PERİ KIZI


“Gerçek daha yalın ve daha rahatsız edicidir.”

PERİ KIZI

Parmaklarını tararmışcasına kısa küt kesilmiş saçında gezdirdi, elini yüzünü yıkamak için kalktı, baş odadaki kristal boy aynasında kendini süzdü, yeşil ceketi, geniş yakalı çiçekli gömleği, düşük bel, ispanyol paça beyaz pantolonu ve iri tokalı kemeri, geniş karyola üzerine serilmiş, gelinlik kız çeyizi gibi duruyordu. Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti.

Dün komşu kızı Gülten diğer kızlara anlatırken duymuştu. Erguvan zamanı kale altında, Damlamca daki küçük mağarada sarkıtlardan süzülerek biriken su ile kısmetlerinin açılması için yıkanan ve koca bekleyen kızların hikayesini, ilk duyduğunda kıs kıs gülmüştü. Koca beklemek nasıl bir duyguydu?

Bu günlerde canı yüksek duvarlarla çevrili, yaşlı konaktan pek çıkmak istemiyordu. Baharla coşan derenin sesi bir yandan, camları titreterek belirli aralıkla geçen kara trenin gürültüsü ve o makinistin, hep aynı adamıydı? İnadına tam konak önünden geçerken gök gürültüsü gibi uzun uzun öttürdüğü düdüğün sesi bir yandan, sanki kafasının içini oyuyordu.
Evin emektarı kadın aşağıdan “kahvaltı hazır” diye seslendi.

— Ben sade kahve istiyorum, beni beklemeyin siz! dedi.

Hastahane yoluna baktı, bir yere yetişme telaşı içinde hızlı hızlı koşuşturanlar vardı. Asık suratlı, birbirlerine selam vermeden geçiyorlardı. Şu karayağız çocuk bizim işletmede yeni şef değil mi? İşletmeye gidince sorup, soruştarayım evli mi? Bekar mı?

“Son günlerde evlenmeye fazla taktın kızım sen, ne bu haller,” dedi içinden, gülümsedi.

Kapı tıkırdadı, yaşlı emektar Hayriye hanım, gümüş tepside kahve ve bir bardak su ile göründü, sabahları kalkar kalkmaz ılık su içmeyi adet edinmişti.
— Buyur küçük hanım, dedi.
Kahveyi ve suyu pencere önündeki sehpaya koydu.
— Otursana, dedi.
Kar gibi beyaz namaz başörtüsü, yeşil basma elbisesi ile tepsiyi elinden bırakmadan, sorgulanmaya hazır, koltuğun kenarına ilişti.
— Dün gelenler kimdi?
— Büyük hanımı görmeye gelmişler.
Güvenini kazanıp konuşturmak için gülümseyerek, her zaman böyle başlardı.
— Hadi çıkar ağzındaki baklayı, elalem benim için ne diyor?
Evlilik konusu her açıldığında, annesinden; ‘elalem ne der’ lafını işitir ve her seferinde de, ‘aman, hanım anne elalemin ağzı torba değilki büzesin” der ve konuyu kapatmaya çalışır dı.
— Aman küçük hanım, senin hakkında kim konuşabilirmiş, ben onların ağzının payını veriyorum.
— Ne diyorlar benim için?
‘Kadın dediğinin saçı uzun olmalı mı’ diyorlar?
-Kısa saçım kimi rahatsız ediyormuş? Kahvede bilardo oynamama, pantolon giymeme kim ne karışabilir? Annem, abim bile karışmazken.

Bu dedikodular ne zaman aklına gelirse, hiddetlenir, sanki dedikodu yapan karşısındaymış gibi karşısında kim varsa azarlamaya başlardı.

Sokakları eğri, insanların dilleri eğri bu kasaba onu boğuyordu. Babasından kalan işletmenin hisselerini abisine devrederek, alıp başını kaçmak istiyordu.

Birazdan Gülten gelirdi, tek dertleştiği, sırdaşı oydu. Gülten yeni öğretmen olmuş tayin bekliyordu. Işıkları söndürüp onunla sabahlara kadar mum ışığında sohbet etmekten çok hoşlanıyor, uzaklara giderde yalnız kalırım diye korkuyordu.

Gülten gittikten sonra bu oyunu uzun zaman sürdürdü, gece yarılarına kadar elinde mum ile konağın tüm odalarını dolaşmaya başladı.

Kiminle evlenebilirdi bu kasabada? Onun dengi var mıydı ki?

Bir delilik yapsam, sabah yoldan geçerken gördüğüm, işletmedeki karayağız yeni şefle evlensemde, elalemin dilinden kurtulsam, diye aklından geçirdi. Adamın evli mi, bekar mı olduğunu dahi bilmiyordu. Aklından geçenleri çabucak kovdu, içinden; ‘utan, utan koca arayan kızlara döndün’ diye geçirdi, gülümsedi.

Kasabanın bekar gençleri ise başka hayaller peşindeydi, akşam gezmelerinde yolları hep bu zengin konağının çevresinden geçer, kaçamak bakışlarla pencereleri tararlardı. Pek birbirlerine söylemeselerde, içlerinde bu zengin konağına damat olabilme hayalleri kuranlar da vardı.

Hayal edemeyenler, zengin kıza ulaşamayacaklarını bilenler ise işte o dedikoduları çıkaranlardı.

Zamanla daha da ileri gittiler, bir peri kızının elinde kandille konağın tüm odalarında gezindiğini, yemin, billah ederek gözüyle gördüğünü iddia edenler oldu.

Kısa küt kesilmiş saçlarına beyazlar düşmeye başlamıştı, annesi ve konağın emektarı ölmüş, abisi kasabayı terk etmişti. Koca konakta artık yapayalnızdı, bir sabah hastahane yoluna bakan pencere önündeki koltukta çok uzaklara bakarken buldular onu, sehpa üzerindeki geceden kalma mum dibine kadar yanmış, erimişti.

Sokakları eğri, insanlarının dilleri eğri kasabada dedikodular sona ermişti.

Merak edene not: Bu hikayede anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür, hayal edilmiş olmaları gerçek olmadıkları manasına gelmez, sadece hayal edilebilir olduklarını gösterir


Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com Tarafından Desteklenen Web Sitesi.

Yukarı ↑

Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin