ÇANKIRI TARİHİNE 100 CANLI TANIK: HASAN ÖZKAN


Tanıdım tanıyalı üzerinde takım elbisesiz görmediğim çok şık giyimli Hasan Ağabeyim ile görüşmeyi eşim Bekir Özkan ayarladı. Önce oğlumla bürosuna gittik, küçük müze haline getirdiği bürodaki fotoğraflarını çektikten sonra evine gittik. Eşi Hamide Ablanın iki yeğeni de arkadaşım, onlardan teyzelerinin ne kadar becerikli olduğunu duyuyordum ama tanışmak nasip olmamıştı. Bu sohbet vesilesiyle  tanıştım. Hasan Ağabey Osman Ağabeysinin oğlu ve ailesini de davet etmişti. Onlarla da hem tanıştık hem sohbet ettik. Kendilerine misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu sohbeti sizlere ulaştırmama vesile olan Hasan Ağabeyime ve tatlı eşi Hamide Ablaya çok teşekkür ediyor kendilerine sağlıklı günler diliyorum. Serpil Özkan

HASAN ÖZKAN 

Anne adı: Zeliha 

Baba adı: Sadık

Doğum yılı: 1943

 Kardeşleri: Ahmet, Osman,  Meryem, Zeliha

Doğum yeri: Çankırı Yapraklı Kullar köyü

Dedem babamı Yapraklı’daki Hacı Hafız Hasan Sarıkaya’ya imrenerek hafızlık eğitimi alması için İstanbul’a göndermiş. 12 yaşında giden babam askerliği çıkana kadar tahsiline devam etmiş. Askerliği bitince İstanbul’da kalmış. İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiği yıllarda babam tanıdığı subaylar aracılığıyla istihbarat yapmak istediğini söylemiş gizli örgüt de çalışmış. “Ben sizlere yardım etmek istiyorum” diyerek biraz İngilizcesi varmış. Boya sandığı elde etmiş üstünü başını o şekilde düzenlemiş. Askerler boya yaptırırken, konuşurlarken dikkat çekmeden onların konuştuklarını dinler, toparladıklarını hafta içinde aracı olan subaya iletirmiş. Bunları ben bizzat babamdan duydum sonraki yıllarda ağabeylerimle sohbetlerde de bilgi sahibi oldum.

 Bir gün babam haber ileten aracıya “ben Atatürk’ü görmek istiyorum” demiş onlar da göremezsin dememişler. Babam sabah akşam yardımcı olmak için çalışıyor, müsait bir zaman sana haber veririz demişler. Güvenlik icabı istihbarattakilerde birbirlerini tanımıyorlar. Bir gün babamı arabayla alıyorlar “seni götüreceğiz” diyorlar. Akşam değerlendirme yapılıyor, arabaya binince metruk bir yere gecekondu gibi bir yere gelince babam biraz ürperiyor, pişman oluyor bindiğine ama orada bildiklerini anlatıyor. Bilgi alışverişi bitince babamı arabaya bindirip geri götürüyorlar arabaya binince babam kendini getiren maskeli kişiye soruyor.

“Hani bana Atatürk’ü gösterecektiniz” diye.

” Atatürk seni gördü dinledi, memnun kaldı bunu bırakmayın devam etsin” dedi diyorlar. Dedem Atatürk’ü hiç görmediği için tebdili kıyafette gelen Atatürk’ü bilememiş. İngilizler gidinceye kadar gönüllü çalışmış sonra “sana iş verelim” demişler tren çalıştırmış şimendifer olarak bende düdüğü hatıra.

 

Ninem dedem hasretine dayanamıyoruz gel diye haber gönderiyor. Babam işlerini iyice ilerletmiş, Sirkeci’de otel işletiyorlarmış, edindiği malı mülkü ortağına bırakıyor hissesine düşen parayı valizle getirmiş o yıllarda bankacılık bilinmediği için. Babam Kullar köyüne dönüyor. Köylerde kendini çok sevdirmiş Sadık Efendi diye o yıllarda okuma yazma biliyor, devletçi, milliyetçi devlete ve hükümete yardımcı olan köylerin bilirkişisi gibi olmuş. Savaştan çıkınca devlet zayıflayınca halkın üstüne yük düşmüş doğal olarak yoktan var oluş hikâyesi. Cumhuriyet yeni kurulmuş savaştan çıkılmış sonradan anlatıldığı gibi insanların boğazına basarak değil vatandaştan vergi toplanıyor. Köylüden ne alacaklar? ekin var, ellerinde buğday. Babam bunları anlatarak ikna ederek toplar, gönderirdi. 

Annemi de yetiştirmiş, ilişkilerimiz iyiydi. 

Ben ailenin en küçüğüyüm. Babam köye döndükten sonra fakirleşmiş. Köylere köy imamlığı yapıyor. Yapraklı’daki Hacı Hafız görevlendirmiş resmi değil ama o yıllarda Yakaköy’de İmam ben orada doğmuşum. Çocukluğumda bir gün ablamın omuzuna binmiş oynuyoruz köyün etrafında dolaştırıyor abilerim de takılmış. Ben orada oynarken ağaca takılıp düşüyorum, sesime gelmişler burnum kanamış, ufak tefek sıyrıklar olmuş, eve geliyorlar. Ahmet Abim Kullara kaçmış korkudan, Osman Abim arazi olmuş iş ablama kalmış. Hâlbuki babam İstanbul görmesinden mi yapısından mı hiç korkutucu baba değildi.

“Ne oldu kızım?” diye soruyor, ablam korkarak anlatınca

“Korkma kızım” diyor. (tabii ben de nazlanıyorum babamın kucağına çıkıyorum) nasihat etmiş. 

“Çocuklar siz hepiniz benim çocuğumsunuz bu çok küçük kendini koruyamaz bak canı yanmış bir daha yapmayın sahip çıkın birbirinize dedi. 

Böyle anlayışlı bir babaydı. Babam 1949 da hastalandı Çankırı’ya geldik. Dr. Ruhi Bey vardı tedavisini yapıyor fakat siz köye dönün buranın havası babana iyi gelmiyor diyor. Biz yine köye geri dönüyoruz. 

Babam vefat edince ağabeylerimle 1957 de Çankırı’ya geldik. Ağabeyim Ahmet Özkan’la beraber durduk. Köyde doğdum, köyde büyüdüm, 15 yaşıma kadar köy hayatını öğrendim. İlk işimiz kahvehane açtık Mühlüz tepesinde Ebcetin hamamının karşısında. Beni Taş Mektep Ortaokula kaydettiler. Köy çocuğu olarak biraz dışlandım rahatsız oldum. Ahmet Abime ben okumayacağım dedim. Kahvede çıraklık yapmaya başladım. Sonra nakliyecilik yaptık. O yıllarda kamyon-kamyonet nakliyeciliği yok at arabacılığı ile oluyordu. Kamyon alırken Küçük Osman’da, Köşkerler de vardı. Köylerden insanları kamyonla taşıdık. Köylere sonra minibüs, otobüs çoğaldı. 

Çankırı’ya ilk geldiğimizde Çankırı Sarı Baba, Kale, İmaret arasındaydı. Sarı Baba da Tosya Caddesi’nde iki katlı bir eve kiraya geldik. Biz ikinci kattaydık. Bir gün yeğenim Cafer hopluyor diye çocuk daha ev sahibi yukarıya çıktı, çocuğa sahip çıkın dedi. Çocuk bu dedik biraz da bizi köylü diye hor gördü, ben biraz sert çıkışınca bir daha söylemedi. Çocukluğundan beri Cafer e ilgim sevgim farklıydı. 

Aksu Mahallesi’nden ağabeyim Ahmet arsa almış Babsalılarla beraber. Biz köydeyken çocukken kereste taşıdım, ev yapmıştık, ev kiradaydı. İki katlı betonarme eski Hastanenin orada Karakolun yanındaydı. Kiracılar çıkınca taşındık. 1 yıl sonra da ben evlendim, 13 yıl orada durduk.

 

O yıllarda eşimin teyzesi olan Gülsüm Yengem rahatsızdı. Aileler onun yeğeni Hamide ile evlenmemi istiyorlardı. Ben de çocuk yaşta zaten kafama koymuştum. Biz aynı sınıfta okuyorduk. Ben 5. sınıfta o birinci sınıftaydı. Eskiden köylerde bütün sınıflar bir sınıfta okurdu, başarılıydım. Ben sınıf başkanıydım. Birinci ikinci sınıfları eğitmen okuturdu. Eğitmenin hasta olduğu gelmediği zaman öğretmen beni görevlendirirdi. 

Yine öyle bir günde yaramazlık yapanların numarasını yaz diye tembih ederdi öğretmenimiz. Hamide de dayısının kızı ile ikisi konuşuyorlar biraz akrabalık da var tanıdığım için Ahmet Abimin eşinin yeğeni uyarıyorum sessiz olun diye dinlemediler. Öğretmenden gördüğüm gibi ellerini uzattırıp cetvelle vurdum rencide oldu herhalde tersledi beni canı yandı.

 

O yıllarda bile ileriyi düşünme kabiliyetim vardı hem yengemin akrabası, hem köylüm, hem de hoşuma gidiyordu. Evliliğimizin uygun olacağını düşünüyordum.

 

Askerliğim çıktı. Alelacele evlendik. 1 ay evli iken 15 gün de rapor aldım. 1,5 aylık evli Isparta’ya askerliğe gittim. Acemiliğimi Isparta’da yaptım. Komutanımız Çankırı’lıydı. Buradan mektup götürdüm, gözüm açıktı. Birkaç isim daha ver dedi bu hemşerilerimle bizi Ankara’ya gönderdi. 

Benim ehliyetimin olması işime yaradı. Sivil ehliyet olduğu için şoförlüğe seçtiler. Alay komutanının şoförlüğünü yaptım. Fotoğraf makinesi aldım, askerlerin resmini çekiyordum tab ettiriyor, cüzi bir miktar alıyordum. Dışarı çıkıp çektiremedikleri için 2 yılda bayağı para kazandım. 

Ticari zekâ diyorlar iş işi açar, mücadele edeceksin. Ben bu düstur ile çalıştım ömrüm boyunca. Her hafta eve de çıkabiliyordum. Komutanlarım yardımcı oldu yeni evliydik. Hasret çekmedim.

Askerden geldiğimde iki ağabeyim işi ayırmışlar. Ben Ahmet Ağabeyim’le çalıştım. Kamyon alalım dedim. 1970’li yıllarda kendimizi tanıttık. Köyden gelenler hemşericilik yaparlardı. İlk başladığımız yıllarda Mühlüz Tepesinde şimdiki Yakup Selci’nin dükkânının olduğu yerde yazıhane açtık. Biz de 4 kamyona çıktık. Şoförlükten patronluğa doğru ilerledim, şoförler aldık, işimiz büyüyordu. İnşaatçılığa başladık, işveren durumuna geldik.

1973′ de ilk kaloriferli apartmanı biz yaptık. Özkan Apartmanı ve kendimiz de oraya taşındık. Allah’ın yardımı, gayretimizle 500 kişiye iş verir hale geldik. Ağabeyimin çocukları Cafer, Ali büyüyünce ayrıldık. 

Ayrılırken sahip olduğumuz nakliye, inşaatı ağabeyime bıraktım. Ben otomobil alım satım, otomobil sigortası üstüne bir yazıhane tuttum. Benim çocuklarım daha küçüktü. Eşim fedakârca çocuklarla ilgilenirken ben de tamamen kendimi işe verdim. Evliliğimdeki isabetli karar bir ödülle de taçlandırıldı. Vali Halil Ulusoy zamanında yılın örnek ailesi seçildik plaket aldık. 

Yurtdışına gitmeye başladım bayilikler vesilesiyle. Vehbi Koç’ la tanıştım, güzel dostluk yaptım. Dostluğum sayesinde kendisini Çankırı’ya fabrika açması için ikna ettim. Yer bulmakta gecikilince rafa kalktı.

Vizyonum genişledi. Bana oğullarım Ayhan, Aydın ortaokul lise döneminde yardımcı oluyorlardı.Onlar üniversiteye, yurt dışına gidince kızım Aydan yanımda çalışmaya başladı. Aydan da evlenince adam tuttum onlarla da zor oldu.  2001 yılında iş hayatımı bitirdim.

 

Siyasete başlamam da şöyle oldu:

şoförlük yaparken ağabeyim CHP teşkilatındaydı. Askerden geldim adam bulamıyoruz demişler abim de bizim Hasan olur demiş. Ben de Kırıkkale’den kamyonla kiremit getiriyorum. Tahir Şehirlioğlu, Kamil Tabak, Zühtü Onat’ a rastladım. “Sen Gençlik Kolları Başkanı oldun dediler. Büyük Caminin karşısındaydı bina merdivenlerden çıktım, şurayı imzala dediler. CHP Gençlik Kolları başkanlığı ile siyasete başladım. İlçe başkanı, il başkanı oldum. Nuri Çelik Yazıcıoğlu milletvekili oldu. İyice siyaseti öğrendim. İl genel meclis üyeliği yapacağım dedim. Köylerle, köylülerle irtibatım iyi ya.

İhtilal oldu Kenan Evren’i Genelkurmay Başkanı iken tanımıştım. Cumhurbaşkanı seçilince Çankırı’ya geldi, görüştüm. Partiler kapatıldı. Yeğenim Cafer Özkan dedi ki “Turgut Özal parti kuruyor onu kurun, babam beni dinlemez amca” dedi. Birbirimizle ilişkimiz çok iyiydi. CALP’çılarda bana geliyorlar CHP’liyim diye. Ben ofisimde otururken CALP’çılar emniyete gelmişler Hasan Özkan’ı arıyoruz diye. Seçimler olacak diye sen kur masrafı bizden dediler sen de 1. sıradan milletvekili adayımızsın dediler. Ben onlarla konuşurken Necdet İpek (Belediye Başkanlığından alınmıştı), ihtilal olunca Mustafa Uğur’u da özel idareden aldılar. Ali Demir, Atıf Açıkgöz bunlar ağabeyimin etrafında toplandılar. Onlar güçlü kuvvetli ANAP’ı kurmaya uğraşıyorlar.

 

Ben taban adamıyım, tabandan başlarım daha parti tüzük hazırlık aşamasında Necdet İpek, Mustafa Uğur yazıhaneme girdiler adamlar benimle konuşurken. Necdet İpek dedi ki

“Hasan ‘cığım ben bu adamların dışarı çıkmasını istiyorum” dedi. Abi onlar misafirim dedim o sırada da abim ile aram limoni. Necdet İpek rahmet olsun ağabeyinin oraya gideceğiz dedi öpüştük ağabeyimle biriniz orada biriniz burada olmaz dediler. Ağabeyinin kuracağı partiye gel, sen yardımcı değil organize edeceksin dediler. İçimizden en deneyimli sensin dediler üstüme sardılar bu işi. 

ANAP’ı kurduk. Milletvekili seçimleri geldi aday bulamıyoruz benim imkânım varken aday olmayı düşünmedim. Ankara’da hizmet insanlara olmuyor, il genel meclis üyeliği olarak daha çok insanlara hizmet ederim düşüncesindeydimÖzal’ın makamına 3. olarak vardım biz partiyi çabuk kurduk, birinci olurduk ama aday bulamadık. Makamda girince ilk aday genel merkezden dediler. İkinci, üçüncü sizden dediler. İlker Tuncay’ı 1. sıraya verdiler. Ahmet Özkan, Saffet Sakarya koyduk listeye iktidar olduk. Bana göre Çankırı’ya gelmiş geçmiş en büyük hizmeti ANAP yaptı. 

İl genel meclis üyesi olarak da ben, Pirinççi Mehmet Özkan, Ali Demir, Mahir Göktaş, Faruk Gür  Abi ile köylere çok hizmet yapıldı. Şehir şehir oldu bu yıllarda. 1995 e kadar devam etti siyasi hayatım il genel meclis üyesi olarak. Siyaseti 2004’te bıraktım. 

Fiilen vasfım olmasa da vatandaş olarak boş durmuyorum faaliyetlere çağırıyorlardı. Tecrübelerimle yardımcı oluyordum. Korana yüzünden 2 yıldır uzak kaldım. Kendimde siyasi, ticari hayatımda Çankırı’ya güzel hizmet yaptığımı düşünüyorum. 

1993’te yazmaya başladım. Hayatımı, tecrübelerimi yazdım. 2001’de toparlayıp kitap haline getirdim. Akraba çevreme, eşe dosta hediye amaçlı yaptım. Edebiyat Fakültesi talebesi bir kızımızla tesadüfen tanıştık bana yardımcı olmasını rica ettim. Okulu bitirene kadar benim yazdıklarımı toparladı, bilgisayara geçirdi, çıktı yaptı bende kızımızın emeğini karşıladım.

 

Çankırı’ya ilk geldiğim yıllarda köyler sosyal ekonomik yönden çok zayıftı. Televizyon yok, bilgisayar yok bürokrasi olarak muhtarla ormancıyı bilirdi.

 Hatta şöyle bir şey var köye vali gidiyor. Yaşlı bir hanımla konuşuyor. Yaşlı hanım tabii erkek görünce bürleniyor, tek gözü görünüyor. “Ne iş yapıyorsun?” diyor. Valiyim diyor hay oğul az daha okusaydın da ormancı olsaydın diyor.

 

Yine şöyle bir olayda olmuş. Atatürk zamanında Şeyh Osman köylü Hacı Tevfik Efendi meclis başkanı, Ünüre ablasını ziyarete gidiyor. Ablası “hoş geldin bizim oğlan” diyor. “Bir kendimi tanıtamadım size abla” diyor.

İsli tavada yumurta pişiriyor, kara tavayı önüne koyuyor 

_”aman adam önüne gidecek değil ya “diyor. Benden daha büyük adam mı olur devletin birinci adamıyım diyor. İşte köylünün bürokrasiyle devlette ilgisi bu kadardı.

 

Kamyon aldığımız yıllarda Orman Müdürü ciple Dereli köyüne gitmiş. Köyün kadınları pınarda çamaşır yıkıyor. Kız çocuğu cipi görünce Ana ana diye koşuyor. Pınara doğru bir şey geliyor.

 “Önünden çeken yok” 

“Ardından iten yok, ben korkuyorum” diye o kadar mahrumiyet bölgesiydi.

 

Ben Askeriyeye erzak çekiyordum, hepsini iyi biliyorum. Ateş okulu iyi bir okuldu. Amerika’dan subaylar gelip ders alıyordu. Bütün astsubay okulları Balıkesir’de toplandı, astsubay hazırlama okulu yerine zırhlı Tugay geldi, onlar da ülke içerisinde farklı yerlerde görev yapıyor.

Astsubaylardan Çankırı’daki kızlarla evlenen oluyordu. Sosyal, ekonomik canlılık oluyordu. Herkes para kazanıyordu. Üretim çoktu, meyve, sebze, süt ürünleri, hayvancılık, el sanatları hep bitti.

 

Benim çocukluğumda Kirazlıdere Fidanlık’tan Karaköprü’nün olduğu yere kadar burada tamamen sebze meyve çok olurdu. Ankara’dan günübirlik gelip alışveriş yaparlardı Yollar iyi değildi. Karayolu tercih edilmezdi. Nakliye taşımacılık trenle olurdu. Trenle gelirlerdi. Ankara Zonguldak treni bir canlılık katıyordu…

Dini bayramlarda 25 kuruşa atlı araba (fayton) vardı. Mühlüz Tepesi Çankırı’nın can damarıydı. Dızlar değirmeninin oraya kadar biner giderdik faytonlara.

 

Genelde Çankırı’nın yazlık evleri bahçeleri bu tarafta oluyordu, kışın şehir içinde yazın bu tarafta oluyorlardı. 

Yarana girmedim, misafir olarak katıldım. O disiplin, oyun adabı düğünlere de yansırdı. Şimdi adı var tadı yok.

Çankırı önceki yıllarda şirin Anadolu şehri idi, bahçe yeşillik kalmadı. Yüksek binalar çoğaldı. Daire sayısı çoğaldı, en son yapılan 200 dairelik yerler var, aynı çatı altında yaşamak çok zor. Müteahhitlik, inşaat işi bildiğim için ortama göre her şey değişti.

Köyler de hayat doğaldı, her şeyi kendileri yapardı. Şimdi oda değişti. Çocukluğumda evler toprak evler olurdu. Bir tane bizim kiremitli ev vardı. Babam İstanbul’dan gelince yapmış Konak derlerdi. Yattığı, kalktığı evi, samanlığı topraktı. Hayvan besler, koyun, keçi, inek, tavuk, yumurta her türlü ticareti kendi yaratırdı. Odun yakar, ormandan toplardı para dönmezdi. 

Anadan atadan gördüğü ile hayat sürdürüyordu. İnsanlar şehre akın etti. Nüfus tamamen şehre kaydı. Köylü gelince iş bulacağını, çocuğunu okutacağını düşünerek geldi. Kültürler karıştı, şehirlerin yapısı değişti. Ben iki kültüre de aşina olduğum için, bu gidişat hayra alamet değil. Köylünün ürettiğine şehirli, şehrin imkânına da köylü muhtaçtı. Karşılıklı alışveriş vardı. Üretim durdu, iş yokluğu, gıda yokluğu baş göstermeye başladı. Bu döngü değişmesinden kaynaklandı.

Ben günlerimi ev ile ofis arasında geçiriyorum. Ofisimi de küçük müze haline getirdim. Ofisimde anılarımla, uğrayan eş dostla vakit geçiriyorum.

SAYGILARIMLA SERPİL ÖZKAN 

8/1/2022

Hasan Özkan ağabeyim sayfasında paylaşmış, onore oldum,sizlerle paylaşmak istedim 💐
MAZİDEKİ ÇANKIRI GRUBU ADINA SERPİL ÖZKAN HANIM’ IN BENİMLE YAPTIĞI RÖPORTAJ ÇOK GÜZEL OLMUŞ.
ÖNCELİKLE SERPİL HANIM’A ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. BAŞARILARININ DEVAMINI DİLİYORUM.
BENİ BENDEN DAHA İYİ TANITMIŞSINIZ. ELLERİNİZE SAĞLIK.
HEMŞERİLERİMİZİN BÖYLE HAYAT HİKAYELERİNİ VE FOTOĞRAFLARINI PAYLAŞMANIZ, ESKİLERİ HATIRLATMANIZ ÇOK GÜZEL BİR ŞEY.
BEN DE BU YAZILARI BÜYÜK BİR ZEVKLE OKUYUP, ESKİLERİ HATIRLAYIP ÇOK MUTLU OLUYORUM.
BU ŞEKİLDE BENİMDE FACEBOOK’TA YAZIMI OKUYUP, BENİ HATIRLAYAN, YORUM YAPAN, BEĞENEN DOSTLARIM BENİ ÇOK DUYGULANDIRDI. HEPSİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.
İNŞALLAH DEVAMINI DA YAZMAK İSTERİM.
SAYGILARIMLA. Hasan ÖZKAN


Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

WordPress.com Tarafından Desteklenen Web Sitesi.

Yukarı ↑

Çankırı Araştırmaları Sitesi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin