
Bana “Koca kafa” diyen bir kız vardı. Orta okulda üç sene aynı sınıftaydık.
Sonra o da öldü.
Oysa kafam o kadar büyük değildi, Liseye geçtiğimiz yıl ayrıldık o başka bir okula gitti.
Uzaktan bakışırdık, eli elime değmemişti. Uzaktan baktığım, yanına yaklaşamadığım için mi bana “koca kafa” diyordu. Hoşlansaydım onun gittiği okula gidermiydim? Bİlmiyorum.
Aradan yıllar geçti evlendim, o da evlenmiş. Arada dalıp giderdim, karım, “yine daldın” dedi. Son günlerde dalıp dalıp gidiyordum. “Fazla dalıyorsun, dikkat et boğulma” diyerek ağzını yamulttu. “Dikkat ederim” dedim.
Aklımdan çıkarttığımı sanıyordum. Tam unutur gibi olduğumda, sanki “koca kafa” dediğini duyar gibiydim. Kafam allak bullak oluyor, aklım karışıyordu.
Memlekete gittiğimde öğrendim, eşiyle kaza geçirmiş.
-Bunu bana hiç anlatmamıştın.
-Kimselere anlatamadım, belki zamanla unuturum sandım.
-Unutabildin mi, bari?
-Zaman çabuk geçiyor, yaşadıklarımızı unutuyor da, yaşamadıklarımızı unutamıyormuşuz.
….
Genç bir kaymakam vardı, yaşadığımız ilçeden tanıdığım.
Sonra o da öldü.
Çok başarılıydı, arkadaş değildik, okul müdürü olan eşimin amiriydi. Bir iki davette aynı masadaydık. Puro içerdi, bir defasında bana da ikram etmişti.
Aynı yaştaydık, o siyasalı bitirmiş, kaymakam olmuştu, oysa ben hukuk’u bitirememiştim, bitirseydim, belki bende kaymakam olurdum.
Kıskanç değildim, sadece tembeldim.
Aradan yıllar geçti bir daha hiç görüşmedik, o vali olmuştu, ben hala okulu bitirememiştim, televizyonda haberlerde duydum, tatil için geldiği benim yaşadığım şehirde kalp krizinden ölmüş.
-Kıskanmış mıydın?
-Cenazesine katılmadım, eşime söyledim, telefonla aradı eşine başsağlı diledi.
…
Adı Murat’dı, Ankara, Tandoğan da, loş, karanlık, zemin kattaki öğrenci evinde kızlı, erkekli bir grub arkadaş içinde ilk defa tanımıştım.
Sonra o da öldü.
Yaklaşık kırk sekiz sene geçti unutamadım. O günlerde ilk defa aşık olduğumu hissediyordum, henüz çok yeniydi. Loş oda da sadece odaklandığım bir göze bakıyordum, onun da bana baktığından emindim, gözlerimizi kırpmadan bakışıyorduk, ortamdan uzak göz gözeydik ve ben çok bahtiyardım, bildiğiniz gibi değil.
O gün tanıdığım Murat ( kırksekiz sene geçti, sadece bir kaç saat bir arada olduk adını hep hatılıyorum) yaptığı ucuz esprilerle tüm ilgiyi üstüne çekiyordu, oysa benim derdim başkaydı. Murat yaptığı şaklabanlıklarla, bakış açımı, odağımı bozuyordu. Oda da kızların ilgisi hep onun üzerindeydi, kıskanıyormuydum evet bu gün bile unutmadığıma göre kıskanıyordum, hemde çok kıskanıyordum.
Henüz tam açılamamıştım, çekingen, ürkek davranışlarım nedeniyle korkuyor, bakış açımı kendine çevirir diye çok korkuyordum.
“Devrimciymiş” bin dukuzyüz yetmiş dokuz, sonbaharında Tandoğan meydanında katıldığı Devgenç mitinginde patlayan bomba ile oracıkta ölmüş.
-Sevinmiş miydin, öldüğüne?
-Sevinç değil ama pek de üzülmemiştim ölmesine. Ölemeyecek kadar gençti. Ben yaştaydı. İnsan o yaşta kefene sarınıp, kara toprağa girmez sanacak kadar cahildim.
-O kızlara ne oldu sonra?
-Birtanesi hariç, unuttum onları şimdi hatırlamıyorum bile.
….
Gençten bir delikanlı vardı, kız kardeşimle evlenmek isteyen.
Sonra o da öldü.
-Bundan hiç bahsetmemiştin, bana.
-Hiç kimseye, kendime bile bahsedemedim ki…
Kardeşimin tam benimle tanıştıracağı gün öldü. Bütün gece kapıda, elinde çiçeği, çikolatısı ile görüneceğini hayal ederek bekledik.
Kardeşim evlilikten korkup kaçtığını, bir daha gelmeyeceğini düşündüğünden, ağlaya ağlaya arka odaya geçti.
Denizde boğulmuş cesedi, iki gün sonra kıyıda bulununcaya kadar göz yaşları dinmedi. Terk edilmediğini anlayınca rahatladı, ağlamayı bıraktı.
Sadece Beşiktaşlı olduğunu söyledi, bir daha bu konuyu hiç açmadı. Benimse hiç tanımadığım bu genç hiç aklımdan çıkmadı. Aradan yıllar geçtikten sonra anlatabilirim sanıyordum ama hala içimi acıtıyor.
-Sende anlatma, bırak ona ne olduğunu kimse bilmesin!
-Ben biliyorum ya, canım sıkılıyor.
-Suskunlaştın, birden
-Düşünüyordum, hayatımda derin izler bırakmış, o insanları düşünüyordum. Yıllar sonra bile o izlerin nasıl olup da, hâlâ silinmediğini düşünüyordum.
“Gerçek daha yalın ve daha rahatsız edicidir.”
-Neyse, boşver… Yıllar sonra tekrar buluşmuşuz, şu güzel yaz gecesi bahçede oturup demlenirken, konuştuklarımıza bak.
-Konuştuklarımızın rahatsız edici olduğunu kim iddia edebilir ki, eski günleri hatırlamanın nesi kötü?
-Kötü değil de,insanı huzursuz ediyor işte.
-Seni mutlu edecekse bu günlerden bahset, neler yaptığını anlat?
-Emekli olduk, dert üstü, murad üstü yaşayıp gidiyoruz.
-Deniz kenarında dubleks evine bakılırsa, işlerin iyi olmalı?
-Çok şükür, kira bile olsa, mutluyuz. “Aylak bakkal, billur tartar” misali, hikayeler yazıyorum. Ama…
-Aması ne?
-Sanki ileriki günlerde iyi gitmeyen bir şeyler olacakmış gibi bir his var içimde.
-İyi gitmeyen bir şeyler hep vardır.
….
-Deniz kenarındaki çığlıkları duydun mu?
-Hayır, ben bir şey duymadım.
-Galiba biri boğuluyor.
-Boş ver, şimdi rahatımızı, keyfimizi kaçırmayalım.
-Gel gene de biz gidip bir bakalım.
-Çok istiyorsan, git bak, ben gelmem.
-Gelmen lazım ama…
-Nedenmiş, o? Ben burada iyiyim.
-Artık çok geç, gelip yüzleşmen gerekiyor.
-Hiç bir yere gitmek ve hiçbir şeyle yüzleşmek zorunda değilim.
…
-Kolumdan çekiştirerek zorla nereye götürüyorsun?
….
-Deniz kenarında birlikte değil miydik? Şimdi neden kıyıda yatıyorum? Başıma biriken bu insanlar kim
-Bundan sonrası kara ya da deniz hiç farketmez bizim için, anlıyor musun?
-Hayır anlamıyorum…
-Ne hissediyorsun?
-Demin, üzerimde bir ağırlık vardı ama artık hiç bir şey hissetmiyorum.
-Anlamazlık etme o zaman, olanları kabullen.
-Neyi kabulleneyim. Ne oldu ki bana?
-Karadenizin hırçın dalgalarında boğuldun!
-Sonra…
-Sonra, sen de öldün işte!
…
Merak edene: Burada anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür, hayal edilmiş olmaları gerçek olmadıkları manasına gelmez, sadece hayal edilebilir olduklarını gösterir. 😂
Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



Yorum bırakın