalar artık köylüleri geçindiremez olmuştu. Bu insanlar için Ankara ve İstanbul ilk cazibe merkezleri oldu. Elbette göç edenler Ankara ve İstanbul’da ayrı bir kimlik oluşturma çabası içinde oldular. İlk dönem mevsimlik gidiş gelişler ne tam olarak İstanbullu, ne de Çankırılı olma duygusunu doğurdu. Hata tam olarak yerleşmiş olsalar da yine Çankırı’dan bağlarını koparmadılar. Öyle ki uzunca bir dönem İstanbul’da kazanılan paraların çoğu Çankırı’da satın alınan tarlalara dönüştü. İnsanlar ne tam manasıyla büyük şehirli, ne de taşralı veya köylü olabildiler. Bu durumun birden fazla sebepleri olmakla birlikte göz ardı edilen bir neden de insanımız için toprağın ekonomik olduğu kadar kültürel ve geleneksel olarak da değerli olmasıdır.

Göç eden Çankırılıların ikinci nesli ananelerin hilafına olarak ‘yasak kapı’ya daha çok yaklaştı, geleneksel kimliği erozyona uğradı. Artık Ankara’da da İstanbul’da da Çankırılı olmayan Çankırılılar yaşıyor.

Geleceğin Çankırı’sı: Bugün Çankırı’nın gerek şehirleşme, gerekse kimlik kazanımı konusunda yapması gerekenler nelerdir. Ayrı ayrı belirtmenizi bekliyorum; valiliğin, belediyenin, sivil toplum kuruluşlarının yapmaları gerekenler neler olmalıdır.

Çankırı, il dışındaki sivil toplum kuruluşları sayısı itibarıyla belki Türkiye’de birinci sıradadır. Ne var ki -görebildiğim kadarıyla- bunlar Çankırı’ya Çankırılıya hizmet etme, yardımcı olma becerisinden çok uzaktadırlar. Yöneticilerin iyi niyetli olanlarını tenzih ederim fakat görünen odur ki, tıpkı ortaçağ Avrupa’sında olduğu gibi çoğu lortluk, prenslik, dukalık sevdasındadırlar. Kendi dar çevrelerinde “Çankırı” ismi altında elde ettikleri koltuklar onların esas derdidir ve bu hususta gerçekten çok başarılıdırlar. Bu isimleri şaşalı oluşumlar eğer gerçek manada iş yapmak arzusunda olsaydı örneğin Devlet Planlama Teşkilatı bültenlerini takip edebilirler ya da yatırımlar konusunda meclis, hükümet ve icracı bakanlıklarla bağımsız kuruluşlarda lobi faaliyetleri yapabilirlerdi. Ama bu söylediklerim onların hiçbir zaman derdi olmadı, olmayacak da...

 

Biliyorsunuz ilimize yeni bir vali atandı. Zannım odur ki her vali, atandığı ilde hizmet sayacını sıfırlar ve yeni bir sayfa açar. Çünkü her ilin kendine özgü farklı şartları, özellikleri vardır. Genellikle hizmet politikasındaki yol haritasını da bu şartlar ve özellikler belirler. O yüzden valinin bu ile hizmet etmek noktasında iyi niyetinden hiç şüphem yok, ayrıca bunun için de sebep de yok. 

Validen en önemli ricam, sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmamasıdır! Bu cümle bir ironi gibi görünebilir ama benim düşüncem budur. Zira STK’lar çalışan değil, denetleyen, görülmeyeni gören, bilinmeyeni bildiren kuruluşlar olmalıdır. Bu bağlamda bir STK’nın samimiyeti muhalefeti oranında gerçekçi ve geçerlidir.

Valilik ve birimleri internet medyasını ciddiye almalıdır. Çünkü bunlar bağımsızdırlar, ticaret yapmazlar, ilan almazlar ve devlet daireleri ile alışverişleri yoktur. Bunun için orada yazanların hiçbirisi yazdıkları karşılığında para almamakta ve gerçek manada Çankırı için iyi niyetle düşünmektedirler. Valiliğin bunları iyi niyetle ve yapıcı bir anlayışla takip etmesi, hatta bunun için birim oluşturması yararlı olacaktır. Sonuçta internet medyası muhatap olmayı kesinlikle hak etmektedir. Bunun için gerektiğinde cevap vermeli ve mutlaka ciddiye almalıdır.

Doğrusu Vali Beyin Çankırı’daki çalışmaları için kendine bir “encümen-i daniş” kurmasını arzu ederim. Bürokrat, dernek, federasyon, oda, baro ve STK temsilcilerinin kesinlikle olmayacağı bu gayri resmi oluşum kesinlikle faydalı olurdu. Zira devletle, valilikle, belediyeyle, hukukla, akçeli işlerle, mevki ve makamla hiçbir alıp veremediği olmayan ve memleketini seven insanlar eminim ki yararlı düşüncelerle icraat konusundaki ufuk çizgisini netleştireceklerdir. Elbette benim bu tarif kapsamında olmadığımı da belirtmek isterim.

Belediyeye gelince, belediye için yegâne çağrım, daha doğrusu temennim, Sayın Dinç’in ilk seçildiği gündeki heyecanına kavuşmasıdır, dilerim Allah nasip eder.

Bu arada kentteki yerel basın için de bir şeyler söylemek isterim: Onları anlıyorum, kendilerine has ve geçerli olduğuna inandıkları nedenle yeterli muhalefet yapamıyorlar ve bu durumdan kendileri de hoşnut değiller. İnsanın mesleğini gereği gibi yapamaması kötü bir şey. Yerel basının güçlendirilmesi ve devletle olan maddi bağlarının istismara ve kayırmacılığa meydan vermeyecek şekilde tesviye edilmesi farklı seslerden ortak akla ulaşmamızı sağlayacaktır. Kendilerinin de bu konuda çaba göstermelerini, şayet gösteriyorlarsa seslerini daha da yükseltmelerini dilerim.

Bir yön ve metot kazandırmak açısından yapılması gereken tarih araştırmaları ve bunun halka, ilgililere anlatımı konusunda yapılabilecek etkinlikler, sunum teknikleri veya kurulması gereken kuruluşlar hakkında görüşlerinizi bekliyoruz.

Tarihe olan ilgiyi çoğaltabilmek için fazla gayrete gerek yok, tarihi eserlere zaten insanlarımızın ilgisi var. Kentteki tarih bilincini nasıl artırmalıyız sorusunun cevabı tam teşkilatlı, sistemli bir çalışma yapılmasıyla mümkündür.  Farklı sergiler, paneller, serbest söyleşiler, kısa mesafeli geziler, toplu okuma ve tartışmalar yapılmalı, gençlere şehrin, içinde yaşadıkları sokağın kendi tarihini merak ettirici uyarılar verilmelidir.

 

Çankırı Belediyesi Dr Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezinde neler yaptınız, neler yarım kaldı ve neden yönetimi bıraktınız.


Çankırı Belediyesi Dr. Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi benim kanayan yaramdır. Büyük umutlarla başladık yarım kaldı. Aslında ben, bu merkez projesine çok önem vermiştim. Bunu o dönemdeki çalışma arkadaşlarım da teslim edeceklerdir. Hatta öyle ki, hedefim, ömrümün kalan kısmında çalışmalarımı sadece Çankırı üzerine odaklandırmak ve mümkün olduğu takdirde Hıcıp’a yerleşmekti, olmadı.

Neler yaptık araştırma merkezinde, aslında bu konu çok yazıldı, çizildi, yapılan ve yapılmayanlar konuyla ilgili olanların malumudur. Ancak yine de aklımda kaldığı kadarıyla özetleyeyim:

-          İlk çalışma, kente dair her şeyi toplamak üzerine kuruldu. Bunun sonucunda hatırı sayılır bir arşiv oluşturuldu. İstanbul’daki Osmanlı ve Ankara’daki Cumhuriyet arşivlerinden belge fotokopileri temin edildi. Bu süreçte dönemin Valisi Ali Haydar Öner’in çok katkısı ve desteği olmuştur. 

-          Sonra sözlü tarih için çalışmalar başlattık. Bu çalışmalarda Yüksel Aslan Beyin katkısı çok çok büyüktür.

 

Ne var ki ciddi çalışmalarla oluşturduğumuz arşiv zaman içinde Belediye Başkanının gelen misafirlere sergilediği “yeni gelinin çeyiz sandığı” gibi bir muamele gördü. Bu kabul edemeyeceğimiz bir durumdu.

Çankırı belediyesi yönetiminin kabul edilemez bu yaklaşımları nedeniyle görevi bıraktım. Şimdi ise ne durumdadır, bilmiyorum. Umarım tasnif, kataloglama ve dijital ortama aktarılma işleri yapılıyordur.

 

Son söz, tarihe not?


Çankırı Çankırılılarındadır. Ancak sanırım hemşehriler bunun tam olarak farkında değiller! Çankırı’da kent merkezinin tarihi ve kültürel dokusu yok ediliyor. Vilayetin eko-sistemini kökünden yok edecek tesislere ruhsat verme çabası sürüyor, flora, fauna ciddi tahribata uğruyor. Kültür kandırmacasıyla içi boş ritüellerle millet kandırılıyor, kısacası her şey laçkalaşıyor. Tüm bu olanların en büyük sebebi ise ne kentteki bürokrat ve memurlar ne de Ankara’daki vekillerdir. Yaşananların en büyük müsebbipleri STK’ların başındaki eyyamcı lortlarıdır. Çünkü bütün bu olan bitene kayıtsız kalmamak yerine sabah kahvaltıları düzenleyip her ayın on sekizinde yaren ateşi yakmakla meşguller.

 

Sizin yayınlanmış veya hazırlamakta olduğunuz eserleriniz nelerdir?

 

Üzerinde çalışmakta olduğum birden fazla proje var. Şu kadarını söyleyeyim, hepsi de Anadolu kent tarihi Ankara odaklı projeler. Şu ara gündemimde Çankırı çalışması yok.

Yayımlanmış kitaplarım şunlar:

 

a)      Bir Zamanlar Çankırı, (1998)

b)      Kastamonu Vilayeti Salnamelerinde Çankırı (Kengırı) Sancağı, (1999)

c)      Çankırı İl Yıllığı 1999, (1999)

d)      Çankırı 1891-1892 (2005)

e)      Şabanözü Kitabı (bir heyetle birlikte)

 

Diğer taraftan aşağıdaki üç kitap da okuyucusuna ulaşmıştır;

 

a)                         Ankara Vilayeti Salnamesi 1325 (1907) (1995) (Kudret EMİROĞLU-Ahmet YÜKSEL ve Ethem ÇOŞKUN’la birlikte)

b)                         Adana Sanayi Tarihi (Bülent VARLIK ve Kudret EMİROĞLU ile birlikte)

c)                          Küçük Asya’nın Bin Yüzü: Ankara (2005) (Suavi AYDIN-Kudret EMİROĞLU ve Ergi D. ÖZSOY’la birlikte)

    

Son olarak çeviri kitapları da zikredeyim:

 

a)                         “Memleketim Trabzon Mahallem Tekfurçayır” Binbaşı Süleyman Bey’in Manzum Anıları, (1997)

b)                         Bin Bir Buse “1923-24 İstanbul’undan Erotik Bir Dergi” (2005) (Irvin Cemil Schick’in sunuşuyla)

c)                          Avram Galanti’nin Vatandaş Türkçe Konuş (2000) (Rıfat N. Bali’nin sunuşuyla)

 

 

Bunların dışında içinde yer aldığım bazı projeleri, bu projelere katkımın ötesinde bana sağladıkları bilgi ve deneyim ile hatırlıyorum. Bunlardan birkaçı şunlardır:

 

1.                               TESEV’in “Devlet Ekseni/Otoriterlik” araştırma projesini Doç. Dr. Suavi AYDIN’la birlikte tamamladı.

2.                               “Ürgüp ve Kayakapı Mahallesinde Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Yaşantı Biçimleri” projesinde Prof. Dr. Evangelia BALTA (Ulusal Yunan Araştırmaları Vakfı) ve Doç. Dr. Suavi AYDIN’la yer aldı.

3.                               Milli Kütüphane adına yapılan “Cumhuriyet Dönemi Makaleler Bibliyografyası (1923-1999)” projesinde editör olarak görev yaptı.

 

 

Verdiğini konferanslar ve katıldığınız önemli etkinlikler?

Çeşitli zamanlarda çeşitli bilimsel ve akademik mahfelerdeki etkinliklere konuşmacı olarak katıldım. Ancak bunların sayısını şimdi hatırlamıyorum. Yine de Atılım Üniversitesinde, Ankara Kulübünde ve Çankırı’da gerçekleştirilen söyleşi ve konferansları zikredebilirim. 


Efendim bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Konuşmalarınızdan çok istifade ettik. Şuan gündemimde Çankırı çalışması yok deseniz de bizler sizi sık sık rahatsız edeceğiz ve Çankırı’nın spesifik konuları üzerinde ilerleyen zamanlarda bilgilerinize başvuracağız. 

Metin YILMAZ - Ahmet GÜLŞEN



-------------
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/



Cevaplar:
Mesajı Yazan: Bayram Akyul
Mesaj Tarihi: 26.09.2011 Saat 01:25
Zevkle okudum teşekkür ederim bu güzel söyleşinin konuğu Ömer beye. Berdelacuz ne anlama geliyor merak ettim.

-------------
-Karamürselli-


Mesajı Yazan: iseymenoğlu
Mesaj Tarihi: 26.09.2011 Saat 11:10
 Elinize , yüreğinize sağlık. Değerlerimize , yaşarken  sahip çıkmak dileğiyle. 

-------------
İbrahim SEYMENOĞLU


Mesajı Yazan: ONsekiz
Mesaj Tarihi: 26.09.2011 Saat 11:56
Ekonomik sebeplerle bir taraftan Çankırılılar başta Ankara ve İstanbul'a göç ederken, öbür taraftan Çankırı merkezede Türkiye'nin muhtelif yerlerinden dönem dönem gelenler olmuş ve bugün Çankırının merkezindeki yerli Çankırılılar iyice azalmıştır. Uzun vadede Çankırıda Çankırılı kalmayacak gibi görünüyor... Nüfusumuzun gitgide azalmasının önüne geçmek içinde ivedi önlemler alınmalıdır.


-------------
Barbaros Duman


Mesajı Yazan: Ali TAŞ
Mesaj Tarihi: 26.09.2011 Saat 16:56
Orjinalini yazan: Ali TAŞ Ali TAŞ Yazdı:

Ömer Türkoğlu Çankırı için önemli bir değer. Çankırıyı Çankırılılara tanıtmak gibi zor ama manevi yönden çok önemli bir görevi üstlendi ve bana göre bu konuda çok başarılı oldu. Kendisiyle birkaç toplantıda birlikte bulunmuştum. Konulara hakimiyeti çok üst düzeydeydi. Bunun nedeni onun iyi bir araştırmacı ve analizci olması ve konuları belgelere dayandırmasıydı. Yapılan söyleşide kendisinin Çankırılılara biraz kırgın olduğunu hissettim (Bir çok konuda kendisine hak veriyorum) ancak bilim adamının kişilere kırılıp araştırmalarını bırakma lüksü olduğuna inanmıyorum. Umarım Sayın Türkoğlu kısa zamanda yetkililerinde sorumlu davranmasıyla Çankırı araştırmalarına tekrar başlar ve bizlere bizim bilmediğimiz Çankırıyı tanıtmaya devam eder. Kendisine şimdiye kadar yaptığı çalışmalarından dolayı bir Çankırılı olarak teşekkür eder sağlık ve afiyetler dilerim.


-------------
Ali TAŞ


Mesajı Yazan: İbrahim Meral
Mesaj Tarihi: 27.09.2011 Saat 00:17
Böyle kıymetli bir Çankırılının Çankırı Araştırmalar Merkezinden ayrılmasına sebeb olan anlayış kendini sorgulamalıdır. Bir çok isim altında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin Çankırı adına hiç bir pozitif katkısı olmadığı doğrudur ve yeni Valimizin bu konuda uyarılması da çok isabetlidir. Bu söyleşide Çankırı'nın Selçuklu dönemininde yer almasını arzu ederdik. Ömer beye ve söyleşiyi gerçekleştiren Metin ve Ahmet beylerede Çankırı konusundaki gayretleri ve hassasiyetleri için teşekkür ederiz.


Mesajı Yazan: Recep Gülşen
Mesaj Tarihi: 27.09.2011 Saat 13:18

Sayın Türkoğlu'nun tarih bilimine panoramik bir bakış sergilemesi, hem geçmişi, hem de günümüzü daha iyi görmesini sağlıyor diye düşünüyorum. Bu anlamda şu cümlelerine harfiyyen katılıyorum;

"Çankırı, il dışındaki sivil toplum kuruluşları sayısı itibarıyla belki Türkiye’de birinci sıradadır. Ne var ki -görebildiğim kadarıyla- bunlar Çankırı’ya Çankırılıya hizmet etme, yardımcı olma becerisinden çok uzaktadırlar. Yöneticilerin iyi niyetli olanlarını tenzih ederim fakat görünen odur ki, tıpkı ortaçağ Avrupa’sında olduğu gibi çoğu lortluk, prenslik, dukalık sevdasındadırlar. Kendi dar çevrelerinde “Çankırı” ismi altında elde ettikleri koltuklar onların esas derdidir ve bu hususta gerçekten çok başarılıdırlar. Bu isimleri şaşalı oluşumlar eğer gerçek manada iş yapmak arzusunda olsaydı örneğin Devlet Planlama Teşkilatı bültenlerini takip edebilirler ya da yatırımlar konusunda meclis, hükümet ve icracı bakanlıklarla bağımsız kuruluşlarda lobi faaliyetleri yapabilirlerdi. Ama bu söylediklerim onların hiçbir zaman derdi olmadı, olmayacak da...

Biliyorsunuz ilimize yeni bir vali atandı. Zannım odur ki her vali, atandığı ilde hizmet sayacını sıfırlar ve yeni bir sayfa açar. Çünkü her ilin kendine özgü farklı şartları, özellikleri vardır. Genellikle hizmet politikasındaki yol haritasını da bu şartlar ve özellikler belirler. O yüzden valinin bu ile hizmet etmek noktasında iyi niyetinden hiç şüphem yok, ayrıca bunun için de sebep de yok. 

Validen en önemli ricam, sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmamasıdır! Bu cümle bir ironi gibi görünebilir ama benim düşüncem budur. Zira STK’lar çalışan değil, denetleyen, görülmeyeni gören, bilinmeyeni bildiren kuruluşlar olmalıdır. Bu bağlamda bir STK’nın samimiyeti muhalefeti oranında gerçekçi ve geçerlidir.

Valilik ve birimleri internet medyasını ciddiye almalıdır. Çünkü bunlar bağımsızdırlar, ticaret yapmazlar, ilan almazlar ve devlet daireleri ile alışverişleri yoktur. Bunun için orada yazanların hiçbirisi yazdıkları karşılığında para almamakta ve gerçek manada Çankırı için iyi niyetle düşünmektedirler. Valiliğin bunları iyi niyetle ve yapıcı bir anlayışla takip etmesi, hatta bunun için birim oluşturması yararlı olacaktır. Sonuçta internet medyası muhatap olmayı kesinlikle hak etmektedir. Bunun için gerektiğinde cevap vermeli ve mutlaka ciddiye almalıdır."



-------------
Recep Gülşen


Mesajı Yazan: Şeref IŞIK
Mesaj Tarihi: 27.09.2011 Saat 16:48
Çankırı ile ilgili bir şeyler yapmak isteyen insanlar, hemşerilerimiz nedense ya küstürülüyorlar, yada küsüyorlar.Yapılmak istenilen güzel işlere insanlara kırılarak yüz çevirmek ne derece doğru. Yukarda Sayın Ali TAŞ beyin dediği gibi araştırmacı ve bilim adamlarının insanlara kırılıp küsüp araştırmalarını bırakması lüksü varmı.Bu konuların iyi analiz edilmesi lazım değilmi.Alın siz bu konuda ikinci örnek.Hepimizin tanıdığı Sayın Yüksel ARSLAN beyde kırılıp küsüp siteden ve Çankırı Araştırmaları Merkezinden ayrılmadımı.Neden bu peki? Biz Çankırılılar hep böyle birilerine küsüp yapacağımız güzel çalışmalardan kendimizi menmi edeceğin.Bu bize ve Çankırıya ne kazandıracak.Saygılarımla.

-------------
Şeref IŞIK


Mesajı Yazan: kadiryavuz55
Mesaj Tarihi: 27.09.2011 Saat 21:10

         

 
 
         ÇANKIRI ANCAK BU KADAR GÜZEL ANALİZ EDİLE BİLİNİR…            

 

     

         Sayın Ömer Türkoğlu ağzınıza yüreğinize sağlık, Bu röportajdaki görüşlerinizle sözlerinizle, Hislerimizin tercümanı olmuşsunuz… Tesbit ve görüşlerinize katılmamak mümkün değil!

 

 

          Bu röportaja röportaj demek nereye kadar doğru olur bilemiyorum? San ki Çankırı’mızın kalbi beyni velhasıl bire bir Çakırının kendisi! Çankırı’ nın var olup ta gözükmeyen gerçek yüzünün ortaya resmedilmesidir! 

           Sayın Üstadımız Ömer Türkoğlu bilge kişiliği engin dehası ile tüm ayrıntıları

 ortaya dökmüş, adeta hislerimizin tercümanı olmuştur

 

                               SON SÖZ TARİHE NOT?

—‘sistemini kökünden yok edecek tesislere ruhsat verme çabası sürüyor, flora, fauna ciddi tahribata uğruyor. Kültür kandırmacasıyla içi boş ritüellerle millet kandırılıyor, kısacası her şey laçkalaşıyor. Tüm bu olanların en büyük sebebi ise ne kentteki bürokrat ve memurlar ne de Ankara’daki vekillerdir. Yaşananların en büyük müsebbipleri STK’ların başındaki eyyamcı lortlarıdır. Çünkü bütün bu olan bitene kayıtsız kalmamak yerine sabah kahvaltıları düzenleyip her ayın on sekizinde yaren ateşi yakmakla meşguller’

       Sayın Türkoğlu ile yapılan röportajda yer alan bazı sözcüklerin kelime anlamları aşağıdadır…

 Eko Sistem: belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir.

Flora: bir bölgede yetişen bitkilerin ortak adı, diğer
bir deyimle Bitki örtüsü.

 

Fauna: belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümüne verilen addır.

 

Ritüellerle: dini bir inanc gibi benimsenmiş alışkanlık davranış biçimleri temalar

 

Müsebbipler: bir işin yapılmasına sebep olan

 

heterojendir. bir maddenin bir madde içine hemejonik olmayacak şekilde dağılması

                    Ayrışık. Farklı özellikler karakterler

                    Birleşen maddelerin özelliklerini kaybetmemesi

demografisi   dünyada veya bir ülkede bulunan nüfusun yapısını, durumunu, dinamik özelliklerini inceleyen  

                        bilim dalı.    

  

 

 

 

 

                      Çevreci Kadir Yavuz

 



Mesajı Yazan: Metin YILMAZ
Mesaj Tarihi: 27.09.2011 Saat 21:30

 

Ankara’da Ahilik geleneğinin dericilikteki son temsilcilerinden Dericizade markasının sahibi Ankara sevdalısı Faruk KÜÇÜK; Ankara Kitapları, Ankara dergileri ve Ankara kartpostallarından oluşan müthiş bir koleksiyona sahip. Faruk Bey hem Ankara’da, hem de Ankara dışında bu koleksiyonu zaman zaman sergiliyor ve büyük takdir topluyor. Dur durak bilmeden, bitip tükenmez bir heyecanla Ankara’ya dair kaynak toplayan bu örnek insan, tam bir Ankara aşığı Kent koleksiyoncusu.

Faruk Beye yakinen tanıdığı  “Ömer Türkoğlu için neler söylersiniz?” dediğimde, aldığım cevabı aynen aktarıyorum.

Ömer Türkoğlu’nun Çankırı Araştırmaları Merkezinden ayrılması çok büyük bir kayıptır şehriniz için. Sayın Türkoğlu sadece Çankırı için değil, Ankara içinde çok önemli bir araştırmacıdır.Ömer Türkoğlu çok bilgili, çok donanımlı, meraklı ve mükemmel Osmanlıca bilen bir insandır. Benim gözümde Osmanlıca denince 1 numara odur. Yakınlarda 20 bin gazeteyi tarayıp dijital ortama aktardığını biliyorum.


Türkoğlu Bilgi vermekten keyif alan, paylaştıkça mutlu olan, yardımsever ve çok kalender bir insandır. Arkadaşlığı, dostluğu, sohbeti özeldir. Onu tanımak bile büyük şanstır, muazzam bir adamdır. Bir tek kusuru vardır ticareti bilmez. O Tüccar sahaflardan değildir zaten. Kısmet olursa kendisiyle Aziz Ankara ismiyle bir Ankara kitabı yayınlama fikrimiz var.Ömer Türkoğlu'na sağlık ve huzurla uzun ömürler ve yeni yayınlar diliyorum...



-------------
[Memleketimde konuşan çok, "yazan" YOK!]


Mesajı Yazan: ahmetgulsen
Mesaj Tarihi: 28.09.2011 Saat 17:55
Söyleşiden bir bölüm




-------------
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/


Mesajı Yazan: limette
Mesaj Tarihi: 30.09.2011 Saat 02:44
Bir şehir -kimliğini korumak ve varlığını gelecek nesillere aktarmak adına hayatını kendine adayanlarına- sahip çıkmazsa, tarih sahnesinden silinir gün gelir tıpkı insanlar gibi göçüp gider...Çankırıyı yükselten değerlerimize sahip çıkmak, Çankırıya sahip çıkmaktır.
Sayın Ömer Türkoğlu'nu bizlere tanıttığınız için sitenize teşekkür ederiz.


Mesajı Yazan: yolkaya
Mesaj Tarihi: 06.10.2011 Saat 15:06
Çok arzu edipte bulunamadığım bir toplantı idi. Toplantıların devamını yakından takip edeceğim inşallah. Üzerimize düşen gürevleri yapmak için her zaman hazırız. Dile getirilen konuların tümü, malesef Çankırı'nın gerçeklerini yansıttığı kanaatindeyim. Çok önemli konulardan birtanesi; 

Çankırı, il dışındaki sivil toplum kuruluşları sayısı itibarıyla belki Türkiye’de birinci sıradadır. Ne var ki -görebildiğim kadarıyla- bunlar Çankırı’ya Çankırılıya hizmet etme, yardımcı olma becerisinden çok uzaktadırlar. Yöneticilerin iyi niyetli olanlarını tenzih ederim fakat görünen odur ki, tıpkı ortaçağ Avrupa’sında olduğu gibi çoğu lortluk, prenslik, dukalık sevdasındadırlar. Kendi dar çevrelerinde “Çankırı” ismi altında elde ettikleri koltuklar onların esas derdidir ve bu hususta gerçekten çok başarılıdırlar. Bu isimleri şaşalı oluşumlar eğer gerçek manada iş yapmak arzusunda olsaydı örneğin Devlet Planlama Teşkilatı bültenlerini takip edebilirler ya da yatırımlar konusunda meclis, hükümet ve icracı bakanlıklarla bağımsız kuruluşlarda lobi faaliyetleri yapabilirlerdi. Ama bu söylediklerim onların hiçbir zaman derdi olmadı, olmayacak da...

Ahmet Gülşen ve Metin Yılmaz bey'e Çankırı adına bir çivi çaktıkları için teşekkür ederim. Çalışmalarınızın devamını bekliyoruz.

Selamlar,

İsmail Demir
Ankara


-------------
Yolkaya (Hıcıp) | www.yolkaya.net | ismaildemir


Mesajı Yazan: Bayram Polat
Mesaj Tarihi: 08.10.2011 Saat 15:24

"Söylesem tesiri yok, sussam gönül râzı değil." diyen Fuzûli misali, Çankırı adı zikredildiğinde yüreğinde bir burukluk belirdiğini hissettiğim kıymetli Ömer Türkoğlu ağabeyimizin Çankırı'ya dair gerçekçi bir yaklaşımla naklettikleri, bir açıdan da olayın vahametini özetler bir nitelik taşıyor.

Çankırı'da "kıymet" sözcüğünün anlamı var mıdır acaba diye aklıma gelmiyor değil, zaman zaman.
 
Ve neyin kıymetini bilebildik ki sorusu...

Ziyareti gerçekleştiren Çansaati gönüllülerine ve Ömer Türkoğlu abimize teşekkürlerimi iletiyorum.


-------------
mail@bayrampolat.com



Sayfayı Yazdır | Close Window

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16 - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd. - http://www.webwiz.co.uk