Ayten Ablamla sohbetimiz tevafukla başladı. Şükran Emekli Teyzemle röportaj yaptığım gün kardeşi ve oğlu akrabaları Ayten Ablayla da röportaj yapmamı önerdiler. Ben de kendisini tanımadığımı ama geliniyle Facebook’tan arkadaş olduğumu söyledim. Mesaj yazayım dedim, ulaşamazsan aracı olalım dediler. Eve gelince mesaj yazdım. Benim mesaj yazdığım sıralarda gelini Meryem Hanım da o haftaki röportajı okurken keşke Serpil Hanım annemle de röportaj yapsa çok güzel anıları var yaşanmışlıklarını paylaşsa diye düşünmüş. Öyle de güzel bir tesadüf oldu. Ankara’da yaşayan gelini birkaç günlüğüne buraya geliyordu, hemen randevulaştık. Yazılarını büyük bir beğeniyle okuduğum Meryem Hanım’la da tanışma fırsatım oldu. Annesi saf, güler yüzlü Anadolu kadını Fatma Ablayı da tanıdım. Çankırı hanımefendisi Ayten Ablayla da çok candan samimi bir sohbet yaptım. Bu arada covit yüzünden tanımadığı bir misafir almakta tedirginlik yaşayan Ayten Ablama Pirinççi Hafızın geliniymiş deyince kabul etmiş. Yıllarca müşterisi olduğum ve sohbetini çok beğendiğim için kabul ettim dedi ablam. Bu sohbeti sizlere ulaştırmama vesile olan gelini Meryem Ödemiş Eriş ’e teşekkür ediyor, Ayten Ablama sağlıklı ömürler diliyorum. Serpil Özkan
AYTEN ERİŞ
Anne adı:
Müzeyyen
Lakabı: Pekmezlerin Mustafa Efendi
Baba adı: Halim
Lakabı: Tapu Müdürleri (Mehmet Ziya Kaleli’nin oğlu)
Doğum yılı: 1939 Doğum yeri:Bursa
Kardeşleri :Ziya Kaleli

Dedem Tapu Müdürü Cumhuriyetin kuruluşunda Atatürk’ü karşılayanlardan. Babam Bursa’da tapu memurluğu görevi yaparken orada doğdum.
1945’te Çankırı’ya geldik. Evimiz bir Rum eviydi. Tabakhane Mahallesi’nde çok güzel bir evdi. Şu sıralar Kız Meslek Lisesinin olduğu yerde Ateş Sineması vardı. Hanımlar gelirdi matineye. Bizim ev karşısındaydı. Köşede Dişçi Halit’lerin evi vardı. 3 katlıydı 32 odası vardı. 32 odanın yarısı Ateş Okulunun askeri cezaeviydi. Annemler mahkûmlara acır, camdan yemek verirdi. Aileleriyle de ilgilenirdi.

Ateş Sinemasında çıkan yangın elektrik tellerinden bizim eve kadar geldi bizim ev ile beraber 7 ev yandı. Ben 6 yaşlarında idim çok acıydı. Yangın bizi çok etkiledi kardeşimle çok mazlum olduk. Çok güçlü bir babaannem vardı eşi tapu müdürüydü. Yüksek maaş alıyordu o yıllarda böyle yardım dernekleri yoktu o maaşla kimseye muhtaç olmadık.
Akrabalarımız Özkanlı’lar, Serezli’ler (halam vardı Görsevin annesinin halasıydı babaannem), Keş’ler destek oldu. Özkanlı’ların Afet komşumuzdu. Onların orada kirada oturduk. İşte akrabalık bu onlar bizi oraya taşıdı yangından sonra Şükriye Hanım Teyze baktı bize aslında babam memur babaannemin aylığı iyi ama eşyasız birden varlıktan boşa çıkınca destek oldular.

Ses sanatçısı olmak isterdim. Yangından sonra ağaçların arasına ip bağlardım çarşafla gerer perde yapardım. Annem kızardı ama kaçırırdım çarşafları.
“Yıldızlı semalardaki haşmet ne kadar güzel şen” diye bağırırdım. Hayati Demirhan (Darendelilerin akrabası) diye gözleri ama bir çocukluk arkadaşım vardı. Hala görüşüyoruz kendisi şu anda huzurevinde hep anlatır gülüşürüz.

Her gün şarkı söylerdim yıllar geçtikçe anlıyorum ki ben o yangının travmasını herhalde böyle atmışım. Babam evimizin yanına dayımları taşıdı. Veterinerdi dayım Mustafa Soydan dayımın oğlu, kızları vardı onlar _Bak babam bize ne aldı? derlerdi hiç kıskanmazdım. “Aa iyi olmuş” derdim ömrüm boyunca hiç kimsenin bir şeyini kıskanmadım. O küçük yaştaki yaşadığım yangının hayatımızı birden değiştirmesi belki de beni tevekkül sahibi yaptı. Hiç tamah etmem dünya malına. Bu yüzden huzurlu büyüdüm, huzurlu yaşadım.
Anne-baba ilişkilerim mükemmeldi bir evin bir kızıydım ama hiç şımarık değildim hep dua ediyorum kendilerine böyle bir ailede büyüdüğüm için.
Kurtuluş İlkokulu’na gittim. Raziye Gürcan 3. sınıftan sonra da Mazhar Dumanlı öğretmenimdi çok iyi öğretmenlerdi. Sınıf arkadaşlarım Gürkan Dumanlı, İsmail Özkanlı, Malakların İbrahim vardı. Kızlar genelde memur kızlarıydı. Çankırı’nın yerli kızlarından okuyan azdı. Taş Mektep Ortaokulunda okudum. 3 ay liseye Kastamonu’ya gittim. Çankırı’da lise açılınca buraya geldim. İlk mezunlarındanım. 1954’te açıldı lise 57 de güzel bir dereceyle bitirdim.

Lisenin unutamadığım anısı da şapkaydı. Lisede şapka giyerdik, hiç şapkamız olmadı. Birinin olurdu sırayla kapıdan geçerdik camdan atardık sıradaki ki giyer geçer öbürüne atardı. 15 kişiydik. Bahçeye girince bir daha şapkayı aramazlardı. Müdürümüz Lokman Uyanıktı.

1958 deki Büyük Sel’de babam kulüpteymiş. Nasıl korku ile bekliyoruz. Babam bir geldi bir damla paçaları bile ıslanmamış. Paçalarını kıvırmış çok titizdi. Çiçilerin evi gitti. Şimdi Çankırı Lisesinin olduğu yerde Tapucu Fevzi Bey vardı eşi boğuldu çok kayıplar, zayiat oldu.
Yanan evimizi satınca Yenimahalle’de Ekmekçi Nuri Usta vardı. Benim arazim büyük demiş 700 metrekaresini bize sattı. Biz oraya villa gibi ev yaptık. Bahçeler açık sınır yok komşuluklar muazzam. Bekir Salepçiler, İğneci Ömer Ağa vardı. İsmet vardı oğlu Bayındırlık Müdürüydü. Eczacı Könez vardı. Ekilen biçilen birlikte yenirdi. Çilekler, üzümler… Mahallede birlikte oynadığım Hayati, Perihan İlhan (son sınıfta bizim sınıfa gelmişti ). Şu anda görüştüğümüz arkadaşlar azalıyor, kayıplarımız çoğalıyor. Dağıldığımız içinde birbirimizden haberimiz olmuyor.

Okulu bitirince memuriyet imtihanına girdim, birincilikle kazandım. Çok az sayıda bayan vardı. Aliye Ablam vardı. Sakine vardı vefat etti. Nezahat vardı onu da epeydir göremiyorum. Hatice Görür vardı odamda değildi ama onu da çok severdim.

1965’te çok iyi bir evlilik yaptım. Eşim Trabzon’luydu asla kötülüğünü görmedim. Muhasebe müdürüydü. Tayini buraya gelmişti çok yaşlı bir annesi vardı komşumuzdu. Asiye Hanım 3 ay bizle birlikte yaşadı memleketine gitti. Düğünümüz 10 Kasım’a denk geldi, el bile şaklatılmadı. Düriye Teyze okuyucum oldu. Bahçemizde yerli usulleri uygulandı. Kına şenlik oldu. Düğünler şimdikiler gibi şaşaalı olmazdı. Bizlere yani gelinlere bilezik takılırdı. Ama öyle altın takma filan âdeti yoktu o günlerde. Tencere, tava falan alınırdı. Alüminyum çıktı sonra emayeler her şey değişti. Ben çalışıyordum. Annem de yaptı.
Evlenince Bakırcı Şükrü Yurdakul’ların iki katlı evine gelin gittim. Aşağıda dede nine otururdu. Oradan Rize’ye tayinimiz çıktı. 1 sene Rize’ye gittik. Deniz bana çok korkutucu gelmişti. Orada da birkaç ev değiştirdim denizin korkusundan. Sonra Çankırı’ya geldik. Mustafa Pabuçcu’ların evine taşındık. Yanımızda Kembağlı Raşit’in kızı Leman vardı işe gidince bakıcı olduğu halde yine yardım eder çocuklarımın tırnaklarını falan keserdi, çok iyi bir insandı. Komşuluklar çok iyiydi.
Ben işe başlarken müfettiş geldi beni kıymetlendirdi vergi memuru yaptı. “Senin torpilin var “dediler. Hâlbuki torpil değil o yıllarda lise okuyan çok azdı.

Çalışma hayatım yorucu gitti diyemeyeceğim çocuklarımın çok iyi bir bakıcısı vardı. 15 yıl bir hanımla yaşadım gül gibi baktı çocuklarıma. Bir gün vali Erbay Fişin hanımı geçiyormuş uğramış öyle ziyaretler yapardı. Kadına demiş ki “Buranın bakıcısı nerede?”
Çünkü teyzem çocuklarla oynuyor ben iş yapıyorum o haldeyim. Ne acı değil mi? Teyzem yorulmasın çocuklarla ilgilensin diye.
Dairemiz ahşap binaydı. Yılda bir kere mazot dökülürdü, börtü böcü olmasın diye. Yeni ayakkabılarımın altı kauçuk şişerdi canım yanar ağlardım. Üstten güvercin alınırdı, torbalarda satılırdı. Babam kaydederdi oradan bilirdim.
Dairedeki kızlar ile Ankara’ya alışverişe giderdik. Giyim kuşam, çanta ayakkabı almaya sonra bir gün ben dedim ki;
“Arkadaşlar nasıl maliyeciyiz? Çankırı’mızdan alışveriş yapmıyoruz, bizim esnafımıza kalsın.”
Artık yavaş yavaş da açılıyordu hazır giyim mağazaları. Çam Ahmetler sivrilmişti.
Su balesi gelirdi ona giderdik, tatile giderdik. Sosyal hayatım iyiydi. Şimdiki Koç Market (Çivitcioğlu) in olduğu yere Beyaz Kelebekler filan gelirdi, sanatçılar gelirdi. Bir gün dairedeki kızları gönderdim. Annem de seyretmeye gitmiş arkasına bir bakıyor bizim kızlar “kızıma bir şey mi oldu, hepiniz geldiniz?” demiş. Onlar da “müdüre hanım dairede oturacak bizi gönderdi o bizim amirimiz” demişler. O sırada müdür geldi diyemedim de kızları eğlenceye gönderdim diye ceza aldım sonra affetti. Bir çalışanı üzdüğüm zaman gece uyuyamazdım sabah olsa da affetsem o memuru diye memurlarımda çok çalışırdı çalışkandı. Herkes işinin hakkını verirdi.
Bir gün bir yazı geldi. Ben kadrolu müdür muaviniydim müdürlüğü vekâleten yaptım. Recep Elmas diye Mardinli müdür lise mezunuyum diye 2 yıl kursa gittim müdür muavini yaptılar. Türkiye çapında gezmen gerekiyor dediler. İki çocuğum var gezemem dedim. Hüseyin Kürkçüoğlu diye Ankara’da bakanlıktaki bir bey bana acıdı. “Kızım senin kadronu Çankırı’ya gönderiyorum” dedi. Bu mucizeydi herkes gülüştü gelmiyor hani kadron diye.
Uzun yıllar müdür muavinliği, müdür vekilliği yaparken 1990’da bir yazı geldi. Şark hizmetiniz gelmiştir şu 4 ilden birine diye Muş, Mardin, Bitlis… Adnan Kahvecioğlu beni tuttu memuriyette takdir alıyordum. Rüşvetim yok, torpilim yok, memuriyet de takdir çok önemli…
Dilekçemi verdim yine bir gün bir yazı bir yıl tutuyoruz Çankırı’da diye. 1991 Mart’ta emekli oldum. Ramazanın 1. gününü seçtim herkes sıkıntıya girmesin davet, ziyafet olmasın diye. Ama ufak tefek şeyler oldu. Küçük oğlum asker o akşam gece 3’te bir kapıyı açtım oğlum geldi. Emekli oldum diye üzülürken birden çok sevindim bu da beni çok etkilemişti.
1976’da annemi kaybettim kanserden, bir yıl sonra da babamı kalpten kaybettim. 1980’de de eşimi kaybettim.
1994’te büyük oğlumu evlendirdim onlarla biraz gezdim. Küçük gelini aldım. Torunlar, çocuklar gelinler derken günler geçti emekliliğe alıştım. Bir gün Birsen (Salepçi) geldi, beni Yardımsevenlere al dedim. Muhasebesini yaptım uzun yıllar orada çalıştım.
1950’den beri Ulus gazetesi okurum. Annemin dayısı Demokrat Parti’den olmasına rağmen. 1957’de işe girince biraz Menderes’i sevdim, çünkü 1 ay tek 1 ay çift maaş verdi. 125 lira maaşımdı. Çift verdiği ay saat aldım Çetinerden. 1960 ihtilalini yaşadık. Erbakan’ın zamanında maaşımız iki katına çıktı ama şimdiki gibi esnaflar zam yapmadı.
Ben insanlarda en önce güler yüzü ararım o yüzden siyasetçinin de güler yüzlüsünü çok severim. Raif Oktay’ı çok sevdim, güler yüzlüydü. Ayrıca ailesinide iyi bilirim. Bir gün ziyaretine gittik, giderken çiçek almayı unutmuş kızlar.
Dedim ki “ah dedim bu benim hatam ablalarıyım çiçek almayı unuttuk “dedim. Yerinden kalktı “Ah senden ala çiçek mi olur ablacığım” diye öptü gönlümüzü aldı. Keşke hepimiz birbirimize karşı sevecen olabilsek hoşgörülü olabilsek…
Çocukluğumdan beri günümüzde unutulan adetlerden bahsetmek istiyorum 1946-47 yılında Çankırılıların yaşlıları siyah şemsiye ile gezerlerdi erkek yüzünü görmesin diye. Babaannem açık, kültürlü, eşi Ankara Tapu Müdürlüğü yaptığı için buraya geldiği zaman şemsiye kullandığını hatırlıyorum.
Annem 15 yaşında Bursa’ya gelin gitmiş. 10 yıl sonra geldiğinde “ah benim memleketim köy gibi” diyerek çok üzülmüş. Annem topuklu ayakkabı giyerdi topuklu ayakkabının üstüne kılıf gibi tam oturan bir kılıf yapılırdı. Şason denirdi. Annem Bursa’da alışmış herkes de olmazdı, dışarıda çıkarır içeride ayakkabı ile gezerdi.
Hoca Fevziye Hanım vardı. Şimdiki Belediye Başkanının kayınvalidesinin babaannesi annemlere eski yazı öğretirdi. Evlere gelirdi hiçbir kapalılık yoktu. Okkalı yeşil gözlü bir hanımdı, öyle yasak falan yoktu. Ben şahidim 1950-53 yılları Tahta Köprünün yukarı taraflarında ayin yaparlardı. Tef çalar Allah diye zikrederlerdi, hatırlıyorum annemle giderdim.
Dini bayramlarda akrabalar hep harçlık verirdi, bez mendillerin içinde. Ramazan’da da Serezlilere iftara gittiğimizde bir de diş kirası verirlerdi Lokman Abim bez mendillerin içine konurdu. Çocukluğumda bayram harçlıklarını alınca Arastaya gider faytona binerdik. Dızlar Değirmenine kadar götürür geri getirirlerdi, çok mutlu olurduk. Bayramda misafirliğe gelen konuklara kolonya tutulurdu hatta öyle ki babam mezarlığa giderken koynuna koyar oradakilere dökerdi. Bayram ikramlarında sigara da ikram edilirdi. Son yıllarda kalktı. Likör ikramı da nadiren de olsa bazı evlerde olurdu. Bizim evde de bu adet vardı. Ziyaretimize Vali, Garnizon Komutanı da gelirdi.

Benim çocukluğumun yıllarında şimdiki gibi evlerin önünde çifter arabalar yoktu. 1945 yılında Serezlilerin büyük nine öldü nineyi gömerken babamın ayağına tabuttan çivi batıyor. Filibit olmuş ilerliyor ayağı kesilmeye Ankara’ya gidiyor. Babaannem yatağıyla beraber taşıyabilmek için parasıyla at arabası tutup istasyona götürdü. Babamı bir Alman doktor kurtardı. 40 gün bizde kaldı. İyileştirdi ayağını kesilmekten kurtardı. O yıllarda durum böyleydi.
Yanpalın Hanı vardı. Köylü şehre eşeğini bile sokamazdı. Mezarlığın altındaydı şehirli müsaade etmezdi. Sonra Karpuzcuların oraya yapıldı köylü çok yoruluyor diye çünkü yol yok doğru dürüst.
Şinanaylar takılırdı gece ağaçlara çocukluğumda. Çankırı da bir de zengin aileler de kız çocuğunu büyütme âdeti vardı. Durumu iyi olanlar hep bir kız alır büyütür gelin ederdi.
Hobilerim; dantel örerim, bilmece çözerim, çok kitap okurum. Roman okumayı çok severim. Yemeğe itina ederim, güzel yemek yaparım.
Çankırı yemeklerini çok severim, pıhtıya bayılırım. Geçenlerde de canım çekti. Nurşen’e (Gazezoğlu) dedim, İsmail güzel yapıyor şu sıkıntıyı atlatalım da yapalım dedi. Salepçilerin Hatice sağ olsun her şey yapıyor getiriyor. Babaannem revaniyi çok güzel yapardı. Rumlardan öğrendiğini söylerdi. Bizim yanan evi satan Rumlara dedem 40 sarı lira verip almış, ben tapucuyum demiş. Aynen Tatar böreğini de onlardan öğrendiğini söylerdi. Annem şekerleme, pıhtı çok güzel yapardı.
Ben çalıştığım için bazen arife günü bile çalıştım. Bayramlara hazırlık yapamazdım önceleri annem hazırlardı.

Emekli olup çocuklarım evlendikten sonra bayram sabahı hep benim evde toplanıyoruz. Sağ olsun Meryem kızım bu konuda çok fedakâr, 15 kişi oluyoruz. Evlenenlerle gelinimin annesi Fatma Hanımla da kardeş gibiyiz yıllardır hiç kırılmadık birbirimizden onun oğlu da evlendikten sonra gelin hanım da katıldı. Hepimiz burada sofra kurulur güle oynaya bayram sabahı kahvaltı yaparız. 2 yıldır pandemi dolayısıyla uygulayamıyoruz.
Çankırı’mı çok seviyorum, aile efradını seviyorum ben gençlerden de mutluyum. Bankaya gidiyorum çocuklar önüme geliyor yardımcı olmak için terbiyeli, saygılı. İyilik yaparsan iyilik buluyorsun. Ben buna inanıyorum. Cennette burada cehennemde burada.
SAYGILARIMLA SERPİL ÖZKAN
26.02.2022
Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



Yorum bırakın