ÇANKIRI TARİHİNE 100 CANLI TANIK: DUDU KEFLİ


Serpil Özkan Röportajı

Çankırı da güzel baklava, güzel kadayıf yapan denince akla gelen ilk isimlerden Dudu Teyzeyle sohbet etmek istediğimi sınıf arkadaşım oğlu Gürsel’e ilettim, gün ayarladık. Ablası Nevin Abla bana eşlik etti, yardımcı oldu. Dudu Teyzem boş durmamış yazma çöreğini yetiştirmiş çayın yanına. Ellerine sağlık beni hep mahcup ediyor büyüklerim. Bana yardımcı olan ikramlarımızı sunan Nevin Ablama bu sohbeti size aktarmama vesile olan Dudu Teyzeme teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum.

Serpil Özkan

DUDU KEFLİ
Anne adı :Ayşe Medine Gökçe
Baba adı: Mehmet Gökçe
Doğum yılı :1936
Kardeşleri: Fatma Biber, Hüseyin Gökçe, Mustafa Gökçe

1936 yılında Yapraklıya bağlı Müsellim köyünde doğmuşum. 4 yaşında heybenin gözünde Çankırı’ya geldim. Hacı Vahitlere (Açıncı) evlatlık verildim. Onun da hikâyesi şöyle:
Aslen İskilipliyiz, dedemin çalışmaya gittiği yerin çocuğu yokmuş evlat edinmişler. Keşşaflı Hocaların bir akrabası annemin de akrabası köye tahsildarlık için geliyor. Dedemin de odası var misafir ediyor, dedemi çok seviyor.


“Ahmet Efendi senin gibi iyi bir kız çocuğu bul oğlumun yanına eş olsun” diyor. Dedem de “bir torunum var koynumda yatırıyorum, senin iyiliğine verirdim” diyor. Biz de annem çocuk yaşta evlenmiş iğne ilaçla olmuşuz. Ben ikinci çocuğum ablam var, dedem verdiği sözden dönemiyor. Dayım beni götürüyor adam çok iyi ama eşi huysuzluk yapıyor “Ben istemem istesem kendim doğururdum” diyor. O da kız kardeşi Hacer Anneme Zeynep (Açıncı) in annesine getiriyor. Onlar da Kız Enstitüsü nün olduğu yerde gâvur evleri var. Patpatların evinin orası. “Afife kızı istemedi, ben ne dedesinin yüzüne bakabilirim ne de köye gidebilirim” demiş. Oda “abi hiç canını sıkma bizim çocukların yanında büyür” demiş. Patpatlar da durdum onunda kızı gelin olmuş, oğluyla birlikte durduk. Keşşaflarda büyüdüm. Bir yanı Demirciler, bir yanı Patpatlar, bir yanı Takkacılar hep akrabalarıydı.

Karataş hamamının orada Sabiha Annegil oturuyordu. Zeynep Annemin görümcesinin eviydi. Ordu Evi’nin yanındaki evde Hacı Vahit Açıncı babamın mahiyetinde büyüdüm. Patpatların Atifet, Halit, Nisa (Zeynep annemin kız kardeşi) büyüdük. Okula gitmedim. Evleri dolaşırlarken beni sakladılar, okuma yazma öğrenemedim.

Keşşaf Hoca mahalleye Kur’an öğretti, bana, gelinine, oğluna, torunlarına öğretmedi. Hala 1-2 sure ile namaz kılıyorum, ona çok üzülüyorum. Birinden birini öğrenebilseydim. Annemi babamı göremedim, babamın ayağı sakattı, gizlice Hacer Anneme gelince nadir görebiliyordum.


Çok zengin bir aileydi, çocuklarından ayırmadılar. İki kızı vardı, üçümüz de renkli gözlü sarışındık. Dışarıdan gelen biri sorardı “hangisi ?diye “sen bak” derlerdi demezlerdi benim olduğumu.

Ben geldikten 1 yıl sonra Ümit diye bir kız kardeşimiz daha oldu. Oğulları Uğur’la çok iyi anlaşırdık. Dünya iyisi bir insandı çok farklıydı, merhametliydi. Bir kere kolum kırıldı, ekmeği bölüp bölüp ağzıma verdi. Ben de duygulanır ağlardım, gözyaşlarım eline dökülürdü. “Ağlama ben büyüyünce makine mühendisi olacağım, seni yanıma alacağım” derdi. Mühendis oldu, evlendi, çocuk sahibi oldu. Çok genç yaşta trafik kazasında vefat etti. Vefat etmeden önce biraz yattı hastanede ziyaretine gittim.
“ağlama sana dayanamaz” dediler. Elimden tuttu “üzülme mukadderat” dedi. Ertesi gün vefat etti. Kızlarla bağımız kopmadı.

Öyle bir evde büyüdüm ki iki aşçı vardı onlar yapardı yemeği. Hastanenin olduğu yerde 600 arıları vardı. Tavuk kümesleri, kocaman bahçeleri vardı, tonlarca elma toplanırdı. İstanbul’dan misafirler gelirdi. Arap köyünde tanıdıkları vardı. Koyun, kuzu buradan gelirdi. Okka ile almak bilmezlerdi.

Çok özel misafir geliniyor denince hemen et döşenirdi.


İlk çocukluğumun geçtiği Karataş hamamının oradaki evde bir içeride bir dışarıda iki mutfak vardı. İçeride dolma, sarma, tatlı, hamur işleri yapılır, dışarıdakinde yemek pişirilirdi. Çok özel misafir geliniyor denince hemen et döşenirdi. Etler kaburga kemiklerinden akşamdan bol soğan, baharatlarla terbiyelenirdi. O zamanlar etin kanı çıkmazdı. Ocağın altına meşe kömürü döşerler, üstüne ince odun parçaları konur, alışınca ateşin etrafı gerilir, üstüne sacayak onun üstüne kaptaki etler konur pişirilirdi ki tadından yenmezdi of of… Özel dolmanın altına kaburga kemikleri döşenir, genelde lahana dolması, asma yaprağı dolması döşenir hiç kapağı açılmadan pişerdi. Pilav pişerken önceden kaynatılıp hazırlanan kemik suyundan katılırdı.

İmarette Pastırmacı Hoca vardı. Hacer Annemin babasıydı. Pastırma yapılacak zaman iki üç ay Büyük Caminin oradaki eve gidilirdi. 5-6 davar kesilirdi. İki üç kadın iki erkek askıya verirlerdi. Geniş bir askı vardı, hayvanları bütün olarak kemiği ile çıkarırlardı. Etlerin yağları temizlenir pastırmalık et yığılınca tuzlanırdı. Pişmiş gibi olunca oluklara konulur, tuzu akıtılır, büyük odaya alınır, bezlere sarılıp suyu alınır, askıya asılır, kuruyunca çemenden sıyrılırdı.

Sakatat dükkânı da vardı, kelle, ayak satılırdı. İmaretteki Börekçi fırının karşısındaydı dükkân. Dedem bizi çağırınca çemensiz eti doğrar, fırına verir, kahvaltıda yedirirdi. Şimdi doğrayanında tadı yok, doğrananında…

Pöçük kemiklerini keser, eve gönderirdi, kurutulur keşkeğe katılırdı. Iğıl ığıl olurdu. Nenem “hadi sizi mahzene götüreyim” derdi, ekmeğimizin içine peynir koyardı, öyle lezzetli olurdu ki.

Vahit Babamın kardeşleri benim çocukluğumda İstanbul’a göç etti. Ben de gittim Sarıyer’de 3 sene kaldım. İkinci Dünya harbinde Hacı Babayı oraya verdiler, Demiryolu müteahhitiyiydi. Demiryolu Müdürü de dayısıydı. Buradaki evlerinin içi hep çiniydi. İstanbul’da gördüklerini burada uyguluyorlardı. İşte ben böyle evlerde bu ortamlarda büyüdüm.

Hacı Baba Hacıdan geleceği zaman Un fabrikasının orada duranlarla bizi giydirdiler. 40 gün sofra kuruldu bahçesinde. Karısı Hamide Hanım Teyze idi, bir tatlı yaptım bayıldılar. Ben de gözden alıyordum.

Bir gün Demircilerin orada 13-14 yaşlarındaydım, baklava yapıyorlar. Biri yaslağaçtan kalktı ben hemen onun yerine oturdum. Çarşaf gibi açınca okuyucu Karaşahan çok beğenmiş, dünür düştü. Babam da o daha çocuk demiş. Okuyucu Karaşahanın düğünleri farklı olurdu, çok örflüydü. Düğünlerde oturulacak yerleri, oyuna kalkacakları o kaldırır yerlerine o oturturdu. Şimdiki düğünler hiç o günlerinkine benzemiyor.

Bir gün halama misafirliğe gittik. Kapısının önünde erik ağacı var, altına sofra kurmuş, kendilerinin asma yaprağından dolma yapmış, tencerenin altına iye kemiklerini yerleştirmiş üstüne dolmaları hiç su koymadan kapağını açmadan lokum gibi pişirmiş, şimdilerde fakır fakır kaynatıyorlar.

Halam helva mı yapayım? hoşmerim mi ?dedi. Vahit Babamda “senin hoşmerimin güzel oluyor” dedi. Hacı Annem de yapardı. Ben halamı takip ettim un kavrulup meyanesi geçince su yerine süt koydu. Tıkır tıkır ağır ateşte kavurdu, ters yüz etti. Bir yapu balı üstüne koydu, sardık sıcağı ile eridi, yeme de yanında yat.

Hususi ocaklar vardı, baklavaları pişirmek için. Üç ayaklı saçın altına üstüne kömür doldurulurdu.

Bir gün Gülşen Onat aradı. Cevat Onat “Karadayı Paşa geliyor bir organizasyon için baklava, kadayıf yapın demiş ne yapacağız? Dudu deyince bana yardım ederseniz hallederiz dedim. 15 sini baklava, hamayli, kadayıf yaptık çok beğenmişler, on numara demişler.

( Söz baklavadan açılmışken bir de tarif alalım dedim kırmadı beni Dudu teyzem tek siz yapın da dedi herkes şimdi yalancı baklava yapıyor dedi.)

Malzeme:
Bir kilo Sinangil unu
2 yumurta
2 yemek kaşığı taze yoğurt
1 bardak süt
125 gram kadar tereyağı ile yoğurulur, iyi yoğurulacak, dinlendirilir. (anası kızını bulsun)
32 paziyle hameyli oluyor, bu ölçüden.
2 ölçü yapınca bakır siniye 60 pazi baklava oluyor. Hamuru pazile, küçük ebelerini aç, tek tek nişasta ile büyükçe açıp hafif kurut temiz örtülerin üstüne serip, siniye yerleştir ortasına cevizi koy, kesilince bir kilo tereyağını kızdır dök üstüne davulda ağır ağır pişir. Soğuyunca şerbeti ılık ver.

Artık genç kız olmuştum. Büyüdüğüm evin yakınlarından isteyenler oldu. Ben hepsini kardeş gördüm, teklifi bile beynimden vurulmuşa döndürüyordu. O sırada Ahmet Kefli’ye istemişler. Hacı Vahit Babamgilin muavini. Dedesi Yeni Camii de Hattat hocasıydı. Anne tarafı Kefli (Cami içi) hocaları diye anılıyordu. Ben duyunca istemem diye direttim. 20 yaş büyüktü benden kendisine de demişler “Hacı Baba sana kızı vermez” diye.

Demircilerin İsmail Ağabey teyzesinin oğluydu. Hacı babam onu kıramadı bana da “varmam derse eşiği öpsün çıksın gitsin” demiş. Ben küçüğüm 17 yaşındayım, kimseyi bilmiyorum, nişan oldu, nişanlımı eve bile koymadılar, düğün gününe kadar görmedim.

Hacı Vahit Babamgil aşağı bodrumda iki oda bir mutfak yerde durmamızı eşimin muavinlik yapmasını benimde yanlarında yardımcı olarak kalmamı arzu ediyorlardı.

Ben istemedim ayrı çıkmak istedim o da bana darıldı. Evlendikten sonra hiç ilgilenmedi. Ben de ar yaptım halim şu diye kapısına gitmedim.

Kışın evlendik. Ekmekçi Hüsnü’nün evinin oraya geçtik. Odun yok, kömür yok, eşimin işi yok. Gece yarısı çöpe dökülen kömürleri toplar, topak yapar yakardık. Bir tarhana çorbasıyla ilk kızımı doğurdum. Eşim Takka Babanın yanına işe girdi. O bolluktan bu yokluğu yaşadım ama halimi hiç bildirmedim.

Eşimi razı ettim, Orman İşletmeye girdi, durumumuz düzeldi. İkinci kızım 4 aylık bebekken sel bastı. Nuriye Annenin (Üç Karışların) iki katlı evinin bodrumundaydık. Alt katı su bastı tuvaleti pamukla tıkadım su basmasın diye. Çocuklarımı Hacı Babagilin oraya koydum. Nevin Uğur’un kucağında, küçük kızım Hacı Babamın kucağında Doğum Evinin bahçesine oraya kaçırdılar. Herkes orada toplandı. Eve bir geldim ki sular ikinci kata çıkmış. Evimde ne var ne yok sel götürmüş, kızımın bebeklik giyecekleri filan hep gitti. Eşimin Çan saatinin oradaki arkadaşına Küçük Osman’la karısı götürdü bizi .Nuriye Annem gil durdurmadı bizi arkada müstakil yerleri vardı oraya bizi yerleştirdi. Çocukları yoktu konu komşu üst baş getirdi, bez getirdi, benim çocuklarımı çok severdi. Halk Partililerdi. Oğlum olunca Gürsel adını verdiler, hatırlarını kıramadım.

Küçük kızımı istedi “ben büyüteyim ama seni anne bilmeyecek” dedi. Eşimle ben razı olmadık ondan sonra lojmana geçtik.

Nurettin Ok Belediye Reisi eşimin de okul arkadaşı babaları da İmaret de panayır helvası, tahin helvası yaparmış. Kırkevler yapılıyor. Ben dilekçe verdim ismimi görünce “ev küçük mü olsun büyük mü ?”diye sordu. Ödeyemeyiz küçük olsun dedim eşim benden habersiz dilekçe vermiş alamayız diye. Nurettin Ok yırtıp atmış senin aklın sarmıyor demiş.

Lojmandaki yıllarımızda Ahmet Bukan’ın kayınpederi (Nevin’in babası) Orman Müdürüydü, Ahmet de onların geldiği gün bize yemeğe getirdi ikramlarda bulundum. Nevin de beni hiç unutmadı, küçüktü o zaman evlenince seçimlerden önce de görüşürdük. Biz de Ahmet Bukan’ın seçimlerinde çok çalıştık. Ahmet Bukan’ın anne tarafı eşimle akrabaydı. Nevin geldikçe uğrar, özel günlerde yalnız bırakmazlar.

Kırkevlere gittik. Asım Beyler, Keşler, Akgüller, Türkan’lar, İhsan Bey, Hamide Yapar, Afife Abla, Mustafa Gülmez’ler vardı. Selden zarar görenlere yapıldı kırkevler. Banyo yoktu, iki oda bir mutfak…
Tuvalete tahta koyup yıkanıyorduk, eşim sonradan banyo yaptırdı. Baca tütünce hamam yandı diye herkes gelirdi, yıkanırdı.

Komşuluklar çok iyiydi. Akşamları Keş’lerin evinin üstüne giderdik. Herkes sinema salonu gibi merdivenlere dizilir eğlenirdik. Keş’lerin bitişiğinde Karatekin İlkokulundaki Cavit Bey vardı sazını alır gelir o çalardı kızım Nevin’de şarkı söylerdi, eğlenirdik.

Yılbaşında Keş’lere toplanır, tombala oynardık. Bütün sünnetler, düğünler, hep beraber bahçelerde yapılırdı. Mevlüt yapılırdı, sokak kapatılır, masalar konulur, yemekli ekmekli mahalle gelir, yenilir, içilirdi. Aynı kumaştan takım elbiseler dikinir, giyerdik. Tutkunluk vardı, anahtar yok, kilit yok.

Pakize Annem başımızda pirinçler ayıklanır, dolmalar sarılır, tatlılar yapılırdı. Topluluk iyiydi. Gelenekler, görenekler değişti. Adetlerden, eski düğünlerden hiçbir şey kalmadı.

Eşim Ahmet Kefli yle mutlu olduk yaş farkına rağmen, 52 sene beraber yaşadık. Hiç bir kötülüğünü görmedim, iyiydi .Yaşlı evlenmesinin sebebi de şöyle. 6 yaşındayken babası ölmüş. Askerden gelince de annesi ölmüş. Ablasını Ilgaz’lı eşi zengin evli bir yere vermişler, çocukları olmuyormuş. Görümcemin 3 çocuğu olmuş, göndermişler, imam nikahlı. Çocuklarından ayrılınca Sara hastası olmuş.Çamaşırhanenin orada eşime soba yakarken düşmüş sobada dudağı yanmış yapışmış, onun için salyası akardı. Ahmet Kefli devamlı silermiş,12 yıl ablasına bakmış. Bir gün Çamaşırhanenin önündeki çeşmede ağzını yıkarken sarası tutmuş, oluğa düşmüş, ölmüş. Ahmet Kefli kahvedeyken haber vermişler ablası da ölünce evlenmeye karar vermiş.

İğne oyası en büyük tutkum.Çankırı da en az 15 kızın çeyizini yapmışımdır. Sabah gün ışıyınca yorganı sırtıma örter altında oyamı yapardım,soğuk kış günlerinde.

Artık yaşlandım, evimde ne kadar duruyum desem de çocukların gözü arkasında kaldığı için genelde hep Nevin uğruyor, yanına götürüyor, buraya geliyor. Gürsel uğruyor böyle günler geçiriyorum. Bu pandemi dolayısıyla da komşularla da hem de eskisi gibi de sağlıklı olmadığımız için görüşemiyoruz.
Allah’a yatak olmadan imandan ayrılmadan emanetini vereyim diye dua ediyorum.

SAYGILARIMLA SERPİL ÖZKAN 💐🙋
24/10/2021


Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com Tarafından Desteklenen Web Sitesi.

Yukarı ↑

Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin