Arastanın okuyan adamı Nusret Ağabeyle arastadan geçerken dükkânının önünde otururken selamlaştık. Ara ara Ankara’ya giden ağabeyime röportajdan bahsedince memnuniyetle kabul etti. Ertesi güne sözleşerek sohbetimizi gerçekleştirdik.
Dükkânında her konuda konuştuğumuz bu sohbeti sizlere ulaştırmama vesile olan Nusret Ağabeye teşekkür ediyor sağlıklı günler diliyorum.
Serpil ÖZKAN

Nusret YILIK
Arasta-ÇANKIRI
2006 (İbrahim Zencirci arşivi)
NUSRET YILIK
Anne adı: Fatma
Baba adı: İsmail
Lakabı: Yılıklar
Doğum yılı: 1945 Doğum yeri: Ankara
Kardeşleri: Emine, Ahmet, Fahriye, Naci, Habibe, Nezihe, Fatma, Nursel, İsmail
Ankara Doğumevinde doğmuşum birkaç aylıkken trenle Çankırı’ya gelmişiz. Mimar Sinan Mahallesi’nde tarihi eser bir evimiz vardı, devlet tamir ettirdi. Annem babamın ikinci eşiydi. Yaramaz bir çocuktum mahallede kovboyculuk oynardık. 8-10 çocuk yan yana gelince. 15 yaşından sonra utangaç olmaya başladım bir soru sorulunca utanırdım.
Ben 5 yaşındayken babam hacca gidiyor. Mekke’den Cidde’ye giderken Arapların otobüsünde ölüyor, orada gömülüyor 1950’de. Şimdi ayakkabıcı Ahmet Kurt’un olduğu dükkân bizimdi. Babaannem Ilgaz’ın Şeyh Yunus köyünden hep akrabaları orada. Dedemde Yapraklı Balıbıdık köyünden gelme. Dedemin babası zengin Yılıklar …
Üç kardeşe miras kalıyor şehre geliyorlar. Kardeşler arasında miras yüzünden husumet çıkıyor. Biri daha aklıselim şöyle bir bakıyor. ‘Mirasta başınızdan kalsın siz de “diyor alıyor başını Karadeniz’e gidiyor. Giresun Eynesil kazasının Ören köyüne yerleşiyor oralı biriyle evleniyor. Şimdi bir kaza kadar varlar. Yılıktan başka 15 sülale daha var.
Babam şirketin işinden başka tiftik, deri işi yapıyor o İstanbul’a satıyor. İstanbul’dakiler İspanya, Marsilya, Fransa’ya satıyorlar. Babam çok ileri görüşlü, iyi esnafmış. Endonezya’dan çay getirirmiş. Herkes yerli çay satarken “İsmail Efendi çay var mı?” diyene bir hapaz verirmiş “önce bir demle öyle gel ‘dermiş. Gelen kilolarca alırmış. Yakışıklı, uzun boyluymuş.

Nusret YILIK
Arasta-ÇANKIRI
2006
Babam öldükten sonra anneannem dedem vardı. Babamdan 4 kapılı dükkân, ev kaldı, mal kaldı, şimdi durduğum dükkân kaldı. Senelerce arasta başıma kaktı. “Senin gibi babadan kalmadı bize” diye babamın yıkıntısı yetti. Mal var ama idare edecek adam lazım. Babamın ilk hanımından olan ağabeyim 4 sene baktı. Aynı evdeydik, aynı dükkândaydık. İki kapılı yeri bize verdi bölüştük malları o Ankara’ya gitti hissesini Kazım Yılık’a sattı. Anneannem kapısını kitledi bizim eve geldi. Bizden başka 20 çocuğa bakmış. Çok bilgili, görgülü ferasetli bir kadındı. Baktığı çocukların kiminin babası Balkanlarda ölmüş, kimi yetim kalmış. Hem büyütmüş hem evlendirmiş onları. Anneannem dükkâna geçti. Herkese akıl verirdi, çok akıllıydı. Anneannem iki kişiyi çalıştırdı işlerini beğenmedi ondan sonra kendisi yalnız çalıştı. Mal almaya İstanbul’a giderdi. 18 yaşımıza gelince bize bıraktı ama kontrole gelirdi. Emine Ünler 103 yaşında öldü.
İlkokula Cumhuriyet İlkokulu’na gittim. Büyük Caminin arkasındaydı. 5 öğretmen değiştirdim. 3. sınıfta Sadık diye Ilgazlı bir öğretmenim vardı.
İlkokul 3. Sınıfa gidiyorum Atatürk’ün Cumhurbaşkan resmi var kitabın kapağında aynısını çizmişim, kendimde hayret ettim. Pek geliştiremedim bu yönümü ama her yere yayılmış. Korgun’un yatak fabrikasının Yozgatlı müdürü vardı . Bir gün dedi ki “Sen tarih, coğrafya, kitap okur, karakalem resim çizermişsin benimkini de çiz” dedi ama kısmet olmadı. Ortaokula Taş Mektebe gittim. Çok akıllıydım bir kızı gördüm nerden gördüm görmez olaydım onun derdine okul okuyamadım, okumayı bıraktım.
Geçen gün ablamla konuşurken ablam da öyle diyor O kızın yüzünden okumadın diye.
Dedemin Kız Enstitüsü nün karşısında evi vardı. Dişçi Halit’in eviydi.
Büyük selin geldiğinde dedemin evinden çıktım seli seyretmeye gittim. 13 yaşındaydım sel dağ gibi geldi köprüyü aştı geldi. Çok adam öldü. 6 kişinin cenazesi gömüldü ama 60 kişi öldü günlerce aradılar. Çayın kenarında paşanın bir evi vardı. Baca tüte tüte gitti.Tapu Müdürü Şehir Kulübü’nde oyun oynuyormuş kapıcısı uyarıyor sel geliyor diye önemsememiş geçer gider paçalarımı kıvırırım demiş, kapıcı kavak ağacına çıkmış kendini kurtarmış.

Başağa Cahit YETİŞKEN, Küçük başağa Sefa TATLIBAL.
Tarih:1960’ların sonları.
Yer: Atatürk Anıtı Çankırı
(Eyüp GÖNÜLLÜ arşivi)
İki defa sohbet gördüm. Yukarı mahallede arasta yaptı. 1956’da çocuktum. 1966’da da başladı 1 ay oldu ben askere gittim, çok güzel oluyordu.

Bir Zamanlar Arasta
ÇANKIRI
(İbrahim Zencirci arşivi)
İlk evliliğim akrabamız Burhan Yılık’ın küçük kızıydı. Aynı mahallede amca çocuklarıyız. Anneannem dedi ki sana birini alacağım dedi. Annem buldukları kızlara hep bir kabahat buluyordu. Aman anneanne istiyorsunuz sonra da kabahat buluyorsunuz dedim. Ben çok gönüllü olmasam da hatırı sayılır kişileri araya koydular, evlendik. Bir kızımız oldu. 8 aylıkken geçinemedik ayrıldık. Herkes onu tuttu bana kızdılar. Annemle, anneannem bir tek onlar beni tuttu dedemde perde arkasından sahip çıkardı. Bana da komşusu avukat Tahir Şehirlioğlunu tuttu ayrıldık. 28 yaşındaydım.
İkinci evliliğimi 12 sene sonra yaptım. Giresun’un Tirebolu ilçesi Demirciler Köyü‘ne gitti annem ve anneannem. İki kere gittiler oğlunuzu görelim demişler. Ey anne beni görmeden nasıl kızı versinler dedim. Bizimkiler de erkek gitmez demişler.
“Anneanne yaşlısın kendini yoruyorsun beni de üzüyorsun” dedim. Ölmezlerin Zela Teyze ile yan yanaydık beni çok severdi. Bir akşam oturmaya geldi. Hacı anne kız bulduk. Beni istiyorlarmış bunlar da biz gideriz erkek gitmez diyorlar dedim. Bu çocuk doğru konuşuyor. Yarın doğru bu oğlanı alıp gideceğiniz dedi.Kızın babası şöyle anlattı. 9 kız 2 erkek babasıyım. Kız istemeye geliyorlar birini gösteriyorlar başkasına istiyorlar dedi. Hanımı getirdiler kardeşleri, akrabaları var onlar bana bakıyorlar biz onlara. İyi hazırlanmışlar yemeğimizi yedik, kahveyi verdi ben ona bakıyorum o bana bakıyor. Ablalarıyla bir odaya giriyorlar. Ben beğendim olur demiş. Ben de dedim ki koca Karadeniz’de benim gibi çıkar mı dedim. Söz, nişan, düğün yaptık. 3 tane kızım oldu Allah’a şükür iyiyiz.

Nusret YILIK
Arasta-ÇANKIRI
2006
Ortaokuldayken Din Bilgisi öğretmenim vardı. Arif Doğru diye Adanalıydı. Televizyonda bile konuştu. Vatanını, milletini, dinini, tarihini çok severdi. İçinizde benim gibi olan çok kişi var ben biliyorum derdi. 90 kişilik sınıftaydık. Ancak 5 – 6’sı daha çok seviyor biri de Nusret derdi.
Arkadaş hakkında da öğüt verirdi. Bize arkadaş önümüzden nehir geçiyor yanında da kardeşin var arkadaşın var nehre ikisi de düşerse kardeşine tercih edeceğin kişi arkadaşın olacak derdi. Ben arkadaşı severim de insanı yarı yolda bırakanı hiç sevmem. Kötü arkadaştan yalnızlık iyidir. Öğretmenimin dediği gibi öyle iki arkadaşa Umrede karşılaştım. 400 kişiydik giderken hiç arkadaşım yoktu, orada 40 kişiyle samimi oldum. Havaalanında EGO otobüslerini işleten Kütahyalı bir müdürle tanıştım. Orhan Coşan bir de Umreyi yöneten hocalardan biri oldu. Trabzonlu Seyfettin Bulutla, müdür, ben arkadaş olduk. 5 yataklı bir odamız vardı. Üçümüz aynı odada kaldık, ikisine de eşyalarımızı koyduk. İyi anlaştık. Kafiledeki 40 arkadaşa oteldeyken babamın Cidde’de vefat ettiğini orada gömüldüğünü anlatınca hepsi acıdılar bana çoğu kişi kalmak istiyor gerçi ama Allah herkese de nasip etmiyor.
Hoca dedi ki Nusret Abi ben Arapların bir otobüsünü tuttum. 30 kişi gidecek dedi onlar gitmese bile bir tek seni yine götüreceğim, gittik Cidde’ye. Havva Annemizin mezarını ziyaret ettik. Babam umumi mezarlıkta yatıyormuş dedim. Abi çok özür dilerim o buraya çok uzakmış dedi. Sen buradan oku gitsin dedi. Hatice Annemizin mezarını ziyaret ettik. Cidde çok güzel deniz kenarına götürdü. Park, bahçe gezmeye doyamadım, küçük İstanbul diyorlar. Denizin üstüne beton direkler üstüne cami yapmışlar. Hz. Musa’nın asasını vurup Kızıldeniz ikiye yarıp Firavun’un boğulduğu yere.
Ankara’da oturduğum evin önünde otobüs bekliyorum. Cafer Özkan’ın cenazesine geleceğim. 4’de defin etmişler 4 buçukta geldim dükkânın önüne yetişemedim. Yeğenim Yahya Yılık’ın da ortağı, Otobüs beklerken zenci genç bir hanım gördüm. Kucağında iki yaşında kadar beyaz bir oğlan çocuğu var, ilgimi çekti. Hoşbeş birbirimize yakın sitelerde oturuyor muşuz. Efendin ne iş yapıyor? Dedim. Üniversite mezunu iyi bir yerde çalışıyormuş.
Türk mü dedim? Türk dedi.
Biz konuşurken çocuk ağladı niye ağladığını anlayamadı. Yavrum çocuğunu kucağına al dedim. Benim torun şu anda uyuyor anneannesi uyuttu onun uyku saati uyuma saati dedim, kucağına aldı çocuk uyudu. O uyurken ben de dikkatimi çekti sordum: Nerelisin? Dedim. Devletinin adı ne dedim Merin dedi. Atlas Okyanusu’nun kenarında dedim. Eski adını biliyor musun dedim 57 sene evvelki onu soruyorum kızın yaşı yarısı kadar. Dohomeydi dedim. Mesela dedim Habeşistan’ın yeni adı Etiyopya amca dedi ben üniversiteyi Çin de okuyordum orada okurken üniversitede tanıştık evlendik dedi. Ben memleketi yaşayandan daha iyi bilirim, tahsil başka, kültür başka coğrafyaya da merakım çok.

Çocukluğumdan beri kitap okumak, araştırmak en büyük tutkum. Ziyaretime üniversiteden gelenler olur kitap getirirler. Roma Tarihi, Bizans Tarihi, Evliyalar Tarihi, Tıp, Edebiyat, şiir, coğrafya her türlü kitap okurum. Araştırmayı severim. Okuduğum kitapların canlı tanıkları varsa onlardan da dinlemeyi severim. Hala anneannemle daha çok konuşmadığıma üzülürüm. Arastayı sormaya gelirler. Bazen Belediye Başkanları, üniversiteden gelenler olur.

Araştırmalarımdan anneannemden duyduklarımla 1854’te bu hamam Osmanlı İmparatorluğu zamanında Çankırı mutasarrıfı Said Efendi tarafından yaptırılmış. Buğday Pazarı Hamamı ama Çarşı Hamamı diyorlar. 4 hamam varmış. Karataş Hamamı, anneannemden de duydum o da büyüklerinden duymuş. Büyük Camiinin şadırvan tarafında yolun altında Selçuklulardan kalma Çukur Hamamı varmış. Ora yıkılmış yerin altında kalmış. Biz ilkokula giderken çökerdi. Çukur açılırdı bir dükkân boyu olurdu. Belediye taşla toprakla doldururdu. Şimdiki Postaneyle yıkılan Tekel’in arasında İsfendiyar Hamamı varmış. Gençken anneannem ben yıkanmaya giderdim, İçi aynalıydı çok güzeldi diye anlattı. Yol geçecek diye 500 senelik hamamı yıkmışlar. Paşa hamamıymış.

Anadolu’daki arastaları Fatih Sultan Mehmet yaptırmış sadece Çankırı’da değil her yerde var. İzmir’in Bergama çok tarihi yer Romalılardan, Lidyalılardan eserler var. Bir çarşı gördüm kapısı var üzerinde arastamıza hoş geldiniz diye ne ararsan var. Ben 81 vilayeti gezdim. Kasabasını, köylerini gezdim gezerken de tarihi yerleri de hep araştırdım. Kastamonu’da Nasrullah Camisi’nin solunda hanlar var. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan valilik yapmış. Cem Sultan Hanı var. Candaroğullarından kalma han var gezerken orada gördüm.
Anneanneme sorarken büyüklere de sorardım. Her yaş grubundan hepsi aynı olmuyor kimi çok akıllı oluyor, kimi eskiyi unutuyor. Anneanneme sordum ilk otobüs 1938’de çalışmış. Atatürk ölmeden. İlk Çankırı’ya tren 1931’de geldi, Zonguldak’a 1937 de gitti dediler. Tayyip Başer’in kitabında var ama canlı kaynaklardan da teyit edeyim dedim. Çankırı Karatekin Uluları kitabı da var onları da okudum.
12 yaşına kadar kulağım akardı. Ağabeyim beni Anafartalara doktora götürdü, sene 1951 trenle gittik, gelirken otobüsle geleceğiz zannettim. Saman Pazarında akrabamız zengin toptancı gıda işi yapardı. Sait Yılık, amcamın oğlu, onun taksisi vardı onunla geldik. Hatırladığım ilk hususi araba. 1960’a kadar 2 ticari taksi vardı biri Muhaciroğlu Ahmet ile Mehmet kardeşler vardı. Ahmet ben taksi alıp çalıştıracağım dedi onu hatırlıyorum cibe benzer bir arabaydı.
En sevdiğim vali Erbay Fişti çok severdim, çok beğenirdim. Adamın tayinini çıkarttırdılar rakip olacak diye siyasiler. Fabrikaları o başlattı. Kardeşim gibi sevdiğim Ali İnandık çok severdim, beni de babamdan tanırdı. Çok iyi çalıştı, asfalt yoktu. Heykelin oradan Belediyeye kadar az bir yerde vardı. Her yer asfaltlandı. Kaleyi yaptı, çay kenarındaki lambaları o yaptı.

“OKUYAN ADAM”
Nusret YILIK ile ayaküstü sohbet.
ÇANKIRI – 2010 (İbrahim Zencirci arşivi)
Şimdiki Belediye Başkanı da iyi çalışıyor. Bir denk gelemedik. Görürsem şöyle diyeceğim sadece beton bina ile şehir güzelleşmez. Allah’ın verdiği doğal güzellikler lazım diyeceğim. Çayı ne güzel yaptın, etrafına oturma yerleri yaptırmış, çok beğendim. Bak Saat Kulesini de tamir ettiriyorsun diyeceğim.
Esnaflık Adnan Menderes zamanında iyiydi. O zamanlar kuruş lira ile alışveriş yapılırdı. En küçük esnafın bile işi iyiydi. Esnaf işletme defteri tutardı, kanun çıktı götürüye geçtik. Öyle güzel iş vardı. 60’dan sonrakiler esnafa dost olmadı. Ankara’da Çankırı ‘da satılık kiralık yazan yerler görüyorum. Dükkânların açılan yerler kapanıyor. Bizim arastada kimse kalmadı. Kimi Ankara’ya gitti, kimi Antalya ya, kimi İstanbul’a kimi aşağı tarafa taşındı. Arastayı anlattırmaya gelenler oluyor benden başka büyük yok arastada.
Bende bazen Ankara da bazen burada hayatımı devam ettiriyorum.

SAYGILARIMLA SERPİL ÖZKAN
12.03.2022🙋💐
Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



Yorum bırakın