ÇANKIRI TARİHİNE 100 CANLI TANIK: TURGUT ZİNCİRCİOĞLU


Etrafından gördüğüm merak ettiğim  konağın içine girmek sahibiyle de röportaj yapmak kısmet oldu. Orhun Zincircioğlu babasıyla röportaj yapmam için davet etti uygun bir gün ayarladık zaman tüneline yolculuk yapmış gibi röportajımız oldu. Konakları gezdik hatıraların içine gömüldük sizlere de bu duygu ve düşünceyi yansıtabilirim inşallah…

 Bana yardımcı olan oğlu Orhun Zincircioğlu   ve Turgut Bey’e çok teşekkür ediyor sağlıklı günler diliyorum. Serpil ÖZKAN

TURGUT ZİNCİRCİOĞLU 

Anne adı: Muzaffer 

Lakabı:İsfendiyaroğulları,Hidayetoğulları

Baba adı:Enver(Manevi baba amca Haşim)

Lakabı: Zincircioğulları

Doğum yeri: Çankırı 

Doğum yılı:1941

Kardeşleri: Nilüfer 

Anne tarafım aristokrat bir aile iki koldan geliyor. Dedelerin biri Candaroğlu yani isfendiyaroğlu Kasım bey… Selçuklu imparatorluğunda batı sınırlarını koruyan komutanlar vardı. Sinop’ta Balıkesir Ankara’da gibi… Selçuklu imparatorluğu parçalanınca bu Hudut komutanları kendi beyliklerini kurdular birisi de Candaroğulları… İsfendiyaroğlu ailesi Sinop, Kastamonu, Kalecik, Çerkeş, Çankırı’da 200 yıl kadar beyliklerini devam ettirdiler. 

Diğer kurulan beylikler zamanla savaş yaparak Osmanlı’ya katılmışlardır. Candaroğulları Osmanlı ile sulh içinde yaşadı.İkinci  Murat Han’ın kız kardeşi Hanım Sultan İmaret Camisi’nin avlusunda mezarı vardır dedemiz Kasım Bey ile Hanım Sultanı evlendirmişler Kaya Bey olmuş. O sülale annemin sülalesi 

 Annemin baba tarafı da Hidayet oğulları Çerkeş ve diyarının Beyi Osmanlı’ya kendi ordusunu hazır tutuyor ihtiyacı olduğunda padişahtan Ferman geliyor( bu fermanlar ben de mevcut)” onbin askerini al Haymana ovasına gel “

“20.000 askerini al Bulgaristan’a gel” gibi padişahın emrinde bir bey olarak yaşamışlar.

Baba tarafım bürokrat bir aile Türkmenistan’da Türkmen Ağa olarak yaşıyorlar. Ruslar Türkmenistan’ı işgal edince Rus isgalinde yaşamayız diyerek isyan  ediyorlar. Babür İmparatorluğu olan şimdiki Pakistan’ın baş şehri Lahor’a gelip yerleşiyorlar. Müslüman diye…

 Bir müddet oturduktan sonra orayı da İngilizler işgal edince Osmanlı’nın Müslüman Türkiye’sine gelmek istiyorlar. Deve kervanını tanzim edip ailece Kafkasya üzerinden Anadolu’ya Bursa’ya geliyorlar. Başlarında büyük dedemiz Abdullah Efendi var yerleşiyorlar. Bir müddet Bursa’da kalıyorlar aile ikiye ayrılıyor bir kısmı İzmir’e bir kısmı Çankırı’ya göç ediyor. Çocuklardan birisi Hanifi Molla Bursa kadısı olarak kalıyor.

 Çankırı’ya gelen grupta Abdullah Ağa’nın oğlu Halil Ağa onun oğlu Halil yerleşiyorlar. Çankırı’da ilk defa dedem İsmail Efendi dünyaya geliyor. Kale tarafında bir evleri varmış küçük yaşta dedemin babası Halil Ağa vefat ediyor. Ağabeyi Mustafa Efendi dedeme  yardımcı oluyor. 1875 doğumlu dedem 1890’da 15 yaşında ticarete atılır. Çankırı ‘da neye ihtiyaç var? onları araştırıyor. Zeki bir adam İstanbul Sirkeci’de bir yazıhane açıyor. Niko Efendi diye birini yazıhaneye oturtturuyor. Çankırı’nın ihtiyaçları olan malzemeyi ona ısmarlıyor O da Çankırı’ya gönderiyor dedem de satarak sermayeye sahip oluyor. Yaşı daha ilerleyince meşhur Ankara Keçisi İngiltere’de tutulunca yün yapağı topluyor İstanbul’da Niko Efendi vasıtasıyla İngiltere’ye ihraç ediyor gönderiyorlar.İyi ticaret yaptıkları için İngiltere’deki fabrikadan  payton hediye ediliyor. İnebolu’ya gemiyle geliyor. İnebolu’dan Çankırı’ya getiriyorlar. Daha sonra Çankırı’nın değirmene ihtiyacı olduğunu hissediyor. Acı çayın kenarına 3 tane un değirmeni kuruyor. Halkın ihtiyacı olan buğday geliyor orada öğütülüp  un oluyor. 1920 senesinde acı çay da su kesilmiş o sene kuraklık olmuş. Dedem düşünmüş “kuraklık olunca benim değirmen çalışmıyor buna bir çare bulmak lazım”

Macaristan’dan Joseph lenkel isimli bir makine mühendisini getiriyor nasıl yapalım diye onun çizdiği planla Çankırı’nın ilk un fabrikasını sanayi tesisini kuruyorlar. O yıla kadar böyle bir şey yok Çankırı’lılarla ve dedemle iyi ahbap olunca hanımını da Macaristan’dan getiriyor. Çankırı’da bir kızı ve oğlu olmuş oğluna Yalçın kızına da İnci ismini veriyor. (seneler sonra Haşim Babam Joseph Bey’i Macaristan’dan bana buldurdup Çankırı’ya getirttiriyor.” Çok hakkı geçti diye bir buçuk yıl bir ev kiralıyor oturtturuyor. 1971 yılında trenle getirdim hepsini Joseph Bey hanımı çocukları kaldılar.)

1920’de kurulan un fabrikası 1938’de II. Dünya savaşı çıkana kadar Joseph Bey fabrikanın başında müdür olarak kalıyor. Aksansız Türkçe konuşuyor ailece 1939’da memleketine Buda peşteye gidip yerleşiyor.

1930 senesinde babam Enver Bey İstanbul’da liseyi bitirmiş dedem onu Almanya’ya makine mühendisi mektebine gönderiyor makine mühendisi oluyor 5 yıl sonra gelip babasının kurduğu fabrikanın başına geliyor O esnada Joseph Bey gittiği için 1938-1948 yılları arasında…

Babamlar şimdiki İsmail Zincircioğlu konağında yaşıyorlar. Babam  fabrikadan eve öğle yemek yemeğe gelirken atla gelirmiş aslında arabası varmış. 

(Çankırı’ya gelen ilk Ford otomobili İsmail dedemindir

İlk gelen daktilo,

ilk kamyon 1946 yılında…

İlk telefon santralı daha Çankırı’da telefon yokken fabrika ile evimizin arasında telefon hattı vardı ayrıca fabrikadan jandarmaya da telefon hattı çektirmiş ihtiyaç olduğu zaman İstanbul’daki yazıhane ile irtibat kurabilmek için jandarmayı çeviriyorlar fabrikadakiler yazıhaneyi bağlattırmak  için İstanbul jandarması ile bağlattırıyorlardı. PTT teşkilatı yoktu 1948’de geldi gibi hatırlıyorum sonra biz o hattı ve direkleri söktük Ben çocuktum.)

İşte babam atla gelirken tren geçitinin oradaki dedesi Behçet Bey’in evine giden annemi görüyor. Sarı saçlı, balgözlü hoş bir hanım daha 15 yaşındaymış. Abide Hanım’a  söylüyor .”bana onu alın” diyor  takip edince Behçet Bey’in torunu olduğunu görüyorlar evlendiriyorlar. Bu evlilikten ben ve kardeşim Nilüfer oluyor.

 Dedem müteahhitlik firması kuruyor. Türk İnşaatı limited şirket Ankara’da Tarım orman bakanlığı Çankırı’da Ateş okulunu yapıyorlar O arada 1941 yılında Ben doğmuşum daha sonra İstanbul’da birkaç devlet inşaatı yaptılar benim çocukluğumda hatırlıyorum. 

Ben İsmail Zincircioğlu dedemin evinde doğdum son doğan çocuk benim annemle yakındık.

Enver Zincircioğlu

Babam çok sertti Ben 19 yaşında Almanya’ya gidene kadar beni bir kere kucakladığını hatırlamam İstanbul’da Sirkeci’de tren istasyonunda akrabalarımın kucakladığı gibi alnımdan öptü çok duygulanmıştım. Benim arkadaşlarım bile korkardı dövmez küfür etmez ama bakışları yetiyordu. Annem çocukları Çok sever yardım severdi sevgiyi on da gördüm. İlk bisikletimi 1944 senesinde ilk sinema makinesini ilk arabamı alan amcamdı. Haşim amcam muhasebe ve ticareti iyi bilirdi babam teknik işleri ve Ankara’da ve Çankırı’daki işlere bakardı.Amcamın Sanrı dağlarında krom ve manganez madenleri vardı orayı çalıştırıyordu ölene kadar muhasebeyi Haşim Babam yönetti. Çocukluğunda geçirdiği hastalıktan dolayı çocuğu olmuyordu beni manevi evlat edinmişti .1972’de şeker hastalığından vefat etti eşi İstanbul’luydu.Saadet Annem İstanbul belediye fen işleri müdürünün kızıydı 1989 gibi vefat etti bütün  geçmişlerimizin mezarı Çankırı Sarı baba mezarlığındadır.

1940’lı yılların sonunda Çankırı’daki evimiz durmasına rağmen Biz İstanbul’a taşındık. İlk önce Şehzade Yusuf İzzettin Efendi padişahın oğlunun büyük çamlıca’da iki tane sarayı vardı. Birinde kendisi vefat ettiği için hanımı oturuyordu.Diğer sarayıda Biz kiralamıştık. 3 yıl oturduk. 1944-47 arası saraydan ayrılıp İstanbul Şişli’de Niko apartmanı diye bir apartmana taşındık. Karaköy’de daha modern bir yazıhane açıldı hem tiftik hem diğer ürünler satılıyordu. 1940’lı yıllarda babamla amcam fabrikayı modernleştiriyorlar. o sırada ben İstanbul Şişli 19 Mayıs ilkokuluna başladım. Ortaokul ve liseyi Alman lisesinde okudum. Türk çocuklarının az olduğu daha çok Alman ve diğer İstanbul’da oturan azınlıkların çocukları vardı.

Yazları iki ay Çankırı’ya geliyordum. İstanbul’da da Alman lisesi çok disiplin istiyordu oynamaya fırsat bulamadım. Yazları geldiğimde  arkadaşım Kamil Oktay ve Faruk Özipek PTT’de de çalışırdı daha seyrekte Mustafa Soydan ile görüşüyordum. Ortaokul, lise üniversite takımlarında futbol oynadım iyi oynarım profesyonel futbolcu olmam için Almanya’dan teklifler geldi ama istemedim yolum çizilmişti.

 

Liseyi bitirince Almanya’ya babamın okuduğu mühendislik üniversitesine gittim ve beş sene orada okudum makine mühendisi olarak mezun oldum ihtisasım değirmen olarak… 1960’da gittim 66’da bitirmiştim ama dönmedim Türkiye’ye bir Alman kızıyla nişanlanmıştım. Volkswagen otomobil fabrikasında çalıştım mühendis olarak daha sonra Alman devletinin en büyük demir çelik fabrikasında baş tercümanlık yaptım daha sonra Adalet bakanlığında mahkeme tercümanlığı yaptım neticede 1970’te Türkiye’ye döndüm fakat babam Alman kızıyla evlenmemi istemedi o günkü şartlarında karşı gelemedim kızı geri yolladık. Gönderirken birbirimize söz verdik aramayacağımızı çünkü bu bize acı verecekti babama karşı gelememiştik.

30 yıl sonra abisini birkaç gün Çankırı’da misafir ettim. 

Kendimi o kadar çaresiz hissettiğim günlerde ki annem de bir taraftan kendi soyundan olan Behçet dedemin abisinin torunu ile evlenmemi istiyordu görmeye bakmaya bile ihtiyaç duymadım. O günlerin kızgınlığı hırsıyla arkadaşım Faruk’a “bana uygun bir kız tavsiye edin de evleneyim bitsin bu iş “dedim. O da dedi ki “bizim Ankara’da akrabalarımızın komşusu var kızları çok güzel namuslu bir bak” Faruk’la Ankara’ya gittik kızı görünce olabilir dedim. Babasına gittik ben  evlenmek istiyorum veriyor musunuz? dedim adam şaştı yanımda büyük yok. Sonra nüfus kağıdını aldım nikah muamelesini yaptırdım. Anneme babama haber verdim öyle “anneciğim babacığım diye değil de haberleri olsun diye… İstanbul Hilton’da düğün davetiyesi bastırdım ele verdiğim gibi annemlere de gönderdim. Düğünde önce Haşim Babamın Saadet Annemin elini öptüm. Annemle babamın elini misafirlerle beraber öptüm. İlişkilerimiz ölümlerine kadar babamla iş arkadaşlığı şeklinde devam etti. Eşim Nazan “anneciğim babacığım diye hürmet etti ona da hiç karışmadım. Öyle bir manevi kıskaç altına girmiştim ki anne ve baba tarafından tek varis bendim. Anne tarafından son şehzade olmam sebebiyle “şunları yapacaksın bunları yapacaksın diye manevi telkinler edildi. Annemin babası genç öldü. Almanya’dan yeni gelmiştim 1971 senesinde öldü. vasiyeti anneme yazılı olarak vermiş ben de duruyor. Benden sonra Turgut yaşatacak diyerek baba tarafından da tek erkek çocuk benim işte dedenin kurduğu müesseseyi şöyle devam ettireceksin böyle devam ettireceksin diye baskı var.Kardeşim Nilüfer’de öyle bir şey yok keşke bir erkek kardeşim daha olsaydı “mal mülk senin olsun diyerek Almanya’daku hayatıma dönebilseydim. Çünkü orada da işim çok iyiydi bütün arkadaşlarım oradaydı. Bu iki taraftan sorumluluk duygusu benim özel hayatımı da iş hayatımı da yönlendirdi.

Nilüfer benden 9 sene sonra doğdu. Babam ona karşı çok yumuşaktı o İstanbul’da doğdu büyüdü babam tabii 9 yaş daha yaşlandı o daha kendinden emindi. Ben babamdan korkar karşı gelemezdim. Kısa bir anımı anlatayım anlaşılabilmesi için evliyim 1976 yıllarıydı. Oğlum Orhun 2 yaşında otomobille İstanbul’dan Çankırı’ya geliyoruz yol tıkandı 2-3 saatlik bir gecikme oldu. Nilüfer de bizleydi Ben gecikmeyi babama nasıl izah edeceğimi düşündüğümü Nilüfer ile paylaşınca O çok şaşırıyordu.

” ne var bunda yol tıkandı geç kaldık”. Kapının önüne geldiğimizde Ben otomobilden çıkmadım o açtı çıktı. Zile bastı babam balkona çıktı “kim o? dedi. “benim baba” dedi tamam kızım dedi açtı kapıyı bu kadar basit oldu.

1970’de dedemin evine geldim Nazan’la bir müddet orada oturduk sonra halamın konağı vardı onu yıkıp yeniden alman stiline göre plan çizdirdim oturduğum konağı yaptırdım 1973’te başladık 76’da taşındık. Babam annem Nilüfer öbür evde kaldı. Babam bir kere toplantı vardı mecburiyetten geldi evime Annem de zannedersem bir kere geldi ama Nilüfer her gün uğruyordu evimizde ilişkilerimiz böyleydi.

Şimdiki aklım olsa konağı restore ettirirdim yeni baştan yaptırmazdım eğer Alman nişanlımla evli olsaydım o da yıktırmazdı çok beğenmişti.O günlerin hırsı öfkesi bazen yanlış kararlar almama sebep oluyordu.

1970’ten 91’e kadar fabrikayı yönettim  babam ölünce fabrikayı devr aldım. 1992’de bir kısım hissemi  sattım. Bodrum’da otel aldım onun sebebi de Şişli’de bir otelimiz vardı babam habersizce sattı parası nereye gittiği belirsiz… Babam da yanlış yaptığının üzüntüsüyle  altı ay sonrabvefat etti.

Ben de hislerimi telafi için Bodrum’da otel aldım. 20 sene çalıştırdık.

Eşim çok güzel bir hanımdı. Filiz Akın gibi Emel Sayın gibiydi insanlıklı ve saygılıydı. Benim dediklerimi emir telakki ederdi halbuki ben öyle biri değilim. Eşime Avrupalı gibi davranırdım. Evliliğimden 1974 yılında Orhun isimli bir oğlum oldu o da tahsilini tamamladıktan sonra beraber çalıştık. Kendisi turizm otelcilik okudu.

Eşim birkaç tane daha çocuk olsun diye istemişti fakat ben istemedim. Şimdi aptallık yaptığımın farkındayım hayatımın en büyük hatasıdır. çok çocuk olunca rekabet olur göze girmek için babam bana şurayı verir burayı verir diye düşünerek daha çok çalışırlar sorumlulukta tek kişiye düşmezdi.2009’da Bodrum’daki oteli sattık etrafımızda beynelmilel(Amerikalılar İngilizler) in yaptığı oteller türedi. Marketle bakkalın rekabeti gibi oldu onun parasıyla mülkler daireler aldık. Zincirçioğlu mülk idaresini kurduk. Çankırı İstanbul Bodrum’da mülkler…

Çankırı’daki un fabrikasının silosunu ben Almanya’dan gelince yaptırmıştık  benim imzamla yıkıldı. O da şu sebepten fabrika tam merkezde kaldı. Günde 60 ton buğday gelmesi lazım kamyonla 60 ton unun çıkması lazım yani çalışmaya yeri mümkün olmadı günahı da sevabı da benim .

Güneş okulun oradan inen  fabrika sokağı devlet kapattı. Vali emniyet müdürü açmaya imkansız dediler. Ordu evinin oradan giriş yok şartlar zorladı ama ben bunu babama 70’te söylemiştim. Almanya’da gördüm böyle şeyleri taşıyalım fabrikayı dedim. Yunus marketin oralar falan bizim çocukluğumuzda ıssızdı gitmeye korkardık şehir şimdi çok farklı yönlerde büyümeye başladı. 

Siyasete hiç girmedim Türkiye’ye döndüğümde milletvekilliği için teklif aldım kabul etmedim bir taraftan Behçet dedem milletvekili, bakan yardımcısı diğer baba tarafından İsmail dedemin babama amcama bana talimatı var siyasete girmeyin diye…

Tabii ki seçimlerde gönlümüzden geçenler oluyor şu milletvekilliğinde  başarılı olur belediye başkanlığında başarılı olur gibi tercihlerimiz oluyor.

Erbay Fiş diye bir vali vardı. Almanya’dan yeni gelmiştim fabrikanın başındayım. Genç, dinamik koşturuyorum. Çankırıspor’u kuruyor kendisi de geçici başkan bana diyor doğru dürüst birini bulun ama burayı basamak yapmasın beni anlatmışlar Almanya’dan yeni geldi diye vali bey bir gün evi aradı eşim çıktı telefona ben istedi görüşmek için dediki Turgut Bey sizle  öğleden sonra görüşmek istiyorum dedi gittim sohbet ettik.  devretmek için uygun birini arıyorum dedi. Sayın valim iş durumum müsait değil teşekkür ederim beni düşündüğünüz için çok yoğunum babam yaşlandı dedim git babanla amcanla konuş dedi babama falan anlattım ama zaten istekli değildim ertesi gün ayıp olmasın diye gittim babamla amcamın razı olmadığını sen olmayınca iş sekteye uğrar diyorlar dedim üzüldü. Benim ne vaktimi ayırabileceğim ne de statü olarak  tercih edeceğim bir konum değildi. hayatta zaten en hoşlandığım şey vakit bulunca senede 2 veya 3 kere Almanya’ya gidip dostlarımla arkadaşlarımla buluşmak beraber olmak yada onlar gelince burada misafir etmem Nazan Hanım ka Orhun da birkaç kere gidip Almanya’da misafirleri oldu dostlarımın.

 Yarana  hiç girmedim sohbetinde bulunmadım. Haşim amcamın yaran kıyafetli bir fotoğrafı var kendisi Ticaret odası başkanlığı falan yaptı belki o sebeple gitmiş olabilir.

 Geleneklere hiç vakıf değilim. Alman geleneklerini sorsanız daha iyi bilirim .

Aile münasebetlerim dolayısıyla bayramlarda da gelenekleri yaşamadık.

Büyük selde İstanbul’da mektep’deydim radyodan duymuştum.

 1920-1930 arası İlk otomobili dedem getirdi fiyat üstü açık bir arabaydı buradan fabrikanın önünden binmişler averen köyünde bir tanıdıkları varmış Şükrü abi onun evine gidiyorlar şoför sürüyor yol yok tabii tarlaların arasında sürüyor süratle giderken kasise giriyor adam hoplamış yere düşmüş bunu anlattılardı sonradan Şükrü Ağabey bana da anlattı kendisi Ermeni dönmesiydi o yıllarda Çankırı  böyleydi:

TURGUT ZİNCİRCİOĞLU (3)

1970 yılında Çankırı ‘ya geldiğimde Çankırı’nın tek yetkilisi olsaydım Çankırı bu halde olmazdı sistem yanlış. şöyle bir sistem var adam kim olursa olsun bilmem hangi köyde doğmuş büyümüş Ankara’ya gitmiş ortaokul liseyi okumuş Çankırı’ya gelmiş bir dükkan açmış filanca partiden milletvekili olmuş belediye başkanı olmuş. Bu adam dünyada bir yer görmemiş bir Paris’ı bir Berlin’i, Londra’yı görmeden vizyon yokken nasıl cadde yapacaksın? park yapacaksın.Baştan  yanlış başlamış yanlış devam ediyor sadece Çankırı değil Türkiye böyle… Farkında mısınız? Çankırı’dan Antalya’ya kadar otomobille giderken birçok şehirleri görüyorsun içine girmiyorsun mesela Afyonkarahisar otoban geliyor etrafında dolaşıyor gidiyorsun. Çankırı’da niye öyle değil bizim evin önünden arazimizden tırlar Sinop, Samsun, Kastamonu’ya gidiyor.Çevre yolu yapılıyor diyorlar nasıl yolsa bitmek bilmiyor şuradan geçen tırlar oradan geçecek.

 

İsmail Dedemin arazisi çaya kadar  onların önce” tren yolu geçsin de bağrımızdan geçsin” demişler bizim bağrımızdan geçti. Ondan sonra 80’li yıllarda Süleyman Demirel gelecek diye acele bizim bahçeyi istimlak  yapıp yol yaptılar adam gelmedi öylelikle bahçede gitti.

60’lı yıllarda Almanya’da hemen hemen her sokak başında telefon kulübesi vardı. Telefon aparat makinesi otomatikti. Demir paradan istediğiniz kadar atıyorsunuz kaç tane attıysanız siz kullanırken ne kadar harcadığınızı ne kadar arttığını yazardı. Evlerinde kalorifer var aşağıda kazan dairesi yok nasıl belediyenin suyu geliyorsa elektrik geliyorsa sıcak su da geliyor. Siz sadece saat koyuyorsunuz. Sıcak su, soğuk su saati Siz banyo yapmak için temiz sıcak su ayrı kalorifer petekleri için ayrı sıcak su soğuk su 3 su saati var ayrıca elektrik geliyor. Bunlar öyle yolu kazma kürek kazarak değil 100 yıl 200 yıl önce caddeyi kazmışlar yolun altına bir tünel kazmışlar burada kazma kürek kazıyor patlayınca bir daha kazma kürek… Onların kanalizasyonda elektrik suda oradan geçiyor kapak var merdivenden aşağıya iniyorlar adamlar arıza olunca yapıyor geri çıkıyor.

 Antensiz televizyonlar var bazı şehirleri numune olarak kullanmışlar Braunschweig  şehri benim oturduğum şehirde öyleydi. Havaalanında uçaktan iniyorsun  yürüyen yol gidiyor. Kurallara çok uyuyorlar gece saat iki üç de lambaları yanıyor yolda kimse olmasın yeşil de yürürler kırmızıda dururlar.

 Bizim Atatürk Heykelinin olduğu  gibi yerlere ring denir. Etrafında dönülüyor bütün Dünyada ve Türkiye’de kanunen o adanın içinde olan otomobil yol hakkına sahiptir yani liseden doğru geliyorsan bekleyeceksin önce Atatürk Heykelinin etrafındaki dönecek. Çankırı dışında da Türkiye’de de böyle. Dün Orhun’la gözümüzle gördük. Çankırı plakalı bir otomobille yabancı plakalı otomobil neredeyse çarpışacaktı niye! heykelin ringine levha takılması lazım hiç kimse görmedi mi? şoförlerde mi görmüyor ?hadi dışarıda görmedin şuradan Ankara’ya hiç mi gitmediniz? Çankırı’nın yerleşimi 1980’den beri yanlış büyüyen şehir hükümet binası olsun tuz fabrikaları Ankara yoluna yapılınca şehri intihar ettirdi şehir Ankara’ya doğru gitmeliydi. Tuz Fabrikası, Valilik, Emniyet Yapraklı yoluna yapılmalıydı şimdi o tarafa doğru şehir gidiyor. nereye gideceğiz? Yapraklı dağlarına  mı gideceğiz? Asfalt cadde yapılıyor. Bütün dünyada somun sırtı denir bombe olur yağmur yağdığı zaman iki tarafından akar caddede su kalmaz bizim hangi mucit icat etmiş kanal var betondan her yaya kaldırımının önüne asfaltın bittiği yere yağmur yağınca o küçücük kanala dolacak akacak arabaların lastikleri giriyor zarar veriyor. Ne Paris’te ne Berlin de var böyle bir şey normal asfalt geliyor yanında da tratuvar yaya kaldırımı çıkar su oradan akar gider.

Ben böyle söyleyince sonra vatan haini gibisin diyorlar. Çankırı’lı olmakla iftihar ediyorum istesem burayı apartmana veririm dünya daire alırım geliyorum yaşatmaya gayret ediyorum. Büyüklerimin mezarlığı Sarı Baba’da

 Annemin babası Mahmut Dedem İsfendiyar oğlu Kasım Bey’in torunu Çerkeş deki mezarlık dedemin hibesi Ağa Mezarlığı diye geçiyor. 18 caminin yeri dedemin hibesi ölmeden önce “benden sonra Turgut yaşatacak” diye yazılı vasiyeti var. Ben Orhun’a anlatıyorum ama kabulleniyor mu? bilmiyorum. Annem babasına Beybaba derdi ben Beydede derdim. Selçuk’ludan sonra Beylik kurdular son şehzadeyim. Cumhuriyetin kurulmasına kadar beylik  rütbe olarak devam etti  Efendi kullanılırdı. Cumhuriyet kurulduktan sonra Beye döndü sınıf rütbe olarak Bey kullanıldı. Dayımıza amcamıza Bey diye hitap ederdik .

Ben Orhun’a Beybaba dedirttiremiyorum torunlar Beydede demiyor

 dede diyor en yakın bunlar demeyince …

Bunlar Türkiye’nin tarihi bu bilgileri 32 sayfa yazdım bir bavul dolusu ferman var.

Orhun’dan iki tane torunum var. Bir kız bir oğlan soyumuzu bilsinler nereden geldiklerini bilsinler diye Orhun’a anlattım O da bilgisayara kaydetti.

 Türkiye’de kaç kişi de var ? Sakal-ı Şerif size gösterdim benim bildiğim Büyük Camide bir tane var biri de bizde bazen görüyorum duvarına padişahın fermanını asmış. Seninle ilgisi var mı? dedenin mi? parayla satın almış gösteriş

 Bazı filmlerde misafir salonlarında Osmanlı saraylarında olan altın varaklı koltuklardan var. Ya o koskoca sarayın koltuğu eve yakışır mı? fotoğrafını çekmiş paran da varsa yaptırabilirsin. Çankırı’da bile vardır belki benim evimde yok niye? eve ev gibi mobilya olmalı her şey yerinde güzel kıymetli…

Bir de yine Çankırı’nın ve Türkiye’nin SSK kanununu anlatacağım. 1952’ye kadar SSK kanunu yoktu yani devlet memurları polis subay emekli olabiliyordu emekli sandığından ama bir iş yerinde çalışan sivil emekli olamıyordu. Bütün Türkiye’de müesseselere tamim yollandı. 11 yaşındaydım tamimde şirketinizde en az 15 yıl bi fiil çalışmış ve maaş aldığına dair kayıt varsa bize bildirin diye Çalışma Bakanlığından… Koskoca Türkiye’de 5 kişinin ismi verildi üçü bizim Zincircioğlu Anonim şirketindendi. Bu çok gurur verici bir şey olarak hafızamda kalmıştır.

İşte böyle Serpil Hanım sizin gibi bir kaç kişiyle röportaj yaptım. Sinop’tan ismini hatırlayamadığım bir gazeteci, Çankırı’da Belediyeden Ethem Yenigürbüz’le  ve Metin Yılmaz’la son olarak da sizinle konuştum.

Bir de hayatımız bir kitaba konu oldu ve dizi çekildi. Babam İstanbul’daki oteli satınca birkaç ay sonra çok pişman oldu ve üzüntüden uyuyamıyorum dedi. Benim de kulak burun boğazcı arkadaşım vardı ona sordum Gülseren Budayıcıoğlu’na gideceksin bir numaralı psikiyatrist dedi randevu aldı babamı götürdüm ona tedavi olmaya gitti uyumak için 6 ay sonra babam vefat etti. Babamın anlattıkları enteresan olduğu için beni aradı “müsaade eder misiniz kitap yazacağım Bir de film yapacağız’ diye izin verdim. İsimleri  değiştirmek şartıyla birçok arkadaşım anlamış diziyi seyreden beni aradı.

 Madalyonun iki yüzü kitabında binbir gece masallarında bizim hayatımız anlatılıyor.

Tv8’de kırmızı oda dizisinde yayınlandı. 

84 yaşındayım artık işlerimi Orhun takip ediyor ara ara Çankırı’ya gelip köşkte kalıyoruz.

Kardeşim Nilüfer’i kanserden 2013 yılında kaybettik benden 9 yaş küçüktü.Eşim Nazan’da 2023 yılında çoklu  organ yetmezliğinden kaybettik.

Çankırıya  torunları getiremiyoruz her taraf antika anlayabilecekleri yaşta değiller.

SAYGILARIMLA 

SERPİL ÖZKAN


Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com Tarafından Desteklenen Web Sitesi.

Yukarı ↑

Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin